21 Ekim 2017 Gümüş, ehliyet kursundan çıkıp onu beklemekte olan Esin’e yürürken üzerindeki ince örgü hırkaya daha bir sarındı. Hava, artık yazın eriten sıcağı yerine kendini bahara bırakmıştı. Öğlen ders çıkışı üzerinde bir yük gibi hissettiği, taşımak istemediği hırkaya sıkı sıkıya sarılmış bir şekilde onu bekleyen arabaya bindiğinde burnu kızarmış, saçı dağılmıştı. “Hoş geldin yengem, daha iyi misin? Ders nasıldı?” Esin, onun saçına takılmış bir yaprağı çekip aldığında dudak büktü. “Midem fena! Ağzıma yemek koymaya korkuyorum. Anneme söylesek de yine çorbadan yapsa bana? Bir tek onu yiyebiliyorum.” “Yapar yapmasına da inadı bırakıp bir doktora görün istersen, bu üşütme işi değil bence.” “İstemiyorum. Doktor demek, kan demek ve ben, hala kanla aramı düzeltemedim. Pis hastane merme

