İstenmeyen Nikah!

1934 Words
Züleyha Aksoy Ben bu nikâhı hiç istemedim. Ne ellerime sürülen kına gönlümden geldi, ne de sırtıma giydirilen gelinlik hayalimdi. Gerçi, elimde ki kına bile dün gece annemin acele şekilde 'Gelin kınasız olmaz' diyerek sürdüğü kınaydı. Masallarda gelin olmak, sevilmek, bir erkeğin gözlerinde kendini bulmak demektir derlerdi. Benim masalım ise zorla yazıldı. Abimin günahı, benim kaderime mühür oldu. Onun bir gecede aldığı karar, ömrümün yolunu değiştirdi. Şimdi herkesin gözünde bu nikâh bir barış sayılıyor. Ama benim yüreğimde bu, sadece bir tutsaklık… Yusuf ile Züleyha’nın hikâyesini çok dinledim. Haylimde hep Yusuf gibi bir yar edindim. Orada sevda vardı, yanık bakışlar, kavuşma özlemi vardı. Benim hikâyemde ise aşkın adı yok. Benim nikâhım, sevilmek için değil; susmak, boyun eğmek, yük taşımak için kıyılıyor. Hatta bir Bedel olmak yazıyor bu kaderde. Ben Züleyha’yım. Ve bu nikâh, benim değil, başkalarının yazdığı bir masalın en acı satırı. Şimdi, avludan kulağıma çalınan davul ve zılgıtlar sırtımda ki yükü ağırlaştırmaktan başka bir şeye yaramıyor. O iğrenç bakışlar, bedel diye atılan nağralar ve elimden alınan kocaman bir gelecek. Göz yaşım bile akmıyor artık. Bilinmeze doğru gidiyor hayatım. Odanın kapısı çalındığında aynada ki aksimi incelemeyi bıraktım. "Züleyha" "Gel anne" ayağa kalkıp göz yaşları ile bana yaklaşan anneme baktım. İlk defa kahve gözlerim ona ifadesizdi. "S-Seni almaya geldiler" başımı salladım. Cehenneme ilk adımdı bu benim için. "Kızım... Özür dilerim" "Artık her şey için çok geç anne,. Bak..." yine kendime hakim olamayıp gözlerimden yaşlar akmasına sebep olmuştum. Yüzüme buruk bir tebessüm kondurup devam ettim "Kızın istediğin gibi gelin oluyor anne. O çok arkasında durduğunuz töreler yüzünden hem de" gelinliğimi elimle toplayıp başıma kırmızı duvağın atılmasını bekledim. O duvak atıldığında odadan dışarı çıktım. Annemin arkamdan ağladığını duyuyordum, çok şey söylemek istiyordu belkide. Ama benim artık duyacak halim yoktu. Kim isterdi ki baba evinden bu şekilde çıkmayı? Koridorda attığım her adım, çocukluğumdan bir parça serdi önüme. Annemin arkamdan koşturması... Dayemin köşede Yusuf ile Züleyhayı anlattığı zamanlar... Abimin beni odadan kovması... Babama götürdüğüm sayısız kahvler... Hepsi kalbime birer hançer sapladı sanki. Göğsüm daraldı, yüreğim parçalara ayrıldı. Ben...ben daha buradan gitmek istemedim ki. Daha babasının dizinin dibinde durması gereken bir çocuktum ben. Annesine nazlanacak olan şımarık kızdım. Ama hayır! Bu saçma kurallar ve erkeklerin egemenliği bize bunu doyasıya yazmamıza izin vermiyordu. Biz onlara göre bedel ödemesi gereken kişileriz. Ve ne acayip ki erkekler istediğini yaparken kadınlar o evlerde mahkum gibi yaşamak, onların kucağına erkek çocuk vermek zorunda kalıyordu. "Züleyha!" Merdivenin başında durmuş tek başıma göz yaşı dökerken Dayemin sesi ile ona döndüm. İlkti bu. Onu bunca yıllık ömrümde ilk defa gözleri yaşlı, omuzları çökmüş görüyordum. O bana doğru adım atarken aynı saniyelerde konağın kapısı açıldı ve içeri Şoreş Ağa ile Jehat girdi. Daha ben o tarafa dönmeden Dayemin alışkın olduğum ve insanı ürpertecek sert sesini duydum. "Ben torunumla konuşmadan daha tek adım dahi atamazsınız Kıraçlılar!" bastonundan çıkan ses zemini delecek kuvvetteydi. Onun konuşmasının ardından sanki emir almışlar gibi adımları durdu. "Nasıl istersen...Dila Ana" "Höst lan! Nereden anan olurum senin" Eğer başka durumlarda olsaydık bu konuşmaya gülebilirdim. Ama şimdi sadece gidişimin gecikmesine sevinebiliyordum. "Gel hele torunum" yanımdan hızla geçip misafir odalarından birine yönelince gelinliğimi toparlayıp onun ardından ilerledim. İçeri geçtiğinde tam karşımda durdu. Ses etmeden beni baştan aşağı ağırca süzdü. Suratının buruşmasından gelinliği beğenmediğini anladım. Keza bende beğenmemiştim. Jehatın sabah öylesine gönderdiği bir gelinlikti. Elbiseye benzer bir şeydi "Gel bakalım" dedi yatağın kenarına oturup eli ile yanını göstermişti. Derin bir nefes alıp verdim, yanına gidip oturdum. Elimi dizlerimin üzerinde bağladım. Sanki suçlu bir çocukmuşum gibi başımı eğdim. Kesin nasihatta bulunacaktı. Elini birden çenemde hissedince afalladım ama karşı koymadan başımı diktim "Sakın" dedi sert ama sevecen sesi. Başıma öylesine örtülen kırmızı duvağı narince başımdan sıyırdı. Onu daha iyi görmemi ister gibi bir hali vardı. "Daye.." diye seslendim içime kaçan sesimi nihayet bulmuştum. Başını sağa eğdi, sert bal-kışların yerini hüzün aldı "Züleyham" diye seslenip elini yine çeneme yerleştirdi. Bu haline karşı gözlerim hemen sulanmıştı "Sakın bu başını öne eğme! Namusunda, iffettinde senin ellerinde kızım" "Daye ben..." "Bilirim" diye tamamladı bitiremedim cümlemi. Başını salladı "Bilirim istemezsin o deyyusun torununu" gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı benim gibi. Kabullenemiyor gibiydi "Ama bize biçilen kader buymuş meğer. Çok dedim 'Olmaz, vermeyin bukemi' ama dinlemediler Züleyha! Gidip konuştum Serhat denen zibidi ile 'Nişanı devam ettir, bu işler geçince bozarız' dedim ama dinletemedim" Cevap vermedim. Artık yapacak bir şey yoktu. Son da, olacakta belliydi. "Şimdi o kapıya gelin gidersin. Seni bilirim" bu nokta da başını dikleştirip bana dikti gözlerini "Sessizsin, büyüklerine saygıda kusur etmezsin. Çünkü biz seni böyle yetiştirdik. Amma..." gözlerinde ki şevkat anında silinmiş yerini büyük bir öfkeye bırakmıştı. Kararan gözleri ile sözlerine devam etti. "Asla kendini ezdirmeyesin! Sen o eve ne olursa olsun Jehatın karısı olarak gidersin! Yeri geldiğinde o kocan olacak zibidiye de resti çek! Bak kızım, bu hayatta anan baban olmadı mı seni anca ezerler. Sakın onları ardında küs bırakma! Hatayı abin etti ama bu kuşağı bağlamasına izin ver. Ve sakın... Sakın bir daha o başını eğme!" İşte bu da ilkti. Bir anda dizine yatıp hüngür hüngür ağlamam ve onun sırtımı okşaması da ilkti. "O Şoreş denen kepazeye asla pabuç bırakma Züleyha! Onlara asla... Boyun eğme!" Bir müddet daha dizinde öyle kalınca artık gitmeyi geciktiremeyeceğimizi anladım. Ayağa kalkıp Dayemden aldığım güç ile duruşumu dikleştirdim. Akan makyajımı düzelttim. Abim gelip hüzünle kuşağı bağladı ve aynı davul ve zılgıtlar ile merdivenlerden indim. Kapı önünde dua edildikten sonra anne ve babamın elini öptüm "Ben burdayım" dedi babam. Bakmamaya yemin eden gözlerim hemen babama döndü. Alnımdan öptü ve Jehata bakarak her babanın yapacağı şeyi yaptı. "Ben hep buradyım. Kapım sana her daim açık, sakın ha senden vazgeçtiğimi sanmayasın! dilediğin vakit, zor durumda olduğunu hissettiğin an buraya gelesin" Günlerdir daralan göğsüm bir anda gevşeyip rahata erdi. "Tamam baba" dedim güvende olduğumu hissederek. Uzun zamandan sonra sarıldım kocaman "Merak etme Raber ağa" Jehatın o kendine güvenen ama alttan herkesi küçük gören hali bir anda yanımda belirdi. Benden oldukça uzun olduğu için dikkatle bakabilmek adına başımı yukarı diktim. Bana küçümser bir bakış attı, ardından tekrar babama döndü. "Kızın emin ellerde" bunu derken kolunu girmem için bana uzatmıştı. Titrek elimi güç bela koluna yerleştirdim. Jehat... Garip bir adam olmasının yanında ürkütücüydü. Ve dediği her kelime kalbimin korkudan kasılmasına sebep oluyordu. Ben avludan çıkıp siyah arabaya yerleşirken kulağıma söylenen kelimeler ile cehenneme gittiğimizi daha iyi kavradım. "Bu eve iyi bak Züleyha Aksoy! Geri dönüşün ölümle eş değer olacak" Meva'nın Ağzından Penceremden Züleyhanın abim ile gidişini izlerken büyük bir suçluluk duyuyordum. Önünü arkadını düşünmeden yaptığım şey beni ve onu çok zor bir duruma sokmuştu. İkimizde ailelerimizin kurbanıydık aslında. İkimizde istemediğimiz bir evlilik yapacaktık. Perdemi çekip yatağımın ucuna oturdum. Odada yapayalnızdım. Gözlerimi kapatıp her zaman ki gibi onun beni sevdiği bir hayatı hayal ettim. Hiç olmayacak bir hayali. Rezan! Onu kendimi bildim bileli seviyordum. İlk kez çarşıda görmüştüm onu. Okula gidiyordu, Aksoyların gözdesiydi. Bir anda girmişti kalbime. Ben daha ne olduğunu anlamamıştım bile. Bir anda kendimi her okul çıkışında peşine takılırken buldum. O kadar kendine has, merhametliydi ki... Bana bile merhamet emişti. Benden nefret ediyor olsa bile sonumun ölüm olduğunu bildiğinden asla ele vermemişti. Eğer o gün... O gün herkesin içinde sana kaçtım deyip zorla binmeseydim arabasına bütün bunlar olmayacaktı. Belki bencillikti. Belki vicdansızlıktı. Ama asıl bencilliği annem ve babam yapmıştı. Beni o Hazar denen şerefsizle evlendirmek istemişlerdi. Sırf... Sırf bütün yapılan pis işler deşifre olmasın diye. O gün konuşulan her şey aklımdaydı. Yüreğimi sıkıştıran ve bu kararı almama sebep olan şey... "Ne yapacağız Ahmet? O adamı nasıl susturacağız?" "Bunun tek bir yolu var. Mevayı istiyor zaten. Verelim kızı susar. Hem... İşimizi yapmaya da devam eder" Neyden bahsediyordu bunlar? kapıya daha da yaklaştım. "Doğru dersin amma adam dağlarda yaşar. Candarmalar bile onu arardı" "Şşş bunu kimseye deme. Biz kızı verek nerede yaşarsa yaşasın" Ondan sonra hatırladığım tek şey odama gidip sabaha kadar ağladığımdı. Hazar denen adam devlete bile karşı gelmiş biriydi. Hem biz dağlarda yaşayan kadınların ne olduğunu en iyi görenlerdik. Ona buna peşkeş çekilirdi, hevesi gidince de... Daha düşünürken bile dilime varmayan şeyleri yaşatacaklardı. Tek istediğim yıllardır hayalini kurduğum adamla bir umut beraber olabilmekti. Fakat bunu bile beceremedim. Kapım aniden büyük bir gürültü ile açılınca hızlıca ıslak yanaklarımı silip burnumu çektim. O gelmişti. Bir kere bile nedenini sormadı. Sorsa anlatırdım. Çok istedim neden bunu yaptığımı... Dinelemk bile istemedi "Ne o? niye ağlıyorsun?" gözlerimden akan yaşlara lanet ediyordum. Ağlamadan derdimi anlatmak, onu haksız çıkarmak. İstiyordum. Ama ne mümkün? O bana bu kadar öfke ile bakınca bunu nasıl yapacaktım ki? "R-Rezan..." "Kes!" korkuyla gözümü kapattım. Bir adım atıp kolumu büyük eli ile sardı ve kendine çekti. Başımı geri tutsam da burun burunaydık "Şu paçavraları giyiyorsun! Sadece... Sadece 1 sene sürecek bu saçmalık! sonra siktir olup gideceksin hayatımdan" ne demek istediğini anlamıyordum. Bir sene de ne demekti? "Abin olacak şerefsiz ile anlaşma yaptım dün gece Meva hanım." işaret parmağını bana kaldırıp kolumu sıktı. Canım acısa da, gözlerim acıyla dolsa da ses etmeden sıktım dişimi "Sadece bir sene sürecek bu saçmalık. Sonra Züleyha ait olduğu yere gelecek sende ait olduğun pisliğe geri döneceksin" Hızla başımı sağa sola salladım. "O-Olmaz yapma Rezan... Ben.." "Kes lan! Sana mı soracağım. Giy şu elbiseyi" beni yatağa fırlatması ile ağlamam şiddetlendi "Birazdan dini nikah kıyılacak. Resmi nikah aramızda olmayacak. Sana bu kadarı bile çok" Ben arkasından ağlarken o kapıya yöneldi. Tam çıkacakken bir şey unutmuş gibi geri döndü bana "Ha bu arada Züleyhanın her göz yaşı için seninde göz yaşın akacak Meva hanım! Hazırla kendini." Bunu dedikten sonra çıkıp gitti. ** Kıraçlı konağında büyük bir telaş ve aynı zamanda belirsizlik hakimdi. Jehatın bu evliliği kabul edeceğini kimse düşünmüyordu. Özellikle o kızla... "Hanımım gelmişlerdir" Xece hanım bunu duyduğu an görmek için sedirden ayağa kalktı. Konağın ihtişamlı kapısı ardına kadar açıldı ve arabalar birer birer girdi. "Bu mudur?" yanına gelen gelini Aynura ters bir bakış attı "Budur! Kızına sahip çıkamadın, bak oğlun o çiyanın torunu ile evlendi" Misafirler çoktan toplanmış bu dillere destan olacak düğünü izlemek için yerlerini almıştı. Kız bütün asaleti ile arabadan inip Jehatın yanına gelmiş ve yerlerine kurulmuştu. Düğün başlamış, halaylar ile davullar her yanı titretmişti. Bütün şehir yığılmıştı. Jehat, yanında oturan ve başı yerde olan kıza ters bir bakış attı. Bir bu eksikti. Kız kardeşine çok öfkeliydi, böyle bir ihaneti nasıl yapmıştı? bütün hayatını bir anda yerle bir etmişti. Ama her şey kontrolü altındaydı. Rezanı anlaşma bahanesi ile susturmuş, Züleyhayı bu masaya oturtmuştu. O gece Züleyha gelmeden konuşmuşlardı aslında, sadece Rezan gövde gösterisi yapmak istemiş ve o silahı çekmişti. Jehat ise bu olayda kendini masum göstermek için bir şey dememişti. Elbette işe yaramış, meclis onları haklı bulmuş berdel kararını onaylamıştı. "Eğleniyor musun?" diye sordu ses etmeden duran kıza. Onun sessiz durması daha da öfkelenmesine sebep oluyordu. Sanki suçsuz, masum bir kızdı. Ama o da bu işin içindeydi. O aileden olması bile yeterdi. "Sen eğleniyor musun ki Jehat ağam?" Züleyahanın o meydan okuyan sesi ile dişlerini sıktı. Öfkeyle harmanlanmış gözlerini çevirdi ona "Çok eğleniyorum Züleyha. Hem de çok" kendisine nihayet dönen kahveler ile afallasa da hemen toparlandı ve arkasına yaslandı. "Ve inan bana bu gece sende çok eğleneceksin" Züleyhanın derince yutkunması ile keyfi tekrar yerine gelmişti. İşte bütün istediği buydu. Bir yıla bile kalmadan herkesin hesabını dürecek ve ait olduğu yere dönecekti. Buralar ona göre değildi. Düğün bütün hızı ile devam etmiş ve dini nikah için toplanılmıştı. Jehat ve Züleyha hocanın karşısına kurulup beklediler. Hoca ilk başta mehiri sordu "Züleyha kızım Mehir ne istersin?" "Talak hakkımı ve ağırlığımca altın" "Bu ne demek gelin?" Aysun hanımın sözü hoca tarafından kesildi "Siz karışmayın! Jehat ağam kabul mü?" "Kabul" dedi Jehat ama buna gerek bile kalmayacağını biliyordu. Hoca kağıda yazıp nikahı kıydıktan sonra Züleha odaya çıkarıldı. Bir süre sonra Jehat geldi. Ellerini cebine soktu, karşısında ki kıza her zaman ki gibi küçümser bir bakış attı ve etrafında yavaş yavaş döndü. En son tam arkasına geldiğinde durdu, ona doğru eğildi. "Cehennemine hoş geldin karıcığım. Şimdi yanma vakti!"
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD