Bölüm 5

1209 Words
Alexsander yol boyunca Rose'nin yüzüne bile bakmadı. Lanet olsun ki aklındaki tek düşünce o lanet olası hizmetçi kızdı! Bulundukları bölge Londra'ya fazla uzak olmadığı için yol uzun sürmemişti ve öğleden sonra eve varmışlardı. Araba evin önünde durduğunda önce Alexsander indi. Arabadaki huzursuz kıpırdanmayı fark edince Rose'yi hatırladı. Doğrusu onun varlığını tamamen unutmuştu. Biraz centilmen olması gerekiyordu ve bıkkın,sıradan bir el tutuşla Rose'nin arabadan inmesine yardımcı oldu. Saniyeler sonra eve giren çifti girişte Düşes karşıladı. Martha oğlunun yanındaki kadından hiç hoşlanmamıştı. Asık suratla oğluna hoş geldin dedikten sonra gözlerini oğlunun yanında duran kadına çevirdi. Martha tecrübeli gözlerle kadını süzerken kadındaki ucuzluk kokusunu alabiliyordu. Tam bir metres duruşu vardı kadında. Kadın karşısındakinin bir Düşes olduğunun farkındaydı ve ona layık bir reveransla Düşesi selamladı. Martha ise hiçte bu durumdan hoşnut değildi. Hoşnutsuzluğunu alenen beyan eden bir baş selamıyla belli etti. Rose konumunu çok iyi bildiği için bu durumdan gocunmadı. Martha öfkeli gözlerini oğluna çevirdi. "Kim bu bayan Alexsander?" diye sordu. Sesi yumuşak ama bir o kadar da imalı ve iğneleyiciydi. Alexsander'ın gözleri etrafı tararken ellerini saçından geçirerek kayıtsız bir ifade ve sesle "Metresim" dedi. İki kadında bu cevapla şok olmuş gibi gözleri ve ağzı açık Alexsander'a baktı. Doğrusu Martha oğlunun çapkınlıklarına ve kayıtsızlığına artık alışmıştı ama hiçbir zaman Alexsander annesini metresleriyle tanıştırmazdı. Martha ucuzluğu hiç sevmezdi ve bu durum gerçekten de çok ucuz bir durumdu. Alexsander iki kadını şaşkın şekilde bırakıp hızla odasına çıktı. İki kadın ne yapacaklarını şaşırmış halde birbirlerine bakıyorlardı. Sonunda bu gerilimli sessizliği bozan Düşes oldu. " Kristen, hanımefendiye odasını gösterin." Rose evin hizmetçilerinden birinin peşine takılarak odasına çıktı. *** Geldiklerinden beri Alexsander'ın aklındaki tek düşünce Isabel'di. Eve girdiği an gözleri istemsizce onu aramıştı. Daha sonra ne yaptığının farkına varınca merakının yerini öfkesi almıştı. Tanrım! Bununla nasıl başa çıkacağını bilmiyordu. Lanet olsun! O hiçbir kadını düşünmez, onun hayalini kurmazdı. Kadınlar onu düşünür ve arzuyla hayal ederdi. Tıpkı onun şuan Isabel'i arzuladığı gibi. Alexsander bu düşüncelerinden sirkelendi ve duştan çıkıp kurulandı. Üzerine açık mavi renk gömleğini geçirip altına dar siyah bir pantolon giydikten sonra akşam yemeği için aşağı indi. Aşağıda Rose ve annesi hazır bir şekilde onu bekliyorlardı. Alexsander iki hanıma da kayıtsız bir baş selamı verdikten sonra masaya oturdu ve yemek servisi başladı. Servisi yapan Alba'ydı ve gözleri Alexsander'ın sağ tarafında oturan sarışın kadına adeta ateş açıyordu. Ama Rose bu durumun farkında bile değildi. Çünkü o şuan kendini Alexsander'ın karısı ve bir düşes olarak hayal ettiği saçma bir hayalin içindeydi. Ne var ki diğer kadın pekte pembe hayaller içerisinde değildi. Düşes Martha bir metresle aynı sofraya oturduğu için oldukça öfkeliydi ve oğluna kınayan bir bakış attıktan sonra "Aslında ben bu gece odamda yesem daha iyi olacak" diyerek masadan kalktı. Düşes işini iyi bilen bir kadındı ve bu hareketle Rose'yi açık bir şekilde aşağıladı. Ancak bu Rose'nin pekte umrunda değildi hatta Alexsander'la başbaşa kalacağından dolayı hoşnut bile olmuştu. Oldukça yapmacık bir gülümseme yüzüne yerleştirerek "Tabi ki Düşes, beni merak etmeyin bu durumdan gocunmam." diyerek bayağı bir cevap verdi. Martha ise bu kadar densizliğe daha fazla katlanamarak burnu havada bir şekilde arkasını döndü ve odasına gitti. Alexsander tüm bu olanlar karşısında kılını bile kıpırdatmadı. Annesinin bu tavırlarına alışıktı ve artık umursamamayı öğrenmişti. Aslında onun böyle bir kadın olmasını sadece annesine yüklemek doğru olmazdı. Babasının bir eseriydi annesi. Babası oldukça disiplinli ve statü hastası hastalıklı bir herifti. Babasının annesini aşağılayan sesi hala Alexsander'ın kulaklarında çınlıyordu. Annesi de artık kocası gibi hastalıklı birine dönüşmüştü. Unvanı olmayan biriyle konuşmaya bile tenezzul etmezdi. Alexsander'ın anne sevgisine en çok ihtiyaç duyduğu zamanlarda bile annesi ona yabancı birinin çocuğuymuş gibi davranıyordu. Alexsander sevgisiz bir aile de büyümenin meyvesini şimdi ki kayıtsız, sert ve sevgisiz birine dönüşmesiyle aldı. Belki de hayatında sevgiyi istememesinin nedeni onu hiç bilmiyor oluşuydu. Bilinmezlikler her zaman korku verirdi... Ve Alexsander sevgiye dair hiçbir şey bilmiyordu... Alexsander geçmişin puslu görüntüsünden, elinde hissettiği temasla ayrıldı. Rose elini Alexsander'ın elinin üzerine koymuştu ve kulağına geceyle ilgili bir şeyler fısıldıyordu. Alexsander'ın ilk hissettiği şey elini derhal çekip bu kadından kurtulmaktı ama Isabel aklına gelince bundan vazgeçti. O küçük hizmetçi buralardaydı ve görmesi gerekenleri görmeliydi. Rose'yi buraya getirmesindeki sebep bu değil miydi zaten? Alba öfkeyle tatlıları tabağa yerleştirirken bir yandanda söyleniyordu. "Şu içerdeki kadını gördün mü tam bir kaltağa benziyor! Alexsander nasıl böyle kadınlardan hoşlanıyor anlamıyorum. Oysa onun için daha iyileri varken." Alba'nın sesi oldukça imalı çıkmıştı. İyilerinden kastı kendisi olmalıydı. Ancak Isabel ne Alba'yı duyacak halde ne de ona cevap verecek haldeydi. Kendini tamamen uyuşmuş hissediyordu. Daha doğrusu bir şey hissetmeye dair hiçbir şey hissetmiyordu. Alba karşısındaki sessiz ve ezik kıza baktıkça daha da sinirleniyordu. Isabel'in çocukluğundan beri Alexsander'a aşık olduğunu biliyordu Alba ve her zaman içinden bu durumla dalga geçerdi. Böyle bir kızın Alexsander'a aşık olma hakkının bile olamayacağını düşünüyordu. Alexsander Isabel gibi paspal,ezik ve utangaç kızlarla ilgilenmezdi, hatta öyle kızları yatağına bile almazdı. Alba öfkesini Isabel'den çıkarmaya karar verdi ve onunla biraz uğraşmak için sinsi planlarından birini kurmaya başladı. Eline tatlı tabaklarından birini almak üzereyken başını eline koydu ve bayılacakmış gibi yaptı. Isabel refleks olarak hemen koşup o düşmeden koluna girdi. "İyi misin Alba?" Alba oldukça inandırıcı bir sesle "Aslında pek iyi değilim, galiba tatlı servisini yapamayacağım benim yerime tatlıları sen servis edebilir misin?" diye sordu. Isabel duyduğu şey karşısında nefesini tuttu. Alexsander'ın karşısına çıkmaya hazır değildi ama bu kaçışlarının da bir sonu olmadığını biliyordu. Eninde sonunda karşılaşıcaklardı. Sonuçta o bu evin sahibiydi ve kendisi de evin hizmetçisi... Nefesini yavaşça vererek "Pekala" dedi. Alba aldığı cevapla zaferini, yüzüne yerleştirdiği sinsi bir gülümsemeyle kutladı. Isabel tatlı tabaklarını tepsiye yerleştirirken, Alba gözlerindeki vahşi ifadeyle avını seyrediyordu. Isabel tepsiyi aldı ve yemek odasına doğru ağır adımlarla ilerlemeye başladı. Kalbinin atışı o kadar şiddetlenmişti ki adeta evin içinde yankılanıyor gibiydi. Yemek odasına girdikten sonra masadaki ikiliye hiç bakmadan servisi yapmaya başladı. Isabel ellerinin titrediğini fark edince içinden lanet ederek ellerinin titremesini saklamaya çalıştı. *** Alexsander onu kapıdan ilk girdiği an fark etmişti. Yaşadıkları şeyden sonra onu ilk defa görüyordu. Sanki aralarında geçenler hiç yaşanmamış gibiydi. O kadar masum duruyordu ki Isabel... Alexsander içinden kendine küfretti, lanet olsun nasıl böyle bir masumluğu kirletebilmişti! Servis boyunca gözlerini Isabel'den ayırmamıştı Alexsander. Sanki bir mıknatıs gibi ona çekiliyordu. Alexsander'ın gözlerini bile kırpmadan hizmetçi kıza baktığını gören Rose'nin içindeki kıskançlık alev almaya başlamıştı. Isabel tabağı tam da Rose'nin önüne koyarken Rose elini tabağa bilerek çarptı ve tabak yere düştü. Büyük bir feryat koparan Rose hemen ayağa kalktı ve Isabel'e hakaretler yağdırmaya başladı. "Seni aptal,beceriksiz hizmetçi parçası şu eteğimin haline bak, elbisemi maf ettin!" Isabel panik halinde yere eğilerek tabağı kaldırdı ve "Özz-üür dilerim hanımefendi hemen temizlerim eteğinizi."dedi. Alexsander Rose'ye öfkeli bir bakış attı ve tam kalkmak üzereyken kendini tuttu, yumruklarını sıkarak öfkesinin biraz olsun yatışmasını bekledi. Eğer Rose bir erkek olsaydı Isabel odadan çıkar çıkmaz yumruk yapmış olduğu elini onun yüzüne geçirirdi. Ama kendini tutması gerekiyordu. Rose'yi tam da bunun için buraya getirmişti. Isabel kendisiyle ilgili hiçbir umuda kapılmamalıydı. Onun nasıl bir herif olduğunu anlamalıydı. Alexsander ayağa kalktı ve hiçte öfkeli çıkmayan bir sesle "Rose, odamda elbiseye ihtiyacın olmayacak tatlım elbiseni çıkardıktan sonra-başıyla Isabel'i işaret ederek-hizmetçiye verirsin temizler."dedi ve Rose'nin eline tutarak odasına çıktılar. Isabel onlar yemek odasından çıktığı an yere çömeldi ve kimsesiz,terk edilmiş bir çocuğun çaresizliğiyle ağlamaya başladı. Alexsander ona, en ağır şekilde yerini hatırlatmıştı, ama buna gerek yoktu. Isabel yerini zaten biliyordu ve onunla yaşadıkları o mucizeden sonra bile bir an olsun hayallere kapılmamıştı. Alexsander'dan hiçbir beklentisi yoktu ve olmayacaktı da...    
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD