I
Yaşlı adam yavaşça dudaklarını oynattı gördükleriyle;
''Benden çaldığınız yüreğim diler ki; öylesine alçalsın ki kalpleriniz göğüslerinizden; fırlasın! Karşılıksız beslediğim bu yılan gibi bedenimi dolayan aşk sizin engeliniz olsun! Bu lanetim çayırdaki o iğrenç meşeye ve aşıklara!''
...
Koşa koşa uzaklaşıyordum evden. Kardeşimin ağlayışları aklıma geldikçe yıkılıyordum. Hıçkırıklarla toprak yolu eğile büküle geçmeye çalıştım ilk birkaç dakika, sonrasında bir fayda etmeyeceğinden çimenlere sapıp çayıra doğru inen tepeye çıktım. Bacaklarım öylesine enerji doluydu ki hem her an yıkılacakmışım gibi hissediyordum hem de fazlasıyla hareketsiz. Burnumu elimin tersiyle silip tüm olanları bir anlığına, sarhoş eden temiz havayla unuttum. Güneş eriyip gidiyordu ufuktan, ilerideki birkaç derme çatma tahta kulübe gibi evlerin camları koyu turuncuyla kaynıyordu, geride kalan evime dönüp baktım. Görünmüyordu koyu yeşil, uzun ağaçların görkeminden. O kadar yorulmuştum ki oturup meşemde vakit geçirmeye ihtiyacım vardı. Aylak adımlarla yürümeye başladım. Bilirsiniz eğer ki acı bir olay yaşamışsanız beyniniz sanki daha fazla üzülmenizi istermiş gibi tüm kötü hatıraları kafanıza dökmeye başlar. Hatta bunları biriktirmekten gurur bile duyuyor olabilir.
Elbisemi bacaklarımın arasına alıp ağaca tırmanmaya çalıştım. İlk önce bir dalından sonra diğer dallarından tutunarak en tepeye çıktım. Ağaca tırmanmak her ne kadar bacaklarımı çiziklerle doldursa da, genel olarak verdiği haz mükemmel olduğundan bunu umursamam. Hışırdayan yaprakların arasında tertemiz bir soluk aldım. Köy bugün fazlasıyla güzeldi gerçi her zaman öyleydi ya. Betonların bulaşmadığı harika bir hayat sürüyorduk, hayvanlarımızı yemler, ektiklerimizi zamanı geldiğinde çamura bata çıka toplayarak geçinirdik genel olarak. Ta ki o alçak duygu beni intikama sürükleyene kadar!
Aklıma gelmesiyle tekrar sinirlendim. Hüzün aklıma tüm yaptıklarımı döküyor; içimdeki o iyi ses mahkeme havasında yargılıyordu benliğimi. Öten kuşlara dikkatimi vermeye çalıştığımda bu sefer aşağıdan sesler gelmeye başladı. Sanırım kafamı bu seslerle dağıtabilirim. Merakla bakışlarımı çevirdiğimde; yığınla köpeğin buraya doğru havlayarak geldiğini gördüm, önündeyse koşmaktan yüzü kıpkırmızı olmuş, gözleri ağlamışçasına kızarmış, şortu neredeyse yırtılmak üzere olan biri vardı, heyecanla ağaca gelmişti. Anlaşılan susamıştı da, çünkü kurumuştu dudakları. Elleri kovuğa değdiği anda gözlerimiz buluştu anlamadığım bir hızla. Dudaklarım yavaşça aralandı, kalbimde anlamsız bir ritimsizlik oldu. Tüm yaptıklarım aklımdan uçmuştu .Köpeklerin havlamasıyla ağacın dallarına tutunup hızla çıkıverdi yanıma. Havaya çevirdim bakışlarımı, bu neydi şimdi böyle? Ne pişmanlık ne de başka bir duygu kalmıştı, mutlu mu oluyordum ne? Omuz silktim, başımı başka bir dala çevirdiğim de bir şişe su gördüm. Bu buraya nasıl gelmişti? Burnumu çektim, yaşlı gözlerimi elimin tersiyle sildim sonrasındaysa bugün yaşadığım her şeyi unuttum. Bu çocuk şu an mahkeme duvarı gibi vicdanımdan daha ilgi çekici geliyordu, köpekler ağacı hınçla tırmalarken kulaklarım yavaş yavaş sağır oldu sanki. Bütün sesler kesildi. Dudaklarımdan bir isim çıktı.
''Susamışsın Emir.''
Ne! Emir ne alaka? O da kim? Daha kendi kendime şaşkınlığım sönmeden ismimle teşekkür etti bana.
''Teşekkürler Asude.''
Bir dakika beni tanıyor mu? Yavaşça içti suyu, hala bana bakıyordu. Kafamı çevirdiğimde köpekler çoktan gitmişti, neler oluyor burada? Ağaçtan atladım korkuyla, bu olanlar neyin nesiydi böyle? Ancak tüm şüphelerim hızla silindi aklımdan. Ona baktım son kez.
''Hoşça kal Emir!''
Koşarak uzaklaştım o meşeden. Nefes nefese yolu ilerlerken hala aklımdaydı, kalbim saçma bir şekilde daha da hızlanıyordu. Yolun yarısına geldiğim de, taşların bol olduğu yerde dizlerim bir anda çözüldü, boğazımı yakan bir sıvı ağzımdan yere doğru boşalmaya başladı. Gözlerim gördükleriyle fırlayacak kadar açıldı. Ciğerlerim kopacakmışçasına nefes almaktan ağrımış, boğazımsa acıyordu. Beynimde bir anlığına 'ölüm' kelimesi yayıldı. Ellerim kızıl çamura bulanmıştı istemsizce. Çünkü ben kan kusmuştum! Büyük bir haykırış kopardım.
''Ne!''
Birkaç adım sesi doldurdu kulaklarımı. Kafamı çevirdiğimde inanılmaz bir şeyle daha karşılaştım. O... Ağaçta yanıma çıkan çocuk hüngür hüngür ağlıyordu. Burnu kızarmış, gözlerinden yaşlar boşalıyordu. Kalbini tutuyordu arada. Yeşil gözleri pasparlak, yanaklarını süsleyen yaşlar hızla yüzünden düşüyordu. Sanki yıllardır tanıyordu beni.
''İyi misin Asude?''
Evet, konusunu anlamamış olabilirsiniz. Lanetten okuyunca anlaşılır bence. Bu bilmem kaçıncı kitabım, eğlencesine yazıyorum. Umarım beğenirsiniz. Oylamayı ve yorum yapmayı unutmayın! Seviliyorsunuz :)