Nefeslerin tutulduğu nadir anlar vardır. Büyük bir futbol karşılaşmasında takımların kaderini değiştirecek o son penaltı, ecmo'dan çıkarılan kalbin kendi kendine atmaya başlamasını beklerken geçen süre ve iki özgür ruhun birbirine değdiği o an. Nefesler tutulur ve nefesini ilk veren kişi bütün büyüyü bozar. Ama bu iki özgür ruhun sanki büyüyü bozmaya niyeti yokmuş gibi duruyordu. Onların niyeti yoktu belki ama bir süredir bu ikilinin ne yapacağını bekleyen Simon daha fazla dayanamamış ve ellerini çırparak odaya dalmıştı.
"Yeni kız demek ki adam seçiyormuş. Senin tipin olmadığım için üzüldüm güzellik."
Genç kızın belindeki ellerini Simon'un pişkin sözlerine rağmen yavaşça çözen ve çözerken de temasını kesmeyen Steven ise bakışlarını bir an olsun Mahi'nin gözlerinden ayırmamıştı. "İşine bak Simon." diye sinirli bir sesle söylense de, Mahi'ye odaklanan gözlerinde başka bir sıcaklık vardı. Neyse ki Simon patavatsızlığını daha fazla sürdürmeyip dolabının önüne geçmiş ve soyunmaya başlamıştı. Steven, yönü Simon'a dönük olan kızın önünde adeta bir dağ halini alarak onu görmesini engelledi. Mahi nihayet bir adım geri çekilebildiğinde ise uzun zamandır tuttuğu nefesini büyük bir rahatlamayla verdi. Az önce yaşadıkları da neydi böyle?
Takdire şayan bir çabayla yaptığı işe devam edip, az önce olan her neyse yaşanmamış gibi davranmayı başarmıştı. Odadan çıkarken Dennis'i son bir kez daha kontrol edeceğini ve ameliyathaneye geçeceğini söylemişti. Dışarı çıktığında ise omurgasında hissettiği serinlik hissi, içeride yaşadıklarının bir tezahürü olarak kendini göstermişti.
Ameliyat öncesi hastaları hazırladıkları bölüme geldiğinde Dennis'in yalnız olduğunu gördü. Anlaşılan henüz gerekli hazırlıklar tamamlanmamıştı. Ayak ucundaki dosyasını alıp, sayısını bilmediği kez tekrar kontrol etti. Dennis oun odadaki varlığını umursamıyormuş gibi davranıyordu. Büyük ihtimalle heyecanını br türlü yatıştıramadığı için nasıl tepki vereceğini bilmiyordu. Dosyayı yerine koyduktan sonra tekerlekli tabureye oturup bedenini yatağa doğru sürükledi ve genç kızın baş ucundaki monitöre sanki bir şeyler arıyormuş gibi gözlerini kısarak baktı.
"Bak şurada kan basıncın, şurada da solunum hızın gösteriliyor. Görünüşe göre epey heyecanlısın. Ama sana bir sır vereyim mi, ameliyattan sonra basit bir heyecanda bile yorulan kalbin yeni heyecanlar keşfetmek için can atacak."
" Bunu sen bilemezsin. Hiç kimse bilemez. Siz söylediniz %40 şansım var diye. Nasıl bu kadar emin konuşabiliyorsunuz?"
" Benim de güvendiğim bir kaç gizli numaram var genç bayan. Eğer %40'ın %60'tan daha büyük olduğuna inanıp, o ameliyattan daha güçlü bir şekilde çıkarsan bu numaraları sana da öğretebilirim. İnan çok işine yarayacak."
" Artık Daniel ile konuşmaya çalışırken kalbim ağrımayacak mı?"
" Fiziksel olarak ağrımayacağını garanti ederim ama hayatının geri kalanında bazı kalp sızıları çekmeyeceğini iddia edemem. "
" Ne farkı var ki? Yine hasta hissedecek kalbim."
" Ama o zaman tonlarca ilaca ve ameliyata ihtiyaç duymayacak, çok daha basit şeyler sızını dindirecek. Bir gülüş, bir bakış, bir dokunuş ya da güzel bir söz. O yüzden güzel bayan lütfen bu tatlı sızıları hissetmek için bana söz verin. Şimdi izin verirsen son kontrollerini yapmak istiyorum. Birazdan seni operasyon için almaya geleceğiz. Ve yaklaşık 5 saat sonra uyanırken de yanında olacağım. "
Bazı sözler karşıdakine veriliyormuş gibi gözükse de aslında kendimize veririz. 'iyi olacağına söz ver' seni iyi ettiğimi bilmeye ihtiyacım var demektir. Mahi de 5 saat sonra Dennise uyanırken her şeyin yolunda gittiğini görmek istiyordu. Monitörü son kez kontrol edip odanın çıkışına doğru yöneldi. Kapıda kollarını göğsünde birleştirmiş, cerrahi üniforması ve uzun saçlarını güç kapatan bonesi ile neredeyse tamama yakın şekilde hazır olmuş Steven ile karşılaştı. Bir süredir unuttuğu ürperti yeniden bedenine sirayet etmeye başlamıştı. Onun da kendisi gibi Dennise ile konuşacağını düşünürken aksine o; Mahi'nin arkasından bölüm bankosuna doğru yürümeye başladı. Mahi elindeki raporları incelemeye çalışsa da aklını bir türlü veremiyordu. Bu adamın varlığı onda garip hisler uyandırmaya başlamıştı.
"İnsanlara tutamayacağın sözler vermemelisin Maey."
"İsmimi ne zaman öğreneceksin?"
"İsmin Maey zaten. Ama sen beni geçiştirmeye çalışıyorsun. Ülkende belki işler bu şekilde yürüyebilir ama burada hastaları olabilecek en kötü duruma hazırlamak zorundasın. En iyi ihtimalle felç kalma riski var. Eğer öyle bir şey olursa Daniel dediği çocuğun karşısına belki de bir daha çıkmak istemeyecek."
" 2019 yılında Toronto'da yapılan bir araştırma, Ameliyat öncesi yapılan pozitif telkinlerin başarıya güçlü bir etkisi olduğunu kanıtladı. Eminim bilinçli bir cerrah olarak sen de okumuşsundur. Ama ben bu araştırmayı okumadan önce dahi, hastaların iyileşmeye olan inançlarının ameliyat sırasında ve sonrasındaki iyileşme sürecinde oldukça katkısı olduğuna inanıyordum. Ve doktor; doğru bildiğim şeyleri yapmaktan asla geri durmam. Ülkemde ve ya değil, ben dünyanın her yerinde hastalarımı kurtaracağıma inanır ve bu şekilde motive olurum. Bu motivasyonun altı sandığınız kadar boş değil."
" Bana Steven diyebilirsin. Ve umarım haklı çıkarsın. Bu konuda yanılmayı senden daha çok istiyorum."
" Umarım yanılan sen olursun."
" Hastanın vital bulguları nasıldı? Oksijen oranında bir iyileşme var mı?"
" Kan basıncı hala yüksek, ama satürasyon normal seviyelerde. Anestezist ile görüşüp onu hazırlamalarını söylemeliyiz. Vakit uzadıkça endişesi daha da artacaktır. Bu arada neden yanında kimse yok?"
"Denise devlet korumasında. Annesi yıllardır içeride, babası da o daha çok küçükken evi terk etmiş. Kızcağız bu yaşa kadar hep koruyucu ailelerin yanındaymış. Son gittiği evde de durumu kötüleşince tehşisi koyuluyor. Aslında daha erken fark edilse işimiz bu kadar zor olmayacaktı. Anlayacağın hastanın bizden başka kimsesi yok."
"Onun için üzüldüm."
" Ben de üzgünüm ama elimizden başka bir şey gelmiyor. Annesi eroin bağımlısıymış. Muhtemelen ona hamileyken de kullanıyordu. Yapısal bozukluğun sebebi bu olabilir. Ailenin sağlık kayıtları da pek bilgi vermiyor ne yazık ki."
" Anlıyorum... Neyse biz işimize odaklanalım ve o çocuğu yeniden hayata kazandıralım. Ben anestezistin yanına gidiyorum sen gelmiyor musun?"
" Ah elbette geliyorum. Seni o aç kurtla yalnız bırakmak istemem."
" Neden böyle söyledin?"
" Ah sevgili Maey, çok iyimsersin. Gidince neden öyle söylediğimi anlayacaksın."
İlk anda Steven'in söylediklerine bir anlam veremese de anestezi uzmanının yanına gittiklerinde ne söylemeye çalıştığını gayet açık bir şekilde anlamıştı. Adam Simon'un akıl hocası gibiydi. Yılışık hareketleri, sürekli temas halinde olmak istemesi ve flörtöz, hatta müstehcene varan sözleri ile Mahi gibi bir genç kadını utançtan yerin dibine sokabilecek bir potansiyele sahipti. İlk başlarda Steven sadece 'ben söylemiştim' bakışı atarken; adam işi ilerlettikçe bakışları kararmış ve Mahi'ye her temas etme çabasında siniri katmerlenmişti. Adamı her ne kadar savuşturmaya çalışsa da aleni bir şekilde yakın temasa girmeye çalışması ve sanki Steven odada yokmuş gibi sonu yatakta bitecek bir buluşma için ısrarcı davranması bardağı taşıran son damla olmuştu. Manzara karşısında daha fazla dayanamayan genç adam, Mahi'yi tek hamlede arkasına çekip; "işini doğru düzgün yapmazsan bu gece senin yatağına kadar girer ve işini bitiririm dostum." demişti. Açık bir şekilde gözlerindeki korkuya şahit olduğu adam ise aniden 180 derece değişip ciddileşmiş ve operasyondaki anestezi aşamalarından bahsetmeye başlamıştı.
Anestezi odasından çıktıkları andan sonra ikisinin de ağzını bıçak açmıyordu. Mahi'nin arada Steven'ın ellerine kayan bakışları, yumruklarını sürekli sıkıp gevşetmesine şahit oluyordu. Ağzının içinde gevelediği küfürler tam anlaşılamasa da, içinden geçtiği gibi davranamadığı için oldukça gergin olduğunu hissettiriyordu.
" Hayatımda gördüğüm en abaza adam. Simon onun yanında masum bile kalabilir."
" Maalesef onun bile yanlarında masum kalacağı adamlar var. Böyleleri karşı cinsin rızasını da pek umursamıyor ne yazık ki. Hastanede bunun gibilerin tacizine uğramış kim bilir kaç kadın vardır."
"Gerçekten çok can sıkıcı bir durum. Hele benim için oldukça can sıkıcı. Daha önce böylesine bir durumla karşılaşmamıştım. Sen odada olmasaydın olabilecekleri düşünmek bile istemiyorum."
" Bundan sonra yanında ben olmadığım sürece o adamla bir araya gelmemeye çalış. Ve sana dostça bir uyarı daha. Ellerinden sakın bir şey yiyip içme."
" O kadar mı vahim?"
" İnan bana daha da vahim."
" Sana güvenmem gerektiğinin garantisini veriyorsun öyleyse?"
Mahi Steven'ın bu soruya sessiz kaldığını düşünüyordu ama genç adam içinden; "özellikle bana güvenmemelisin." demişti.