"Uykucu, uyan hadi."
Açılmayan göz kapaklarıma inat, ısrarcı bir ses kulaklarıma doluyordu.
"Hadi ama Verda."
Gözlerimi zorda olsa aralayıp başımda dikilen çocukluk arkadaşım Ahu'ya baktım.
"Bu kadar uykucu değildin sen, Almanya yaramamış sana," dedikten sonra kıkırdamaya başladı. Yataktan doğrulurken "Nöbetim olduğunu söylemiştim. Eve sabah geldim," dedikten sonra saçlarımı geriye doğru attım.
"Unutmuşum ben onu."
Dudaklarını büzerek söylediği sözlerden sonra yatağıma oturdu.
"Özür dilerim yeşillim."
Başımı iki yana doğru sallarken ona doğru uzanıp kollarımı boynuna doladım. Ahu da kollarını belime dolayıp sarılışıma karşılık verdi. "Hoş geldin," dediğimde geri çekilip "Asıl sen hoş geldin," dedi. Hafifçe gülümsedim, onu özlemiştim. Ahu'nun kahverengi gözleri, üzerimde gezerken "Değişmişsin, daha bir güzel olmuşsun," dedi. "Teşekkür ederim," diye mırıldandıktan sonra ben de onu inceleme başladım. Esmer teni ile uyumlu ışıltılı karamel saçları uzamış, yüzündeki çocukluk silinmişti. Hafif dolgun dudakları, çekik baygın gözleriyle her zamankinden daha güzel duruyordu. Gözlerine baktığımda ise hâlâ Burak'ı görüyordum. Bu düşünceyi aklımdan çıkararak "Sen de çok güzel olmuşsun," dedim. Dalgınca yüzüme bakıp "Çok büyüdük," dedi. Onu başımla onaylarken Ahu elini salladı.
"Ay neyse, hadi kalk. Saat öğleden sonra üç. Biraz gezelim, İstanbul'un tozunu attıralım."
Bu neşeli hâllerine kıkırdarken yataktan kalktım. Onunla bir şeyler yapmayı özlemiş olsam da konu abisinden açılacak diye de deli gibi korkuyordum. Burak hâlâ bir yaraydı içimde... Odamdaki duşa girerken düşüncelerimi göz ardı etmeye çalıştım, düşünmeyi bırakmalıydım en azından bugün için... Sıcak su bedenimden akarken yorgunluğumu alıp götürdü. Gerilen bedenim suyun altında gevşemişti. Birkaç dakika boyunca sıcak suyun keyfini çıkardım. Suyu kapattığımda çok daha iyi hissediyordum. Beyaz bornozumu ıslak bedenime geçirip odama girdim. Yatakta uzanan Ahu, telefonuyla uğraşırken dolabımın kapağını açtım. Giyeceğim kıyafetleri yatağın üstüne bıraktıktan sonra saçlarımı kurutup maşa yardımıyla iri dalgalar hâline getirdim. Uzun saçlarım hoş bir şekilde sırtımdan süzülürken makyajımı yapmaya başladım. Kısa sürede yaptığım makyajım sayesinde yeşil gözlerim ön plana çıkmıştı. Memnun bir şekilde yatağın üstündeki kıyafetleri giyindim.
"Hadi ama Verda, çok sıkıldım."
Ahu, nihayet telefonunu elinden indirip bezgin bir ifadeyle bana baktı. Gözlerimi aynadan çekip üzerimdeki siyah askılı, dizlerimin üstünde biten elbiseyi düzelttim. İnce askılı elbisenin ufak da bir yırtmacı vardı güzel duruyordu.
Siyah çantamı alıp "Hazırım ben," dedim.
"Sonunda."
Uzandığı yataktan kalkan Ahu, mini eteğini ve açık bıraktığı düz saçlarını düzelttikten sonra kırmızı rujunu tazeledi. Sonra da beraber odadan çıkıp merdivenlerden indiğimiz sırada evden çıkmak için hazırlanan annem, bize doğru döndü.
"Ahucum hoş geldin. Nereye böyle?" derken uzanıp Ahu'yu öptü.
"Hoş buldum Asuman. Senin bu kukumav kuşunu evden çıkarmaya geldim."
Annem şuh bir kahkaha atıp "Sen de olmasan evde çürüyecek bu kız. Ev ve iş arasından başka bir hayatı yok," dedi. Annemin alaycı sesi sinirlerimi bozsa da sesimi çıkarmamaya çalışıp hızlı adımlarla evden çıktım. Kendi arabama yönelirken Ahu, "Benim arabayla gidelim Verda, iki arabaya hiç gerek yok," dedi. Bir sakınca görmediğim için önerisini kabul ettim. Önce bir şeyler yemek için eskiden geldiğimiz restorana uğradık. Fakat Ahu, rejimde olduğu için ısrarlarıma rağmen pek bir şey yemedi. Fit vücudunu koruması gerekiyormuş. Hesabı öderken kocaman bir sırıtmayla konuşmaya başladı.
"Şimdi, kutlama zamanı!"
Ona doğru dönüp sahte bir dehşetle "Korkmalı mıyım?" diye sordum. Ahu kahkaha atarken "Bilmem," dedi. Ah, söz konusu Ahu olunca her an her şey olabilirdi. Kısa bir araba yolculuğundan sonra park edilen arabadan indik. Ahu ile beraber ilk defa gördüğüm mekâna girerken kaşlarım çatılmıştı. Dans, kalabalık, alkol, gürültü... Hayatım boyunca hep kaçtığım şeylerin tam içine düşmüştüm. Sadece Ahu'nun hatırı için buraya gelmiştim. Açıkçası bir an önce eve dönmek için sabırsızlanıyordum. Benim aksime ortama aşina olan Ahu, direkt dans etmeye ve içmeye başladı. Hızına şaşırırken ben onun kadar hızlı olmamayı seçerek daha hafif kokteyller içmeyi tercih ettim.
"Hey, hadi ama Verda, eğlen biraz."
Renkli kokteylimi havaya kaldırdım. "Eğleniyorum," desem de Ahu, başını iki yana salladı.
"Hadi dans edelim."
Elimi tutup itirazlarımı duymazdan gelerek beni de zorla dansa kaldırdı. Fazla enerjik olan Ahu, bu ruh hâlini kısa sürede bana da yansıttı.. Beraber dans ederken onun fazla kıvrak olan hareketlerine karşın ben daha düzgün bir şekilde dans etmeye çalışıyordum. Dakikalar boyunca durmadan dans ettik. Pistin en uzak köşesindeyken dengesini kaybeden Ahu, bana çarptı. Sert teması karşısında geriye doğru sendelerken ben de başka birine çarptım. Daha doğrusu birinin resmen kucağına düştüm. Yabancı kollar anında belime sarılırken başımı kaldırıp tanımadığım adama baktım. Gevşek bir sırıtışın hâkim olduğu yüzünde, arsız gözlerle beni inceliyordu. Bakışlarından ve dokunuşundan rahatsız olduğum için aceleyle doğrulup kollarından kurtuldum.
"Kucağıma bir melek düştü sanırım. Selam güzellik, Efe ben."
Efe denilen adam elini uzatmış sırıtıyordu. Lakayıt tavrı karşısında yüzümü buruşturmamak için kendimi zor tutarken soğuk bir sesle "Yardım için teşekkür ederim," deyip arkamı döndüm.
"Hey dur, adını söylemedin." Elini uzatmış kolumu tutacakken hızla geri çektim. Sertçe "Gerek yok," deyip masama doğru yürümeye devam ettim.
"Hadi ama güzellik, adını söyle bana."
Boş bir ifadeyle yüzüne baktım. "Adımı falan söylemeyeceğim, uzak durun lütfen," deyip tekrar arkamı dönüp kalabalığa karıştım. Böyle rahat insanlardan hiç haz etmiyordum. Başımı bezginlikle iki yana doğru sallayıp tekrar yürümeye başladım. Masamıza varınca sıra sıra dizili olan votkalara şaşkınlıkla baktım. Yaramaz bir ifadeyle yüzüme bakan Ahu'ya sen ciddi misin der gibi bakarken "Bunların hepsini içmeyeceğiz değil mi?" diye sordum. Ahu yüzünü buruşturdu.
"Of hâlâ aynısın Verda. Gelişini kutluyoruz, bu gece kaçışın yok içeceksin," deyip göz kırptı. Beni ne ara ikna ettiğini fark etmeden içmeye başladım. İçki önce boğazımı yaksa da bir iki bardaktan sonra alışmıştım. Boşalan minik bardaklar, dönen başım, sallanan bedenimle aralıksız içmeye devam ettim. Bir ara kendi isteğimle dans ettiğimi bile hatırlıyorum. Ayaklarım yere basmıyordu, sanki her şeyi unutmuştum. Bedenimde tuhaf bir enerji kol geziyordu. Bir süre sonra sersem bir şekilde masaya tekrar dönünce Ahu'yu bulamadım. Şaşkın gözlerle onu aradığım sırada bulanık gözlerimle etrafa bakındım. Ama hiçbir yerde göremiyordum. Sıkıntıyla nefes aldım, midem bulanıyordu ve çok sıcaklamıştım. Boğuk hava iyice bunalmama neden oluyordu. İnsanların arasından geçip dışarıya çıkmaya çalışırken içkiyi kaldıramayan midem iyice kötü oluyordu. Çantamdan telefonumu çıkarıp Ahu'yu aramak için kilidi kaldırdım. Çift gördüğüm ekrana söverken bir türlü beceremediğim aramayı nihayet gerçekleştirdim. Çaldı, çaldı, çaldı...
"Alo Ahu, nerdesin kızım sen? Bir başıma bıraktın beni burada." Ağırlaşan dilim dolandığı için zor konuşabilmiştim.
"Verda, sen misin?"
Bu şaşkınlık dolu erkeksi ses, kesinlikle Ahu'nun sesi değildi. Sarhoş zihnim bile bunu anlamıştı. "Hı hı, benim," dedikten sonra içinde bulunduğum durum ve içkinin verdiği sersemlikten dolayı ufak bir kıkırtı kaçtı dudaklarımdan. Sinirlerim fena hâlde bozulmuştu.
"Neredesin sen?"
Bu kısık, buğulu ses fazla tanıdıktı. Fark ettiğim şeyle vücudumu ani bir titreme sardı. Sarhoş zihnim hafiften ayılırken "A-Ateş sen misin?" diyebildim. Sert bir sesle cevap verdi.
"Yerini söyle bana."
Bu tavrı garip gelmişti. Tekrar kıkırdamaya başladım.
"Neden ki? Beni mi özledin yoksa?"
Ateş derin bir nefes aldıktan sonra daha sakin bir sesle konuştu.
"Konum at Verda, hemen."
Omuz silkerken "Peki," deyip telefonu yüzüne kapattım. Bulanık gördüğüm ekranda zor da olsa konumu atabildim. Yanlış birine atma ihtimalim de cabasıydı tabii. Mayışmış bir şekilde beklerken içkinin verdiği rehavetten dolayı uykum gelmeye başlamıştı. Topuklu ayakkabılarım da canımı acıttığı için ayakta durmakta zorlanıyordum. Eğilip ayakkabılarımı sırasıyla çıkardıktan sonra kaldırımın köşesine ilerledim. Dengesiz hareketlerle taşın üstüne oturup dönen başımı ellerimin arasına aldım. Ah be Ahu, bir gecede beni ne hâle getirdin.
"Ve yine karşılaştık."
Başımı kaldırıp sesin sahibine baktım. Beni düşmekten kurtaran adamdı! Bezgin bir şekilde nefesimi verdim. "Olamaz," diye inledim. Şu an en son uğraşmak istediğim insan bile değildi.
"Sürekli karşıma çıkman bence bir işaret."
Boş sözlerini duyunca dik dik yüzüne baktım. Fazla yılışık bir tipti.
"Rahat bırak beni."
"Kalbimi kırıyorsun, senin gibi güzel kıza yakışıyor mu bu sert tavırlar?" Yüzündeki gevşek sırıtmayla elini uzatıp gözlerime baktı. "Hadi elimi tut, kaldırayım seni yerden."
Ona sarhoş hâlde becerebildiğim kadar ters bakıp önüme döndüm. Gözlerimi açmakta zorlanıyordum.
"Amma naz yaptın sen de. Kaçan kovalanır mı oynamak istiyorsun?"
Kolumdan tutup beni hızla yerden kaldırdı.
"Gel bakalım şöyle."
Sözleri karşısında şaşkınlıkla irileşen gözlerimle ona baktım. Kolumu sert tutuşundan kurtarmaya çalışarak "Ne diyorsun sen be, bırak beni!" diye bağırdım. Başını bana doğru eğdi, yüzümde hissettiğim sıcak nefesi midemi bulandırmıştı.
"Diyorum ki çok güzel bir gece geçirebiliriz. Sadece kendini bana bırak."
Kolumu çekmeye çalıştım, çaresizce çırpınıyordum. "Ne saçmalıyorsun! Bıraksana beni."
Onu iteleyip kolumu elinden kurtarınca dengemi yitirdiğim için geriye doğru sendeledim. Ta ki sırtım sert bir bedene çarpana kadar. Tanıdık kollar elini belime yerleştirerek sabit durmamı sağladı. Başımı, kollarında ufacık kaldığım adama doğru çevirdim. Ateş saçan gözleri karşımdaki adamdayken "İyi misin?" diye sordu. Sesini ilk defa bu kadar sert duyuyordum.
Sertçe yutkunup titreyen sesimle "İyiyim," diyebildim. Elleri yavaşça geri çekildi, yana çekilip tehditkâr bir ifadeyle Efe'ye doğru yürümeye başladı. Uzun boyu ona avantaj sağlamış, olduğundan daha korkutucu bir hava katmıştı. Ateş, Efe'nin önünde durunca hiç beklemediğim bir anda eli havalandı. Sert yumruğu Efe'nin yüzünde patlarken ufak bir çığlık atıp ona doğru koştum.
"Ateş!" Haykırışımı duymazdan gelerek, yerde burnunu tutarak inleyen adamın yakasından tuttu.
"Bir daha seni istemeyen kadınları rahatsız etmemen içindi bu."
Öfke dolu sesiyle konuştuktan sonra, onu yere fırlattı. Ardından doğrulup büyük adımlarla yanıma geldi, kolumu kavradığı gibi yürümeye başladı. Hızlı adımlarla arabasına doğru yürüdük. Ateş hiç konuşmadan arabanın kapısını açınca yolcu koltuğuna oturdum. Kapıyı kapattıktan sonra sürücü koltuğuna geçti. Bana bakmadan "Kemerini tak," dedi. Ellerim sürekli dolaştığı için bir türlü kemeri takamamıştım.
Ateş birden bana doğru uzanıp kemeri elimden aldı. Şaşkınlıkla ona bakarken nefesim kesilmişti. Çok fazla yakındı. Artık aşina olduğum kokusunu içime çekerken daha yakından solumak istedim. Bu isteğim o kadar baskındı ki kendime engel olamadan elimi boynuna yerleştirdim. Başımı eğerek burnumu, boynunun kıvrımına gömdüm. Ferah kokusundan derin bir nefes çektim ciğerlerime. Öyle güzel kokuyordu ki gözlerimi kapadım. Burnumun ucunu yavaşça sıcak boynunda gezdirdim. "Ne güzel kokuyorsun sen," diye mırıldandım.
Ateş hafifçe geri çekilince gözlerimi açtım. Başını kaldırmış şaşkınlık dolu gözlerle bana bakıyordu. Aramızdaki mesafe o kadar azdı ki hızlanan sıcak nefesi, dudaklarıma çarpıyordu. Nefesi nefesimi kesiyor, hücrelerimi amansız bir ateşte yakıyordu. Yüzünü bu kadar yakından inceleme fırsatı bulan gözlerim, büyük bir zevkle onu inceleme başladı. Koyulaşan gri gözlerini izlerken bakışlarım aralanan dudaklarına kaydı. Ardından tekrar gözlerine baktığımda çatılan kaşlarıyla bana baktığını gördüm. Ateş durumumuzun yeni farkına varır gibi aniden geri çekildi.
Gözlerimi kırpıştırıp onu izlerken kemerini bağlayıp arabayı çalıştırdı. Bakışları bir an için bana kayarken baldırlarıma kadar sıyrılan elbisenin açıkta bıraktığı kısımlarda dolandı. Öfke dolan gözleri yüzüme çıkarken yanak kasları dalgalandı.
"Bu saatte tek başına, sarhoş olurken ne planlıyordun acaba?" Dişlerinin arasından tıslar gibi çıkmıştı sesi.
"Şey, aslında arkadaşımla geldim. Sonra kaybettim onu." Sesim suçlu gibi hissettiğim için kısık çıkmıştı. Ateş cevap vermeden yola dönünce, başımı cama yaslayıp derin nefesler almaya başladım. Başım dönüyordu. Açılmakta zorlanan gözlerim, uyku için yalvaran zihnime ayak uydururken Ateş'in sesini duydum.
"Senin kokun daha güzel," deyip derin bir nefes aldı ve devam etti. "Adın gibi gül kokuyor tenin."
Sabah olunca unutacağım sözler, yüzümde ufak bir gülümseme oluştururken uykunun kollarına sığındım.