Bölüm 8

1589 Words
Isabel yatağının üzerinde uzanmış dalgınca eskimiş tavanı seyrediyordu. Bir eliyle saçlarıyla oynuyor diğer elini ise karnının üzerinde gezdiriyordu. Dün hamileliği ebe tarafından kesinleştikten sonra garip duygular içinde eve gelmiş ve hemen uyumuştu. Bu durumun getireceği zorlukları şimdi düşünüyordu. Isabel tek şeyden emindi bu çocuğa asla zarar vermeyecekti  ve ne pahasına olursa olsun Alexsander'a ait bu parçayı içinde taşıyacaktı. Tanrım! Alexsander'ın hayali bile  onun için imkansızken şimdi ise  ona ait bir parçayı içinde taşıyordu. Bu Tanrı'nın Isabel'e verdiği bir hediyeydi ve Isabel bu hediyeyi hayatı pahasına koruyacaktı! Evet, bunu yapabilirdi! Fiona ona yardım ederdi. Tek yapması gereken doğuma kadar karnını saklamaktı. Bebeği doğduktan sonra onu Fiona'nın evinde saklar çocuk biraz daha büyüyünce başlarının çaresine bakarlardı. Isabel Greta'nın sesini duyunca doğruldu. Ah Greta, ona o kadar çok söylemek istiyordu ki! Ama bunu yapamazdı. Greta çocuğun babasını öğrenene kadar bu işin ucunu bırakmaz ve sonunda öğrendiğinde de Dük'ün karşısına çıkıp hesap sorardı. En kötüsü de çocuğu sahiplenmesini söylerdi. Isabel hafifçe gülümsedi, Greta'nın Dük'ün karşısında hesap soran hali komik gelmişti. Peki Alexsander ne tepki verirdi? Çocuğu kabullenir miydi acaba? Isabel bunun cevabını biliyordu, asla... *** Isabel ayakta durmuş odasındaki eskimiş boy aynasından iyice büyüyen karnına bakıyordu. Hamilelik Isabel'e çok yakışmıştı hafif kilo almış göğüsleri dolgunlaşmıştı. Hafifçe gülümsedi karnına dokunurken. Ancak gülümsemesi yavaşça yüzünde yok oldu çünkü Alexsander yanında getirdiği o kadınla beraber gitmişti ve bir aydır eve gelmemişti. Ona olan özlemine bebeği sayesinde katlanabiliyordu. Ebe'ye gittiği zaman ebe ona bebeğin neredeyse iki aylık olduğunu söylemişti o günden sonra iki ay geçmişti. Karnı zaman geçtikçe hızla büyüyordu. Bundan sonra daha dikkatli olmalıydı. Karnını gizlemek için taktığı korsesini yatağının üzerinden aldı ve karnını sıkıca sarmaya başladı. "Isabellll nere-" Hızla kapıyı açıp aniden içeri giren Greta gördüğü manzara karşısında donakaldı. Tanrım,bu da neydi! Greta şaşkınlıkla kocaman açılan gözlerle Isabel'in panikle kapatmaya çalıştığı yarı çıplak karnına bakıyordu. Isabel Greta'nın aniden içeri girmesiyle panikle karnını kapatmaya çalıştı ancak biliyordu ki artık çok geçti. Greta yavaşça Isabel'e yaklaştı ve karnını kapatmaya çalışan korsesini çekti artık karnı tamamen açıktaydı. "Tanrım, Isabel sana bunu kim yaptı!" dedi kızgınlık ve şaşkınlık dolu bir sesle. Lanet olsun! Ne yapacaktı şimdi? İnkar etmenin anlamı yoktu, Greta o kadar aptal bir kadın değildi ayrıca annesi gibi gördüğü bu kadına yalan söyleyemezdi. Ağlamaklı bir sesle dizlerinin üzerine çöktü ve Greta'nın elinden tutup "Ne olur kim olduğunu sorma Greta, kimsenin bu durumu bilmemesi gerekiyor lütfen!" diyerek yalvardı. Greta Isabel'i manevi kızı olarak görüyordu ve onu üzecek hiçbir şey yapmazdı. Çok iyi biliyordu ki eğer Düşes Martha Isabel'in durumunu öğrenirse, kapı dışarı ederdi ve zavallı kızın gidecek hiçbir yeri yoktu. Greta da yere çöktü ve ısabel'in saçlarını okşayarak "Üzülme güzel kızım kimse bu durumu bilmeyecek ancak babasının kim olduğunu bilmek istiyorum" dedi ve ekledi "Biliyorsun ki babasını öğrenene kadar bu işin peşini bırakmam." Greta Isabel'in Alexsander'a ne kadar aşık olduğunu biliyordu ve bu aşk yüzünden Isabel, ruhunu ve bedenini yıllar önce tüm erkeklere kapatmıştı. Acaba bu lanetli ve imkansız aşktan vazgeçmiş miydi artık? Başka bir erkeğe nihayet kalbini açmış mıydı? Greta bu kişinin kim olduğunu çok merek ediyordu. Isabel ne yapacağını bilemiyordu. Greta'ya gerçeği söylerse Greta kesinlikle durumu Alexsander'a bildirir ve bebeği sahiplenmesi gerektiğini söylerdi. Alexsander'ın bebeği sahiplenmeyeceğinden emindi zaten böyle bir beklentisi de yoktu. Isabel'in derinlerinde sürekli bastırdığı o korkunç ihtimal yine kulağına fısıldadı. Ya bebeği kabullenip, çocuğunu sonsuza dek kendisinden ayırırsa... O zaman Isabel yaşamına son vermek zorunda kalırdı. Çünkü bebeğinden ayrılmaya katlanamaz, bu acıyla yaşayamazdı. Bebeğini korumak istercesine elini karnına götürdü ve "Sana kim olduğunu söyleyeceğim Greta ancak bebeğin babasına tek kelime edersen bebeğimle bereber yaşamıma son veririm" dedi olukça kararlı bir sesle. Greta Isabel'in ağzından çıkan sözlerden hemen sonra dehşetle açılan gözleriyle Isabel'e bakıp  istavroz çıkardı. "Ah, Isabel kızım ne diyosun sen, Tanrım!" dedi Greta, gözlerindeki dehşet sesine de yansımıştı. Isabel ağlayarak "Çünkü babası onu benden alabilir Greta ve ben buna dayanamam" dedi. Greta bu adi herifin kim olduğunu iyice merak etmişti ve elbette Isabel'e zarar gelebilecek hiçbir şey yapmazdı. Güven verici bir sesle "Sen benim kızım sayılırsın Isabel bunu biliyorsun, seni üzecek hiçbir şey yapmam. Eğer bebeğin babasının durumunu öğrenmesini istemiyorsan bu ikimiz arasında sır olarak kalacak, tüm kutsal olan şeyler üzerine yemin ederim." dedi. Isabel Greta'ya güvenebileceğini biliyordu ve ağzından usulca o isim çıktı. "Alexsander Atkins" *** Alba tüm işlerin üzerine kalmasına oldukça sinirlenmişti. Şu aptal kız nerelerdeydi! Son birkaç aydır iyice tembelleşmişti ve sürekli uyuyordu. Hem Greta'da yoktu ortalıkta, ne haltlar karıştırıyordu bunlar! Alba sessiz adımlarla Isabel'in odasına doğru ilerlerken ona vereceği oldukça ağır işleri bir bir kafasında sıralıyordu. Isabel'in odasına yaklaştıkça gelen sesler Alba'nın dikkatini çekti. Biraz daha yaklaştı ve hafifçe açık kalan kapıdan gizlice konuşmaları dinledi. "Ne olur kim olduğunu sorma Greta, kimsenin bu durumu bilmemesi gerekiyor lütfen!" Ne saçmalıyordu bu aptal kız, hangi durumun kimsenin bilmemesi gerekiyordu? Alba merakla aralık kapıdan kafasını uzattı ve Isabel'in çıplak olan karnına bakıp donakaldı. "Seni küçük fahişe demek hamilesin!" dedi kısık ve alaycı bir gülümsemeyle. Son zamanlarda Isabel'in sürekli uyumasından dolayı kilo aldığını düşünmüştü ancak hamilelik... Aklının ucuna bile gelmemişti. Kimin aklına gelirdi ki! Alba iyice neşelenmişti. Konuşmalar devam ediyordu ve Greta bebeğin babasını soruyordu. Alba kıs kıs gülerek dalga geçti "Kesinlikle o aptal seyis Stephan'dır" Ancak Isabel'in ağzından çıkan ismi duyunca tüm vücudu buz kesti. "Alexsander Atkins" *** Alba mutfakta buz kesen ellerini ovuşturarak volta atıyordu. Lanet olası kız! Nasıl Alexsander'ın yatağına girmeyi başarmıştı! Kendisinin tüm uğraşlarına rağmen dük onun yüzüne bile bakmazken şu aptal kızı hamile bırakmıştı! Tanrım! Isabel bir dükten hamileydi! Ya Alexsander çocuğu öğrenir ve en kötüsü de kabullenirse o zaman Alba'nın hayal ettiği hayatı Isabel yaşardı ve Alba'nın bu hayattan kurtulmak için hiçbir şansı kalmazdı! Lanet olsun!Lanet olsun! Buna engel olmalıydı. Aklına gelen fikirle aniden gözleri parladı. Alexsander belki bir hizmetçiden olan çocuğu kabullenebilirdi ancak düşes bunu asla kabullenmezdi! *** Düşes Martha kızgın bir boğa gibi burnundan soluyordu karşısında ise Isabel ve Greta vardı. Isabel korkuyla düşesi bu kadar çok kızdıracak bir hata yapıp yapmadığını düşünüyordu ancak aklına hiçbir şey gelmiyordu. Düşesin Isabel'i kolundan tutup sürüklemesiyle Isabel afaladı. "Ah, Tanrım canımı acıtıyorsunuz düşes" dedi Isabel şaşkınlık ve çaresizlikle. Greta ise düşesin bu öfkesine anlam veremiyordu ve Isabel'i düşesin acımasız ellerinden almak için öne atıldı. "Hanımım bir sorun mu var Isabel'le ilgili eğer öyleyse ben gereken cezayı veririm bunun için kendinizi yormayın lütfen" dedi. Tek amacı Isabel'i düşesten kurtarmaktı. Marta tüm öfkesiyle bu kez Greta'ya döndü ve parmağını ona uzatarak "Sen, kes sesini eğer kapı dışarı olmak istemiyorsan..." Isabel'in elbisesini yırtıp karnının üzerindeki korsesini tek hamlede çıkararak, "Bu durumu hemen açıkla bana!" dedi. Isabel açıkta kalan karnını elleriyle kapatmaya çalışarak çırpınıyordu. Tanrım! Düşes nereden öğrenmişti! Isabel korkudan olduğu yerde donakalmıştı ve tüm vücudu titriyordu. Greta ne diyeceğini bilemiyordu. Düşes Martha daha fazla dayanamayıp kapının arkasında sinsice bekleyen Alba'yı çağırdı. "Albaaaa!" Alba bu anı bekliyormuşçasına hemen içeri girdi. "Duyduklarını anlat Alba" Alba Isabel'i çağırmak için odasına gittiğini ve Greta ile Isabel'in arallarında geçen tüm konuşmaları duyduğunu anlattı. "Isabel bebeğin babasının Alexsander olduğunu söyledi hanımım" diye ekledi sahte bir masumlukla. Martha çılgına dönmüştü. Tanrım! Bir hizmetçi parçasının çocuğunu Cambridge Dükalığı'nın varisi yapmayacaktı! Düşes Isabel'in saçlarından tuttu ve "Bu doğru mu?" dedi öfkeli sesiyle. Greta hiçbir şey yapamıyordu, çaresizce düşes ve Isabel'i izliyordu. Isabel çaresizdi, saklamaya çalıştığı bu gerçek artık gün yüzüne çıkmıştı. "Doğru" Martha iyice deliye dönmüştü. Lanet olsun! Bu kızdan ve çocuktan hemen kurtulması gerekiyordu. Alexsander'ın bir hizmetçiyi hamile bıraktığına inanamıyordu! Ya da bu küçük fahişe başkasının çocuğunu Alexsander'ın çocuğu diye yutturmaya çalışıyordu. Öyle bile olsa düşes asla işini şansa bırakmazdı! Birkaç dakika olduğu yerde volta attıktan sonra yerde sessizce ağlayan Isabel'le bakarak tekrar konuşmaya başladı. " Peterborough'a gideceksin, çocuk doğana kadar orada kalacaksın, başında Henry olacak ve doğumdan sonra çocuğu senden alıp benim bile bilmeyeceğim bir aileye verecek, sende ömür boyu orada kalacaksın!" dedi biraz daha sakinleşmiş sesiyle. Isabel kendinden beklenmeyen bir cesaretle "Bunu yapamazsınız! Bırakın beni gideyim, düke hiçbir şey söylemem yemin ederim ki asla bir çocuğu olduğunu bilmeyecek. Beni bir daha asla görmeyeceksiniz" dedi. Martha zalimce gülerek eğildi ve Isabel'in kolundan tutarak onu kaldırdı. "Seni küçük fahişe! Sana inanacağımı mı düşünüyorsun, çocuk doğduktan sora Alexsander'ın karşısına çıkıp onun çocuğu olduğunu söylemene izin vermeyeceğim!" Martha sertçe evin uşağı Henry çağırdı. "Henry Isabel'le yarın  Peterborough'daki eve gideceksiniz, hazırlan!" Isabel saat gece yarısını vururken hala uyumamıştı. Aklına gelen tek kurtuluş burdan kaçmaktı. Yatağından kalktı ve sahip olduğu tek elbise olan ince kumaşlı eski ve yırtık üstünü giyip, kendi elleriyle yaptığı küçük hasır çantayı beline takıp yavaşça odasından çıktı. Dikkatlice mufağa giden Isabel küçük çantasının içine sığdırabildiği kadar yiyecek koydu ve mutfağın bahçeye açılan kapısından sessizce çıktı. *** Alexsander bir aydır Londra'daydı ve o küçük hizmetçi kızı aklından çıkarmak için kendini işine adamıştı. Bir aydır deliler gibi çalışıyor geceleri ise soluğu Madam Maria'nın kızlarının yanında alıyordu. Ancak Lanet olsun ki o menekşe gözler aklından çıkmıyordu! Alexsander bir gece yine sarhoş halde kendini yatağına attı ve huzursuz bir uykuya daldı. Büyük bir fırtınanın ortasında çıplak ayakları çamura bulanmış bir kız... Alex sander arkasından yürüyerek kıza yetişmeye çalışıyordu ancak her yaklaştığında kız daha çok uzaklaşıyordu. Uçurumun kenarına yaklaşan kızı kurtarmak için koşan Alexsander kızın ona dönmesiyle durdu ve o menekşe gözlerle karşı karşıya geldi, bu Isabeldi. Kalbinde duyduğu acıyla uyanan Alexsander baş ucunda duran bir bardak suyu tek dikişte sertçe kafasına dikti. Lanet olsun! Buna bir son vermeliydi. Belki de kızı metresi yapmalıydı. Evet! Neden daha önce aklına gelmemişti ki bu! Kızın kendisine olan ilgisi aşikardı. İkisi de bu ilişkiden memnun olurdu. Ona istediği kadar mücevherler ve elbise verebilirdi. Karşılığında ise sadece birbirlerini memnun edeceklerdi. Bu sayede kıza olan zaafı giderek azalır ve en sonunda da geçerdi... Alexsander hızla üstünü giydi ve gecenin bir yarısında atına atlayıp hızla Londra'nın kuzeyindeki Cambridge kırsalındaki malikanesine doğru sürdü. Ah, tekrar onu yatağına almak için sabırsızlanıyordu!   
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD