Kadem 🌹

1469 Words
Akın, Feyza'nın o sözlerinden sonra kızların konuştuklarını duysa da kendisini veremedi. Üstelik Feyza'nın aralarında ki mesafeyi açmasını fırsat kollayan biri vardı. Kara akbaba gibi sinsi sinsi boynunun yanında yılan dövmeli, siyah saçlı bir oğlan masalarına yaklaştı. Akın gerginlikle dişlerini sıktı, İç güdüleri belanın geldiğini ve tekinsiz bir tip olduğunu sezgilerine yansıtıyordu. Yanaklarındaki kaslar su dalgası gibi gidip geldi. 'Umarım' dedi içinden 'umarım, diğer kız için buraya geliyorsundur dostum.' Ama hayır, boynunda yılan dövmesi olan genç adam, tilki suratına yapıştırdığı ablak gülümsemesiyle, tipine güvenerek yanlarına geliyordu. Ve maalesef ki Feyza'nın kalçasına dek upuzun şelale gibi akan uçları bukle bukle olmuş saçlarından, oğlan bir türlü bakışlarını çekmiyordu. Akın yaslandığı yerde doğruldu, kaslarını saldırı pozisyonunda şişirdi. Yüzü 'gelirsen seni sikerim' diyordu ama oğlan Feyza'dan başka bir yere asla bakmıyordu ki bizim aslanın hunharca saldıracağını bilsin. Tilki suratlı oğlancık hala o oyulası bok rengi gözlerini kızın üzerinden inatla almıyordu almıyordu. Boynundaki yılan dövmesinin gerçek olmasını dileyerek genç adamın götüne o yılanı sokası geliyordu. 'Amına koduğum, korkuluk muyum ulan ben! Niye benden çekinmiyor bu çocuk?' Diye yükselişe geçen iç siniri ona hiç yardımcı olmuyordu. Akın'ın başından, ayak uçlarına dek oğlanın teki yaklaştıkça, buz gibi bir his aktı gitti. Dik duruşunu bozmamak oğlanın üzerine atlayıp yumrukları bir bir sallayamamak çok irite ediciydi. "Merhaba." Gencin selamını masadan kimse almayınca, Dilek sönükçe selamı almak zorunda kaldı. Dilek bu adamı şirkette gördüğünü hiç hatırlamıyordu. Stajyer miydi acaba? Fakat oğlandan yakışıklı tipine güvendiğinden olsa gerek buram buram itlik akıyordu. Genç adam inatla cevap veren kıza değilde diğerine odaklanıyordu. Uzun saçlı kız bir işaret verse yürümeyecek resmen ve gerekirse hileyle koşacaktı. O upuzun saçlar tam yumruk olmuş elin bileğine dolamalıktı. Ufak tefek kızı kucağında zıplattığını, masaya dayayıp... Falan filan hayal etti. Zihninde ahlaksız sahneler belirirken kıza dokunabilmek için ölüp bitiyordu. Ama asla kızdan ne bir bakış ne de küçücük bir ilgi bile yakalayamayan genç adam, yüzsüzlüğe sığınmayı zaten hep adet edinmişti. "Ben Arda ve sizler?" "Ve kim oldukları seni ilgilendirmiyor birader! Geri basmanını öneririm." Akın'ın sabrı selameti buraya kadardı. Küfür etmemek için dudaklarını parçalar gibi kemirdi. O etli, şekilli, güzel dudakları kıpkırmızı kesildi. Dişlerinden kalan nemle kırmızı kırmızı parladılar. Sık kirpiklerinin arasından bakan karamel kahvesi gözleri, öfkeyle ışıl ışıl cam gibi keskinleştiler. Her hali karizmaydı. Bu tartışmaya bile kapalıydı. Ve Feyza o haşin anı, Akın'ın o dudak hareketlerini, keskin bakışlarını göz ucuyla yakaladı. Yakaladı yakalamasına ama olacakların gerginliği ve dizleri titrediğinden güzel görüntüye o an odaklanamadı. Zihnine yazılan ama es geçilen bir iz gibi orada o görüntü asılı kaldı. Akın, Feyza ile aralarında olan, kendi koca ayaklarıyla üç adımlık mesafeyi göz açıp kapayana dek kapattı. Yetti mi? Hayır! Genç adamı orantısız bir güçle tek eliyle iman tahtasından sertçe geriye itti. Zar zor ayakta kalan genç bir metreyi geçik geriye doğru savruldu. Oğlanın yanlarına gelirken başının üzerine yapışmış özgüvenini, Akın tek itişle ayakları altına aldı, resmen çiğneyip ezdi. Peki bu Akın'a yetmiş olabilir miydi? Mümkün müydü? Akın tek minik bir adım daha attı. Masaya kafasını gömecekmiş gibi kambur, neşeniz ve çevresine ilgisiz durmaya çalışan kızın omzuna tek kolunu doladı. Tabii ki bu da yeterli gelmedi. Kızın yüzünü, göğüs kafesine saklamak istercesine, bağrının hemen altına sıkıca başının arkasından kaslarla kaplı koluyla bastırdı. "Çok pardon dostum, sahipli olduğunu bilmiyordu-" "Senin o ağzını si... Dikerim. Bir kelime bile çıkaramazsın, arkandan patlarsın! Özrün kabahatinden büyük. O bir eşya yada evcil evlat değil. Derhal uzaklaş! Sabrımın son demlerindeyim. Bir hata daha seni öldürmez ama süründürür. Keyifle seni süründürürüm çocuk!" Başını ağır ağır sallarken 'senin o kalkan pipini keserim' diye dudaklarını oynatarak ses çıkarmadan dudaklarını oynatırken oğlanın önüne küçümseyerek baktı. Anlamaz diye boştaki elinin iki parmağıyla da psikopatça sırıtarak makas işareti yaptı. Akın iki kızın yanında küfür kıyamet koparmamak için kaskatı hatta çelik kesildi. Her kelimesinden sonra kızın yüzünü bağrının hemen altına daha çok bastırdığının ayırdında değildi. Kalp atışları sinirden delirmiş olmalıydı. Evet evet safi öfkeden ve koruma güdüsünden olmalıydı. Başka neden olsundu canım? Akın adranelinin verdiği yüreğinin güçlü gümbürtülerini, boğazının iki yanında şiddetle, bas titreşimi gibi hissediyordu. Feyza, Akın Abi'sinin ve kendisinin aralarında kalmış elleriyle taş kesilmiş karnından nafile bir direnişle kendinden itmeye çalışıyordu. Neyse ki boynunda dövme olan oğlanın Akın'dan ödü koptu. Karizma ve özgüven, anında yalan oldu. Akın'ın gözlerinde yanan alev ateşten ciddi yaralar alabileceğini idrak etmesiyle, seri bir şekilde utanmasa ayakları kıçına vura vura koşacaktı. Şeyini gerçekten kesecekmiş gibi bakan adamla önünü iki eliyle kapatarak arkasına bir daha bakmadan koşar adımlarla gitti. Kaçtı. Dilek ise dakikalar içinde sakince süt liman duran adamın aniden aslan kesilmesine içinden 'vay be' diyordu. Bu sahipleniş bir *abi* için çok değil birazcık fazla değil miydi? Boğa gibi gür nefesler alıp göğsüne saklar gibi bastığı kızın, perçemlerini havalandıran soluklarını, roman okur gibi izledi. Ufacık Feyza, sanki bu kocaman güçlü bedene saklansın diye yaratılmış gibiydi. Gözlerinden neredeyse minik mor kalpçikler çıkaracaktı. Neredeyse! Karamel kahvesi bakışlar aniden kendisini aynı öfkeyle bulana dek! Ve bir kafa hareketiyle 'uzaklaş' sertçe 'git' der gibi yana savrulan başla ve keskinleşen bakışlarla soluğunu tuttu. Adam resmen gözleriyle konuşuyordu! Yakışıklı iri adamın, kaslı hayvan gibi kolundan Feyza'nın yüzünü bırak kafasını bile görünmüyordu. Yuh! "Feyza arkadaşlar çağırıyor canım, görüşürüz..." Minvalinde bir şeyler geveleyip pıtı pıtı adımlarla, masaya yürüdüğünden daha koşar adımlarla uzaklaştı. İkilinin arasından tek taraflı sızıp ona yoğunca ulaşan elektrikle, bedeninin tüyleri diken dikendi. 'Bende istiyorum bende' diye yerlerde yuvarlanarak isyan etmek istiyordu. Dilek kendi hayatının hikayesine yürüdü. Feyza, kulaklarına baskı uygulayan tek koldan, Dilek'in ne dediğini bile adam akıllı duyamadı. Hala ama hala Akın Abi'sini karnından geriye iterek kendisinden koparmak istiyordu. Bir türlü olmuyordu. Artık ablasına ve abisine bu halde yakalanma korkusu onu dumura uğrattı. Çözümü, Akın'ın sert karnını zorlukla çimdirmekte buldu. "Siktir! Ne yapıyorsun, kızım?" Hem karnından çok huylanan hem de kan akış hızını farklı bir şekilde serileştiren çimdikle anında refleksle kızın başını koluyla sıkmayı bıraktı. Bollaşan kolun altından nefes nefese yağ gibi sıyrılarak akıp uzaklaşan kızın saçları elektriklenerek yüzüne doluştular. O kızıl kahvesi dikenlenmiş saçlarının arasından öfkeyle aşağıdan ona kilitlenen iki yeşili baskın ela gözler, Akın'a iki kurşun sıktı sanki... Biri mantığına diğeri beden ateşine... "Asıl sen ne yapıyorsun abiii yaaa!... Of!... Sinir oldum sana tamam mı?" Abi? *Abi* kelimesini bulanı ters yatırıp düz siksinler ulan! Akın'ın içinde depremler oluyordu. Heyelanlar, seller gerçekleşiyordu. Afetler ardı ardına Akın'ın kalp evine saldırıyordu. Feyza ağzından hakaret çıkaracakmışta zor engellemiş gibi nefes nefese çatır çatır konuştu. Genç kız küsmüş gibi masanın etrafında döner gibi üç adım uzaklaştı. Ona sırtını dönen ufacık kızla, Akın ne yapmış olabilirdi? Tamamen Leyla olmuş bir halde sırıttı. Evet evet sırıttı! Hemde bütün dişleri görünecek şekilde sırıttı. Feyza mırıl mırıl söylenmeye devam ediyordu. "Domates sıkıyor, salça yapacak sanki manyak!" Elbette bunca müzik ve konuşma sesinin içinde tek odağı minicik kız olduğu için Akın duydu ve daha çok sırıttı. Hatta erkeksi yüksek bir sesle kıkırdadı. Anında yüzüne yavru lamalar misali tükürüverecekmiş gibi bakan kızla, gülmesini kesmeye çalıştı. Sinirleri boşalmış olmalıydı. Daha komik geldi. "Komik mi?" Feyza tek ayağını süsecek kuzu gibi yere vurdu. "Ben söyleyeyim hiç komik değil. Gülmesene be!" "Tamam tamam gül-müyorum..." Bir erkeksi kıkırtı daha kaçırdı, elinde değildi... Akın sırıtmaktan ağrıyan suratına, kızın üzerine yürüyen ayaklarına söz dinletemiyordu. Feyza bir mıknatıs olmalıydı. Demir misali kıza şiddetle çekilir bir halde üzerine yürüdü. O ilk bebek adımlar, inadı peşine sürüklemiş kadar kararlıydı. Kadem kelimesinin anlamı adım demekti. Akın'ın ilk kademi-adımı bu anlardı, son olmayacaktı. "Sakinleş... Tamam. Komik değildi. Abin seni bana emanet etti. O tilki surat, seni dansa kaldırmaya geldi. Dans etmeyi bırak, seninle konuştuğunu gören Ferit, bana ne yapardı? Yazık değil mi bana?" Manipülasyon en güçlü silahıydı, kurşunları kızcağıza hiç acımadan bir bir sıktı. "Ne yapardı?" Feyza çok fenaydı. Bir tuhaftı. Aniden sıcacık göğse bastırılmıştı. Ciğerlerinden sinsice sızıp burnuna amansızca sirayet eden hoş kokuya maruz bırakılmıştı. Orman ayaklarına serilmekle kalmamış Feyza'yı o burnundan ciğerlerine sızmakla inatçı kokunun içinde hapsedivermişti sanki. Çok güzel kokuyordu. Adam resmen yeşil kokuyordu! Hem adamın taş kesilmiş karnını resmen eller gibi çimdiklemek zorunda kalmıştı. Offf! Hayret bir şeydi! Resmen kendisi tarafından Akın ellenmiş bir sekilde çimdiklenmişti. Peki o ne yapmıştı? Küfredip gülmüştü. Beyni çalışmayı reddediyordu. Kalbi abim yada ablam ya bizi öyle sarmaş dolaş gördülerse diye üç buçuk atıyordu. Güzel kokusu, yakınlığı ve yanaklarında beliriveren ay şeklindeki gamzeli gülüşünden falan değildi yani. Değildir değil mi? "Tam burada küfretmem gerekir. Abinin bana ne yapacağını anlatabilmek için ama ayıp... Etmeyeyim değil mi?" "Ayıp... Küfretme." Ve Akın için savunma, direnme ve mesafe savaşı buraya kadardı. Hemen üzerine eğildiği kızın elektriklenmiş saçlarını ona çok fazla dokunmamaya çalışarak uzun parmaklarıyla düzeltirken açıkladı. "Tamam, etmem. Güzelim saçlarını, bozmuşum özür dilerim Feyza." Güzel olan kimdi? Saçları mıydı? Feyza mıydı? O aitlik eki neydi peki? Sahibi gibi hırçın, kalın saç tutamları Akın'ın şefkatiyle yatıştı. Akın aniden Feyza'nın ince beline, kolunu sarıp kürek kemiklerine de boştaki elini sarıp gevşekçe çok kısa bir an sarıldı. Komşu kızı sanki kollarının arasında kayboldu. Ve aniden geri çekilip o, üç adımlık güvenli mesafeyi kıza gönülsüce geri verdi. "Canını yakmadım değil mi? Abin gelirde, o oğlanı görür diye endişe ettim... İyi misin?" Feyza başını uslu çocuklar gibi sallarken Ferit damdan düşer gibi yanlarında bitiverdi!
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD