Ölüm herşeyi yarıda ve yaşanmamış halde bırakan bir son.. Artık o çok sevdiği, gölgesinde soluklandığı, kendisini bir eve ait hissettiren biricik pamuğu hayatta değil miydi yani.?
Artık sabah onun usul usul tıkırtılarıyla uyanamayacak mıydı? Artık kendisini kötü hissettiğinde sığındığı biricik limanını kayıp mı etmişti? Dudaklarından bir 'Ah' sesi döküldü. Biricik nenesinin üzerine ilk toprağı atmaya başlamışlardı. Gözlerinin yaşı hiç durmamıştı sabahtan beri. Öğle namazına müteakip kılınan cenaze namazını ardından defnediliyordu nenesi.
Hava soğuk ve rüzgarlıydı. Esme mezarın biraz gerisine çökmüş gözyaşları içinde defin etmelerini izliyordu. Can dostu Elif yanıbaşındaydı. Hiç yalnız bırakma ışı onu.
İçi yanıyordu kızın. Bu soğukta.. Esme ilk defa soğuğun yakıcılığını tadıyordu.
Amcası ve köyün erkekleri sırasıyla birer kürek toprak atıp geriye çekiliyorlardı. Alpay da oradaydı. Bir kürek toprak attıktan sonra kızın yüzünde gezdirdi gözlerini.
O kadar yıkılmış ve perişandı ki, bu hali içine kıymık gibi battı. Kızın kara gözleri, gözlerini bulduğunda bir kuyu gibi kendine çekti benliğini. Zar zor çekti bakışlarını. Hüseyin komutanın yanına geçip ellerini önünde birleştirdi.
Toprak atma işi bittiğinde imam kuran okuyup mezarın başında dua etti. Yavaş yavaş yağmur çiselemeye başlamıştı. İnsanlar dağılmaya başladı. Mezarın başında yalnızca Esme, amcası ve Alpay kalmıştı. Esme mezarın toprağına dokunup usulca konuştu.
"Ben ne yapacağım şimdi Ayşe Sultan? Sensiz nasıl yaşanır bilmiyorum ki.. Senden başka kimsem yoktu ki. Şimdi kimsesiz kaldım."
Yüzünü iyice eğdi. Gözyaşları durmamıştı. Başına örttüğü siyah şal yüzünü gizliyordu.
Elif arkadaşının omzuna dokunup "Hadi canım benim. Gidelim artık. Perişansın. Yağmur da iyice hızlanır birazdan. Islanırsın." dedi.
Esme omzunu silkti. "Hayır biraz daha kalmak istiyorum. Sen git. Pamuğumla başbaşa kalıp veda etmek istiyorum."
Elif onu yalnız bırakmak istemiyordu ama yalnız kalmak isteğini anlayışla karşıladı. Başını sallayıp arkadaşına sarıldı sıkı sıkı. "Sen asla yalnız değilsin. Kimsen olmasa bile tüm ailen benim, can kardeşim benim."
Ne söylese içinin yangınını söndüremezdi biliyordu. Ama yalnız olmadığını bilsin istemişti. Usulca uzaklaştı yanından.
Amcası Esme'ye yaklaşıp ufak bir öksürükle varlığını duyurdu. Oysa Esme herkes onu unutsun istiyordu. Şuracıkta nenesinin yanı başında uyumak ve bir daha uyanmamak isyordu.
"Hadi kızım. Gidelim artık. Yağmur iyice hızlandı."
Esme burnunu çekip kızarmış gözlerini öfkeyle amcasına çevirdi. "Gelmiyorum ben. Burda babaannemin yanında kalacağım."
"Saçmalama kızım. Hasta olacaksın."
Öfke ve nefretle soludu kız. "Neden düşünüyormuş gibi yapıyorsun ki amca. Ölsem mutlu olacaksınız. Bırak öleyim işte."
Amcası dişlerini sıkıp öfkesini yuttu. Kızı anlayışla karşılaması gerektiğini düşünüyordu.
Alpay ise kızın serçe gibi titreyen bedenini cansız halde düşününce içine dolan sıkıntıyı bertaraf etmeye uğraşıyordu. Kızın öfkeli ve kırgın yüzünü inceliyordu. Burnu kızarmış, saçları yağmurdan dolayı ıslanmıştı. Yer yer yüzüne yapışmıştı. Kimisi aşağı doğru sarkıyor yağmur damları onların üzerinden kayıp toprağa karışıyordu.
Hüseyin komutanın hareketlediğini farkedince arkasından yürüdü. "Gidelim biraz yalnız kalsın. Geleceği yer belli nasıl olsa."
Alpay kaşlarını kaldırdı şaşırarak. Hüseyin komutan kızı bu yağmurda yapayalnız mezarlıkta bırakmaktan bahsediyordu. Kendini toparlayıp dikleşti. "İzin verin kalayım komutanım. Güvenle dönmesini sağlarım. "
" Pekala nasıl istersen. "
Hüseyin yere kapaklanmış gibi görünen kıza bakıp arkasını döndü. Topallayarak terketti mezarlığı.
Bir süre arkasından bakıp kıza döndü adam. Yanında öylece beklemişti. Hiç seslenmedi. Acısını alamadı ancak bir nevi ortak oldu.
Bir saat geçmesine rağmen kalkmadı nenesinin toprağının üzerinden. Adam endişeleniyorsu artık. Kız hiç kıpırdamadan öylece duruyordu bir saattir. Ve yağmur hala onları ıslatıyordu.
Adam en sonunda hareketlenip kıza doğru yürüdü. Boğazını temizleyip seslendi.
"Esme..."
Esme kıpırdamadı bile. Alpay kızın önünde dizleri üzerine çöktü. Kızın omzuna usulca dokundu.
"Esme..."
Ve o an kız başını kaldırıp kara gözlerini adamın ela gözlerine dikti yavaşça. O bakışları kalbine batmış gibi hissetti. Kız dağılmış görünse de bembeyaz teni hala parlıyordu. Burnunun ucu ve dudakları kızarmıştı.
"Gidelim hadi."
Seslenmedi, omzunu silkerek adamın dokunuşundan kurtardı ve başını eğdi yine. Niye onu rahat bırakmıyorlardı ki. Bıraksalar burada kalsa ve bir gün nenesinin kollarına koşabilseydi ya..
Alpay ısrarla mezarın başında kalkmayan kızın iki omzundan tutup kaldırmayı denedi bu sefer. Kendisiyle beraber kızı da kaldırmıştı yerden. Adamın gücüne karşı direnememişti Esme. Ancak ayağa kalkar kalkmaz göğsünden itekledi onu.
"Ne hakla bana dokunursun?!"
"Hasta olacaksın. Yağmur çok şiddetli yağıyor. Yerler buz gibi."
Alpay kız için gerçekten endişeleniyordu. Onu daha önce de görmüştü ve ten renginin bu olmadığına emindi. Kızın yüzü beyazdan öte beyazlamıştı sanki.
"Sen kimsin ki? Hasta olursam ben olurum sana ne? Sen git amcama yalakalık yap."
Aklına birşey gelmiş gibi duraksadı. "Aaa ama sen de haklısın. Amcam seni beni zaptedesin diye tutmuştu değil mi?"
Adamın gözlerinde yanan öfke parıltılarını gördü. Çenesini sıktığını görebiliyordu. Umursamadı. Arkasına dönüp mezarın başına geçecekti ki gözleri karardı. Bacaklarındaki güç çekildi. Yer onu kendisine çekerken son hissettiği efsunlu bir kokuydu.
Alpay kızın söylediklerine öfkelenmişti. Kendini tutmak için çenesini sıktı. Acısı vardı. Anlayışlı davranmaya çalışıyordu. Burnundan derin bir soluk alıp ağzından verdi. Bu sırada farketmişti kızın yalpaladığını. Hızla atılıp onu düşmeden tutabildi.
"İnatçı keçi." diye fısıldadı kızı kucağına çekerken. Acele etmeden kucağında kızla beraber ayrıldı mezarlıktan.
~~~
Hüseyin komutanın evine geldiğinde hızlı hızlı vurdu kapıyı. Kapı aralandığındaşaşkın şaşkın bakışlar eşliğinde içeriye girdi. Esme hala baygındı. Hüseyin komutanın soran gözlerini farkedince "Bayıldı komutanım. Çok bitkin görünüyordu zaten." dedi.
Sevde Alpay'ın ilgili sözlerine gözlerini devirdi. Esme yine yapmıştı yapacağını. Bütün ilgi onun üzerindeydi.
Yaşlı bunak da ölecek zamanı bulmuştu zaten. Düğünü mahvolmuştu. Ömür boyu en güzel gününü kötü hatırlayacaktı. Hışımla saçlarını savurarak içeriye girdi.
"Semra Alpay'a yer göster. Esmeyi yatırsın. " Alpay gösterilen odaya kızı dikkatli bir şekilde yatırıp yüzüne gelen saçlarını geriye doğru çekti. Kaşları yay gibiydi kızın. Kirpikleri yanağına doğru upuzun uzanıyordu. Onlara dokunmak için karıncalandı parmakları. Küçük burnu hala kızarıktı. Rengini kaybetmiş dudakları dolgundu. Silkelenip kendine gelmeyi denedi. Kızın baygın halinden faydalanmış gibi hissetmişti.
Yatağın kenarından kalkıp doğruldu. Odadan çıkıp kapıyı arkasından kapattı.
Hüseyin komutanı görmek için bakındı. O sırada Semra hanım mutfaktan çıkmıştı. Ona baş hareketiyle selam verip "Hüseyin komutanımla konuşmam gerek. Nerede acaba?" diye sordu.
"Buyrun oturma odasında."
İçeriye girdiğinde başıyla selam verdi Alpay.
"Gel Alpay otur."
"Tekrar başınız sağ olsun komutanım. Sizinle konuşmak istiyorum."
"Seni dinliyorum."
"Komutanım benim iznim yarın bitiyor. Yani yarın dönmem lazım."
"Anladım. Alpay eğer Esme istemezse seninle yollayamam. O babaannesine çok bağlıydı. Onu böyle yas içindeyken, gönülsüz bir şekilde seninle gönderemem. Kendine gelsin konuşup fikrini soracağım."
Alpay başını sallayıp "Peki komutanım" dedi.
Kızın onu reddedeceğinden adı gibi emindi. Bu onu huzursuz etmiş gibi yerinde kıpırdandı.
~~~
Usulca gözlerini aralayan kız ışıktan rahatsız olup sıkıca yumdu gözlerini. Yeniden ancak bu kez daha yavaş açtı. Önce beyaz tavana ardından bulunduğu odaya şöyle bir göz gezdirdi.
Tanıdık gelen eşyalardan dolayı amcasının evinde olduğunu anlamıştı. En son mezarlıkta olduğunu hatırlıyordu. O adamla tartışırken gözleri kararmıştı. Gerisi koca bir boşluktu. Bayılmış olmalıydı. Yirmidört saattir birşey yememişti. Açlık ve üzüntüden bitap düşmüş olmalıydı.
Yataktan yavaşça doğrulup ayaklarını sarkıttı. Bu sırada odanın kapısı açıldı ve elinde bir bardak suyla Kübra göründü.
"Uyandın mı?" dedi yanıbaşına gelip ilgiyle.
Esme yalnızca başını salladı. Kübra onun konuşmayacağını anlayınca elindeki bardağı uzattı Esmeye. "Şekerli su iyi gelir."
Esme bardağı alınca yanına oturdu. "Kendini harap etme lütfen. O benim de babannemdi. Kendini bu kadar bırakmamalısın."
Esme Kübra'nın onu teselli etmeye çalıştığının farkındaydı. Ancak onu asla anlayamayacaklarını da biliyordu. Çatallaşmış sesiyle "O benim yalnızca babannem değildi ki Kübra" dedi.
Usul bir soluk aldı ciğerlerine. "Hem babannem hem annem hem babamdı. Hepsini birden kaybettiğini düşünsen beni anlarsın."
Kübra utançla başını yere eğdi.
"Özür dilerim."
Haklıydı Esme. Babaannesini kaybetmişti. Babasını ve annesini de kaybettiğini düşündüğinde içi titredi.
"Abim seninle konuşmak istiyordu. Onu göndereceğim. Elindekini bitir. Sana yemek ayarlayacağım. "
Esme'nin soran bakışlarına dudak bükerek karşılık verdi.
Kübra çıktıktan on dk sonra Asım elinde tepsiyle Esme'nin kapıda belirdi. "Müsait misin?"
"Hı-Hım.."
Elindeki tepsiyi kızın kucağına koyup yanındaki sandalyeye oturdu Asım.
"Benimle ne konuşacaktın Asım abi?"
Derin bir soluk aldı Asım. Kızın elindeki tepsiyi gösterdi. "Bitir konuşalım."
Esme tepsideki çorbaya ve ekmeğe baktı. Hiç iştahı yoktu. Ancak vücudu çok tap durumdaydı. Az da olsa yemeyi deneyecekti. Başını sallayıp kaşığı eline aldı.
Bir kaç kaşıktan sonra tıkanmıştı bile. Midesine taş gibi oturuyordu. Tepsiyi yanına bırakıp Asım'a döndü. "Bu kadar yiyebiliyorum."
Asım terleyen ellerini birbirine sürüp başını salladı. "Esme..." dedi. Sanki çok mühim birşey söyleyecek ama söyleyemiyor gibiydi.
"Evet Asım abi?"
"Bana abi deme!"
"Hı!?" Esme şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdı. O da mı Mert ve Sevdeye inanmıştı. Gerçi neden şaşırıyordu ki. Amcası bile onlara inanmamış mıydı?
"Abin değil yarin olmak istiyorum çünkü."
İşte bu Esme'yi daha çok şaşırtmıştı. Kulaklarının ona oyun oynadığını bile düşünebilirdi.