"Hakan, bu yaptıkların aile hukukumuza yakıştı mı, bizim sen de hiç mi hatırımız yoktu da böyle yaptın?"
Adliyede, dava bitmiş ve Hakan'ın söylediği gibi de kendi lehine karar verilmişti. Mahkeme salonundan kazandığı bu zaferin tatminiyle çıkarken arkasından gelen bu sözleri duymak onu daha da mutlu etmişti.Hesaplaşmak için beklediği onca zaman ve harcadığı onca çabanın karşılığını bu yüzleşmeyle alacaktı.
Sakin bir tavırla arkasını döndü. Onunla konuşan adam hızla yanına geliyordu. Orta boylu, yaşına göre dinç, gür bıyıkları olan yakışıklı sayılabilecek bir adamdı Suat Sezginer. Bir zamanlar Hakan ve kardeşleri için baba gibiydi ama o da Hakan'ın ailesine ihanet etmişti ve artık Hakan'ın sıradaki avı oydu.
"Hakan, oğlum, ailenin bütün zor zamanlarında yanınızdaydım, ben ve ailem hep size iyi davrandık karşılığını işlerimi baltalayıp beni iflasa sürükleyerek mi vereceksin?"
Hakan hissis, buz gibi gözlerle karşısındaki adama baktı. Aslında boğazını sıkıp onu şuracıkta öldürmek için can atıyordu ama bu herife verilebilecek en büyük ceza servetini kaybetmekti.
"İşlerini baltalamak mı? Suat amca, tırlarında ve gemilerinde uyuşturucu kaçakçılığı yapmak ne zamandan beri iş oldu? İnsan kaçakçılığı ne zamanran beri iş sayılıyor?" Sahte bir merakla sormuştu.
Karşısındaki genç adamın onu yenebileceğini hiç düşünmemişti Suat. Yıllarca ince ince işleyerek kendisini tuzağa çektiğini hiç fark etmemişti.
Gemileri ve tırlarıyla çok daha yüksek karlar elde edbileceği ortaklar bulduğunu söyleyerek kendisine geldiği zaman, Hakan'ın kendisini bir kumpasın içerisine çekeceğine hiç ihtimal vermemişti.
Birkaç iyi işten sonra tırları ihpar edilmiş, yükleri arandığındaysa yüksek miktarda uyuşturucu madde bulunmuştu. Olaylar sadece bununla da kalmamıştı, onlarca depoda yapılan ihcelemelerde de yüzlerce kaçak mal bulunmuştu ama en kötüsü, Suat'ın hasmı olan başka bir iş insanının kaybından iki gün sonra cesedi, Suat'a ait bir çiftlikte gömülü bulunmuştu ve adamın ölmeden önce en son Suat'la görüşmek için oraya gittiği de kanıtlanmıştı.
Bundan sadece on bir ay önce dünyanın en büyük nakliye şirketlerinden birinin sahibiyken, bugün tamamen dibi görmüştü. Bütün mal varlığına el konulmuştu ve bütün bunların sorumlusu da Hakan'dı.
"Her şeyi senin ayarladığına adım kadar eminim. Beni bitirmek için yaptın, başardın da. Ama niye Hakan, niye beni harcadın?"
Hakan beklenmedik bir şekilde, adama yaklaşıp sanki araları iyiymiş gibi sıkıca sarıldı.Ardından kulağına konuştu.
"On yıl önce, biz düştüğümüzde leşimizden beslenenlerin biri de sendin, bilmiiyorum sanma. Hep biliyordum ama sıramı bekledim. Şimdi gör bakalım kalleşliğin karşılığı nasıl oluyormuş. İnan bunlar daha iyi günlerin, bu saatten sonra gölgenden bile korksan iyi edersin, ölümün seni nerede ne zaman bulacağı belli olmaz."
Bu tehlikeli sözleri söyledikten sonra adama sarılmayı bırakıp ondan uzaklaşırken konuştu. "Kendine çok dikkat et Suat amca."
Suat uzun ve soluk renkli koridorda ayakta öylece duruyordu. On yıl önce olanları Hakan'ın bilmesini beklemiyordu, Bu korkutucuydu, Ancak onu asıl tedirgin eden Hakan'ın hiçbir şey belli etmeden yıllarca kendisine kin gütmesiydi. O gerçekten de çok tehlikeli biriydi.
Hakan adliyeden çıktıktan sonra, arabasına binerken cebindeki telefonu çalmaya başlamıştı. Ekrana baktığında Çağla'nn adını gördü. Davayı kazandığı için kendini oldukça keyifli hissediyordu. Bu nedenle daha fazla çalmadan telefonu açtı.
"Efendim Çağla?"
"Şey, yoğun olduğunu biliyorum çok uzun konuşmayacağım. Davayı soracaktım, ne oldu kazandın mı?"
Hakan keyifle derin bir iç çekti. "Kazandım. Suat şerefsizini bitirdim. Bugün nikahta sevgilisi benim karım olurken izlediğinde de Tarık'ı bitireceğim."
Sesindeki bu hesapçı tını ve yaptıklarından zevk alması bazen Çağla'yı Hakan'la düşman olmayı asla istemiyorum diye düşünmeye sevk ediyordu. Ama kendisinin endişelenmesine gerek yoktu, o Hakan Bayındır'ın biricik nişanlısıydı. Bu düşünce'den cesaret alarak konuştu.
"İstersen düğünden önce bana bir uğra da, dün gece yarıda bıraktığın işi layığıyla tamamla."
Sesi oldukça davetkar ve istekliydi. Gece, Hakan onun evine gitmiş ve ateşli bir şekilde sevişmeye başlamışken, Çağla kendinden geçmeyi beklerken, Hakan biraz duraksayıp ardından tamamen geri çekilmiş ve kadını yarım bırakmıştı.
Bu olay Çağla'nın içine uğursuz bir gölge düşürmüş ve geceden beri aklını kurcalayıp duruyordu. Bir erkek olarak böyle bir şehveti neyin dizginleyip onu geri çektiğini anlayamıyordu ama aklının ucuna gelen diğer şeye de inanmayı reddediyordu.
"Eve geçmem gerek. Nikahtan önce eve gidip her şeyi kontrol etmeliyim."
Çağla hayal kırıklığına uğrasa da bunu sesine yansıtmadı. "Anlıyorum. Şey, evliliğin aramıza girmeyecek değil mi? Hala iyiyiz?"
"Senin neyin var Çağla? Nedir bu sürekli sorgulayan tavırlar?"
Çağla, Hakan'la ters düşmek istemiyordu ama endişelenmekten de kendini alamıyordu ve artık bunu içinde tutamayacak bir hale gelmişti.
"Hakan. Bugün evleniyorsun, hem de benden başkasıyla. Endişelenmem normal değil mi? Beni de anlamaya çalış lütfen. Dün gece bile bana dokunmadın, senin gibi şehvetli bir adamın her şeyi yarım bırakması normal mi?"
"Her bir araya gelişimizin nedeni seks olmak zoruda değil, bunu biliyorsun Çağla." Ona böyle söylese de dün gece Çağla'ya dokunmak istememesini Hakan bile kendine açıklayamamış ve buna oldukça kızmıştı. Oysa hala kendini ihtiyaç halinde hissediyordu.
Telefonun diğer ucunda sessizlik olunca Hakan konuşmaya devam etti. "Bak, eğer evdekini kıskanıyorsan bu sadece kağıt üzerine atılmış bir imza olacak. Hem Melike ortaya çıkmadan önce, sana evlenelim demiştim."
Çağla bunu duyunca içinden bir pişmanlık sızısı geçti. Gerçekten de Hakan ona artık evlenmek isteyip istemediğini sormuştu, çünkü uzun süredir nişanlıydılar.
"Hakan, ailenle olan sorunları halletmeni beklemek istemiştim sadece."
"Ailemle olan sorunlar, senin de dediğin gibi benim sorunlarım, evlilik konusunda sana engel olabilecek bir şey değildi bu."
"Sadece senin kafanın daha rahat olduğu bir zamanda her şeyi daha iyi planlarız diye düşünmüştüm ben."
Hakan, bir yandan yola odaklanırken, bir yandan da Çağla'nın son söylediği cümle komik bir şeymiş gibi kıkırdadı.
"Ben ciddiyim Hakan, sadece biraz sular durulunca daha uygun olur diye ertelemek istedim."
Dikiz aynasından arkasını kontrol eden Hakan, seri bir şekilde şerit değiştirdi.
"Dürüst olalım Çağla, sen benim ailemle olan bu hesaplaşmayı kaybetmemden korktun, çünkü ikimizde birbirimize verebileceğimiz şeyler için bu ilişkideyiz, benim sana verebileceklerim riske atmak istemedin sonuç olarak ve beklemek istedin. Niyetin benim bu hesaplaşmadan sonra elimde kalan gücü görmekti."
Çağla hızlı bir nefes aldı, itiraz etmeyi düşünüyordu ancak Hakan devam etti.
"Seni suçlamıyorum, ikimiz de bu ilişkiye çıkarlar sayesinde başladık ve hala benim için en mantıklı seçim sensin. Yani aklını bulandıran düşünceleri görmezden gel tamam mı?"
Duydukları içini hem rahatlatmış hem de daha farklı bir durumu gözlemlemek canını oldukça sıkmıştı.
Gerçekten de ilişkinin başında ikisi de karşılıklı kazançları düşünerek, bu durumu kabul etmişti. Sağlıklı genler, güzel vücutlar, güç. vesaire. Ancak Çağla zamanla onu gerçekten sevmişti, Hakan'da bir kadının isteyebileceği her şey vardı zaten, ama yine de ailesiyle olan kavgasına karışmayı göze alamadığı için teklifine karşılık ertelemek istediğini söylemişti.
"Özür dilerim sevgilim, bu işten vazgeçip bana dönemez misin? Kağıt üzerinde de olsa senin karının başkası olmasını istemiyorum."
"Artık çok geç, ok yaydan çıktı bir kere."
Çağla bir şey diyemeden Hakan erken davrandı. "Annem arıyor, hazırlıklarla ilgili olmalı, kapatıyorum."
"Efendim anne."
"Alo, Hakan, bir şey söyleyeceğim ama öfkelenip kıza bir şey yapma lütfen."
Genç adam güldü, aramanın bir şekilde Melike'yle ilgili olduğunu anlamıştı zaten.
"Ne olduğunu anlatacak mısın artık?"
Belkıs hanım tereddütlüydü ama söylemekten başka çaresi kalmamıştı.
"Melike kendini odaya kilitledi, gelen gelinliklere bakmadı bile ve eğer arkadaşlerını da nikaha çağırmasına izin vermezsek hiçbirini giymeyecekmiş."
Hakan gülümsedi, aklıra gelenin Melike için iyi olmadığı bu vahşi gülümsemeden belliydi.
"Sorun değil anne, eve dönüyorum ve bununla ben ilgileneceğim"
Belkıs hanımın içini bir korku sardı ve oğlunu uyarmak istedi. Ancak ağzını bile açamadan telefon yüzüne kapandı.
Zaten keyfi yerindeydi, bir de gidip Melike'yi yola getirdiğinde daha da keyiflenecekti.
"Sen kendin giyinemedin madem, ben seni giydireceğim öğretmen hanım!"