Karar Verildi

1680 Words
Züleyha Aksoy Duyduğum çığlık sesi ile birlikte kendimi odadan korkuyla dışarı attım. Sesin geldiği yöne doğru giderken abimle karşılaştım. Burada değil miydi yani? “Abi sesi duydun mu?” Diye sordum ama beni es geçip Meva'nın odasına girdi. Ardından bende girdim. Gördüğümüz şey ile duraksadık ancak abim benden daha atikti “Meva” diye koşup yerden aldı kızı. Daye karşısında duruyordu, umarım bir şey yapmamıştır diye düşünürken abim sinirle döndü ona "Ne yaptın ona?" diye sert bir sesle sordu. En umursamaz hali ile cevapladı Daye "Daha hiçbir şey yapmadım Rezan! Bu daha hiçbir şey...Gidecek bu evden. istemiyorum onu" Şaşkınlıkla baktım. kapısına gelen bir kıza nasıl bu şekilde davranabiliyordu? Meva tek başına suçlu değildi ki. "Buna sen değil ben karar veririm Daye! Sana bu işten artık dönüş yok dedim! Bir daha işlerime karışma!" diyerek tepkisini gösterdi. Bakışlarım gururluydu. Ne olursa olsun karısını bir başkasına ezdirmemesi gerekiyordu. Bende yanlarına doğru ilerleyecekken Daye'nin sorusu ile duraksadım "Bu kıza hiç mi acımadın sen Rezan? Senin ve bu kepaze kız yüzünden berdel olacak! kiminle? O soysuzun torunu ile. İzin vermem Rezan" bu nokta da işaret parmağını havaya kaldırdı "Allah şahidim olsun ki...O Şoreş denen adamın soyunu soyuma katmam! Bu da böyle biline!" deyip bize bakmadan çıkıp gitti. Derince yutkunmaktan kendimi alamadım. Bu nasıl bir nefretti? Daye her zaman katı biri olmuştu ama gözlerinde biriken öfkeyi görmemek imkansızdı. "Allah kahretsin!" abim bir anda ayağı ile komidini devirip bağırınca kulaklarımı kapattım. "Biliyordum...bu işin böyle olacağını biliyordum. Defolup gitmem gerekirdi. Allah kahretsin!" "Tamam abi. tamam sakin ol. Bak Meva da korkuyor" sakinleşmesini beklerken sinirli bakışlarını Mevaya dikti, eli alnına atıp ovdu biraz. "Bana bak bir daha kimsenin gözüne görünmeyeceksin! Her sey senin yüzünden...” “Abi!” diyerek girdim araya. Ne söylüyordu anlamıyordum fakat kız gittikçe kötü oluyordu “Sus artık. Görmüyor musun halini?” “Sikerim halini Züleyha! Beni ne duruma soktu anasını satayım. İşimde gücümde adamdım” “Sen ne anlatıyorsun abi” diye sordum. Sinirliyken söylüyorsa bile çok karmaşıktı. Mevanın titrek halini fark edince elimi omuzlarına koyup okşadım “Daye hep böyle sert biridir. Takma sen” deyip yatağa oturttum. Doğrulup abime tekrar döndüğümde Mevaya olan ters bakışlarını farkettim. Başımı sağa sola salladım “Hadi o dinlensin biz çıkalım” diyerek koluna girdim. Başını sağa sola sallayarak dışarı çıktı. Bende daha fazla durmadan çıktım. Yarın neler olacağını az çok biliyordum ve buna hazırlıklı değildim. Gözlerimi kapatıp açtım. İçimde baş gösteren sıkıntılar köşeye sıkışmama neden oluyordu. Kimsenin bir şey yapamıyor oluşu da beni delirtiyordu. Odama doğru giderken arkamdan annemin sesini duydum "Züleyha! Züleyha!" telaşlı gelen sesine hemen cevap verdim "Efendim" nefes nefese kalmış gibiydi "R-Rezan gitti. Engel olamadım. O-onların konağına gitti Züleyha" ilk başta ne dediğini anlamadığımdan boş boş baktım. Sonra ise Abimin kızgınlık ile yanlış şeyler yapabileceği geldi. Onun sinirinin ne kadar tehlikeli olduğunu en iyi biz bilirdik oysa ki. "Babam nerede?" diye sordum odama giderken. Dolabımı açıp üzerime sıradan bir elbise geçirdim. Dışarısı Temmuz sıcağı nedeniyle kavruluyordu zaten. Saçlarımı tek düze bir hareket ile topladım ve telefonumu alıp çıktım. "Baban gitti ama nerede bilmiyorum" derken çok endişeli görünüyordu "Senden başkasını dinlemez...gitsen yanına" başımı salladım ve üzerimi düzelttikten sonra başımı sağa eğerek baktım yüzüne "Annem sakin ol! Ben gidip alacağım onu" "Tamam" dedi ama endişeli hali daha üzerindeydi. Hakkı da vardı. Hemen merdivenlerden inip korumaların yanına gittim "Araba anahtarını ver" dedim ama dik dik baktı "Arabanın anahtarını ver" "Babanız.." "Şuan yok ve gitmem gerek" hala vermeyince sinirlenip eline atıldım ve aldım. Arkamdan seslense de umursamadım. Arabaya bir hışımla atladım ve anahtarı hızlıca yerine sokup çalıştırdım. Arada sürüyordum elbette ama Daye buna da pek sıcak bakmadığından sınırlıydı. Diyarbakırın bildiğim sokaklarından geçerken elim telefona uzandı. Ekranı açıp abimin numarasına tıkladım. Çaldı, çaldı ama açan olmadı. Başka yapacak bir şeyim kalmamıştı. Böyle kaçıp kaçıp gitmek huyu olduğu için onun haberi olmadan konum için özel uygulama indirmiştim ve o hep açıktı. Hemen bağlanıp nerede olduğuna baktım. Rotaya göre giderken bu taraflara daha önce gelmediğimi de fark ettim. Biraz daha ilerledikten sonra ilerde bir kalabalık gördüm. Arabamı biraz daha ilerlettim ancak zordu. Çok kalabalıktı. Dudağımı ısırdım, neler dönüyordu? Arabayı sağa çekip hemen indim. Kalabalığın arasından geçmeye başladım. Her ne oluyorsa insanlar izlemek için can atıyordu "Off o Rezan Aksoy mu? adam taş değil mi?" diyen kıza şaşkın şaşkın baktım. Nasıl böyle konuşabiliyorlardı ki? Önümde engel olarak gördüğüm herkesi iteledim ve sonunda meydana ulaştım. Gördüğüm şey ile biraz duraksadım. Ne mi oluyordu? Abim elinde ki silahı Jehata doğrultmuş, sanki kendisi bir şey yapmamış gibi gayet öz güvenli görünüyordu. Ne kadar bakmak istemesem de ona baktım. Korkusuzca dikiliyordu karşısında. Ancak gözlerinde bariz belli olan kini yerli yerinde duruyordu. Aralarına girmek şuan isteyeceğim en son şey bile değildi. Geride durmam da bu yüzdendi. Abimin amacı neydi bilmiyorum ama bu işten bizim zararlı çıkacağımız belliydi. "Ağam.." Jehat kendisine seslenen adamı elini kaldırarak susturdu "Bunu konuşalım Rezan Aksoy! Biliyorsun..." varlığımdan haberdarmış gibi ferahlık veren yeşilleri beni buldu. İfadesiz bakışları altında bende ona aynı şekilde baktım. Çenemi olduğundan daha da yukarı kaldırdım. Bunu beklemiyordu, bakışları sekteye uğramadı fakat kaşları havalanır gibi oldu. Abim onun nereye baktığını anlamak için benden tarafa döndü. Beni görür görmez kaşlarını derince çatmıştı "Biliyorsun, bu işin sonunda sadece meclisin istediği olacak! ki ne isteyecekleri belli" "Bu burada konuşulacak bir mesele değil" diyerek girdim araya. Abimin koluna girip yüzümü ona döndüm. Dişlerimin arasından "Bunun sırası değil" diyerek hala doğrultmakta olduğu silahı gösterdim. "Senin parmağın var" dedi bana aldırmadan. Silahı indirmeden ona doğru bir adım daha attı "O nişanın bozulmasında senin parmağın var" Bunu tahmin etmesi elbette zor değildi. Bana attığı mesajla neyin ne olduğunu anlamıştım zaten. Ama şuan suçlu biz durumdayken ulu orta bu tartışmaya girmek işleri yokuşa sürmekten başka bir şeye yaramazdı. Hem belki...istemezdi. Ya da... Ne bileyim işte. Belki her şey tersine döner ben bu uğurda harcanmazdım. Umut! Bu hayatta çoğu insanın hayata tutunma duygusuydu. Çoğu kişinin ise cehennemi. Gözlerimi kapatıp derin bir nefes alıp verdim. "Belki de... Sonuçta benim istediğim olacak Rezan! Bir bedel ödenecek" duyduğum karanlık ses ile gözlerimi tekrar araladım. Sözleri ve bakışları o kadar keskindi ki insanın tüylerini bir şekilde tiken tiken ediyordu. Gecenin karanlığı kadar siyahlaşan gözlerine bir süre bakakaldım. Altında yatan kinden kararmıştı belki de gözleri "Gidelim abi" dedin tekrar. Silahını ilk başta indirmese de bana olan bakışlarından sonra indirdi ve kolumdan tutup çekiştirerek arabaya götürdü. Sırtımda hissettiğim gözlere tekrar dönüp bakmamak için sıktım bütün bedenimi. Eğer bunu yaparsam yanlış anlaşılacaktı. Abimin beni arabaya resmen fırlatmasıyla sendeledim fakat olacak olan şeyin farkındalığı daha da sarmıştı belli ki. O kadar hissetmedim. "Ne işin var senin burada?" "Off bağırma bana! sen ne halt yedinde başımıza bunlar geldi acaba ha?" sabırlı Züleyhanında bir sınırı vardı. Herkes hayatım hakkında söz sahibiydi. Daha dün tanıdığım adam nişanımda karar kılacak kadar cüretkar pisliğin tekiydi ve benim onunla evlenmem konuşuluyordu. Ses gelmemişti. Sinirle döndüm "Hemen o kızla ne zamandan beri birlikte olduğunu söylüyorsun! hem...ne demeye kız kaçırıyorsun ki sen. İstanbul da okuyan ve buraları beğenmeyen sen değil miydin? niye gidip Kıraçlıların kızını kaçırdın?" "Bir sus kızım ya! amma konuştun" diyerek beni deyim yerindeyse götüne bile sallamadan arabayı çalıştırdı. Benim evde ki en büyük problemim buydu işte. Güya beni en çok seven abimdi ama o bile işine gelmediğinde beni umursamazdı. Sırtımı arabanın koltuğuna yasladım ve başımı dışarı çevirdim. Saat gecenin bir yarısıydı ama insanlar yinede dışardaydı. Hatta fakülteden birkaç arkadışımı bile gördüm. Buruk bir tebessüm belirdi yüzümde asla arkadaşlarımla çıkıp bir yerlerde oturamadım. Bir mekana gidip doyasıya sohbet edemedim. Okuldan konağa, konaktan okula. Ha bu yıl son sene staj oluyor. Onun haricinde o da yoktu. Sıkıntılı bir nefes vermemin ardından abim "Hayırdır?" diye soru sorması ile zaten gerilmiş olan sinirlerim tavan yaptı. "Hayırdır mı?" diye sordum sorusuna karşılık. Ona ilk defa bu ses tonu ile konuşmuş olmam bocalamasına neden olmuştu. Umursamadım lakin. "Sence ne hayırıdır abi ha? hani beni çok sevdiğini söyleyen abim gidip hiç tanımadığımız bir kızı kaçırdıya... Hani ben o az önce sanki bütün o nanaeleri sen yememişsin gibi silah doğrulttuğun adamla berdel olacağım ya... Hani engelleyemedin ya... Hayatımın içine el birliği ile ettiniz ya abi... Sence hayırdır?" Konağa geldiğimizi ve durduğumuzu uzun konuşmanın ardından verdiğim nefes ile farketmiştim. Bir şey söylemesine izin vermeden arabadan inip hızla konağa girdim. Arkamdan seslendi ancak duymamış gibi yaptım. Çünkü haklı olduğıumu bilsemde ona bağırınca kalbim de kırılıyordu. Gözlerimin dolmasına yine lanetler savurarak odama ilerledim. Bütün bu olanların birer kabus olmasını diliyordum sadece. Odaya girdiğim an yatağa attım kendimi. Yastığa gömülüp en iyi yaptığım şeyi yaptım. Haykırarak ağlamaya başladım. Hayatım mahvolmuştu. ** "Evleneceğin kız o ha?" diye sırıtarak konuşan kuzenine ters ters baktı sadece Jehat. Kafası çok doluydu. Hem de hiçbir şey ile meşgul olamayacak kadar doluydu. "Ne var oğlum güzel kız işte ne istiyorsun daha?" sıkıntı ile nefes verdi Jehat "Salak mısın oğlum sen?" diye yükselmeden edemedi "Anna ne olacak? kız alık bir şey. Dediğim şeyin anlaşmalı bir evlilik olduğunu anlayıp anlamadığı bile meçhul" "Sen kızla düzgün konuştun mu acaba?" diye bilmiş bir bakışla sordu kuzeni Hazar. Zira kuzeni tanıyordu. Yapabildiği en sert konuşmayı yaptıysa bu iş zordu. Jehat ise gelen soruya en sert bakışlarını attı "O ne demek lan?" diye sorması da neden bu sorunun sorulduğunu tahmin etmesindendi. "Lan oğlum...sen bu kıza Annadan adam akıllı bahsettin mi? dün gece sana bakarken gördüğüm korku beni biraz şüphelendirdi bak" İşte buna diyecek bir şey yoktu. Dün gece kendisine dönen kahve gözlerin ardında nasıl bir korku titremesi olduğuna şahit olmuştu. Derin bir nefes alıp verdi ve iki eli ile yüzüne avuçladı ve sertçe sıvazladı. Boktan bir işe girmişti. Ama kız kardeşi yaptığı hata yüzünden ona başka şansta bırakmamıştı. Sedirden kalkıp meclisin toplandığı yöne doğru adımladı, aslında bir ağa olarak kendi de girebilirdi lakin bunu yapmak istememişti. Çıkacak olan karardan neredeyse emindi. Bunun için yapmam dediği ne varsa yapmıştı. Amerika da büyük bir arzu ve aşkla onu bekleyen bir sevgilisi vardı, burada ise bedel olmak için tayin edilen bir kurbanı. Bütün hepsini istediği gibi yönetecekti. Dini nikahtan sonra anında ait olduğu yere gidecek ve sevgilisi ile gününü gün edecekti. Rezan ile anlaşması bittiği an Züleyha ile de işi bitecekti. Evet plan basitti. Ve Jehat Kıraçlı her şeyi ince ince planlamıştı. Bütün özgüveni ile kapıdan içeri girdiğinde bir tarafın acıyla yutkunduğu, bir tarafın ise gururlu gülümsemelerine yol açan karar yüzüne bir darbe vururcasına dillendirildi. "Karar verildi! Berdel olacak!"
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD