Züleyha’nın Yusuf’u Kim?

3885 Words
Züleyha Aksoy Bulunduğu evin hanımı, Yusuf`u kendisine bağlamak, O`nun nefsinden murâd almak istedi ve kapıları kapatarak “Haydi gelsene bana!” dedi. O ise, “Mazallah, (Allah`a sığınırım) zira kocanız benim velinimetimdir, bana iyi davranıp güzel bir mevki verdi. Gerçek şudur ki, zalimler asla felah bulamazlar!” dedi. Doğrusu, hanım ona sahip olmayı iyice aklına koymuş ve buna meyletmişti. Eğer Rabbi’nin burhanını görmeseydi O da kadına meyledecekti. İşte böylece biz fenalığı ve fuhşu O`ndan uzaklaştırmak için burhanımızı gösterdik. Çünkü O, bizim tam ihlasa erdirilmiş kullarımızdandı. (Yusuf Suresi/23-24) Burada Züleyha`nın maksadı; Yusuf`un iffetli ve namuslu biri olup olmadığını denemek veya şaka yapmak değildi. Ona gönül vermiş ve bütün himmetiyle onunla olmaya azmetmişti. Yusuf ona aynı şekilde karşılık vermedi, hanımın isteğine ve teklifine uymadı. Bu hadise Yusuf`un iffetine büyük bir anlam kazandırdı. Durum öylesine uygun bir durum idi ki, doğal şartların hükmünü icra edip, sonucun Züleyha`nın isteği doğrultusunda meydana gelmesi için her şey tamamdı. Ancak Allah korkusundan başka hiçbir engel yoktu. Haram`ın çirkinliğini bütün çıplaklığı ile ayne’l yakîn olarak görüyordu. Rivayet edilir ki Yusuf, Allah`a ibadet etmek için Züleyha`nın sarayında bulunan bir bahçeye çekilirdi. Gündüzleri üçte birini namaz ve niyaza, üçte birini ağlamaya, üçte birini de Allah`ı tesbih ve zikretmeye ayırmıştı. Büluğ çağına ulaştığında Züleyha Yusuf`un kendisinden murâd almasını istemeye başladı. O, Züleyha`dan bu bahçeye kaçıyordu. Bu iş böyle sürüp giderken Züleyha`nın rengi değişti, ve yanına gelen nedimelerinden birine meseleyi açtı. Nedime de Yusuf için olabildiğince süslü ve hoş kokulu bir köşk yaptırmasını tavsiye etti. Ustalar köşkü bitince Aziz`i de davet etti. Aziz köşke girdi ve güzel bir mimari üsluba sahip köşkü beğendi. “Bu köşke dâru`s surûr (sevinç köşkü) adını ver” dedi ve köşkten ayrıldı. Züleyha da bunun üzerine Yusuf`un getirilmesini istedi. Görevliler Yusuf`u mümkün olduğu kadar süslediler. Züleyha bembeyaz çok güzel bir kadın olup gözlerinin arasında güzellikten parıldayan bir ben vardı. Saçlarını yapıp inci ve yakutlarla bezedi. Yusuf köşkün ilk bölümünde Züleyha`nın huzuruna çıkınca, kapıyı kilitledi ve her türlü yola başvurarak ondan kâm almak istedi. İbn Abbas`tan rivayet edilir ki: Yusuf gülümsediği zaman dişlerinde bir nur görülürdü.Konuştuğu zaman o nurun parıltıları sözlerinin arasından çıkıp önünden gittiği görülürdü. Züleyha, Yusuf`a : Ey Yusuf bu süslü köşkü senin için yaptırdım dedi. Yusuf: Ey Züleyha, sen beni haram olan bir fiile çağırıyorsun. Sevinç köşkü diye adlandırılan bu köşkün benim için, helak köşkü ve cehennem köşelerinden bir köşe olmasından korkarım. Züleyha: Ey Yusuf, ne güzel gözlerin var. Yusuf: Cesedimden toprağa ilk akacak olan onlardır. Züleyha: Ne güzel yüzün var. Yusuf: Yüzüm toprağındır, toprak onu yiyecek. Züleyha: Saçların ne güzel. Yusuf: Bedenimden ilk olarak o dağılıp gidecek. Züleyha “Haydi gel!” dedi. O da: Allah`a sığınırım! Beni davet ettiğin bu hıyanetten Allah`a sığınırım, dedi. Daha sonra bu hıyanetten niçin imtina ettiğini şöyle belirtti: Doğrusu senin kocan, beni satın alan aziz benim efendimdir, o bana güzel baktı. Sana da iyi bakmanı emrederek haklarımı çok güzel bir şekilde koruyup çok güzel davrandı. Bunun karşılığı, tabii ki onun haremine hıyanet ederek ona kötülük etmek değildir. Yusuf (as)`ın gördüğü işaratle (burhan) ilgili olarak da şu rivayetler vardır: 1-Yusuf (as) köşkün bir köşesinde “Zinaya yaklaşmayın” yazısını gördü. 2-Bir melek Yusuf (as)`a: Peygamberler divanında yazılı olduğu halde sefihlerin fiiline meylediyorsun, öyle mi? dedi. 3-Köşkün tavanı yarıldı ve babası Yakub (as)`ı ellerini ısırır vaziyette gördü. (Yakub (a.s) Yusuf`u küçükken böyle korkuturdu.) 4- Bir şahıs “Ey Yusuf, sağ tarafına bak” dedi ve sağ tarafına bakınca olabildiğince büyük bir ejderha gördü. Adam “İşte bu yarın zina edenlerin karnında olacak” dedi. Hazret-i Yusuf, bu bâtıl işten ve haram niyetten uzak ve beridir. Peygamberlerin ismetlerinin vacib olduğunu gösteren deliller pek çoktur. Züleyha nefs-i emmâre’yi temsil etmektedir ve gönlünü kaptırdığı Yusuf (a.s)’ı cezb edecek bir tuzak hazırlamıştır. Yusuf (a.s) burada günahtan kaçıyor, Züleyha ise günaha koşuyordu. Cenâb-ı Hak kıyamet günü yedi sınıf insanı Arş-ı Âlâ’nın gölgesinde barındıracağını bildirdikten sonra, bu sınıflardan birinin de güzel ve mevkî sahibi bir kadının beraber olma isteğini, “Ben Allah’tan korkarım” diyerek reddeden genç olduğunu ifade etmiştir. Züleyha, Mısır azizi öldükten sonra, Yusuf (a.s)’ın da aşkının acısı ile yalnız kalarak elindeki her şeyini dağıttı. Yusuf (a.s)‘ın her gün gelip geçtiği yol üzerinde bulunan bir ev edindi. Yusuf (a.s) bazen atına biner, Züleyha da onu seyretmek için yola otururdu. Yusuf aleyhisselâm- geçerken Züleyha avazı çıktığı kadar feryat eder, Yusuf (a.s) ise seslerin çokluğundan onu duymamazlıktan gelirdi. Züleyha, o güne kadar dayanmakta olduğu putunun yanına varıp, yanında hiç ayrılmak istemediği putunu ziyaret edip dedi ki: Yazıklar olsun sana ve sana secde ve kulluk edene! Şu ihtiyarlığıma ve âmâ oluşuma, fakirliğime merhamet etmedin! Bugünden itibaren seni inkâr ediyor ve Yusuf’un Rabbine îman ediyorum’’ dedi. Böylece hidâyete ererek sabah akşam Allah’ı zikre koyuldu. Nefsin bataklığına düşenlerin kalpleri daima âmâ olur. Züleyha tamda böyleydi. Fakat bundan sonraki hadiselerde nefs-i emmâre’den sıyrılıp nefs-i mutmainne’ye yolculuğuna bakacağız. Bir gün Yusuf (a.s) atına binmiş Züleyha’nın evinin önünden geçmekteydi. Züleyha evinden çıktı ve Yusuf (a.s)’ın yolu üzerinde yüksek sesle şöyle dedi: ‘’Tesbih ederim o kudreti ki, sultanları günahları sebebiyle köle eder; köleleri de Hakk’a kullukları sâyesinde sultan eder!...’’ Allah Teâlâ rüzgara emredip Züleyha’nın bu kelâmını Yusuf’un kulağına eriştirdi. Yusuf gayet müteessir bir şekilde ağladı. Etrafına nazar edince onu gördü. Hizmetçisine dedi ki: Şu kadıncağızın ihtiyacını sor. Hizmetçi: Hacetin nedir? Züleyha: Yusuf’tan başkası derdime derman olamaz. Getirdiler. Züleyha selam verdi. Boynu büküktü. Selâmını aldı ve dedi ki: Hacetin nedir? Züleyha: Beni ne çabuk unuttun? Yusuf ona: Sen kimsin ben seni tanımıyorum dedi. Züleyha: Tanımıyor musun? Ben Züleyha’yım dedi. Yusuf: Dünyada benden uzak ol dedi. Züleyha: Dünya hayatını benden mi kıskanıyorsun ey Yusuf, deyince Yusuf ağladı: Hani nerede kaldı hüsn-ü cemâlin, mal ve mülkün? Züleyha: Seni hapisten çıkaran ve sultanlığı bahşeden, benim her türlü güzelliğimi zâil etmez. Yusuf: Peki şimdi hacetin nedir dedi. Züleyha: Üç dileğim var: Birincisi ve ikincisi Allah’a dua edeceksin, benim gözlerimi ve gençliğimi iade edecek. Çünkü senin için ağladım gözlerimi kaybettim, belim büküldü. Yusuf (a.s) dua etti eski güzelliğine gençliğine kavuştu. Züleyha doksan yaşında idi. Üçüncüsü ise benimle evlenmendir. Yusuf (a.s) başını eğdi ve murakabeye daldı. O sırada Cebrail (a.s) geldi ve: Ey Yusuf! Rabbin sana selâm ediyor ve kadıncağızın talebini reddetmemeni emrediyor! Onunla izdivaç eyle; zira o, dünyada ve ahirette senin zevcendir! Bu emir üzerine Yusuf (a.s) Züleyha’yı kendisine nikahlıyor. Yusuf (a.s) Zülayha’ya daha fazla muhabbet duyuyor. Züleyha’nın ise eski sevgisi kalmıyor. Allah Züleyha’nın mecâzi aşkını hakiki aşka döndürüyor ve ibadete itaate bir meyil veriyor. Böylece Leyla ile başlayan muhabbet Mevlâda sükûn buldu. Mevlâya kavuştu muhabbet. Züleyha, Hazret-i Züleyha oldu ** “Varmıdır Yusuf gibi iffetli, Züleyha gibi aşık birileri?” “Belki de vardır kızım” arkadan gelen sesle yerimde sıçradım. Baş parmağımı damağıma değdirip korkunun verdiği hareketle başımı yukarı kaldırdım. “Ay anne öyle gelinir mi?” diye hayıflandım. Hep bunu yapıyordu, arkadan gelip bana sesleniyordu. Ee korkuyordum bende. “Ah benim şaşkın kızım, sana yine seslendim kaç kez duymadın beni, ne edeyim?” diye gülümseyerek geldi yanıma oturdu. Ben yine her zaman ki gibi odamda oturmuş, küçükken Dayemin anlattığı hikayeyi hayallerim eşliğinde okuyordum. Annemde her seferinde beni yakalıyordu. Saçımı okşadı “Nasıldı bakalım okul?” sorduğu soruyla gözlerimi devirdim, çocuktum sanki. “Anne ben çocuk muyum? Nasıl olacak işte derslerle geçiyor günler” dedim. Yüzünde ki gülümsemeyi silmeden omzuma nazikçe dokundu ve benim ona sırtımı dönmemi sağladı “Ne zamana kadar hayallerle yaşayacaksın Züleyha?” sorusu beni gafil avlamıştı. Ne cevap vereceğimi bilememiştim. Hemşirelik son sınıf öğrencisiydim, burada ki hastanede çalışmam için abim babamı ikna etmişti. Aksoy aşireti olarak birkaç aşiret gibi olmasada kalabalık ve kendi çevremizce güçlüydük. Babam Raber Aksoy, Diyarbakırda çokça sevilen bir ağa olması her yerde bizede saygı gösterilmesine sebep oluyordu. Annem Safiye hanımağa ise her şeyim hazır olduğu için artık biriyle evlenmem gerektiğini düşünüyordu. Ama ben bunu kesinlikle istemiyordum! “Anne, ne düşündüğümü biliyorsun” dedim bıkkınlıkla. Bu kaçıncı konuşmamızdı bilmiyorum. “Kızım, ne yapalım Allah aşkına? Artık konağın kapısına bayrak mı asalım gelinlik kızım var benim diye?” şaşkınlıkla anneme döndüm. Bu saatte düşündüğü şey bu muydu cidden? “Anne bu saatte konuşacak mısın gerçekten?” sorum üstüne kaşlarını çattı “Evde kalacaksın diye korkuyorum!” “Buna yarın üzülsek hanımağam? Bu saatte çok saçma ve yarın erkenden dersim var” diye yerimden kalkıp annemide kaldırmaya çalıştım. Bana onaylamaz bakışlar atarken aklıma gelen soruyla elimi belime atarak sordum “Sen benden bıktın mı? Ne bu evlendirme telaşın?” Tek kaşım şüpheyle kalkmış, aynı zamanda hayal kırıklığın vücut bulmuş hali ile cevabını beklemeye başladım. Neden bu kadar erkenden ısrar ediyordu anlamıyorum. Ben daha 23 yaşında gencecik bir kızım. Tamam bu civarlarda evlilikler daha erken olurdu ama artık bu değişiyordu. Bazı aşiretlerde dışardan evlenmelere bile izin veriliyordu artık. Annem ayağa kalkıp karşıma geçti, ellerini birbirine dolayıp yine o zarif duruşunu takındı “Kızım, senden neden bıkayım? Sadece bir Yusuf bekleme uğruna önüne geleni reddediyorsun. Hem biliyor musun? Daye’ye Aksel aşiretinden haber gelmiş” İşte korktuğum başıma geliyordu, korkuyla kafamı iki yana salladım. Şuanda evlenmek istemiyordum. Hemde görücü usulü! “Anne lütfen...” “Bak Züleyham, kimse seni zorla evlendirmek istemiyor kızım. Ama buraları bilirsin, çalışmaya başladıktan sonra her şey daha zor olacak. Tamam Raber Ağa diğer babalara göre daha anlayışlıdır ama o da bir yere kadar kızım” “Anne, neden?” diye üzgün bir şekilde sordum. Neden kadınlar hemen biriyle evlenmek zorundaydı? Anne ve babamın bu korkuları bana saçma geliyordu! “Kızım! Her ana baba gibi senin yuvanı kurmanı istiyoruz. Daye, bizim gibi anlayışlı değil en iyi sen bilirsin. Aksel aşiretinin hanımağası Daye’nin en yakın arkadaşı, eğer Daye isterse bu evlilik olur. Artık hayal aleminden çık Züleyha!” Ağzımı açıp bir şeyler söylemek istedim ama buna izin vermeden odadan çıkıp gitti. Yatağımın kenarına çöküp ne olacağını düşünmeye başladım. Ben hemen evlenmeyi kesinlikle istemiyordum. Ama annemde haklıydı, babam ne kadar bize destek olsa da yaşadığımız coğrafyayı unutmamam gerekiyordu. “Offf ben ne yağacağım?” gözlerimde dolan yaşlar yavaş yavaş akmaya başladı, Allah bilir kim için haber yollatmıştı? Ben aşiretlere çok yabancıydım ancak Aksel aşireti sürekli bize gelip giderdi o yüzden bilirdim. Ama Aksel aşiretinin erkekleri çok kötü nam salmıştı Diyarbakıra. Kaçakçılık yapıyorlar, uyuşturucu işinde de varlar. Erkekleri çapkınlıkları ile bile nam salmıştı. Öyle biri ile kesinlikle evlenmek istemiyordum. Yatağıma uzanıp gözlerimi tavana diktim “Allahım sen bana yardım et! Ben o aşiretin gelini olmak istemiyorum” diye bir dua döküldü dilimden. Daye! Onunla konuşsam bile hiçbir işe yaramazdı eminim. İçimden dualar ede ede gözlerimi kapattım. Ben bu evlilikten kaçmanın bir yolunu bulmalıydım. Kendi yolumu bulmalı ve ayaklarının üzerinde duran bir kız olmalıydım. Ailemin baskınlığını her yerde her zaman hissetmek beni yeterince yıpratırken birde koca baskısının altına girmeyi kesinlikle istemiyordum. * Gözlerimi açmaya çalıştığımda acıdığını hissettim. Gece ağlayarak uyumanın verdiği acıydı bu. Yatakta doğrulmaya çalışırken kapı çaldı “Gel” dedim sesimde ki ruhsuzluğa engel olamayarak. “Kızım” anneme kısa bir bakış atıp komidinde ki telefonuma uzandım, saat 07.00 dı! Harika! Anca yetişecektim, hemen kalkıp annemi yok sayarak banyoya ilerledim “Küs müyüz Züleyha hanım?” “Hayır” dedim sert sesimle. Sanki küs olsak bir şey değişecekti de. Elimi yüzümü yıkayıp hemen çıktım “Akşam Aksel Aşireti gelecekmiş. Bugün okula gitmesen?” Seçtiğim siyah t-shirt elimde asılı kaldı. “Bu kadar çabuk mu?” diye sordum, sadece başını salladı. Kaşlarımı çattım. Sırf gelecekler diye okulumdan geri kalamazdım “Bugün önemli bir dersim var. Gitmem gerek” “Daye, seninle alış verişe çıkmak istermiş” gözlerimi devirdim. Annem iyi hoş kadındı ama Dayenin sözünden çıkamazdı, ben kesinlikle böyle olmak istemiyordum. “Hayır!” dedim ve hemen üzerimi giymeye başladım. Siyahlara bürünecektim bugün! Ruhum yastaydı! “Kızım..” “Anne, lütfen!” devam etmesini istemiyordum, çantama birkaç şey koydum, saçlarımı hemen topladım ve odadan bir hışımla çıktım. Bu dünya da kadın olmak elbet zordu ancak bu yörede olmak daha zordu. Üniversitede ki şehir dışından gelen arkadaşlarım çok rahat ve mutluydu. Biz onlar kadar rahat olamıyorduk. Olsak bile kesinlikle “Gözüm üzerinde!” mesajı her şekilde verilirdi. Elimde çantamla mutfağa inecekken adımın seslenmesi ile durdum “Züleyha!” arkamı döndüğümde Daye elinde bastonu ile terasın başında duruyordu. Cevap vermeden sadece bakıyordum, bir süre sonra aramızda ki sessiz savaşı sona erdirdi. “Bugün okul yoktur! Anan demedi mi?” anneme ve diğer aile üyelerine hükmetmiş olsa da bana edemeyeceğini biliyor olması gerekirdi. Sakince indiğim merdivenleri tekrar çıktım ve karşısına dikildim. “Daye, sana saygım ve sevgim sonsuz bunu bilirsin. Ama hem bana sormadan görücü kabul edip hemde derslerimi önemsemememi bekleyeöezsin” sesim sakin ama kararlı çıkmıştı. O kalın kaşları anında çatıldı ve beni biraz süzdü. “Sen eyice yol yordam bilmez oldun torunum” kinayeli söylemini yok sayarak elini alıp öptüm ve alnıma koydum. Eli elimdeyken “Daye, ben daha evlenmek istemem. Hem sen hep bana Yusufunu kendin bulacaksın demez miydin? Şimdi ne bu acalen?” Dayemin bana olan bakışları anlık yumuşasada sertliğini koruyordu. Derin bir nefes aldı “Züleyha, Yusufuna hemen kavuştu mu?” kaşlarım çatıldı. Ne alakası vardı şimdi? Anlamasam da cevap verdim “Hayır!” başını ağır ağır salladı. Elini kafama koydu “Yusufu Züleyhaya Allahın yazdığı kader götürdü. Kimse kimseyi yolda bulup aşık olmaz. Seni zorla verecek değilim amma yaşında gelmiştir. Serhat eyi çocuktur. Hemen karşı çıkmayasın!” bıkkın bir nefes verdim. Sonuç her halükarda değişmiyordu yani. Ama vazgeçmeyecektim “Bugün okula gideceğim” dedim net bir tavırla. Elini elimden çeken Daye sertçe “Akşam güzelce hazırlan. Allah nasip ederse bu nişan olacak” demesi ile aslında bana inat savaş açıyordu. Hızla aşağı indim ve şoförüm olan Tahsin amcaya “Beni okula bırakır mısın?” diye sordum. Hemen kapımı açtı ve bende bindim. Daye eğer bu kadar ısrarcıysa biraz zordu ama benimde pes etmeye niyetim yoktu. En azından biraz çalışıp kendi paramı kendim kazanmak istiyordum. Bu duyguyu merak ediyordum. “Hanımım iyi misiniz?” Tahsin amcaya üzgün üzgün baktım “Değilim Tahsin amca” dedim. Tahsin amca hem babamın en yakın arkadaşı hemde benim korumam ve şofördü. Ona derdimi daha iyi anlatıyordum, oturup babamla konuşamadığım şeyleri onunla rahatlıkla konuşabilirdim. Bana şevkatle baktı “Sorun ne hanımım?” elimi önümde birleştirdim “Daye beni evlendirmek istiyor ama ben istemiyorum ki...hem Serhat Aksel denen çocuğu da hiç görmedim ben. Akselleri kimse iyi bilmez neden zorluyor beni?” “Bak kızım...” bana ne zaman kızım diye seslense nasihat verirdi. Kulaklarımı dört açıp yüzüne baktım. Arabayı sağa çekti, kolunu yanında ki koltuğun sırtına attı ve bana döndü “Niye istemediğini bilirim, benim kızda senin gibi. Ben çalışacağım diye tutturdu. Ben rahatım izin verdim amma sen aşiret kızısın sen kimseyi tanımasanda herkes seni tanır. Bir süre sonra seni hastanede rahat bırakmazlar. Hem derler ki evlilik kaderdir, biri kaderindeyse iki cihan ayrılsada siz evlenirsiniz. Değilse bir araya gelse de evlenemezsiniz. Sen tasalanmayasın...Allahın takdiri ne ise o olur” Sanki bu sözleri duymaya ihtiyacım varmış gibi yüreğimde ki ağırlık bir anda hafifledi. Gülümseyip “Teşekkür ederim amca” dedim. Başını salladı ve arabayı sürmeye devam etti. Haklıydı, o yüzden telaşlanmama gerek yoktu değil mi? Okula geldiğimizde hemen indim “Hanımım kaçta çıkacaksınız bugün?” soruyla afalladım. Telefonumu çıkarıp hangi gün olduğuna baktım, Çarşambaydı! “Bugün 14.40 ta çıkacağım amca. Yarında stajım var zaten” diyip yanından ayrıldım. Kampüse girdiğimde bile içim huzurla doldu. Benim yerim burası sonra ile hastaneydi, hemen bir erkeğe bel bağlamak istemiyordum. Hem aşiret evliliği hiç istemiyordum. Kampüste yürüyüp kendi bölümeme geçtim, kapıdan girerken “Züleyha!” diye bir ses duydum. Gülümsedim “Efendim” dedim. bu en yakın arkadaşım Sudeydi. “Naber kız?” dudak büktüm “İyi değil sen?” kaşlarını çattı hemen “Neden?” başımı iki yana sallayıp koluna girdim. Dersliğimize girerken aynı zamanda sohbet ediyorduk. “Ailem evlendirmek istiyor beni?” “Daha bu yaşta?” “Evet maalesef, iyi bir kısmet varmış güya...Dayemin yani babaannemin tanıdığı biri” “Offf daha erken be kızım biz seninle alemlere bile akamadık” “Ya ne alemi Allah aşkına” dediği şey beni güldürmüştü. Ben ne diyorum bu kız ne diyor? “Kızma hemen yahu. Yanii daha erken onu diyorum” amfilere otururken burukça cevap verdim “Güzelim buralarda yaşım geçmiş bile sayılıyor. Hem evlendirmek istediği iyi biri olsa cidden anlayacağım” Sudenin aklına bir şey gelmiş gibi bana parlayan gözlerle baktı ve hemen sosyal medya hesabını açtı “Adı ne çocuğun?” Göz devirdim “Cidden mi?” diye sordum. Kafasını salladı. Serhatı daha önce hiç görmediğim için bende de merak uyandırmıştı “Serhat Aksel” hemen bir şeyler yazıp ekranı bana gösterdi “Sence hangisi?” omuz silktim. “Bilmiyorum ki” kaşlarını çatarak ekrana bakmaya devam etti, bir profile tıklayıp bana gösterdi “Bu bence, biyografisinde de Diyarbakır yazıyor zaten” olabilirdi ama emin olamıyordum. Arka tarafta Hamza oturuyordu, o iyi bilirdi aşiretleri “Hamza!” diye seslendim. Hemen bakıp “Efendim?” diye sordu. El yapıp yanımıza gelmesini belirttim. Sanki bunu bekliyormuş gibi koşarak yanımıza geldi, kıkırdadım. Sudeden hoşlanıyordu. “Buyrun hanımlar” Sude ekranı gösterdi bende “Bu Sehat Aksel mi?” diye sordum. Hamzanın suratı asılsa da ses etmedi ve başını salladı “Tanıyor musun nasıl biri?” diye sordum. Tek kaşını kaldırarak bana baktı “Neden sordun?” şuan ona açıklama yapamazdım “Benim için söyler misin? Hadi...” “Yanii abileri gibi hovarda biri değildir. Bir vukuatını da duymadım açıkçası” biraz olsun içim rahatlamıştı doğrusu. Azad Aksel çok kötü bilinirdi çünkü “Teşekkür ederiz” dedim ve önüme döndüm. Tam Sudeye bir ley diyecektim ki hoca girdi ve sustum. Ders başladığında benim aklım hala akşam ki misfirlerdeydi. Dersler bittiğinde eve gidecek olmanın sıkıntısı tekrar çöktü üstüme. Tanımadığım etmediğim biriyle ne evliliği ya bu devirde? Kaderime razı olmaktan başka da elimden bir şey gelmniyordu. Öyle sevdiğim biri falan da yoktu kaçayım desem. Allahım buralarda o da zordu! Ayağa kalkıp hiç istemesemde okuldan çıktım. Sude şakalar yapmaya çalışıyordu ama bende şuan işe yaramıyordu “Züleyha” üzgünce yüzüne baktım. Başımı yana ağip “Benim için üzülme. Olacağı varsa zaten kimse engel olamaz” dedim. Bu dediğime ben ne kadar inanıyordum orası tamamen muamma tabii. Sudeyle vedalaşıp hemen beni bekleyen arabaya bindim. Tahsin amca ile hiç konuşmuyorduk. Elime telefonu alıp sabah baktığım hesaba tekrar baktım. Yakışıklı bir çocuktu, hafif kumrala çalan teni ile farklı hissettiriyordu. Dışardan iyi görünüyordu tanıyınca nasıl olacak bakacaktık artık. Eve geldiğimizde arabadan indim. Kapıya yaklaşırken ayaklarım geri geri gidiyordu. İçeri girdiğimde etrafta koşturan çalışanları gördüm. Hummalı bir hazırlık vardı anlaşılan. Kimseye bir şey demeden yukarı çıktım ve odama girdim. Çantamı ve kendimi yatağa atıp bir süre tavanı seyrettim. Bu akşamdan bir an önce kurtulmak istiyordum, nasıl olacaksa olsun... Kapım tıklandığı zaman sadece bekledim. Yavaşça açıldı “kızım” annemin geldiğini zaten tahmin ettiğim için şaşırmadım. Yataktan hiç kalkasım yoktu. İyice yanıma yanaştı ve yatağımın ucuna oturdu “Hazırlan istersen” ofladım “Daha saat erken dinlenmek istiyorum” “Kızım biliyorum istemiyorsun ama...” “Ama Daye istiyor” kafamı yana çevirip bana mahçup gözlerle bakıyordu “Evet” diye mırıldandı. Ayaklarımı sarkıtarak oturdum “Ben istemiyorum anne ama yinede sizi mahçup etmeyeceğim” “Aferin kızım. Hem babanda istiyor zaten” sinirle kahkaha atmaya başladım “Aman ne güzel, zaten benim yerime Serhatın koynuna girecek olan da onlar değil mi anne?” annem şaşkınca yüzüme baktı “O nasıl laf öyle Züleyha?” ayağa kalkıp karşısına dikildim “Kimse ne isteyip istemediğimi umursamıyor anne ve bende kimseye saygı göstermeyeceğim. İnşallah bir şey olurda o çok istedikleri nişan olmaz” diyip ağlayarak banyoya ilerledim. Kapıyı kapatıp kilitledim. Neden? Diye bağırmak istiyordum. Gerçi yapsam da kime ne faydası var ki? Ilık bir duş alıp çıktım. Süslenecek takatim yoktu. Siyah boydan mevlana model bir elbise aldım elime. Hemen üzerime geçirdim, kolları dirseğime kadar uzundu. Aynaya baktım. dün akşamdan beri ağladığım için gözlerim fafif şiş ve kızarıktı. İlk başta makyajla kapatmak istesem de vazgeçtim. Bir zahmet istenmediğini anlasın karşı taraf. Saçlarımı kurutma gereği duymadan teresa çıktım ve trabzanların yanında duran berjere oturdum. İkindi güneşi Diyarbakırın taş evlerini yakıp kavuruyordu. Oturup bu cehennem sıcağında ölüm saatimi beklemeye başladım. ** Kapının ardından gelen sesler artık vaktin geldiğini bildiriyordu bana. Babam beni birkaç kez görmüş ama yine bir şey sormamıştı. Şaşırmamıştım doğrusu. Ne zaman derdimi tasamı önemsedi ki. İşin garibi abim ortalarda görünmüyordu. Bu durumu bildiği halde şimdiye kadar gelmemesi normal değildi. Bana destek olmasını bekliyordum. Fakat anlaşılan o da kendi telaşındaydı. Burukça gülümsedim ve yerimden kalkıp trabzanlara tutundum. Kahverengi dalgalı saçlarım akşamın hafif esintisinde hemen uçuşmaya başlamıştı. Konağın tahta kapısı açıldı ve içeri Aksel aşireti girdi. Derin bir yutkunma ihtiyacı hissettim. Çok kalabalıktı ve aşırı...aşırı süslü kadınlar vardı. Hala var mıydı böyleleri? Gözlerim şaşkınlıkl açıldı, bakışlarımı biraz daha etrafta gezdirdiğimde onu gördüm. Serhat Aksel! Bana sanki nefretle bakıyordu. Sanırım bu evlilik işini o da istemiyordu. Bu aile büyükleri bizim adımıza karar alıp iş yaptığı sürece bu evlilikler hep düşmanlıkla başlayacaktı. Bakışlarımı ilk kaçıran ben oldum, Daye bana aşağı inmem için kaş göz yapınca el mecbur indim ve sırayla onlarca kişinin elini öptüm. Serhat köşeye çekilmiş ve bana bakmamaya çalışıyordu. Aman sanki ben çok istiyorum seni? Diye yüzüne yüzüne söylemek istedim ama işte her şey söylenmiyordu. Kahve yapmam söylendiğinde gidip çalışanlarla yapmaya başladık. Gözlerim sürekli dolsa da kendimi tutmayı başarmıştım. Kahveler pişince hemen aldım ve sırayla herkese verdim. Bir yudum alan ve geriye yaslanan yaşlı bir ağa babama baktı ve “Raber Ağam, sebebi ziyaretimiz bellidir...” gözlerimi kapattım ve titreyen çenemle devamını söylemememsini diledim...imkansız olduğunu bildiğim halde. “Allahın emri peygamberin kavliyle kızın Züleyhayı oğlumuz Serhata isteriz” gözümden bir damla yaş süzüldü. Telaşla yanaklarımı sildim ve bana bakan Serhatla göz göze geldik. Boş gözlerle bakıyordu bana, hemen çevirdim bakışlarımı babama. “Ee sizden iyisi gelecek değil elbet... Allahın emriyle verdik gitti” hızla bakışlarım annemi buldu. Bana üzgün üzgün bakıyordu. Hani kimse zorlamazdı beni? Onlara inananda kabahat zaten. Kim olduğunu bilmediğim adam bıyıklarıyla oynayarak memnuniyetle gülümsedi. “O zaman Allah hayırlı etsin” diyip kalktı ve elini uzattı. İstemesemde olmuştu bir kere gidip öptüm ve alnıma koydum. Babamın karşısına geçtiğimde tutmaya çalıştığım göz yaşlarım akmaya başladı. Babam bunu beklemediği için afalladı ve sessizce “Ne oldu?” diye sordu. “Bana sormadın...” dedim kafamı yere eğerek. Elini öptüm ve alnıma koydum “İstemiyordum” dedim zorlukla. Bilsin istiyordum. Kaşlarını çatıp Dayeme baktı ve sinirle “Bana istediğini dedi” diyince şaşkınlıkla baktım. Bunu nasıl yapardı? Bakışlarım ona kayınca gayet mutlu olduğunu gördüm. içim bir kere daha acıdı. Söz bir kere verilmişti, geri de dönülmezdi. Gelen tepsiyle birlikte daha hayatımda ilk kez gördüğüm adamın yanına ilerledim ve ellerimi ovuşturarak birazdan takılacak olan prangaya bekledim. “Baya güzelmişsin” bir anda konuşması ile irkildim ve müstakbel KOCAMA baktım “Teşekkürler” diye mırıldandım. Dudağı kenera kıvrıldı “Merak etme güzel bir evlilik olacak” nedense bu dediğine hiç inanmadım çünkü şu filmlerde ki kötü adamlar konuşurya aynı onun gibiydi sözleri. Bir şey demeden önüme döndüm, gözlerim bir kere daha abimi aradı. Gelmemişti! Yüzükler parmağımıza takıldı, kırmızı kurdele kesmek için bahşişler verildi. Adam eline makası alıp bir bana bir Serhata baktı, sıkıntıyla nefesimi verdiğim sırada konağın kapısı şiddetle açıldı. Herkesin bakışı oraya kaydı. Abim gelmişti! Yüzüm bir anda gülmeye başladı. Ta ki kucağında ki kadını görene kadar. “Oğul ne olur?” Babamın telaşlı sorusunu es geçen abim “Züleyha hemen bir bakasın buraya!” diye bağırdı. Karşımda ki adam hemen kurdeleyi kesti bende yanına koştum. “Bu kız kim?” diye sordum. Bakışlarını kaçırdı “Bayıldı bir baksana” dedi. Kaşlarımı çattım, bir şeyler vardı ama anlamadım. “Oğul bu kız kim?” “Evleneceğim kız!” elim nabzında kalakaldım. “Hiiiiii!” “ Abooo sen ne dedin?” abimi ilk defa böyle başını yere eğdiğini gördüm. kucağında ki kıza baktı ve “Ben Mevayı seviyorum. Kaçırdım onu!”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD