Annemin bu sonsuz iyimserliği karşısında sadece gülümseyebildim. Onun için her şey bu kadar kolaydı işte. Onun için her şey bir şekilde hallolurdu çünkü sevgi her zaman iyileştirirdi. Ama Aras’ın gözlerini görmüştüm. Gözlerinin ardında her ne varsa, bir haftada sevgi ile değişebilecek türden görünmüyordu.
Annemin yanından lavaboya gitmek için kalktım. Biraz elimi yüzümü yıkayıp kendime gelmem gerekiyordu. Yukarı çıkarken Sancak abi ve Aras’ın konuşmalarına yanlışlıkla kulak misafiri oldum. “Sen ne zaman adam olacaksın?” diyordu Sancak abi. Sesi çok sertti, hiç duymadığım şekilde. Ama fısıldıyordu.
Sanki adamı kaç kere duydun da Masal?
Ardından Aras’ın sert sesi duyuldu. “Bunu bana sen mi söylüyorsun baba? Evin içine, hayatıma daha dün tanıdığım iki kişiyi bu kadar fütursuzca sokarken adamlık dersi mi veriyorsun?”
“Onlar benim aşık olduğum kadın ve kızı, Aras!” dedi Sancak abi sesini kontrol etmeye çalışırken.
“Aşık olduğun kadın…” Aras alayla güldü. “Annemi böyle silip attığına inanamıyorum. Onunla kaldığın odaya başka bir kadını almana inanamıyorum. Ayrıca hayatıma böyle müdahale etmene de inanamıyorum.”
“Biriyle hayatımı tekrar birleştirmem anneni unuttuğum anlamına gelmiyor. Sen başka kadınlarla, o arkadaş grubunla aptal partilerde yasını tuttuğunu, kafanı dağıttığını sanıyorsun. Verda bana iyi geliyor. Bunu anlayacak kapasitede olduğunu sanmıyorum. Özellikle her gece başka kadınlarla takılan bir adamın, asla.”
Aras’ın sert bir kahkahası koridorda yankılandı ama bu kahkahada neşeden çok saf bir nefret vardı. “Benim başka kadınlarla takılmam sadece vaktimi öldürüyor. Senin gibi bir kadını alıp annemin anılarının üzerine bir yama gibi dikmiyorum. Seninkisi birleşmek değil, seninkisi bir istila!”
“Bana bak. Sana sunduğum onca imkanın, soyadının bir bedeli var. Ve sen ona göre davranmak zorundasın. Benim soyadımı rezil etmeye kalkma. Haftaya tatilde dağ evine gideceğiz. Eğer tek bir ters hareketini görürsem neler yapabileceğimi iyi biliyorsun.”
Adım sesleri duyduğumda kendimi hızlıca banyoya kapattım ve derin bir nefes aldım. Sancak abinin iyi bir eş olacağını annemi ve beni savunma şeklinden görebiliyordum ama babalığı biraz… garip görünüyordu. Sırtımı soğuk fayansa yaslayıp düşündüm. Beni nasıl bir hayat beklediğini, neyin içine girdiğimi düşündüm.
Sancak abinin evinde duyduğum o konuşmanın üstünden üç gün geçmişti. Ben lavabodan çıktıktan sonra bir yemek yiyip evimize dönmüştük. Aras yemeğe inmemişti. Bu üç günlük süreçte de onu hiç görmemiştim. Vize ödevimi bitirmekle uğraşmıştım. Bugünse ödev teslim günüydü. Sonrasında bir hafta serbesttim! Sancak abinin bahsettiği Uludağ tatiliyle ilgili bu süreçte kimseden ses çıkmamıştı. Muhtemelen anneme sürpriz yapmak istiyordu, bu yüzden anneme de bu konuyla ilgili bir soru sormadım.
Çizimimi hocaya teslim ettikten sonra kafeteryaya geçip Özgür ile Ece’yi buraya bir mesaj ile çağırdım. Hemen yanıma geldiler. Ece meraklı gözlerle sandalyesini çekip oturdu. Özgür de önüme bir bitki çayı ittirdi. Yorgunca güldüm. “Teşekkür ederim.”
“Afiyet olsun kardeşim de şu suratsızlığının sebebi nedir?” dedi Özgür. Ece de kaşlarını çattı. “Bu Aras salağı yine bir şey mi yaptı yoksa?”
Çayımdan bir yudum alıp “Hayır ya. Hatta onu 3 gündür hiç görmedim bile,” dedim. “Sadece vize ödevi biraz uykusuz bıraktı beni.” Ece elini salladı. “Ben de uykusuzum ya. Haydar ile tüm gece mesajla kavga ettim. Ayrıldık herhalde.”
Özgür kaşlarını çattı. “Haydar hangisiydi?” Ece kafasına vurup “Yuh Özgür yuh! Geçen hafta tanıştık dedim ya,” diye çıkıştı.
Omuz silkip “Haydar zaten garip bir karakterdi. Ben pek üzülmedim ayrılmanıza,” dedim. Özgür bana bakıp “Garip derken?” dedi. “Döveyim mi?” Özgür’ün bu korumacı tavrına Ece’yle birlikte aynı anda güldük. “Yok Özgür, dövmelik bir durum yok. Sadece frekansları tutmadı diyelim,” dedim tansiyonu düşürmeye çalışarak.
Ece de bana “Sanki ilişkilerden çok iyi anlarmış gibi konuşuyor. Kızım senin bir sevgilin oldu, onunla da Yeşilçam filmleri gibi sadece el ele tutuşup park bahçe gezip resim falan çizdiniz,” diye konuştuğunda kahkaha attım. “Doğru diyorsun maalesef,” dedim. İlk ve son sevgilim iki yıl önce olmuştu. Onunla da sadece arkadaş gibi bir ilişkimiz olmuştu. Güven problemlerim üst seviyede olduğundan ve ilişkilerin özel bir şey olduğunu düşünmemden ötürü sevgili yapamıyordum.
Özgür sert bakışlarıyla Ece’yi ve beni süzdü ama sonra bakışları kafeteryanın kapısına kaydı. “Şu senin üç gündür görmediğin Aras değil mi? Bizim fakültenin kafesinde ne arıyor?”
“Ne arayacak, Masal’ı arıyordur,” dedi Ece. “Saçmalama,” dediğimde Aras’ın gözleri beni buldu ve masamıza doğru ilerledi. “Saçmalamıyorum kesinlikle.”
Karanlık ve gizemli duruşu ile tam olarak masamıza geldi ve bir sandalye çekip yanıma oturdu. Yine simsiyah giyinmişti. Buz mavisi gözlerini sırayla Ece ve Özgür’de dolandırdı. “Naber?” diye de bir soru yöneltti. Özgür, Aras’ın bu beklenmedik tavrına karşılık sandalyesinde dikleşti.
Lütfen bir kaos çıkmasın. “İyidir,” dedi Özgür. Ece de “İyiyiz, sen?” dedi.
“Harikayım,” dedi Aras.
Özgür, “Kendi fakültenin kafeteryasında kahve kalmadı herhalde,” dedi . İğneleyici tavrına Aras’tan bir karşılık gelmedi. Düz bir sesle “Kahve için değil Masal için geldim,” dedi ve bana döndü. Sanki ortamdaki o yoğun elektriği hiç hissetmiyormuş gibi inanılmaz derecede sakin bir tavırla gülümsedi.
“Vaktini çalıyorum ama babamın kesin talimatı var,” dedi. “Ödevini teslim ettiğin an seni almamı söyledi. Uludağ’a gidiyormuşuz.” Kaşlarımı kaldırdım. O sırada Ece’ye döndü. “Sizi de bölüyorum ama malum, babamın mutlu aile tatili planları… iki günlüğüne Masal’ı çalmam gerek.”
Bu kibarlık ile masadakiler nutku tutulmuş gibi birbirine baktılar. “Sen çayını bitir, acelemiz yok,” dedi elini omzuma koyup. “Eşyalarım…” diye mırıldandığımda “Hepsini hallettik. Babamlar yola çıktılar,” dedi. Sonra kalktı. “Ben otoparktayım, 10 dakikaya gelirsin. Memnun oldum arkadaşlar.”
Özgür de sadece “Dikkatli sür,” diyebildi Aras giderken.
Arkasından üçümüz de dehşete düşmüş gibi baktık. Ya bu üç günde bir mucize olmuştu, ya da yine kusursuz bir maske takınmıştı. Bence ikinci seçenekti.
Ece bana dönüp “Bu ne ya?” dedi. “Neredeyse beni de götür diye yalvaracaktım. Sempatikliğe bak.” Göz devirdim. “Sen de yedin mi hemen?”
Özgür, önündeki bardağı masaya biraz sertçe bırakıp geriye yaslandı. “Ben yemedim valla,” dedi ama sesindeki o kavgacı tını yerini büyük bir kafa karışıklığına bırakmıştı. “Az önce burada oturan herif ya Aras değildi ya da babası bunun hafızasını falan sildirdi.”