HÜZÜN

3546 Words
Gün ışığı, kapalı göz kapaklarıma çarptığı için uykunun kollarından sıyrıldım. Yüzümü buruşturken uykulu gözlerim açılmamak için tüm gücüyle direniyordu. "Of," diye inledim. Başım çatlıyordu resmen. Üstümdeki örtüye sarıldım. Çok güzel, ferah bir koku içime dolarken dudaklarım kıvrıldı. Tanıdık gelen bu koku, çok hoşuma gitmişti. Kolumu ve bacağımı yatağın sol tarafına doğru attığımda elim sıcak bir tene, bacağım ise kaslı bir bacağa dolandı. Sıcaklığa doğru çekildiğim için dudaklarımdan hoşnut bir mırıltı döküldü. Yüzümü, yasladığım sıcak omuza hafifçe sürttüğümde duraksadım. Bir şeyler ters gidiyordu. Yanımda biri vardı! İç içe giren kirpiklerimi aralayıp şaşkınlıkla etrafa baktım. Korkulu bakışlarım sokulduğum adamın göğsüne kayınca gözlerim kocaman açıldı. Burada neler oluyordu? Gözlerim ürkekçe yukarı çıktığında yutkunmaya çalıştım fakat boğazım kupkuruydu. Kokusu, bana kim olduğu hakkında bilgi verse de yüzünü gördüğümde kısa bir an afalladım. Ateş, alnına dayadığı kolu ve gevşemiş yüz hatlarıyla uyuyordu. Bir elim gevşekçe göğsünde dururken bacağımı bacağının üstüne atmış, yüzümü omzuna yaslayarak ona sokulmuştum. Şu an içinde bulunduğum duruma nasıl geldiğim hakkında ise en ufak bir fikrim yoktu. Benim Ateş'in yanında, yatağında ne işim vardı? En son Ahu ile içki içip dans ettiğimizi hatırlıyordum, sonrası yoktu. Burçin abla tüm kötülüklerin anası alkoldür derken çok haklıymış meğer... Gözlerimi kapatıp neler olduğunu hatırlamak için yoğunlaşmaya çalıştım. Zihnim kara bir delik gibi boştu. Hiçbir şey hatırlamıyordum. Doğrulmaya çalışınca başıma saplanan ağrı yüzünden gözlerim kısıldı. Başımı yastığın üzerine bırakırken ufak bir nefes aldım. Dün gece o kadar içmemeliydim. Kaçamak bakışlarım Ateş'in yüzüne kaydı. Ona bakmak bile neden olduğunu bilmediğim bir şekilde kalp atışlarımı hızlandırıyordu. Her şey siliniyordu, onun haricinde her şey... Duran zamanın içinde nefes almak gibi bir şeydi ve bu bana huzur veriyordu. Derin bir nefes alınca güzel kokusu ciğerlerime doldu. Kafam, hatırlamadığım şeyler yüzünden allak bullak olsa da gözlerimi ondan bir an olsun alamıyordum. "Yine çok dikkatli bakıyorsun." Uykudan dolayı boğuk çıkan sesi, kulaklarıma dolunca hafifçe sıçradım. Göğsünün üstünde duran elimi çekerken parlak gözleri beni buldu. O grilerin yoğunluğu bir an için nefesimi keserken boğazımı temizledim. "Sadece olanları anlamaya çalışıyorum. Burada senin yanında, yatağında ne işim var?" Sözlerimi duyan Ateş'in gözleri kısılırken yüzünde memnuniyetsiz hatta öfkeli bir ifade belirdi. "Arkadaşını kaybetmiştin onu arayacağına beni aradın," dedi kuru bir sesle. Kaşlarım çatılırken "Sonra?" diye sordum. "Ben de gelip seni aldım, arabada uyuyakalınca buraya geldik, hepsi bu kadar." Yavaşça doğrulduğumda saçlarım yastığa döküldü. Ateş'in bakışları, kısa bir an için yastığı süsleyen uzun saçlarıma kaydı. Ardından gözlerini gözlerime çıkardı. Ona dik dik bakarken "Bu neden yatağında olduğumu açıklamıyor ama," dedim, iğneleyici bir tonla. Ateş'in yüzünde muzip bir gülümseme oluşurken omzunu silkti. "1.90'lık bedenimi kanepeye sığdıramazdım." Kaşlarım havalandı. "Beni kanepeye yatırsaydın?" "Misafirime bunu yapmam kaba bir davranış olurdu." Kuru bir sesle verdiği cevap karşısında gözlerimi devirdim. Yüzünü sıvazladığı sırada bakışlarım eline kaydı. Sağ elinin üzeri soyulmuş ve kanlanmıştı. Sanırım olaylar, anlattıklarıyla sınırlı değildi. Aniden zihnime akın eden sahneler yüzünden gözlerim kısıldı. Efe denen adam... Ateş'in Efe'ye vurması... Ufak bir inleme kaçtı dudaklarımdan. Ahu ortadan kaybolmuştu! Ve o aptal herif beni rahatsız etmişti. "Benim yüzümden biriyle kavga ettin değil mi?" derken ellerimle, yaşadığım yoğun utançtan dolayı kızaran yüzümü kapattım. Ağlamaklı çıkan sesimle "of Ahu ya," diye inledim. Sarhoş olmama neden olduktan sonra nasıl kayıplara karışabilirdi? Ateş, elimi tutup yavaşça yüzümden çekti. Parmaklarının ucundan tenime akın eden elektrik, ürpermeme neden olurken yanağımın iç kısmını ısırdım. Bakışlarım, hâlâ tutmakta olduğu ellerimizdeyken Ateş, kararlı bir sesle "Bana bak," dedi. Mahcup bakışlarım yüzüne tırmandı. Fena hâlde utanıyordum. "Kendini üzme. İsteyerek oraya geldim ve o adam dayağı hak etmişti." Bakışlarındaki sertliğe bakarken başımı aşağı yukarı salladım. "Teşekkür ederim." "Teşekkür etmene gerek yok, sadece..." deyip bir an duraksadı. Elimi bırakıp geri çekildiği sırada gergince "Bir daha o kadar sarhoş olacaksan yanında güvendiğin biri olsun," dedi. Büyük bir ciddiyetle sarf ettiği sözleri üzerine, başımı aşağı yukarı salladım. Dün gece benim için iyi bir ders olmuştu, o söylemese bile bir daha Ahu'nun ipiyle kuyuya inmezdim. "Bir daha asla," dediğimde yüzümde dehşet dolu bir ifade olduğundan emindim. Bu gülümsemesine neden olmuştu. Ben de hafifçe gülümsedim. Yoğun bakışları sağ yanağıma kayarken gözleri orada beliren çukurda asılı kaldı. Çok dikkatli bakıyordu. Gülümsemem bu bakışlar altında sönerken Ateş başını yana doğru eğdi. "Daha çok gülümsemelisin." Yüreğime dokunan sözleri, yanaklarımdaki kızarıklığı arttırmıştı. Aramızda yaşanan birkaç dakikalık sessizliğin ardından ufak bir nefes aldım. Bu adamın yanında olmak kalp ritmime zararlıydı. Özellikle öyle güzel ve yoğun baktığı zamanlar... O anlarda hücrelerime kadar yandığımı hissediyordum. "Lavaboyu kullanabilir miyim?" "Misafir banyosu koridorun sonunda," deyip yataktan kalkınca ben de hareketlendim. Odadan çıktığında yerdeki çantamı alıp banyoya girdim. Büyük banyo, beyaz seramik duvarlarla kaplıydı. Banyonun sağ tarafında, duvara asılı duran aynaya doğru ilerledim. Aynada gördüğüm aksim üzerine gözlerim fal taşı gibi açıldı. Siyah makyajım akmış, gözlerime bulaşmıştı. Saçlarım dağılmış, rengim kaçmıştı. Tam bir akşamdan kalma gibi görünüyordum. Banyoda bulduğum ıslak mendille yüzümü sildim. Ardından bol soğuk suyla yüzümü yıkadım. Peçeteyle kalan makyajımı temizledikten sonra dolapların içinde bulduğum tarakla, karışan uzun saçlarımı taradım. Dolapta bulunan yedek diş fırçasını paketinden çıkarıp dişlerimi fırçaladım. Ardından çantamda bulundurduğum toprak tonlarındaki rujumu dolgun dudaklarıma yedirdim. Şimdi çok daha iyi hissediyordum. Şu anki hâlimden memnun bir şekilde banyodan çıkınca mutfaktan sesler duydum. Çekingen adımlarım sesi takip ettiğinde bir yandan da evi inceliyordum. Evinde pek fazla eşya yoktu, sanırım yeni taşınmıştı. Mutfağa girdiğimde Ateş'in kahve hazırladığını gördüm. Aç karnına kahve içmek hiç bana göre değildi. Gözlerim mutfağında gezindi. Evinin diğer odaları gibi büyük olan mutfağı bembeyazdı. Şık ve ferah olan mutfak, insanı yemek yapmak için teşvik ediyordu. Ateş'in gözleri beni buldu. "Kahve ister misin?" Başımı iki yana doğru salladım. Eliyle tost makinasını gösterdi. "Senin için tost yaptım." İşte buna hayır diyemezdim. "Teşekkür ederim." "Çay ister misin?" "Olur." Isıtıcıdaki suyu bardağa döküp sallama çayı hazırladığında masaya geçtim. Çenemi elime yaslayıp onu izledim. İlk defa bir erkek benim için yiyecek bir şeyler hazırlamıştı. Ayrıca dün geç saatte oraya gelip başıma kötü bir şey gelmesine engel olmuştu. Ona duyduğum küçük hayranlığın büyüdüğünü hissediyordum. Tostu tabağa koyup bana doğru döndü. Masaya bıraktığında "Ne düşünüyorsun?" diye sordu. Alt dudağımı ağzımın içine yuvarlarken "Hiç," diye geçiştirdim. Oysa onu düşünüyordum. Neyse ki üstelemedi. Çaydan ufak bir yudum aldığımda daha iyi hissediyordum. "Buraya alıştın mı?" Aniden sorduğu soru karşısında kaşlarım çatıldı. Sorusunu düşünmeye başladım. Dudaklarımı bükerken "Bilmiyorum, sanırım alışma sürecim devam ediyor," diye cevapladım. Sözlerimi başıyla onayladı. "Normal." Tosttan ufak bir ısırık aldım. Ben de onunla ilgili şeyleri merak ediyordum. Ama sormaya cesaret edemedim. Sanırım fazla meraklı görünmek istemiyordum. Tost gittiğinde midem daha iyi bir durumdaydı. Teşekkür etmek için dudaklarımı araladığımda Ateş elimi kaldırdı. "Daha fazla teşekkür etme lütfen." Dudaklarımı anında kapattığımda gülümsedi. Gözlerim gözlerinde asılı kaldığında birkaç saniye tek kelime etmedik. Fırtınalar esen gözleri sanki en içimi görür gibiydi. Buna daha fazla dayanamadığım için gözlerimi kaçırıp bu bakışmaya son verdim. Yaslandığım yerden doğrulurken "Ben artık gitsem iyi olacak," dedim. Beni başıyla onaylayan Ateş de yavaşça ayağa kalktı. "Seni bırakayım." Başımı şiddetle iki yana doğru salladım. Dünden beri benim için yeterince uğraşmıştı zaten. "Taksiyle döneceğim." "İtiraz etme Verda, hadi çıkalım." "Ciddiyim Ateş, taksiyle dönmek istiyorum." "İşe gideceğim zaten, seni de bırakmış olurum." İkna olmayacak gibiydi. İsteksizce "Peki," dediğimde Ateş hazırlanmak için mutfaktan çıktı. Ben de mutfaktaki kirlenen bulaşıkları makineye attım. Mutfaktan çıkınca yerde duran topuklu ayakkabılarımı gördüm. Sırtımı duvara yaslayıp onları sırayla ayağıma geçirdim. Acaba Ahu ne durumdaydı? O da en az benim kadar dağıtmıştı. Başımı iki yana doğru salladım. Pervasız bir arkadaşım vardı. İkimiz için de daha dikkatli olmam gerekiyordu. Ateş odasından çıkınca başımı kaldırdım. Üstünde geniş bedenine tam otura siyah takım elbise vardı. Gözlerimi bir kez kırptım. Gerçekten çok yakışıklıydı. Eliyle kumral saçlarını düzelttiğinde gözlerimi ondan alamıyordum. Almanya'da da yakışıklı erkekler vardı ama Ateş'in daha farklı, çekici bir havası vardı. "Hazırım," dediğinde onu izlemeyi kestim. Saçımı kulağımın arkasına iteledim. "Çıkalım o zaman." Kapıyı açtığında birlikte evden çıktık. Asansör bulunduğum katta olduğu için düğmeye basınca kapılar kayarak açıldı. Asansöre binip köşeye çekildim. Kapılar tekrar kapandı. Daralan alanda varlığını tüm hücrelerimde hissedebiliyordum. Bu garipti ve tuhaf hissettiriyordu. Asansörün sayı panelini takip eden bakışlarıma rağmen üstümde gezinen gözlerini görmesem de hissediyordum. Dayanamayıp başımı ona doğru çevirdim ve haklı olduğumu gördüm. Beni izliyordu. Kuruyan dudaklarımı dilimle ıslattığımda gözleri bu defa dudaklarıma kaydı ve ağzımın içi kupkuru kesildi. Kıpırdanmamak için kendimi zor tutuyordum. Aramızda farklı, yoğun bir enerji vardı. İçimi kıpır kıpır eden bir enerjiydi. Asansör durunca derin bir nefes alabildim. Gözlerimi kaçırıp önden yürüdüm. Acele ettiğim için ayağımdaki topuk asansörün çıkışındaki küçük tümseğe takıldı Ateş anında elini belime yerleştirdi ve herhangi bir kazaya engel oldu. Bunu beklemediğim için bir an nefes alamadım. Elinin sıcaklığı üstümdeki elbiseyi hiçe sayıyordu. Tenimdeki karıncalanmaya görmezden gelerek yürümeye çalıştım ama pek becerdiğimi söyleyemezdim. Birlikte kapalı otoparktaki arabasına doğru yürüdük. Eli hala belimdeydi ve dokunuşu güven veriyordu. Arabasının yanına geldiğimizde benim için kapıyı açtı. Küçük bir jestti ama çok hoşuma gitmişti. Elini çektiği için hissettiğim boşluğu görmezden gelerek arabaya bindim. Arabanın etrafından dolaşarak sürücü koltuğuna geçti. Meraklı bakışlarım yüzüne tırmandı. Sık sık gördüğüm bu adam hakkında hiçbir şey bilmiyordum. Bu gerçek kafamı kurcalıyordu. "Nerede çalışıyorsun?" Bakışlarını yola çeviren Ateş düz bir sesle "Babamdan kalan yazılım şirketimiz var, yöneticiyim," dedi. Asıl merak ettiğim konuyu dile getirmek için derin bir nefes aldım. "Almanya'ya dönmeyi düşünüyor musun?" Dudaklarını büken Ateş bir an için dönüp bana baktı. "Şu an öyle bir düşüncem yok." Duyduklarımın karşısında dudaklarımın kıvrılmasına engel olamamıştım. Cevabı karşısında neden bu kadar hızlı kalbim atıyordu ki? Başımı cama doğru çevirdim. Telefonumdan mesaj sesi duyduğumda çantamdan çıkarıp kontrol etmeye başladım. Babamdan dört arama, Ahu'dan da mesaj vardı. Kahretsin, babama haber vermeyi unutmuştum. Şimdi nasıl merak etmiştir beni. En iyisi eve gidince açıklamaktı. Ahu'nun mesajlarına ise yüzümü buruşturarak baktım. Mesajı okumadan arama tuşuna bastım. "Ahu, neredesin sen?" Kısa bir sessizlik ardından o sesi duydum. "Verda, sen misin?" Tenim hızla buz keserken acı bir düğüm boğazıma oturdu. Burak, hâlâ acıtıyordu. Onun sesini duymaya hazır değildim ama kaçınılmaz son olmuştu işte. Ufak bir nefes alıp "Evet benim," diyebildim zor çıkan sesimle. "Gelmiş olmana sevindim. Nasılsın, neler yapıyorsun?" Olanlardan sonra hiçbir şey yokmuş gibi nasıl olduğumu mu soruyordu gerçekten? Onunla hiçbir şey olmamış gibi konuşacağımı nasıl düşünüyordu? Sorusunu duymazdan gelerek sertçe "Ahu'yu aramıştım Burak," dedim. "Ahu dün çok geç geldi, uyuyor." Daha fazla konuşmaya dayanamayacağım için "Peki, daha sonra ararım," deyip tam kapatacağım sırada, "Dur bir dakika," dedi. "Bu ay düğünüm var, senin de gelmeni istiyorum." Sözleri karşısında nefesim kesilirken gözlerim kocaman açıldı. Kelimenin tam anlamıyla nutkum tutulmuştu. Cevap verme gereği duymadan telefonu kapattım. Beni gerçekten de hiç ciddiye almamış. Bu gerçek yüzüme sertçe çarpmıştı. Dudaklarımı birbirine sıkıca bastırdım. Kim eski sevgilisini düğününe davet ederdi ki! Aptal herif. Ağlamamak için kendimi zor tuttum. Bu düşüncesiz tavrı çok zoruma gitmişti. Bu kadar saygısız biri olmasını kaldıramıyordu Ateş endişeli bir sesle "İyi misin?" diye sordum. Başımı aşağı yukarı doğru salladım. O kadar öfkeliydim ki konuşamıyordum. Araba durduğunda Ateş kolumu tuttu ve beni nazikçe kendine doğru çevirdi. "İyi görünmüyorsun." Burnumu çekerken derin bir nefes aldım. Kendimi toplamaya çalışırken gözlerimi arabanın tavanına çıkardım. Beni aldattığı yetmiyormuş gibi düğününe çağırmasını kabullenemiyordum. Ateş'in elini yanağımda hissedince gözlerim onu buldu. Beklenmedik teması karşısında şaşırmıştım. "Rengin soldu." Gözlerimi yumdum. Hislerime saygı duymayan, onları ciddiye almayan biri için yaşadığım bu üzüntü de öfke de saçmaydı ama hayal kırıklığım... O gerçekti ve benimleydi. Hayal kırıklığının altında eziliyordum, o yüzden ağlamak istiyordum. Ateş hafifçe yanağımı okşadı. Titrek bir sesle "İyiyim," diye fısıldadım. "Telefondaki herif bir şey mi söyledi?" Ateş, ellerini yüzümden çekip geri çekilirken bakışlarımı ellerime diktim. Sıkıntılı bir nefes aldım. "Lisede hoşlandığım ve kısa süren birlikteliğimizde beni aldatan adam, düğününe çağırdı." Kendime engel olamadan konuşmuştum. Ateş'in duydukları karşısında kaşları çatıldı. Cevap vermesini beklemeden devam ettim. "Zamanında yaptıkları yetmemiş gibi şimdi de pişkin pişkin bunu nasıl yapar aklım almıyor!" Alt dudağımı sertçe ısırıp derin bir nefes aldım. "Bu onun şerefsiz kişiliğiyle alakalı," diye homurdandı. O kadar haklıydı ki... "Aptal herif," diye söylendim. "Piç herifin teki yüzünden kendini üzme." "Üzüntü değil bu," dedim tiksintiyle. Keskin gözleri üstümdeydi. Gözlerimi kapatıp derin nefesler aldım. Arabaya sinen kokusu beni sakinleştiriyordu. Daha önce hiç tatmadığım farklı bir huzuru içime yayıyordu. Kabul etmem gereken bir gerçek vardı; Ateş, bana iyi geliyordu. Zihinme çarpan düşüncelerim, nefesimi sekteye uğrattı. Doğru düzgün tanımadığım bu adamın yanında hissettiğim huzurun, bana bu denli iyi geliyor olması beni hazırlıksız yakalamıştı. Ne tepki vereceğimi bilmiyordum. Bu hislerin yaşattığı şaşkınlıktan irileşen gözlerim profiline kaydı. Erkeksi bir güzelliği vardı. Fakat bana bu kadar iyi hissettiren yüzü değil, ardındakilerdi. Onda farklı bir şeyler var. O küçük kızı kurtardığında görmüştüm bunu. Gözlerimi zor da olsa kaçırıp başımı cama yasladım. Ağırlaşan göz kapaklarım kendiliğinden kapandı. Çok yorgun hissediyordum. Hafifçe iç geçirdim, yaşadığım duygu çatışmaları beni tüketiyordu. "İn bakalım." Ateş'in sesini duyunca bakışlarım, ne zaman durduğunu fark etmediğim arabanın camına kaydı. O kadar dalgındım ki nereye geldiğimizi bile sormamıştım. Kafam karışmış bir hâlde ona baktım. "Neredeyiz?" "Sahildeyiz." Arabadan inip yüzüme çarpan yoğun deniz kokusunu içime çektim. Beni sakinleştiren bu hava, daha şimdiden iyi hissetmemi sağlamıştı. Rüzgâr, saçlarımı geriye doğru savururken birkaç adım attım. Ateş cebinden sigarasını çıkarırken arabanın kaputuna yaslandı. Ben de yanına gidip onun yaptığı gibi arabaya yaslandım. Kollarımı önümde bağlarken fırsat kollayan gözlerim, yine onun üzerindeydi. Dolgun pembe dudaklarının arasındaki sigarasını, siyah zipposu ile ateşledikten sonra derin bir nefes çekti içine. Yanakları bir an içine çöktükten sonra gri duman dudaklarından süzüldü. Gözleri uzaklara dalmıştı. Ne düşündüğünü merak ediyordum. Gözlerimi ondan ayırıp maviyi kucaklayan denize çevirdim. Ne düşündüğü beni ilgilendirmezdi. Deniz kokusuna karışan sigara kokusunu soludum. Zamanı avuçlayan sessizlik bize eşlik ederken bir martının çığlığı bu sessizliği bozdu. Fakat biz konuşmamaya devam ettik. Uzun bir süre sonra "Özlemişim bu havayı," diyerek sessizliği bozdum. "Bende," dedi sadece. Bakışlarını hissederken ona çevirdim gözlerimi. Esen rüzgâr saçlarımı yüzüme doğru savurunca, elimi yüzüme yerleştirip geriye doğru iteledim. Ben saçlarımı zapt etmeye çalışırken Ateş, dolgun dudaklarına yasladığı sigarasından bir yudum daha çekti içine, ufak turuncu ateş harlandı. Dumanı ağır ağır dışarı üflerken kısa bir sessizliğin ardından, "Düğüne gidecek misin?" diye sordu. "Hayır. Onu görmeye katlanamam." Ani tepkim karşısında gülümsedi. "Beni dün aradığında Ahu dedin, o çocukla nasıl bir bağlantısı var?" Dalgında "Kardeşler," diye geveledim. En yakın arkadaşının abisine karşı bir şeyler hissetmek pek de iyi bir fikir değildi. "Zor olmuyor mu?" "Almanya'da yaşadığımda zor değildi." "O yüzden mi buradan gittin?" Kartlarımı bu kadar açık oynamam ne kadar iyi bir fikirdi? Cevabını bilmesem de kendime engel olamıyordum. "Nedenlerden biri diyelim." Rüzgar saçımı yüzüme savurmaya devam ediyordu. Ateş sessizce elimi bana doğru uzattı. Parmak uçları, yüzüme düşen saçlarıma dokundu. Saçlarımı geriye doğru iteledi. Sessiz kaldığımda güldü. "Hassas bir kız çocuğuna benziyorsun şu an." Kaşlarım havalandı. "Kaç yaşında kızım Ateş. Ne çocuğu?" diye somurttum. Sözlerimi duyunca sağ kaşını havaya kaldırdı. Bana inanmadığını belli ederken başını iki yana salladı. Alaycı tavrı karşısında gözlerimi devirirken dudaklarımda yer edinmek için can atan gülümsemenin farkına vardım. Yanağımın iç kısmını yavaşça dişledim. Ona dair öğrenmek istediğim şeyler gittikçe çoğalıyordu. "Gidelim mi?" Kafam allak bullak olmuştu. Yalnız kalmalıydım. Ateş doğrulunca tekrar arabasına bindik. Sessizliğimiz arabada da devam etti. Başımı cama yaslamış akıp giden yolu izliyor, hayatın gariplikleriyle sınanıyordum. Radyoda hafif bir müzik çalıyor, zaman her şeye rağmen tüm inatçılığıyla akıp gidiyordu. Araba kısa bir süre sonra ona verdiğim adres sayesinde evin önünde durdu. Ateş'e dönerken nereden çıktığını bilmediğim bir mahcubiyetle saçımı kulağımın arkasına iteledim. "Şey, ben her şey için teşekkür ederim." Dudaklarında az öncekine nazaran içten bir gülümseme oluşan Ateş, "Her şey mi?" diye sordu. Bakışlarındaki muziplik beni kıvrandırmaktan hoşlandığını gösteriyordu. Gözlerimi devirirken "Dün geceki aşırılıklar, bugün olanlar... Her şey işte," diye homurdandım. Yüzündeki gülümsemeyi bastırmak için boğazını temizledi. "Sorun yok." Hafifçe gülümsedim. "Peki o hâlde, hoşça kal." Arabadan inmek için hareketlenmiştim ki sesini duydum. "Verda." Bakışlarım tekrar onu bulurken ciddileşen yüzüne baktım. "Görüşürüz." Görüşür müyüz gerçekten? Heyecanımı bastırmaya çalışırken boğazımı temizledim. "Görüşürüz." Uzanıp arabanın kapısını açtım. Arabadan indikten sonra dalgın adımlarla yürümeye başladım. Çok yorgun hissediyorum. Ufak adımlarla evin bahçesine girerken annemin evde olmadığını umuyordum. Şu an onunla aramızda geçecek en ufak tartışmayı bile kaldıramazdım. Zile bastıktan kısa bir süre sonra kapıyı açan Burçin abla, beni gördüğü an derin bir nefes aldı. "Nerdesin kızım sen? Baban dünden beri ulaşamıyor sana." Alt dudağımı gergince ısırdım. Şimdi bitmiştim. "Babam ya da annem evde mi? Burçin abla kapıyı kapatırken "Annen odasında uyuyor. Baban da işe gitti. Ama uyarmadı deme, ondan izin almadan Ahu'da kalmış olmana çok kızgın," dedi. Saçlarımı sıkkınlıkla geriye doğru attım. "Abla sen ona eve geldiğimi haber versen? Ben çok yorgunum. Bir de evde ağrı kesici var mı?" Burçin abla yüzüme bakarken hafifçe gülümsedi. "Peki madem, sen dinlen bakalım. Ben ilacını getiririm." Ona hafifçe gülümseyip odama çıktım. Odama girmeden evvel annemlerin odasına baktım. Saat neredeyse öğleden sonraydı. Bu saatte uyuyor olması garip geldiği için adımlarım oraya doğru yöneldi. Odanın kapısı kapalıydı. Bir an açıp açmamak için tereddüt etsem de açmaya karar vermiştim. "Verda." Bakışlarım Burçin ablaya döndü. Yüzünde oluşan telaşlı ifadeyle yanıma geldi. "Kuzum annen uyuyor, hadi odana geç sen." Odama doğru yürürken "Bu saatte ne uykusu abla?" diye sordum. "Gece başı ağrıyordu." Odaya girince Burçin abla getirdiği ilacı içirdi. Ardından uyumam için beni yalnız bıraktı. O çıkınca ben de odamdaki banyoya girdim. Kısa, sıcak bir duş aldıktan sonra çok daha iyi hissediyordum. Zihnimde dönüp duran düşüncelerimin aksine bedenim gevşemişti. Dolabımdan çıkardığım gecelikleri giyip yatağıma kıvrıldım. Öyle yorgun hissediyordum ki gözlerimi açmak bile zor geliyordu. Bu yüzden beni içine çeken tatlı uykuya sokuldum. Uyuyunca bir şeyler geçmiyordu belki ama hayata ara vermek iyiydi. Gözlerim kapandı, ardından saniyeler içinde derin bir uykuya daldım. Gözlerimi açtığım zaman beni karşılayan batmakta olan güneşin son kırıntılarıydı. Yattığım yerden doğrulurken gözüm, baş ucumdaki dijital saate ilişti. Uzun bir süre uyumuştum. Yataktan kalkarken saçlarımı bileğimdeki tokayla rastgele bir topuz yaptım. Bakışlarım odada gezinirken telefonuma bakınıyordum. Kaşlarım çatılırken odanın her tarafına baktım ama yoktu. En son makyaj pufunun üstüne rastgele fırlattığım çantamın içine de baktım, bulamadım. Nereye koymuş olabilirdim ki? En son ne zaman elime aldığımı düşününce aklıma akın eden görüntüler yüzünden yüzümü buruşturdum. O adi herif aradıktan sonra kapatıp bir kenara atmıştım. Şarjı da bitmek üzere olan telefonum, Ateş'in arabasının bir köşesindeydi. Dikkatsizliğime sinir olurken başımı bezginlikle iki yana doğru salladım. Yarın evine gidip almaktan başka bir çarem yoktu. Bir şeyler atıştırmak için odamdan çıkıp aşağıya indim. Ortalıkta her zamanki gibi kimse görünmeyince mutfağa girdim. Burçin abla yemek yaparken Güneş, bir köşeye çekilmiş gizli gizli çikolata yiyordu. Yüzümde oluşan ufak bir gülümsemeyle bir süre onu izledikten sonra ona katılmak için yanına gittim. Beni gördüğünde "Hih!" diyerek sıçradı yerinden. Ardından çikolata kavanozunu arkasına sakladı. Bu yaptığına şaşırmış olsam da çaktırmamaya çalışarak "Sanırım benimle paylaşmak istemiyorsun," dedim. Kahverengi hareleri öfkeyle yanmaya başladı. "Bunu sakın anneme söyleme." Sert sesi ve katı tavrı afallamama neden olurken kaşlarım çatıldı. "Neden?" diye sordum kısık bir sesle. Sivri çenesini havaya kaldırırken inatçı bir ifadeyle "Bu seni ilgilendirmez, sadece söyleme," diye konuştu. Anlaşılan annem bana yaptığı kilo baskısını Güneş'e de yapıyordu. Gözlerimi kapatıp gergince yüzümü ovaladım. "Kilo almaman için değil mi? Bana da kızardı sürekli." Gözlerimi açınca şaşkınlıkla bana bakmakta olduğunu gördüm. "Gerçekten mi?" Sorusunu başımı sallayarak onayladım. Fakat yüzündeki şaşkınlık anında silinirken yine o buz gibi ifade oluştu. Bu ifade iliklerime kadar üşütüyordu beni. Ona hiçbir şey yapmamıştım ben, bu bakışları hak etmiyordum. "Of, bana ne?" diye homurdandıktan sonra yanımdan geçip gitti. Başımı sıkkınlıkla iki yana doğru salladım. İçli bir nefes çekerken içime, omzumda hissettiğim el üzerine başımı Burçin ablaya doğru çevirdim. "Ona nasıl ulaşacağımı bile bilmiyorum. Fazla öfkeli." Sesim kulağa ümitsiz geliyordu. Burçin abla hafifçe gülümsedi. "Güneş, sen gittikten sonra çok üzüldü. Sonra büyüdükçe üzüntüsünün yerini öfke aldı. Ama seni seviyor, öfkesi de bu yüzden kuzum." Mutsuz bir ifadeyle "Umarım," diye mırıldandım. "Babam geldi mi?" Burçin abla huzursuz bir ifadeyle başını olumlu anlamda sallarken yemeğine döndü. "Geldi." Burçin abla mutfak dolabından çıkardığı tabakları hazırlamaya başlayınca ben de ona yardım etmeye başladım. Bir yandan da babama nasıl bir açıklama yapacağımı düşünüp duruyordum. Hazırladığımız masaya servis tabaklarını götürürken annemin tek başına yemek masasında oturduğunu gördüm. Neşeli bir sesle"İyi akşamlar," diye şakıdım. Annem sesimi duyunca yüzünü buruşturdu. "Sessiz ol Verda, başım çatlıyor." "Peki," diye fısıldayıp tabakları yerleştirmeye başladım. "Ne yapıyorsun sen?" Annemin öfkeli sesini duyunca başımı kaldırıp ona baktım. Rengi solgun kızarık gözlerinin etrafında ise mor halkalar oluşmuştu. Sorusunu cevaplamak adına "Masayı hazırlıyorum," dediğimde gözleri kısıldı. "Bunu yapması için hizmetçiye para ödüyoruz farkındaysan." Burçin ablayı aşağılar gibi konuşması tüm kanı beynime sıçratmıştı. Annemin bu tavırları beni deli ediyordu. O sırada babam yanımıza gelince derin bir nefes alıp sakin bir ifadeyle konuşmaya çalıştım. "İnsanları sürekli aşağılayan tavrını ne zaman bırakacaksın anne?" Düzgün alınan kaşını havaya kaldırıp kollarını önünde bağladı. "Haddin olmayan mevzulara karışma küçük hanım." Bu sözleri üzerine alay dolu bir şekilde güldüm. "Doğru, Asuman Hanım'a kimse yanlışlarını söyleyemez. Çok afedersin, unutmuşum." Ardından yanıtı beklemeden mutfağa gittim. Burçin abla üzgün bir ifadeyle bana baktı. "O senin annen Verda. Ona sesini yükseltme." Burçin ablanın sözlerine sadece başımı sallayıp sessiz kaldım. Ona yardım etmeye devam ederken Güneş de yemeğe inmişti. Soğuk bir sessizliğin hâkim olduğu masa, pek iştahımı kapatıyordu. "Verda, dün gece neredeydin kızım?" Bakışlarım babama dönerken yanağımın iç kısmını ısırdım. Babamın sert bakan gözlerine bakarken "Ahu'da kaldım," dedim. Babamın kaşları çatılırken "Neden haber vermedin?" diye sorduğunda cevap vermek için dudaklarımı araladım. "Onu bu kadar şımartırsan olacağı bu." Bakışlarım anneme dönerken hayretle soluyordum. Anne sevgisi görmeyen bir kızın, babasından gördüğü sevgi onu şımartmazdı. Fakat annem, sevgi yönünden bu kadar cimriyken bunu anlamayacak kadar acımasız davranabiliyordu. "Sen karışma Asuman!" Babamın yüksek sesi üzerine bakışlarım ona döndü. Annemin tavrı canımı yaksa da görmezden gelerek "Özür dilerim baba, bir daha olmaz," diye fısıldadım. Babam sesini çıkarmayınca yemeğime döndüm. Tadını alamadığım birkaç lokmanın ardından doyduğumu söyleyerek masadan kalktım. Odama girdiğimde yorgunca yatağıma uzandım. Ne zaman normal bir aile olacağımızı fısıldayan zihnimin sorusu, beynimi işgal etmişti. Yıllardır sormaktan usandığım bu soruyu daha fazla kurcalamak istemiyordum. Bu yüzden gözlerimi yumdum, üzgün olduğum zamanlarda hep yaptığım gibi uyumaya karar verdim. Hâlâ yorgun olan vücudum ve zihnim, bu isteğime karşı çıkmayarak bana ayak uydurmuştu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD