“Bu ne be?” dedim. Kapım açılınca karşımda Aras’ı gördüm. Önce bana, sonra elimdeki silgiye, sonra yine bana baktı. “Kısa bir özet geçiyorum, babama seni dağ havasının çarptığını söyledim. Geç uyanmanı buna bağlıyoruz. Yalnız babamların Fransız butik restoran sorgusundan muhtemelen sen de geçeceksin. Haberin olsun.” Silgiyi komodine bırakıp “Bir sus ya,” dedim ellerimle başımı ovarken. “O kadar içme dedim ama dinletemedim işte.” “Sen de akıllı karar alan biri olmanla ünlü bir arkadaşımızsın zaten, kesinlikle seni dinlemeliydim.” “Hala laf çarpabildiğine göre iyisin. Ben kaçıyorum.” “Dur!” dedim. “Şu silgi ne biliyor musun?” Aras çıkmak için döndüğü kapıdan geri bana döndü. Yüzündeki yaramaz sırıtış beni rahatsız etmeye yetmişti bile. “Hatırlamıyor musun?” EYVAH… Acaba ne yapmıştım da

