‘‘Dost kimdir? Dost deyince aklınıza gelendir dost. Mesela benim dostum karımdır. Karım diyorum çünkü sessizliğimden bile tanır beni. Baktı ki gözlerim dalıyor bir noktaya, eh biraz da kederli bakışlarım; hemen kurar sofrayı. Sofra dediğime bakmayın masada sadece o ve ben oluruz. ‘Dökül,’ der bana. Sanki asker arkadaşım... Kadınlar dert vermekten dert dinleyemez derler birde. Külliyen yalan, bende öyle bir kadın var ki sevgili dinleyiciler dert alır, dert. Neyse işte alır beni karşısına konuşturur saatlerce. Karnımız yemeğe acıktıkça gülümsemesiyle doyurur bizi. Dost deyip geçmeyeceksin bu yüzden. Kimine yardır, kimine candır, kimine de kandır. Dost dediğin yoldaştır. İşte bu yüzden sıradaki parça yüksek müsaadelerinizle dostuma gelsin. Müzeyyen Senar’dan Huysuz ve Tatlı Kadın bizlerle.’’
Müziğin girmesiyle radyonun sesini biraz daha açtı Mert. Onun parçası çalıyordu. Bakışlarını çaprazında oturan Sevda’ya çevirip ‘‘İşte benim sarhoşluğum bu şarkı,’’ dedi.
Genç kadın, kulağına dolan melodiyle bedenini saran tatlı titremeye teslim oldu. Mert’in yoğun bakışlarına aynı şekilde karşılık verirken ‘‘En sevdiğin şarkı,’’ diyerek bunu bildiğini belli etti.
‘‘Bu ses, bu sözler nasıl sevilmez Sevda?’’ deyip oturduğu sandalyede öne doğru eğildi genç adam. Böylece Sevda’ya daha da yaklaşmış oldu.
‘‘Şarkılar seni söyler, dillerde nağme adın. Aşk gibi sevda gibi huysuz ve tatlı kadın…’’
Şarkının sözlerini Sevda’nın gözlerine bakarak söyleyip, başlayan şarkıyı radyodan yükselen sese bıraktı.
Gecenin karanlığında bahçe ışıklandırmasının el verdiğince Sevda’nın menekşe mavisi gözlerine bakıyordu Mert. Rengini bildiği gözleri sanki ilk kez görüyormuş gibi hissediyordu. İçinde dolup taşmakta olan ama ad koymaya cesaret edemediği onlarca duygu vardı. Duygularına aşk diyemeyecek kadar korkaktı belki ama bunun hoşlantının ötesinde olduğunu inkâr edemeyecek kadar da aklı başındaydı.
Sevda ise hislerinin oldukça farkındaydı. Kısa süre içerisinde hiç tanımadığı bir adamı sanki yıllardır tanıyormuş gibi hissetmesini sağlayan tek şeyin aşk olduğunu biliyordu. Nitekim karşısındaki adamın duygularının onunkiler kadar yoğun olduğunun farkında değildi. O yılların boşluğunu bir nefesle doldurmak için Mert’in verdikleriyle yetinmeye razıydı. Alacağı bir tutum sevgiyse, yeterde artardı bile ona. Yeter ki içini ısıtan nefesin sahibine yakın olsun.
‘‘Ne düşünüyorsun?’’ diye soran adamla irkildi. ‘Seni’ demek yerine çalan şarkıya ithafen ‘‘Zeki Müren’i,’’ dedi.
Kaşlarını çatan Mert, ‘‘Sakın bana bu şarkıyı ondan dinlemeyi sevdiğini söyleme Sevda,’’ deyince genç kadının gülümsemesine şahit oldu.
‘‘Sevemez miyim?’’
‘‘Mevzu bu şarkıysa hayır Hanımefendi!’’
Mert’in ciddi tutumu karşısında şaşıran genç kadın, merakına yenik düşerek ‘‘Nedenmiş o?’’ diye sordu.
Tüm çocukların saatler önce uyumasının rahatlığıyla oturduğu yerden Sevda’ya doğru eğilen Mert, genç kadının masanın üzerinde duran elini avuçlarının arasına aldı.
‘‘Çünkü benim sevdiğimi sevmeni istiyorum.’’
‘Seni severken, aksi mümkün değil,’ diye içinden geçiren Sevda ise alt dudağını dişleyerek gülümsemesini bastırdı. ‘‘Bence farklı şeylerden hoşlanabiliriz,’’ derken unutmaya yüz tutmuş oyuncu yanı ortaya çıkmıştı.
‘‘Farklı şeylerden hoşlanmak mı? Hanımefendi bu evin bazı kuralları var,’’ diyen Mert de genç kadının oyununa katılmıştı çoktan. Müjde ile bile flört dönemi yaşamamış biri olarak şimdiki hal ve hareketleri oldukça özgürleştirici ve gençleştiriciydi onun için.
‘‘Öyle mi? Dinliyorum Mert Bey, neymiş bu kurallar acaba?’’ deyip boştaki elini Mert’in kolunun üstüne koydu.
Sol gamzesini belli edecek kadar gülümseyen genç adam, Sevda da onu öpme isteği yarattığının farkında olsaydı asla gülümsemeyi kesmezdi.
‘‘1. kural, ben neyi seviyorsam onu seveceksin. 2. Kural, ilk kural tartışmaya açık değildir. 3. ve en önemli kural ise her fırsatta beni öpeceksin.’’
Duyduğu son kuralla kahkaha atan genç kadın, ne olduğunu anlamadan dudaklarından öpülürken karşılık vereceği sırada Mert’in uzaklaşmasıyla küçük çapta bir hayal kırıklığı yaşadı.
‘‘Kurallara uyduğun sürece iyi geçiniriz Hanımefendi ama kurallara uymazsan seni cezalandırmaktan çekinmem,’’ derken bile gülümseyen adamın bahsettiği cezanın gıdıklama olup olmadığını düşünmeye başladı Sevda. Mert, Sevda’nın cezayı düşündüğünü anlayınca ‘‘Çok büyük bir ceza güzelim. Kurallara uyana kadar öpülürsün,’’ dedi.
Duyduğu cezayla ağzı kulaklarında gülümseyen genç kadın, ‘‘Cezam buysa mecbur çekeceğim,’’ diyerek kurallara uymakta zorluk çıkartacağının sinyallerini vermiş oldu.
Omuzlarını silken Mert, ‘‘Seni sonunda öpeceksem benim için fark etmez güzelim,’’ deyince Sevda’nın utandığına şahit oldu. Anın güzelliğini ölümsüzleştirmek için uzanıp bir kez daha öptü genç kadını. Dudaklarına aldığı öpücüğe karşılık vereceği sırada yeniden geri çekilen adama tüm yüzsüzlüğüyle itiraz etti Sevda.
‘‘Neden seni öpmeme izin vermiyorsun?’’
Mert’in derin bir iç çekişten sonra söylediği cümleyle de kasıklarının sızladığını hissettiği genç kadın.
‘‘Çünkü güzelim, duramamaktan korkuyorum.’’
İçinden ‘Durmazsın o zaman,’ diye geçirirken sesli olarak sadece ‘‘Anladım,’’ diyebilmişti genç kadın.
Sevda’nın durgunlaştığını anlayan Mert, etrafına baktıktan sonra ayağa kalktı. Uzattığı elini hesapsız tutan kadınla hamağa doğru yürüdü. Önce kendi oturup ardından uzandığı hamaktan ellerini genç kadına doğru kaldırarak Sevda’nın da yanına gelmesini istediğini belli etti. İlk itiraz edecek olsa da ona kollarını açan adam daha cazip geldiğinden hamağın onları taşıyıp taşımayacağını dert etmedi bile Sevda. Usulca Mert’in yanına uzanıp başını da genç adamın omzuna yasladı.
‘‘Kenarda kaldın, bacağını üstüme at güzelim… Ha şöyle biraz daha üstüme ver ağırlığını… İşte şimdi oldu.’’
Hamakta rahat bir pozisyon alınca sessizleşti ikisi de. Mert karanlık gökyüzünü izlerken Sevda da genç adamın çehresini izledi bir süre. Gecenin olağan sesi dışında çıt çıkmıyordu ikisinden de. Derken genç kadını saçlarından öpen Mert, ‘‘Uzun bir süre sıkıntılarımı paylaşabileceğim kimse olmadı hayatımda. Şimdi sen varsın ama senin yanındayken de onların bir önemi kalmadı. Seninle paylaştığım bu sessizlik daha anlamlı Sevda,’’ diyerek paylaştı aklından geçenleri.
Düşüncelerini Mert’in ağzından duymuş gibiydi Sevda. Temiz havayı olabildiğince içine çekip ‘‘Sanırım bunun adı huzur,’’ dedi. Duyduğu kelimeyle gülümsedi Mert. Başını onaylamaz anlamda sallayıp genç kadına itiraz etti.
‘‘Hayır, güzelim bunun adı Sevda. Yani sebebi sensin.’’