Melike baygın bir şekilde Hakan'ın kollarında yatarken, adam sanki kollarında hiçbir şey yokmuş gibi rahatça okul çıkışına doğru ilerliyordu.Tam giriş kapısından çıkacağı sırada okulun müdürü olan orta yaşlardaki, hafif saçları beyazlamış olan Ahmet bey ona seslendi.
"Hakan bey, ona bir şey yepmayacağınızı söylemiştiniz." Sesinde samimi bir endişe vardı. Hakan zorla hayatına dahil olduğundan beri eli kolu bağlıydı, ancak Melike'nin zarar görmeyeceğine dair söz de almıştı.
"Bir şey yapmadım, sadece uyuyor. Siz de şu kamera kayıtlarını halledin lütfen. Aksi halde eşiniz, Irmak hocayla olan ilişkinizi öğrense çok yazık olur." Müdür üstü kapalı tehtidi anlamıştı, o nedenle kafasını sallayarak onu onaylamaktan başka bir şey yapamadı.
Daha sonra okul çıkışına yanaşan son model bir arabanın kapısı açıldı, Hakan karşılıklı koltuklardan birine Melike'yi yerleştirirken, diğerine de kendisi oturdu.Şoföre başıyla onay verince araç hareket etti. Yaklaşık yarım saat süren bir yolculuğun ardından otomobil şehrin zengin kesimine ait bir bölgeye girdi, ardından oldukça büyük bir evin önünde yolculuk sona erdi.
Evin kapısında Hakan'a oldukça benzeyen ama gözleri yeşil renkte olan küçük kardeşi Bahadır bekliyordu. Abisinin geldiğini görünce arabaya yaklaştı. Arabanın kapısını açıp abisine baktı.
"Sonunda gelebildin." Gözleri Hakan'dan, diğer koltukta baygın yatan Melike'ye kaydı. "Tarık köpeğinin kırığı bu muymuş?"
Hakan Melike'nin olduğu tarafa bakarak, kafasıyla onayladı.
"Bu kız için mi her şeyi elinin tersiyle bir kenara itmiş? Öyle çok da bir numarası yokmuş, öbür kırıklarının yanında bayağı da sönük kalıyor hatta, şuna baksana ufacık bir şey."
Hakan'la birbirlerine bakıp manidar bir şekilde gülümsediler." Hemen hemen bir yıl önce Tarık ve Hakan'ın arasının açılmasına neden olan o olaydan sonra, Tarık'ın ilişki içerisine girdiği bütün kadınları el birliğiyle onun hayatından çıkardılar. Bazen kadınlara kur yaptılar ki iki kardeşin de dönüp kendine tekrar baktıracak kadar yakışıklı olduğu göz önüne alınırsa bu çok da zor olmadı, bazen maddi imkanların cazibesiyle onları Tarık'tan uzaklaşmaya ikna ettiler. Ancak Tarık hercai karakterli yapıda olduğu için onları çok da umursamadı. Hakan'da onun canını yakacak fırsatı kollayıp duruyordu ve Melike'nin ortaya çıkmasıyla aradığı fırsatı yakalamış oldu.
Bu kadın her çiçekten bal alma deyimini kendine düstur edinen Tarık'ı deyim yerindeyse muma çevirmişti. Hem de Tarık'ın niyeti Melike'den alacağını aldıktan sonra onu ortadan kaldırmakken bunu başarmıştı. Bunu fark eden Hakan da, onu Tarık için neyin bu kadar önemli kıldığını anlamak için ince ince araştırmış, hayatının bütün ayrıntılarını öğrenmişti.
On yedi yıl önce ailesini bir trafik kazasında kaybetmişti ve sekiz yıl yetimhanede kalmıştı. Çok çalışmış üniversite sınavında derece yapmıştı ama yüksek gelirli maaş elde edebileceği bir bölüm seçmek yerine Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenliği bölümüne gitmiş, onu da bölüm birincisi olarak bitirmiş,bir yıl sonra kpss girip doksan sekiz puanla atanmıştı. Hayatını hep planlayarak geçirmiş gibi görünüyordu, çünkü daha yetimhaneden çıkmadan kazandığı bursları ve hem okuyup hem çalışarak biriktirdiği paralarla yetimhaneden çıkar çıkmaz evini tutmuş, bir yıl sonra reşit olan Elif ve Buse'yi de yanına almıştı. Çevresi tarafından daima seviliyordu, büyüdüğü yetimhane için hala canla başla çalışıyordu.Hayatı oldukça yoğun geçiyordu.
"Üst kattaki küçük oda hazır. Şunu yukarı çıkarayım." Bahadır Melike'ye uzanırken Hakan önce davranıp onu kucağına aldı.
"Ben hallederim." Hakan sanki kucağında kağıt taşıyormuş gibi rahatlıkla Melike'yi kavrayıp eve girdi. İçeride yemyeşil gözleri olan orta yaşlı olmasına rağmen hala çok güzel olan Belkıs hanım ve Hakan'ın gözleri gibi masmavi gözleri olan ve yine çok güzel olan Neriman vardı. Belkıs hanım Hakan'ın annesiydi, Neriman'da kız kardeşiydi. Kapı açılıp Hakan kucağında bir kızla içeri girerken onlar da evin geniş salonunda oturuyordu.
İki kadın birden Hakan'a baktılar. Belkıs hanım rahatsızlıkla iç giçirirken yerinde kaldı, ancak Neriman büyük bir hızla ayağe kalkıp abisine yaklaştı.
"Bu... bu o mu abi? Tarık'ın evlenmek istediği kız bu mu?" Konuşurken sesi titremişti. Öfke ve kırgınlıkla doluydu.
Hakan gergin bir şekilde kafasıyla onaylayarak Neriman'ın sorusunu cevapladı.
"Sence o güzel mi?"
"Neriman. Bu konuyu konuşmuştuk. Artık kendini toparlaman gerek. Onun güzelliği çirkinliği umurumuzda olmamalı biz planımıza uyacağız." Neriman'dan kafasını çevirip annesine döndü. "Anne hazırlıklarını yaptın mı?"
Belkıs hanım elinde tuttuğu kahve fincanını önündeki büyük sehpanın üzerine bıraktı. "Evet her şey tamam. Ama Hakan, emin misin bak tekrar soruyorum. Senin intikam hırsın neden masum bir kızın hayatına karışsın? Bırak artık bu inadı da geç olmadan geri dön lütfen. "
Hakan iç çekti, yorgun bir sesle konuştu. "Artık geri dönüş yok anne. bize yaptıkları her şeyin bedelini ödeyecekler. Oğlu da ödeyecek babası da. Sadece bu kız değil herkes bu uğurda harcanabilir."
Bu katı sözler yavaş yavaş ayılmaya başlayan Melike'nin ilk duyduğu şeyler olmuştu. ağır bir şekilde gözlerini araladı, nerede olduğunu anlamakta zorlanmıştı. Ağzında hissettiği kuruluktan ötürü yutkunduğunda boğazındaki acı anılarnı hızla geri getirmişti ve o delici mavi gözlerin kendisine baktığını görünce korkunç gerçeği idrak etti. Bu canavar onu kaçırmıştı ve şu an onun kollarındaydı. Kinsenin kendinden beklemediği bir çeviklikle kendini yere atıp ardına kadar açık olan çıkış kapısına doğru koşmaya başladı. Daha üç adım atmıştı ki, bugün ikici kez başının arka kısmında, saç diplerinde o acı verici yanma hissini hissetti. Özgürlüğe yaklaşmak şöyle dursun açık olan kapı bile şiddetle kapanmış ve kapıdan tıpkı Hakan'a benzeyen ama yeşil gözleri olan tıpkı onun gibi çok yakışıklı bir adam gelmişti.
Melike daha birinden kurtulamadan sayıları artmıştı. "Sana rahat durursan canının yanmayacağını öğretemedim mi?" öfkeli ses resmen beyninde gürlüyordu. Saçları daha da sıkı çekilince Melike'nin gözleri yaşardı.
"Bırak beni seni manyak!" Sessiz olması işini kolaylaştıracaktı biliyordu ama Melike bu muameleye öfkelendiği için kendini tutamamıştı.
Melike'nin bu çıkışı, Hakan'ın yüzünde vahşi bir gülümseme oluşmasına neden oldu. Saçlarını bırakıp Melike'nin çenesini kavradı. O kadar sıkı tutuyordu ki, parmakları sanki Melike'nin derisiyle bütünleşmişti.
"Bir daha söylesene!" Bağırmıyordu ama bu sakin tavır daha korkunçtu. Melike kendisiyle alay eden o mavi gözlere hala öfkeyle bakıyordu.
Hakan ve çevresindekiler Melike'nin susacağına emindi ama herkes yanılmıştı. Çenesindeki acıya rağmen konuştu.
"Bırak beni seni manyak." Bu kez Melike elinden geldiği kadar onun yüzüne güldü.
Hakan'ın şaşkın suratı onu daha da eğlendirdi. "Nee oldu? dlini mi yu..."
Cümlesini tamamlayamdan kendini sırt üstü yerde yatar vaziyette vuldu. O koca ellerden biri ağzını ve burnunu sıkıca kapatınca Melike nefes alamaz oldu. "Şimdi eğlensene! Hadi açsana o çeneni! Hadisene!"
Melike korkuya kapılmak üzereyken o güçlü ele karşı var gücüyle azını açıp yakaladığı ilk yeri öyle güçlü ısırdı ki Hakan elini çekmek zorunda kaldı ama diğer eliyle Melike'yi yerde tutmaya devam ediyordu. Tam tekrar öfkeyle Genç kadının üzerine eğilecekti ki bir ses onu durdurdu.
"Hakan! hemen o kızı bırak!" Belkıs hanım oğlunun hiddetini biliyordu, kız da korkup geri duracak gibi olmadığından araya girmesi zorunlu olmuştu. "Kıza zarar vermeyeceğine söz vermiştin."
Annesinin uyarısıyla Hakan usulca Melike'nin üzerinden kalkıp ayağa dikildi. Fırsattan istifade Melike de doğrulup oturdu. Canı çok acıyordu. "Eğer uyum sağlamazsa daha çok zarar görecek."
Hakan direk Melike'nin gözlerine bakarak konuştu. Belkıs hanımsa Melike'nin koluna girmiş onu ayağa kaldırmıştı. Şefkatle ona bakarak kenine çevirdi.
"Adım Belkıs ve bu işe bulaştığın için çok üzgünüm Melike ama her şeyi konuşmamız için şimdilik benimle gel olur mu?" Melike gördüğü şefkatle afallamış halde onu takip ederken az önceki boğuşmada açılan topuzundan kurtulan örgüleri iki yanına salınmıştı. O Belkısla üst kata çıkarken aşağıda kalan Hakan, Bahadır ve Neriman da onlara bakıyordu.
Mellike yarı yolda Hakan'a kısaca bakıp yürümeye devam etti. İkisi gözden kaybolunca Bahasır abisinin koluna vurup alaycı bir sesle konuştu.
"Kıza had mi bildirdin yoksa sert bir ön sevişme mi yaptın anlamadım be Hakan bey." Neriman yüzünü buruşturupp ikisini salonda bırakınca da Bahadır daha ciddi bir ifade takındı. "Sert bir kız ha?"
Hakan kaşlarını kaldırıp cevap verdi. "Yumuşatırım."
"Dikkat et de sen yumuşama." Abisine manidar bir bakış atıp o da salondan çıktı.
Alelade bir kadın için neden yumuşayayım ki diye düşünüp gitmeye hazırlanırken yerdeki iğne gibi bir şey dikkatini çekmişti. otantik bir saç tokasına benziyordu. Hakan bir süre düşünüp sonra onu yerden alıp ceketinin cebinr koydu.
"Demek saçlarını topuzla gizliyor, ne kadar uzun saçları var. Bu işime yarayabilir. Sonuçta her bağ bir zaaftır." Kendi kendine gülerek üst kata çıkmaya başladı.