/Lonely/

4379 Words
"İlaçlarını düzenli olarak kullan." Ses çıkarmadım.  "Tamam mı, Miraycım?" Kafamı kaldırıp ona baktığımda bana sevecen olduğunu sandığı ama ezikleyici bir bakış atıyordu. Ya da ben kafamda kuruyordum, hiçbir fikrim yoktu. Söylediklerine hitaben kafamı sallayıp ayağa kalkmaya yeltendiğimde eliyle 'bir dakika' işareti yapıp çekmecesine yöneldi. Yanaklarımı şişirdim. Sadece eve gitmek istiyordum. Eve gitmek ve ağlamak istiyordum. Dışarı çıkmaktan nefret ediyordum, insanlarla konuşmak bana göre değildi. Kendimi kötü hissettiriyorlardı. Eve gitmek ve kendi hayal dünyamdaki mutlu hayatıma dönmek istiyordum.  "Al bunu." Elinde tuttuğu, günlük olduğunu düşündüğüm şeye mal gibi baktığımı görünce tebessümünü genişletip açıklamaya başladı.  "Geçen sefer sana günlük tutmaya başla dediğimde bana bahane olarak kendine göre bir günlük bulamadığını söyleyip kaçmıştın. Al işte, tam bahsettiğin tarzda."  Hiçbir tepki vermeden elinden günlüğü aldım ve incelemeye başladım. Hoşuma gitmişti. Artistlik yapıp geri vermeyi düşünüyordum ama cidden hoşuma gitmişti. Kullanır mıydım bilmiyorum ama belki çizim yapabilirdim buna. "Teşekkür ederim." deyip ayağa kalktım ve bu sefer beni durdurmaması için hızlıca kapıya vardım. "Haftaya bekliyorum." diye seslendiğini duyduğumda göz devirip odadan çıktım.  Kadın sadece benim seanslarımla ayaktaydı resmen. Ondan hoşlanmıyordum. Sürekli defterine bir şeyler yazıyordu ben konuşurken. Bir gün o defterini çalacaktım. Sinirlendiriyordu beni. Benim hakkımda sonuçta, bana da göstersen ne olurdu sanki?  Derin bir nefes verip hastaneden de çıktığımda banka oturdum ve anneme çıktığıma dair mesaj attım. Bir an önce gelip bu çöplükten beni kurtarmalı ve ben bitki gibi yaşamaya devam etmeliydim.  Yüzüme maskemi taktım. Virüs pek umurumda olduğu için değil, insanlar suratımı görüp bana çirkinmişim gibi bakmasın diyeydi. Sanırım biraz özgüvensizdim.  On dakika sonra duyduğum korna sesiyle yavaşça tebessüm ettim. Sonra yüzümdeki maskeyi hatırladığımda buna gerek olmadığını fark edip hızlıca arabaya doğru ilerledim. Kapıyı açıp içine bindiğimde titremiştim. Dışarısı cidden buz gibiydi. "Üşüyorum." "Üzgünüm canım, trafik vardı. Biraz bekletmek zorunda kaldım." "Yoo, sorun yok." dediğimde üzerimdekini içerinin ısısından dolayı çıkarmış ve arka koltuklara koymuştum.  "Nasıl geçti seans? İyi hissediyor musun?" "Aynı." Tekdüze cevabımla dışarıya derince bir nefes verip yola odaklandı.  Uzun uzun anlatacağım bir hikâyem yoktu ona çünkü psikiyatristle uzun uzun konuşmuyorduk. Genelde sessizce oturuyor ve etrafı inceleyip hayallere dalıyordum. O da bana bıkkınca bakıp kafasını iki yana sallıyordu "hiç düzelmeyecek bu çocuk." der gibi. On sekiz yaşındaydım. Sadece biraz yalnızlığa ihtiyacım vardı. Bana nefes alacak ortam bıraksalar, beni dizilerimle ve abur cuburlarımla yalnız bıraksalar dünyanın en mutlu insanıydım oysaki.  Derin bir iç çekip kulağımda çalan müziğin sesini yükselttim. Birazcık hayal dünyasına dalmamda bir sıkıntı görmüyordum. Gözlerimi kapatıp gülümsediğimde bir evdeydim. Bu benim hayal dünyamdaki evimdi.  Arkadaşlarım da oradaydı. Sanırım oyun oynayacaktık. Gülümsedim. Onlar gibi yere oturmam ve sohbetlerine katılmam o kadının saçma terapilerinden daha iyi gelmişti. İşte şimdi kendimi gerçekten iyi hissediyordum. *** Sizde de oluyor mu bilmiyorum ama ben bazen ölünce her şey daha güzel olacakmış gibi hissediyorum. Sanki herkes rahatlayacak, kocaman bir yükten kurtulacak ve uğraşacak bir şeyleri kalmayacak. Yaşama amacı ve herhangi bir hedefi olmayan birine, sınava hazırlanmasını söylemelerini de anlamıyorum mesela. Aslında anlam veremediğim çok fazla şey var. Şu sıralar yaptığım tek şey sorgulamak. Sorgulamak ve iyice kafayı sıyırmak. Şu an bile bu durumdan kurtulduğumu, bunu başarmanın çok zor olduğunu ama başardığımı, onların da yapabileceğini ve pes etmemeleri gerektiğini söylüyorum zihnimde bir yerlerde hayranlarıma. Kafamın içinde çok fazla görüntü ve ses var. İstesem de kurtulamıyorum. Gözlerimi kapattığım an bambaşka bir dünyaya göç ediyorum. Bilgecan dede ve Keloğlan, rüyama girse padişahı kurtardıkları gibi belki beni de kurtarırlar. Kendi kendime kıkırdayıp önümdeki saçma ders kitaplarına baktım. Ciddi anlamda nefret ediyordum. Ders çalışmaktan, bir şeyler öğrenmekten nefret ediyordum. Sadece yatmak, yatmak ve yatmak istiyordum. Bunu hayatım boyunca yapabilirdim ve asla sıkılmazdım. Pandemide bir yıl dışarı bile çıkmamıştım. Ailem asosyalliğimi ve anksiyetemi fazla hafife alıyordu anlaşılan. Sorunlu görünebilirim. Kabul, ben de başta hayal dünyasında yaşadığını söyleyen birini dinlesem "ne diyor ya bu?" derdim. Ama işte kendin aynı şeyi yaşadığında işler değişiyor. Normal gelmeye başlıyor. Durduramıyorsun. Durdurabilirdim de, "bir kereden bir şey olmaz." diye devam ettim hayal kurmaya ve işte burada, bu hâldeyim. Sadece gerçek hayattan uzaklaşmak istemiştim. Deli damgası yiyeceğim nereden gelebilirdi ki aklıma? Ne var yani hayal ettiğim şeylere göre gerçekte ağlıyor ve gülüyorsam? Bu beni deli mi yapardı? Ayrıca hani hayat delilere güzeldi? Bir güzelliğini görememiştim şu zamana kadar. Oflayıp kafamı masaya vurmaya başladım. Sadece. Ölmek. İstiyordum. Beni mutlu eden her şey elimden alınmaya çalışıyordu ailem tarafından ki fark etmişsinizdir, buna hayallerim de dahil. "Miray, hazırlan güzelim. Bugün Deren Hanım'ın yanına gidiyoruz." Kaşlarımı çatıp önümdeki duvara baktım ve düşünmeye başladım. Deren Hanım kimdi? Ben niye hazırlanıyordum? Oflayarak önüme gelen saçlarımı düzelttim. Hiçbir yere gitmeyecektim. Ders çalışıyordum ki bilirsiniz, az önce de anlatmıştım. Bayılırım derse. "Miray, sen duymuyor musun beni?" Odaya girip beni kitaplarla cebelleşir hâlde bulduğunda derin bir iç çekmişti. Zaten beni her gördüğünde aynısını yapardı. İç çeker, baştan aşağı süzer ve bakışlarını kaçırırdı. "Gelmeyecek misin? Hava alırsın hem." Ses çıkarmadım. "Bari camını aç, geberip gideceksin bu çöp yuvasında." Dayanamayıp konuştuğumda sesim benim beklediğimden bile bıkkın çıkmıştı. "Çık dışarı." Öfkesini perdeden çıkarmak istercesine çekti. Camı açtı ve tahminime göre bana son bir kez bakıp hızlıca dışarı çıktı. Göz devirdim. Ondan hoşlanmıyordum. Benden utandığını defalarca yüzüme vurup zorla zayıflatmış ve hastalık kazandırmıştı bana. Şimdi çektiği vicdan azabı birazcık bile umurumda değildi. Kulaklıklarımı taktım. Birazcık rahatlamaya ve mutlu olmaya ihtiyacım vardı. *** "Geçen hafta neler yaşadığını çok merak ediyorum." deyip ellerini önünde birleştiren manyağa baktım ciddi olup olmadığını anlamaya çalışır gibi. Tamam, para alıyorsun falan da yani... Ben bile kendi kendime teşhisi pat diye koymuştum. Uzatıp duruyordu, bir yıldır geliyordum buraya salak gibi. Annemgil de terapinin bana iyi geldiğini düşünüyordu. Onlar daha da salaktı. "Çok çılgın bir haftaydı." dediğimde güldü. "Komik mi?" diye bağırıp üstüne atlamak istediğimi anlıyor muydu acaba şu an? "Merak ediyorum, devam et lütfen. " deyip bakışlarını bilgisayarına çevirince taklidini yapmaya başladım. Dünyadaki en sinir bozucu insanın beni kurtaracağını düşünüyordu canım ailem. Ne kadar çaresizim, görüyor musunuz? "Evet, çılgıncaydı. Dünyadaki en büyük konseri verdim. Sonra Oscar kazandım. Grammy de bana ırkçılık yapıp ödül vermedi, fanlarım onun ağzına sıçtı." dediğimde tepki vermemeye çalışan hâline karşı gülmemek için dudaklarımı bastırdım. "Sonra sevgilim beni aldattı. Hem de biliyor musun, en yakın arkadaşımla. Sonra bir anda hapiste buldum kendimi, kimseye zarar da vermemiştim yemin ederim. Neyse işte gittim, bak sen şu işe bir anda koğuş ağası oldum. Eğlenceliydi. Öldürdüler beni bir de ama işte orada dokuz canlıyım. Geberemiyorum." dediğimde gülümsemeye çalışarak boğazını temizledi. "Seninle anlaştığımızı sanıyordum, Miray." "Ben hiçbir şey hatırlamıyorum, Efsuncum." "Hayal kurmayı bırakman mümkün değil ama bunu aza indirmek senin elinde. Defalarca söyledim bunu sana. Dizi ve filmlerden uzak durmanı söyledim. En azından belirli bir süre uzak duracaktın. Durmadın. Belirli saatler belirle kendine. O saatler dışında hayal kurmamaya çalış, kafanı başka şeylerle meşgul et dedim. Kabul ettin. Uyacağına da söz vermiştin. Senin için en basit şeyleri seçiyorum zorlanma diye, neden asla dinlemiyor ve aykırı davranıyorsun?" dediğinde ses çıkarmadan önümdeki masadan kuruyemiş dolu kaseyi elime aldım. Midemin bulandığını belli etmemeye çalışarak ağzıma bir tane attığımda gülümsemeye çalışıyordum. Bunu fark ettiğinde kafasını iki yana sallayıp yine o boktan defteri çıkardı. Göz devirdim. Hâlâ çalamamıştım şu şeyi. "Haftada iki kere geleceksin artık." "Oldu canım, başka?" "Benimle inatlaşmak sana bir fayda sağlamayacak, Miray. Ben burada sana yardımcı olmak için varım, güzelim. Lütfen işimi zorlaştırma." dediğinde çalan alarmla bakışlarını benden çekip saate çevirdi. "Görüşürüz." deyip kapıya doğru kaçar adımlarla yürüdüğümde "görüşelim." demişti. Aşık mıydı acaba bana? Kıkırdayıp adımlarımı hızlandırdım. Eve acilen gidip ödül konuşmamı hazırlamalıydım. Efsun'a sonra nefret kusan konuşmalar yaptığımı hayal edebilirdim. Ayrıca beni izleyen ünlülerin tepkilerini de hayal etmem gerekti. Çok fazla işim vardı. Kapının önünde beni bekleyen annemi gördüğümde adımlarımı yavaşlattım. El sallayıp gülümsediğinde maskeden dolayı göremeyeceğini bildiğim için yüzümü buruşturmuştum. Yanına vardığımda bana sarıldı. Karşılık vermedim. Geri çekilip kolunu omzuma attığında göz devirdim. Cidden, temas gerekli miydi? "Aç mısın, bir şeyler yer miyiz?" dediğinde ona baktım. Sahiden sormuştu bu soruyu. Kafasına birkaç kez vurup içinde bir şeyin olmadığını teyit etmek istiyordum. Anoreksiyanın ne demek olduğunu araştırmalıydı. Ya da direkt bana bakıp bunu iyice o kafasına sokmalıydı. Cevap vermeden kolunu ittim ve hızlıca arabaya doğru yürümeye başladım. Beni mahvetmişti, hiçbir şeyi toparlayamayacağını bilse de bi' umut devam ediyordu ama onu asla affetmeyecektim. *** Bankta annemin gelmesini beklerken telefonda gezinmeye başladım, gözlerimi kapatmayacaktım. Kendime engel olabilirdim. Ya da olamazdım. Şimdiden kendimi kötü  hissetmeye başlamıştım ve vücudum karıncalanıyordu. Ayağa kalktım ve olduğum yerde bir ileri bir geri yürümeye başladım. Resmen tüm vücudum bana savaş açmıştı. Hepsi gözümü kapatmamı ve bu dünyadan uzaklaşmamı istiyordu. Gözlerimin dolmasına engel olamadım. Normal biri gibi yaşamak istiyordum. Yemek gördüğüm an kusmak istemiyordum. Doyasıya bir şeyler yemek istiyordum. Kilo almak istiyordum. İnsanların kilomla dalga geçip yine zorbalık yapmalarına bile razıydım. Sıkılmıştım. Yemek yemek istemek ama yiyememek, görünce midenin bulanması ve sürekli kusmak ve senin kusma fobinin olması... Hayat bana zulümdü. Şimdi de hayal kurmam için direnen vücudum beni ağlamaya itiyordu. Zihnim susmuyordu. Sadece birkaç saatliğine susturmak istiyordum her şeyi. Sadece birkaç saat kendimden bile uzaklaşmak istiyordum. Yere çöküp titrememe engel olmaya çalışarak dizlerimi kendime çektim ve başımı dizlerime gömdüm. Olmuyordu. Kendimi kontrol edemiyordum. Çığlık atmaya başladığımda utanıyordum kendimden. Duramıyordum. İlginin bende olmasından, odak noktası olmaktan nefret ederdim. Şu an birçok insanın bana deliymişim gibi baktığını hissedebiliyordum. Çığlığım yerini hıçkırarak ağlamaya bıraktığında ölmek istedim. Etrafımda bir sürü insan vardı. Nefes alamıyordum. Benim bile duyamadığım bir sesle "gidin buradan." dediğimde kafamda bir el hissetmem ve yeniden çığlık atmaya başlamam bir olmuştu. Annemi istiyordum. Beni bu insanlardan uzaklaştırmasını istiyordum. Gözlerimi kapattım. Köpeklerle dolu bir odadaydım. Bana saldırmak üzerelerdi. Hıçkırdım ve gözlerimi açtım. İşe yaramıyordu. "Çekilin, nefes alamıyor. Uzaklaşın, alan bırakın." diyen bir erkek sesi duyduğumda kafamla onayladım o sesi içimden. Alan bırakın. Benim kendim için alana ihtiyacım var. Her anlamda, her zaman. Ağlamam durmuyordu. Hayal kurmaya ihtiyacım vardı. Müziğe ihtiyacım vardı. Etrafımdaki kalabalığın uzaklaşmaya başladığını hissettiğimde tırnaklarımı koluma geçirdim. Kafamı kaldırmaya çalıştığımda bana üzülerek bakan bir çocuk vardı benim yaşlarımda. Elindeki suyu vermek için bana yaklaşmaya çalıştığında "Uzak dur benden." diye bağırıp saçlarımı çekmeye başladım. Niyetinin iyi olduğunu biliyordum ama kendimi durduramıyordum. Tırnaklarımı suratıma geçirdiğimde ismimin biri tarafından söylendiğini duymuştum. Ya da yine hayaldi, pek emin değildim. Zihnim yavaşça kapanıyor gibi hissediyordum. Karanlık beni içine çekerken tek gördüğüm surat az önceki şahısa aitti ve bundan pek memnun olduğum söylenemezdi. *** Sanal ortam eğlenceliydi. Orada da kaba insanlar vardı ama çok tatlı kişilerle de tanışmıştım. Örneğin üç yıldır bir çocukla konuşuyordum. Gerçi her an bitebilirdi arkadaşlığımız çünkü ben özgüvensiz bir velet olduğumdan ilk iki yıl kilolu olduğum için fotoğrafımı göndermemiştim. Bu yıl ise kemiklerim sayılacak gibi olduğundan atmamıştım. Zayıflamak istiyorum derken bunu kastetmemiştim ki. Oflayıp kafamı yastığa bastırdım. Eğlenceli biriydi ama herkesin bir sabrı vardı. Şu ana kadar beni engellememiş olması bile iyiydi. Ben olsam engellerdim, uğraşmazdım. Bir de merak edip onun fotoğrafını arkadaşından almıştım ondan habersiz. Öğrenince çok kızsa ve benimkini istese de sonra yine bir şekilde kapanmıştı konu. Kısacası umutsuz vakaydım. Çocukla konuşmayı da bitiremiyordum çünkü bu altın yumurtlayan tavuğumu kesmem demekti. Ki bilirsiniz altın önemli. Ağlar gibi ses çıkarıp kafamı bir kez daha yastığa bastırdım. Ne yapacağımı bilmiyordum. Elimi kafama götürüp arkadan başımı yastığa bastırdığımda kapı açılmıştı. "Miray, ne yapıyorsun sen?" diye cırlayan annemle yattığım yerden kalkıp oturur pozisyona geçtim. "Zarar mı verecektin yine kendine? İntihar mı edecektin yine?" diye saçma bir sakinlikle konuştuğunda derin bir nefes aldım. "Sadece şakaydı." "Şakaydı." deyip histerik bir kahkaha attı. "Şakaydı öyle mi?" Kafamı salladım. Ciddi değildim ki, kendi kendime malca şeyler yapıyordum her zamanki gibi. "Sana güvenemeyecek miyim ben Miray, her yalnız bıraktığımda zarar mı vereceksin kendine?" Sonlara doğru titreyen sesiyle bakışlarımı kaçırdım tekrardan. Sakinleşmek ister gibi kendi kendine konuştuğunda ise göz devirip arkama yaslandım. İyi rol yapıyordu. "Lütfen." Anlam veremeyen bakışlarıma gözleri dolu dolu bakarak karşılık verdi ve yatağın yanına diz çöküp kafasını dizlerime yasladı. "Lütfen böyle yapma artık, n'olursun. Özür dilerim, Miray. Daha ne kadar cezalandıracaksın beni? Çok özür dilerim. Yemin ederim sana baskı kurduğumun farkında değildim. Yemin ederim senden hiçbir zaman utanmadım. N'olur artık bir adım at iyileşmek için, yalvarırım yapma bunu kendine ve bize kızım." Ağlamamak için dirensem de gözlerimin dolmasına engel olamamıştım. Yalan söylüyordu çünkü. Sadece vicdan azabı çekiyordu ve kendini kandırarak yükünü hafifletmeye çalışıyordu. Beni bu duruma o itmişti.  Gittiği yerlere götürmemiş, giydiğim şeyleri sürekli eleştirmiş, hep odama yollamıştı beni. Sokakta arkadaşıyla karşılaştığımızda ve beni onun arkadaşı sandığında sesini çıkarmamış, sadece gülümsemişti. Benden utanmıştı. Onun kadar güzel değildim, bunun bilincindeydim de zaten ama iliklerime kadar hissetmiştim. Sürekli beni evde bırakıp bir yerlere gitmişler, arkadaşlıklarımı bozmuşlardı. Beni yalnızlığa ve hayal dünyama itmişlerdi. Onlardan nefret edemediğim için kendimden nefret ediyordum. Ağlamasını umursamadan ayağa kalktım. Kıyafet dolabımı açtım ve içinden pijamalarımı çıkarttım. Arkamdan bana sarılan kollarla gözümden bir damla gözyaşı firar etmişti. Burukça gülümsedim. Hâlâ onları sevdiğim için kendimden nefret ediyordum. Hâlâ onların sevgisine muhtaç olduğuma inanamıyordum. "Her şeyi düzelteceğim, boncuk. Söz veriyorum. İyi olacaksın." deyip saçlarıma öpücük kondurdu ve odadan çıktı. Elimdeki pijamaları yere atıp yavaşça yere oturdum ve ağlamaya başladım. İkimiz de biliyorduk. Asla iyileşmeyeceğimi, çok az zamanım kaldığını, hiçbir şeyin düzelmeyeceğini... İkimiz de biliyorduk. *** Çok fazla izleniyormuşum gibi hissediyorum. Hareketlerimi rahat bir şekilde yapamıyorum. Hep utanıyorum yanımda birileri varmışçasına. Geceleri uyuyamıyorum, gecelerden nefret ediyorum. Antidepresanlar sayesinde biraz daha iyi uyuyabilsem de uykuya dalmadan önceki saatler tam anlamıyla bir kabus. İzleniyorum. Buna eminim. Bir şeyler tarafından izleniyorum. Korkutucu. Dayanamıyorum. Kafamın içindeki izleniyor olduğuma, yanımda birilerinin olduğuna dair olan ses asla susmuyor. Sürekli bir yerlerimi örtüyorum uyurken. Beni görmelerini istemiyorum. Bunları anneme anlattığımda öyle şeylerin uğraşmadığımız sürece bize görünmeyeceğini,  gördüğümüzü sandığımız şeylerin halüsinasyon olduğunu söylüyor. Kendimi böyle avutmaya çalışıyorum. Dayanamayacak haldeyim. Kafamda o kadar fazla ses var ki susturmak için yapamayacağım şey yok. "Afedersiniz." Bana söylenmediğine eminim. Kafanı çevirme, Miray. Kafanı çevirme ve annenin seni şu aptal yerden almasını bekle. "Şey, bu size ait sanırım." Pekâlâ, bana söylemiyor. Bakmayacağım. Gerekmedikçe insanlarla konuşmayacağım. Göz temasından kaçınacağım. Yoksa verdiğim tepkileri on saat düşünecek ve kendimi ezikleyeceğim. Bunun olmasını istemiyorum. Bakmayacağım. Önümde biri durduğunda ve "size söylüyorum, duymuyor musunuz?" dediğinde gözlerimi doldurarak ona baktım. Ne olsa bu şahısı bir daha görmeyecektim. Birazcık eğlenmekten zarar gelmezdi. İşaret dili kullanarak ona "duyamıyorum." dediğimde ağzı açılmış şaşkınlıkla bakmıştı. "Ben çok özür dilerim." dediğinde bakışlarımı kaçırdım. Bakış açıma yeniden girip zıplamaya başladığında kaşlarım alayla havaya kalktı. Bağırarak "yanına oturabilir miyim?" dediğinde ve şirince gülümsediğinde gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım. Kafamla onaylayıp yana kaydığımda ne yaptığımı inanın ben de bilmiyordum. Sevinçle yanıma oturdu ve güldü. "Çok güzel görünüyorsun." diye bağırdığında anlamamış gibi baktım. Bir daha söyle, lütfen. Çok güzel söylüyorsun. Allah'ım ne oluyor bana böyle? "Miray!" Annemin sesini duyduğumda refleks olarak kafamı sağ tarafa çevirmiştim. Yutkundum. Bana anlamaz bakışlarla bakan çocuğu bırakıp hızlıca yürümeye başladığımda kolumdan tutmuş ve gülerek konuşmuştu. "Çok güzelsin, demiştim. İstersen bunu her gün hatırlatabilirim. Al." deyip bir kağıt ve kalem çıkardı çantasından. Üzerine numarasını yazmaya başladığında kaşlarım çatıldı. "Ne yani, bana kızmadın mı?" "Oha, sesin çok güzelmiş." diye bağırdığında bunu annemin duyduğuna emindim. Benimle alay edeceğine yüzde yüz emindim. Bittim ben. "Her neyse." deyip arabaya doğru bir adım daha attığımda yeniden kolumdan yavaşça tutmuş ve elime numarasının yazılı olduğu kağıdı tutuşturmuştu. "Lütfen ara beni." Hiçbir şey söylemeden kaçarcasına arabaya yürüdüm. Suratım yanıyordu. Bir insanla daha önce bu kadar uzun süre konuşmamıştım daha önce. Arabanın kapısını açtığımda annem sırıtmasını gizlemeye çalışıyordu. "O çocuk-" "Lütfen anne, şimdi değil." dediğimde kahkaha atmıştı. Al işte, bu daha hiçbir şeydi. Benimle sürekli bu konu üzerinden konuşmaya çalışacaktı. O çocuktan şimdiden hiç hoşlanmamıştım. *** Açım. Çok açım ama yiyemiyorum. Yemek gördüğüm an midem bulanıyor ama yemek de istiyorum. Yesem ya kusuyorum ya spor yapmaya başlıyorum. Saatlerce mekik çekiyorum. Saatlerce. Durmuyorum. Duramıyorum. İyi değilim. Ölmemem için hiçbir sebep yok. Yaşama hevesim de yok. İnsanlar hâlâ neden yaşamam gerektiğini söylüyor anlamıyorum. Daha kötülerini yaşamış insanlar varsa bana ne? Ne yapayım, "aa tamam. ayıp ediyorum ben, bak o neler yaşamış." deyip kendime üzülmeyi mi bırakayım? Yapmayacağım. Yapamam da zaten. Yapmam. Ölmek istiyorum. Diğer insanların ne tür zorluklar çektiği umurumda dahi değil. Ben dayanamıyorum. "Miray, sana diyorum. Bugün hiç konuşmadın." Ses çıkarmadım. Onun da işine geliyordu zaten. Ben yıllardır susuyordum, o para alıyordu. Çalan alarm sesiyle hiçbir şey söylemeden, arkamdan adımı söyleyen sesini umursamadan dışarı çıktım. Eve gitmek istiyordum. Artık düzgün hayaller de kuramıyordum. Hepsi kabusa dönüşmüştü, iyi değildim. Kendimi kontrol edemiyorum. Şoker bir bez bebek alıp onu kontrol ediyordu ve Nana ona göre hareket ediyordu ya kukla gibi. Hah sanki tam öyleydim şu an. Biri beni yönlendiriyor gibiydi. Ayaklarım geri geri gitmek istiyor, tüm vücudum psikiyatriste nefret kusmak istiyordu ama ben hiçbirini umursamadan biri tarafından çıkışa yönlendiriliyordum sanki. Zorunluluk muydu bu his? Ne boktandı. Nefret ediyordum bir şeyi yapmak zorunda olmaktan. Bir şeyler yapmaktan. Demiştim ya, bitki gibi yaşarken mutluydum. Ocak ayındaydık. Hava soğuktu. Düşüncelerim bile donmuş gibiydi tam şu an. Dışarısı buz gibiydi. Dişlerimin birbirine çarpma sesini duyabiliyordum. Cebimden telefonu çıkartıp anneme çabuk olması gerektiğini yazdığımda bana içeride beklememi, biraz geç geleceğini söylemişti. Beklemekten de nefret ediyordum. Dediğim gibi yaşarken hissettiğim her duygudan nefret ediyordum. İstemeyerek de olsa adımlarımı geri içeri yönelttim ve kafeteryaya vardım. Bir kahve alıp masalardan birine oturduğumda cebimden telefonu çıkarttım ve bir müzik açtım. Kulaklıklarımı iyi ki getirmişim. Yoksa burada sıkıntıdan patlayabilirdim. Halsey'den 3am çalmaya başladığında gülümsedim. Birazcık hayal kurabilirdim. Mükemmel arkadaşlarımla, mükemmel bir şekilde eğlendiğimi hayal etmeye başladım. Şarkı bittiğinde yerine hüzünlü bir parça çalmaya başladığında gözlerimi açtım ve etrafıma baktım. Ne mükemmel arkadaşlarım vardı ne mükemmel bir hayatım. Keşke hayal dünyamdaki ben olabilseydim. O zaman her şey daha kolay olmaz mıydı? Hepimiz hayal ettiğimiz kişi olsak dünya daha güzel bir yer olurdu sanki. Sınıfsal ayrılıklar kalkardı. Herkes mutlu olurdu. Ama imkansızdı işte dediğim bu saçma şey. Çünkü kocaman bir sınavdaydık ve ben bu sınavdan kalmıştım çoktan. Yani umarım geçerdim ama birazcık umutsuz vakaydım. Karşımdaki sandalye çekildiğinde hafifçe sıçradım. "Korkuttum mu, üzgünüm. Ben seni görünce konuşmak istemiştim sadece. İstersen kalkabilirim." dediğinde kafamı salladım. Kalkmalıydı. Ama bu hareketimi yanlış anlayıp gülümsemiş ve oturmuştu. "Geçen." deyip kahvemden bir yudum aldığında kaşlarımı çattım. " Geçen gün sana numaramı vermiştim." deyip bakışlarını etrafta gezdirmeye başladı. "Neden beni aramadın?" Söylediklerini umursamadım. "O benim kahvemdi." "Biraz paylaşımcı ol." "Ya da sen kendine yeni bir kahve al?" Sırıttı ve ayağa kalkıp kahve almaya gitti. Yani öyle düşünüyorum. Bu konuşmadan sonra başka bir şey alacak hâli yok. Tahmin etmesi zor değildi evet ama yanılmamıştım. Elinde iki tane kahveyle geldiğinde göz devirdim. Birini önüme koyup yavaşça gülümsedi. "Şimdi soruma cevap verecek misin?" Kahvemden bir yudum aldım. "Soru neydi?" "Beni neden aramadın?" dedi sabırsız bir biçimde. Dudaklarımı büzdüm bilmem dercesine. "Aklımdan çıkmış." "O zaman şimdi ver numaranı, olmaz mı?" "Olmaz. İnsanlarla konuşmaktan pek hoşlanmıyorum. Şu an burada olmandan da rahatsızım." Gözlerini kırpıştırıp ciddi olduğumu anlamaya çalışır gibi baktı bir süre. Sonra ise gülümsemeye çalışıp ayağa kalktı. "Ben özür dilerim. Sanmıştım ki-" "Seninle alâkalı bir durum değil. Bu benim sorunum. Kişisel algılama lütfen." dediğimde kafa sallayıp tekrardan oturdu. "Arkadaş olabiliriz, böylece sorununun geçici bir sorun olduğunu anlayabilirsin." Derin bir iç çektim. "Neden bu kadar ısrarcısın bu konuda?" Gerçekten anlamıyordum. Uzun boylu, kıvırcık saçlı, kumral bir çocuktu. 'Neden ben, anlatsana biraz?' deyip ellerimi çeneme yaslamama ramak kalmıştı. Eli yüzü düzgündü.  Bir günah işlemiş, onu mu ödemeye çalışıyordu acaba benimle konuşmaya çalışarak? "Aslında bir nedeni yok, seni beğeniyorum. Birkaç kez karşılaştık burada. Fark etmemişsin sanırım ama ben bayağı düştüm sana. Tanımak istiyorum işte, asıl sen neden kabul etmemekte bu kadar ısrarcısın?" Ağzım açık söylediklerini dinledim. Ciddi anlamda ağzım açıldı şaşkınlıktan. Beni? Beğeniyordu? Bana? Düşmüştü? Bana mı? Beni mi beğeniyordu yani? Dibine girip gözlerinin içine baktım. Elimle iki işareti yapıp gözüne doğru tuttuğumda bana deliymişim gibi bakmaya başladı. "Bu kaç?" "Ne yapıyorsun, Miray?" "Gözün mü bozuk senin? Senin gibi biri beni nasıl beğenebilir? Görmüyor musun, kırk kilo bile değilim. Her tarafım kemik. Şu kahve kokusu bile midemi bulandırıyor. Cidden böyle biriyle mi olmak istiyorsun?" Kafasıyla onayladı. Telefonum çaldığında ona onaylamayan bir bakış atıp ayağa kalktım. Annem arıyordu. Geldiğini söylediğinde çantamı alıp hızlıca ayağa kalktım. "Adım Umut." diye bağırdığında adımlarımı hızlandırmıştım. 'Sen beni unut.' diye bağırıp kaçmak gelmişti içimden ama bu salak ilkokul şakalarından uzak durmalıydım. Derin bir nefes verip arabanın önünde biraz soluklandım. Bu çocuktan gerçekten hiç hoşlanmamıştım. Hem de hiç. *** 25.01.2022 Selam günlük; N'abersin? Ben iyiyim, yani formaliteden öyle denir ya. Ondan dolayı öyle söyledim, hemen inanma. İyi falan değilim. "Yazarsan hafifler." dediler. Deniyorum ben de. Aslında seni çizim için kullanacaktım ama artık içimdekiler ağır gelmeye başladı. Bugün kendimi kötü hissediyorum. Nedenini bilmesen de olur, zaten ben de biliyor sayılmam. 26.01.2022 Bugün beni bekliyor muydun? Bekletmeyeyim dedim, geldim hemen. Canım sıkılmıştı zaten ya. Biliyorsun sadece sanal arkadaşlarım var ve onların gözündeki ben çok mükemmel. Gerçi bilmiyorsun, sana daha önce hiç anlatmadım. Biliyormuşsun gibi davranacağım. Bozma beni. Bugünlük bu kadar yeter. 27.01.2022 Acayip düzenli biriyim ha. Baksana, bugün de yazdım. Üçte üç. BİNGOOO. Bunun için ödüllendirilmeliyim. Sence seni amaç dışı mı kullanıyorum, günlük? Yo, kullanmıyorum. Gün gün yazıyorum işte. Ne yazdığım seni ilgilendirmez. Bugün neler olduğundan bahsedeyim bari biraz. Sıkıldım. Outer Banks izledim. Yine sıkıldım. Belki iyi gelir diye saçma sapan motivasyon odaklı şarkılar dinledim. Yok, tık yok. Hepsi boş. Neden hep kendimizi sevmemizi söyleyen insanlar mükemmel görünenler, zengin olanlar, olmak istediğimiz konumda olanlar? Ve biz neden onları böyle bir durumda dinleyelim? Ben zaten senin bana yüklediğin o saçma güzellik algısı yüzünden bu hâldeyim. Sen de sana yükledikleri algıdan dolayı böylesin. Madem kendimizi sevmeliyiz, sen niye kendini bu kadar değiştirdin o zaman? Ona kızmıyorum. Çok param olsa ben de yaparım. Ama dalga geçer gibi yeni bir suratla insanların karşısına geçip "en önemli olan şey, kendimizi sevmekmiş." de demem. İnsanı kanser ediyorlar. Sevmiyorum işte. Sen de sevmiyorsun. Hep daha iyisini istiyorsun. İnsanlarla kıyaslıyorsun kendini. Mükemmeli oynamayı bırak. Kusurlusun. 27.02.2022 N'aber, görüşemiyoruz uzun zamandır? Bugün hastaneye yatırıldım. O kadar zayıflamışım ki insanlar bana dokunmaya bile korkuyormuş bir yerim kırılır diye. Bana iğneyle bir şeyler veriyorlar. Kalorilerini düşünmeden duramıyorum. Yardıma ihtiyacım var. Bana yardım et. 03.03.2022 Sanırım ölüme çok yakınım. Bugün doktorlar kendi aralarında konuşurlarken duydum. Tedavinin pek işe yaramadığını söylediler. Olayın bende bittiğini söylediler. Ben de bittim, günlük. Beni neden görmüyorlar? 24.03.2022 Bugün tartıda bir kilo fazla geldim. Annemin sevinç çığlıklarını duymalıydın. Bir an, sadece bir an beni sevdiğini düşündüm. Sonra tekrar benden utandığı geldi aklıma. Sevilmek nasıl bir şey hissedemeyeceğim sanırım hiç. 26.04.2022 Bir buçuk kilo daha almışım. Hastaneden çıkmak istiyorum. Kurtulmak istiyorum. İyi hissetmiyorum. 31.05.2022 Bugün benim doğum günüm. 19 yaşındayım artık. 19. Anlatabiliyor muyum, bilmiyorum. Bir daha oku, çabuk. 19 ya. Nasıl mümkün olabilir böyle bir şey? Yaşlandım. Resmen yaşlandım. 30.06.2022 Bugün hastaneden çıktık. 44 kiloyum. Evde devam edecekmişim tedaviye. En azından normal bir insan gibi görünüyormuşum artık. İnsanlar bazen söylediği sözlerin kırıcı olabildiğini fark edemiyorlar ya. Şişman birine kilosu hakkında espri yapılamayacağı gibi zayıf birine de yapılmamalı. İkisini birden yaşamış biri olarak söylüyorum bunu. Bedenler üzerinden şaka yapılmamalı. Çünkü bu sanıldığı gibi komik değil. Acı verici. 22.07.2022 Psikiyatriye gitmeye devam ediyorum ve o çocuğu hâlâ görüyorum. Umut? Umut, çok fazla dizi ve film izlemiş sanırım. Ona aşık olmayacağım. Ya da o bana aşık olmayacak. Saçma sapan işlerle beni uğraştırıyor. 22.08.2022 45 kiloyum. Canım çıkıyor gibi hissediyorum yemek yerken. Kalori cetveli gibiyim. Her lokmanın kalorisi ezberimde. Çok zor, dayanamıyorum. 22.09.2022 İnsanlar çok garip. Bazen yüzsüz olabiliyoruz, evet ama hep olmamalı bu değil mi günlük? Arkadaş olmak istemiyorsam beni ne diye zorluyor ki aylardır? Ne sanıyor, dizi ve filmlerdeki gibi olacağını mı? İkimizin aşık olacağını ve her şeyin üstesinden geleceğimizi mi? Bir kere ben sadece dizi ve kitap karakterlerine aşık olurum. Eğer Jake Peralta değilse karşımdaki ilgimi çekmez. Off, bunaltıyor beni. Cidden. 22.10.2022 47 kiloyum. Bence tamam, artık bırakmalıyım tedaviyi ama annemgil 50 üstü olmam gerektiğini ısrarla söylüyor. Taş olsa çatlardı. Peygamber sabrı var bende. 22.11.2022 Bir ay oldu. Aldığım kilo sıfır. 22.12.2022 Çok sıkıldım sürekli bir şeyler yazmaktan. Başlardaki eğlencesi de kaçtı gibi hissediyorum. Zaten sayfan da azmış, hemen bittin. Birazdan seni yakacağım ama önce baştan sona her yazdığımı okuyup kendi hâlime gülmem ya da ağlamam gerekiyor. Geçmişteki benle alay etmeyi seviyorum da. Neyse, hoşça kaaaal. ♥️ *** Uzaylılara inanır mısınız? Ya da reenkarnasyona? İkisi farklı konular, farkındayım ama ikisine de genel olarak inanılmıyor. Reenkarnasyon mesela. Olsa çok güzel olmaz mıydı? Mesela şu an ölsem, Halsey'nin çocuğu olarak dünyaya gelsem ya da Kylie Jenner bana "stormi, baby." dese dünyanın en mutlu insanı olabilirim. Biliyorum, bunlardan ibaret değil. Derin konular falan. Sadece bu hayatta yaşamış gibi hissetmiyorum. Yaşayanları izlemeye gelmiş gibi hissediyorum ve yaşamak için birden fazla hayata ihtiyacım var. Başka bir bedende. Mutlu olabileceğim bir bedende ve lütfen mümkünse başka bir ülkede. Kanada'da doğmak için şu an nelerimi vermezdim, gerçi hiçbir şeyim yok. Bir ara da Dubai'de dilencilik hayali kuruyordum. Kuruyorsanız boşuna beklemeyin, yasakmış. Dilenciler yokmuş çünkü herkes zenginmiş diye duydum. Dubai'deki ilk dilenci olabilirim. Olamaz mıyım? Olmayayım. O kadar çok bundan bahsediyorum ki reenkarnasyon varsa boku yedim. Bir anda bir yerlerde dilenci olarak bulabilirim kendimi. Her neyse, bugün çizim yapıyorum. Yapmaya çalışıyorum desek daha doğru olur. YouTube'dan bir ablanın kara kalem çalışmasını açtım. Ona bakarak yapmaya çalışıyorum. Onun beş dakikada çektiği çizgiyi iki saniyede çektiğim için mi kötü oluyordu acaba çizimim? Of, özenemiyorum ki ben. Kim o kadar zaman sadece bir çizgi için kağıda odaklanacak da elini titretmeyecek? Ohoooo. Asla yapamam. Beceriksizliğin vücut bulmuş hâliyim resmen. Bir kağıdı daha çöpe postaladığımda esneyerek ayağa kalktım. Duş alıp uyumam ve Met Gala'da ne giyeceğimi düşünmem gerekiyordu. Bilirsiniz, hayal etmek güzeldir. Ama siz yine de benim gibi olmayın. Kafayı yersiniz, bir de sizinle uğraşamam. "Miray, ışıklarını kapat artık." "Tamam, kapatacağım birazdan." Evet, ne diyordum? Uyku vakti. Sizi de benimle Met Gala'ya götürmemi ister misiniz, götüremem. Arkadaşlarımla gidiyoruz. Biz bayağı ünlüyüz ve benim bayağı fanlarım var hayal dünyamda. Evet, hayal dünyama iyice kaptırdım kendimi ve bundan uzun bir süre kurtulamayacak gibiyim. Siz siz olun, benim gibi olmayın. Bir de şey- "Miray!" "Tamam dedim, anne!" 19 yaşındaysanız ve anneniz hayat tavsiyesi vermenize bile izin vermiyorsa hayat cidden çok zor. Çok... *** Yalnız mıyım? Hissettiğim bunca şeyin hiçbirini bile hissetmiyor musunuz? Yalnız değil misiniz? Değilsiniz. Eğer kötü bir şey hissetmişseniz o an bunu yaşayan başka birinin de olduğunu hayal ettiniz mi mesela hiç? Oluyordur belki, neden olmasın sonuçta değil mi? Mesela şu an benim gibi bileklerini kesmek üzere olan kaç insan vardır dünya üzerinde? Var mıdır? Vardır. Çünkü dünya güzel bir yer değil. Çünkü dünya adaletsiz. Çünkü dünya çok çirkin ve bu çirkinlik beni boğuyor. Kaç kere bileklerimi kesmeye çalışıp vazgeçtim, biliyor musunuz? Asla kolay değil. Hiç kolay olmadı. Elimdeki cam kırıklarını yere fırlatıp ayağa kalktım. Sandalyenin üstünden ceketimi aldım. Maskemi taktım ve anneme biraz yürüyüşe çıkacağımı söyledim. Nefes alamıyordum. Yine yapamamıştım. Cesaret edemiyordum. İntihar edenlerin korkak değil de cesur olduğunu savunanlardan olmuşumdur hep. Çünkü ben hiç cesaret edemedim buna. Sadece ölmek istiyordum. Bu, bu kadar zor muydu? Önümdeki arabaların korna seslerini duyduğumda gülümsedim. Yürümeyi bıraktım. Belki de zor değildi. Karanlık beni içine çekerken gülümsemem genişledi. Bu sefer başarmış mıydım? "Nabzı çok yavaş, ambulans çağırın. Ambulans çağırın." Kim bilir, belki de başarmıştım?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD