"Boynuna bakabilir miyim?" Hakan merdivenlerden çıkıp, annesinin Melike'yi götürdüğü odanın kapısına varmıştı. İçeri girmeden kapının önünde dururken bu sesleri duymuş ve kapıyı açmadan dinlemeye başlamıştı.
"Hayır. Bana dokunmayın lütfen hanımefendi. Aşağıdaki konuşmalarınıza bakılırsa oğlunuzun beni bir evliliği zorlayacağını biliyordunuz ama buna engel olmak yerine ona göz yumdunuz. Oğlunuza engel olmadığınızda sizin de elleriniz benim boğazıma sarılmış oldu."
Belkıs sesizce Melike'ye bakıyordu. Kız haklıydı, onun açısından bütün hayatı alt üst olmuştu. Hem de bunu hak etmek için yaptığı hiçbir şey yoktu ve bu duruma engel olmadığı için diğer insanlar özellikle de onu kaçıran adamın annesine tepki göstermesi çok normaldi.
"Özür dilerim Melike, çok haklısın ama bunu durdurmak maalesef benim elimde değil. Bu süreç öyle veya böyle yaşanacak, ben sadece senin bunu daha kolay atlatmanı istiyorum."
Bu söz Melike'yi daha da kızdırdı ancak bunu öfkeyle belli etmek yerine tek kaşını kaldırarak alaycı bir gülümsemeyi yüzüne yerleştirdi.
"Belkıs hanım, oğlunuz üç haftadır peşimde ve hayatımı yaşanmaz kılıyor haberiniz var mı? Her yerde karşıma çıktıkça, benim aklımdan geçen korkunç düşüncelerin içimi nasıl daralttığından haberiniz var mı? Acaba delinin teki mi? Karanlık bir yerde boğazımı keser mi? Bir yerde beni öldürse cesedimi bulan olur mu? Ne niyetle kendini gösterip hiçbir şey söylemiyor? Neden benimle oynuyor?" Melike konuştukça sesi daha da yükseliyordu çünkü yaşadığı bu takip haftalardır kafasını meşgul edip duruyor ve bu onu bir paranoya çıkmazına sokuyordu.
"Aşağıdaki o kız neyiniz bilmiyorum ama yakınınız olduğu belli, onun benim yaşadığım şeyleri yaşaması hoşunuza gider miydi, böyle korkarak yaşaması sizi mutlu eder miydi? Oğlunuz gibi bir manyak onu kaçırıp götürse, orada birisi çıkıp 'bu mecburi en azından kabul et de çabuk atlat' dese bu size ne hissettirirdi?" Melike'nin sesi yükselirken gözü de yaşarmıştı. Yalnız yaşıyordu ve bu dünya normal günde bile yeterince tehlikeliyken bir de bunlarla yalnız başa çıkmak daha da zordu.
Belkıs derin bir nefes alıp yutkunduktan sonra hafif nemli gözlerle kıza baktı. "Çok haklısın, ama inan bunu geri döndürecek gücüm yok Melike. Aşağıdaki kızın adı Neriman, benim kızım o ve onun senin yaşadıklarını yaşamasını kesinlikle istemem. Ama tekrar söylüyorum bunun artık geri dönüşü yok, Hakan her şeyi sonuna kadar götürmeye kararlı ve bir şeye karar verdiğinde onu geri çevirmek artık imkansız gibidir. En azından izin ver de sana bu zamanlarda yardım edeyim."
Hakan hala kapının dışında içeriyi dinliyordu. "Önce şu elimi yüzümü yıkayıp kendime çekidüzen verebilir miyim? Sonra sizinle konuşabiliriz. Son bir kaç saatte oğlunuz üç kez falan beni öldürmeye kalktı da malum, biraz dağıldım haliyle."
Onun kinayeli ve lafını esirgemeyen tarafı Belkıs hanımı zora soksa da konuşmaya yanaşması da içini rahatlatmıştı. Ona samimi bir şekilde gülerek odanın içerisindeki diğer kapıyı gösterdi. "Ah tabi ki lavabo şurada, ihtiyacın olan her şey orada var."
Melike, Belkıs'ın gösterdiği yere girip kapıyı kapattı. Neyin içine düştüğüne hala anlam veremiyordu. Bir süre öylece durduktan sonra derin bir nefes alıp musluğu açtı, ellerini yıkarken bileğine doğru gelen kırmızı bir lekeyi fark etti. Bluzunun kolunu geri sıyırınca tenindeki kızarıklıkları ve çizikleri gördü, bugün yaşadığı boğuşmalardan sonra olmuş olmalılar diye düşündü.
"Neyin içine düştüm ben böyle?" Derin nefes alıp ağlama isteğini geri atıp kendi kendine gülümsedi. Kendini ne zaman korkmuş ve köşeye sıkışmış hissetse bunu yapar ve sorununu aşmak için bir yol düşünmeye başlardı. Bir nevi kendini sıfırlama şekliydi bu. Daha sonra dağılan saç örgüsünü açmaya başladı, tekrar örmek onu rahatlatacaktı.
İki örgüyü de çözüp lavabonun aynasında elleriyle serbest kalan saçlarını düzeltti. doğuştan düz saçlıydı ama örgüden dolayı saçları şelale gibi dalgalanıyordu. Tam bu sırada kapının diğer tarafında sessizlik uzun sürünce Hakan içeri girmişti.
"Anne ne yapıyor orada hala?"
"Elini yüzünü yıkamak istemişti sadece endişelenme, hem konuşmayı da kabul etti."
Hakan telaşla odaya lavaboya doğru koştu. "Banyonun penceresinden çıktı kesin!"
Bunu duyunca Belkıs'ın da gözleri büyüdü. Pencere çok büyük olmasa da Melike'nin boyutu düşünülünce bir ihtimal oraya sığabilirdi. Hakan kapının kolunu çevirdi ancak kilitliydi. Hiç düşünmeden iki adım geri çekilip ardından hızlanarak kapıyı tek omuz darbesiyle kırdı.
Şok olmuş bir halde kırılan kapıya bakakalan Melike kocaman olmuş gözlerle Hakan'a bakıyordu. Şaşkınlığını üzerinden atınca öfkeli bir sesle konuşmaya başladı.
"Ne yapıyorsun sen? Ya uygunsuz bir vaziyette olsaydım? Hiç mi normal insan davranışı sergileyemiyorsun?
Onun öfkeden kıpkırmızı kesilen yüzüne karşılık bu kez şaşırma sırası Hakan'daydı. Onun kaçmayı deneyeceğinden neredeyse emindi ama o burada durmuş saçlarını örüyordu. Şelaleye benzeyen, ipek gibi parlak saçlarını. Bozuntuya vermeden odanın içerisine geçmesi için ona yolu gösterdi. Melike hala elleri saçındayken ters bakışlarla onun yanından geçti.
"Otur şuraya."
Hakan ninni gibi ama tehditkar tonuyla melikeye odadaki koltuklardan birini gösterdi, onun tarzı buydu demek ki hir şey için emir vermeye alışıktı ama Melike'nin tarzı da doğuştan pek yola gelir gibi değildi bu yüzden onun gösterdiği koltuğa değil de daha köşede bulunan berjere oturup ona beklentiyle baktı.
Melike'nin bu küçük protestosu Belkıs hanımın da Hakan'ın da dikkatinden kaçmamıştı, Belkıs öfkelenmemesi için Hakan'a sessizce bir uyarı verdi.
"Daha fazla uzatmadan konuşmamız gerek. Bana kalsa şimdiye çoktan nikah evraklarını imzalıyor olurdun ama anneme nazik olacağım konusunda söz verdim. O yüzden artık dinle tamam mı? Yoksa ben çok sabırlı bir insan değilim, ki bunu bugün görmüşsündür." İnce bir alay ve tehdit vardı son sözlerinde.
Berjerin yanındaki koltuğa doğru yürüdü, çatı katı odasında oldukları için tavan odanın kenarına doğru alçalıyordu, bu yüzden Hakan koltuğa oturana kadar giderek kafasını eğdi. Koltuğa oturduğunda Melike'ye oldukça yakındaydı ancak yüz yüze değillerdi.
"Sana bugün her şeyi anlatamam ama güvenebildiğim süre içerisinde yavaş yavaş seni neden bu evliliğe zorladığımı anlayacaksın, ama dediğim gibi sana güvenebilirsem.Şimdilik bilmen gereken şey Benimli evlenmek zorunda olduğun. Eğer evlenmezsen yakında peşine düşerler, yani benimle evli olursan sana dokunamazlar."
Melike'nin kaşları çatıldı. "Peşime mi düşecekler? Kim onlar?"
"Sonra öğreneceksin. Bu evlilik intikamım için bana güvenliğin için sana fayda sağlayacak şimdilik bunu bil yeter."
Genç kadın başını iki yana salladı. "Hmm, hayır sana inanmıyorum." Biraz duraklayıp bir nefes verdi. İki saç örgüsü yine yanlarına düşüyordu ve Hakan'ın gözleri arada saçlarına kayıyodu.
"Bak Hakan, bir kaç hafta ya da bir kaç ay öncesine kadar beni tanıyor muydun?"
Karşı taraftan ses gelmeyince kendi yanıtladı."Hayır. Yolda görsen dönüp bakar mıydın? Hayır. Bizim hayatlarımızın kesişme ihtimali sıfır bile değildi. Sen şimdi kalkmış bana diyorsun ki benimle evlenmek zorundasın. Diyorsun ki dediğimi yapmazsan arkadaşlarını bile rahat bırakmam ama bunf neden yaptığımı da söylemem. Böyle tezat bir duruma nasıl tepki vermeliyim?"
Hakan onun haklı olduğun biliyordu ama onlarca şart bir araya gelip onların yollarını kesiştirmiş, Hakan'ın intikamı için Melike kilit taşı olmuştu.
"Senin buna normal bir tepki vermene gerek yok. Yarın evleniyoruz Melike."
"Hayır. Kesinlikle hay..."
Cümlesini tamamlamadan hakan oturduğu yerden uzanıp, Melikenin oturduğu berjeri tek harekette kendine çekti. Bu ani hareketle Melike neye uğradığını şaşırdı.
"Sus kadın. Sana yeterince müsamaha gösterdim." Telefonunu çıkarıp bir numarayı aradı.
"Alo. Elif Sarıtaş'ın açığa alınması için bu morfin kumpasını devreye sokun."
Melike zaten çok yakında olduğu için tam ağzını açacakken Hakan telefonunu kapattı.
Hakan'ın gerildiğini fark eden Belkıs hanım müdahale etmek için ağzını açacağı sırada öfkeli adam Melike'nin kolundan yakaladığı gibi onu odadan çıkarıp uzun koridor boyunca çekiştirerek başka bir odaya soktu ve kapıyı kilitledi. Büyük bir boy aynasının önüne doğru geldiklerinde Hakan adeta Melike'yi yere fırlattı.
Acıyla inleyen Melike o kadar kötü düşmüştü ki elleri ve büyük ihtimalle dizleri soyulmuştu. Hakan şiddetle bağırdı.
"Aynaya bak. Bak dedim sana!"
Deli gibi bağırmıştı.
Melike'nin arkasından gidip çenesini kavrayarak zorla aynaya baktırırken yüzleri adeta yan yanaydı.
"Elif mesleğiri tamamen kaybedebilir ya da onu kurtarabilirsin. Buse de mesleğini kaybedebilir ya da onları kurtarabilirsin. İnan bana hayatını mahvetmek benim için çocuk oyuncağı. Ben o nikahı zorla da kıydırırım ya da sen uslu olur benimle iş birliği yaparsın ve işimiz bitip yolumuz ayrılana kadar hayatına normal bir şekilde devam edebilirsin. Ama şunu unutma, şu aynada gördüğün güç farkı kadar bariz bir şekilde senin zayıflığın ortada sevdiğin şeyleri korumanın tek yolu itaat."
Sonra sert bir hareketle Melike'nin çenesini bırakıp odadan çıktı. Melike aynaya boş gözlerle bakıyordu. Az önce o canavar iki cümleyle Elif'in mesleğini elinden alma noktasına getirmişti. Onu kurtarmak için ne gerekiyorsa yapacaktı. O canavarın teklifini kabul etmesi gerekiyorsa öyle olsundu.