KESİT
- Bana bak Züleyha! Sen benim karımsın lan! gidip elin adamıyla nasıl halaya durursun?
Jehat, her zamanki öfkeli sesi ile bedenimi ürpetmişti. Titrek bedenimi sakinleştirmeye çalıştım ancak üzerime daha da eğilmesi işleri yokuşa sürüyordu.
-Kime diyorum lan ben?
gözlerimde biriken yaşlar yanaklarımdan süzülürken artık dayanma gücümü kaybettiğimi hissediyordum. Derin bir nefes alıp ürkek bakışlarımı onun sert çehresinde gezdirdim.
-B-Ben bir şey yapmadım. diyebildim, dudağı kenara kıvrıldı
-Yapmadın mı? daha ne yapacaksın? Lan o senin eski nişanlın bide! ne düşündün? "Ben Jehatı etkileyemedim en azından eskiden yana kullanayım şansımı" mı dedin? Söylediği her kelime kalbimde yanan ateşi körüklüyor, her zerremi yakıp küle çeviriyordu. Ben onu hiç etkilemek istememiştim ki... kaldı ki bu olayda benim bir suçum yoktu, artık içime atıp buyüttüğüm dertler dışarı taşmak istiyordu. Kafamı yerden kaldırıp Jehata baktım.
Kollarımı sertçe kavramış elini ittirip
-Bana bak Jehat Kıraçlı, sen nasıl beni karın olarak görmüyorsan bende seni kocam olarak görmüyorum. O benim canımı yakmıştı, hemde hiç düşünmeden. bende onun canını yakmak istiyordum. ayaklar altına alınan onurum gibi onunda onurunu ayaklarımın altına alıp ezmek istedim.
-Sen, benim kocam değilsin Jehat Kıraçlı! biliyor musun? keşke seninle değilde Serhatla evlenmiş olsaydım diye düşünüyorum. O en azından bana kocalık edebilirdi! senin gibi erkeklikten aciz değildi!
içimdekileri dökmüş olmak beni rahatlatmalıydı ama hayır! Jehatın bakışlarını gördüğüm anda söylediklerim için pişman olmuştum. Ateş saçan gözleri gittikçe koyulaşmış bana öldürecekmiş gibi bakıyordu. Yüksek sesle yutkunup
-Jehat! diye fısıldadım ama beni duymadı bile
-Demek ben erkeklikten acizim ha? takıldığı şey gerçekten bu muydu yani? dilime gelen sözcükler bir anda dükülüverdi ağzımdan
- sen sadece bedel bedel diye direten, karısını korumaya aciz bir adamsın Jehat! O konakta yokken yaşadıklarımı kast etmiştim aslında. Tabii ona bu durumu bir kere bile demeye cesaret edememiştim. Söylediğim şeyle kaşları daha da çatıldı.
-Ne demek korumaktan aciz? Ne olduda koruyacağım? Bu soruya mahal veren bendim. Şimdi ona ne demem gerekiyordu bilmiyorum bile.
-Bir şey yok. Diye geçiştirmeye çalıştım ama olmadı, ellerini yine kollarıma atıp sertçe kendine çekti.
- Az önce ne demek istedin anlat hemen! Sıkıntılı bir nefes verdim. Şimdi ne desem zaten inanmayacaktı. Hatta her zaman ki gibi beni suçlayacaktı. Kuzeninin tacizlerini duysa sen neden kuyruk salaldın? Diye hesap bile sorabilirdi. Korkumdan tek başıma tuvalate bile gidemiyordum son zamanlarda, ya Reşit peşimden gelirse diye.
Lavobonun içinde beni sıkıştırmış olan Jehatın sabırı artık taşmak üzereydi
-Sana diyorum Züle...
- Züleyhaammm! Reşitin sesi ile Jehat sustu, ben korkuyla Jehata daha da tutundum. Bu tepkim dikkatini çekti
-Bu az önce Züleyham diye mi bağırdı? Diye sordu. Ben tek kelime edemiyordum, sadece kısık bir sesle
-Lütfen beni yalnız bırakma! Diye fısıldadım. Gözleri sinirden seğirmeye başladı, kapıyı açıp Reşite
-Ne arıyorsun lan sen burada? Diye bağırdı. Gözlerimden yaşlar yağmur gibi akmaya başladı.
- Oooo Jehat Ağam, bana Züleyhayı versene! Gözlerim büyüdü, içmiş miydi?
-Ağam! Ben ona bana kaç derim ama gelmez. Ne olur onu bana ver! Ben seviyorum onu
Şimdi cehennem çanları çalmaya başlamıştı işte!