Sabah erkenden eşyalarını toplayan Nilüfer, Ali’nin evinin yolunu tutmuştu. Cuma günü evleniyorlardı ve 3 gün içerisinde halletmeleri gereken çok işleri vardı. Ama öncelikle Ali’nin ona kapıyı açması gerekiyordu. Ne var ki zili alacaklı gibi çaldığı halde ona kapıyı açan yoktu. ‘‘Kendi kendime mi evleneceğim ben? Açsana kapıyı!’’ diye söylenip kapıyı tekmeledi. Kapının ardından duyduğu söylenmelerle Ali’nin nihayet uyandığını anlayıp gülümsedi. Kapıda bekletilmenin bedelini ödetecekti müstakbel kocasına.
Nitekim kapı açılınca tüm planları suya düştü. Uykudan yeni uyanmış Ali gözüne oldukça şirin geldiğinden tekmelemek yerine ‘‘Hoş geldin yavrum. Bende rüyamda seni görüyordum,’’ diyen adamı öpmeyi tercih etti. Aldığı öpücükle şaşıran Ali, ‘‘Rüyaların tersi çıkar derlerdi de inanmazdım. Rüyamda beni dövüyordun yavrum,’’ deyip gülümsedi.
‘‘Şansını zorlama istersen yoksa rüyalarını gerçekleştirebilirim Aliciğim,’’ diyen kadına gülümsese de dayak yemeğe hiç niyeti yoktu Ali’nin.
‘‘Yumruklarını gerdeğe sakla yavrum,’’ deyip Nilüfer’e sıkıca sarıldı. ‘‘Hoş geldin,’’ derken öyle içten söylemişti ki bunu, Nilüfer ömrünü bu iki kelimeye feda edebileceğini düşündü bir an. Başını omzundan kaldırdığı adama yaklaşıp Ali’nin yanağına derin bir öpücük kondurdu. Ardından genç adamdan ayrılıp kapıdaki valizleri almak için kapıya yöneldi. Eli yanağında kalan Ali öpücüğün etkisinden çıkınca ‘‘Bu nedir arkadaş ya! Üç güne evleniyoruz hatun hâlâ yanağımızdan öpüyor,’’ diye hayıflandı.
Valizleri eve alıp kapıyı kapatan genç kadın ona sitem eden adama döndü ve ‘‘Üç güne evleneceğin biri olsun istiyorsan söylenme de valizleri içeri taşı,’’ emrini verdi. ‘‘Peki, yavrum,’’ diyerek valizlere yönelen Ali, iki eline aldığı valizlerle yatak odasının yolunu tuttu.
Nilüfer’in kıyafetlerini yerleştirme işi bitene kadar yatağından pür dikkat onu izleyen genç adam, sıra genç kadının iç çamaşırlarına geldiğinde yerinde doğrulup sevgilisine yaklaştı. Valizden çıkardığı iç çamaşırlarını yatağın üstüne bırakan Nilüfer, dolapta bulduğu boş çekmeceye çamaşırlarını koymak için arkasını döndüğünde kırmızı sütyenini Ali’nin avuçlarının arasında gördü.
‘‘Ne yapıyorsun?’’ sorusuna aldığı ‘‘Yeni arkadaşımla tanışıyorum yavrum,’’ cevabıyla Ali’ye yaklaşıp elindeki sütyene doğru bir hamle yaptı ama elindekine kıymetli bir mücevher muamelesi yapan Ali, yatağın bir ucuna yuvarlanıp sütyeni göğsüne doğru sakladı. Ona doğru yürüyen Nilüfer’e ‘‘Yaklaşma yavrum! Girme aramıza daha yeni tanıştık,’’ derken yataktan kalkmıştı.
‘‘Saçmalama Ali! Ver onu bana!’’ diyen kadına omuzlarını silkti.
Nilüfer yatağın üstüne çıktığı için dolaba doğru yürüyen Ali, yatağın ucunda duran krem rengi dantelli tangayı nefesini tutarak eline aldı.
‘‘Yavrum sakın bunu ben yanındayken de giydiğini söyleme genç yaşımda kalpten gidebilirim,’’ derken büyülenmiş bir şekilde avucunun içindeki tangaya bakıyordu.
Ali’yi kovalamak yerine ayağına gelmesine karar veren Nilüfer, sinsice gülümseyip ‘‘O zaman pembesinin nerede olduğunu bilmesen iyi olacak,’’ karşılığını verdi.
Gözü bir elindeki tangaya bir de yatağın üstündeki iç çamaşırlarına kayan Ali, güçlükle yutkunup bakışlarını Nilüfer’e çevirdi. ‘‘Yavrum bu da can be! Hiç insafın yok mu?’’ diye sorarken oldukça ciddiydi.
Bu sefer omuzlarını silkme sırası Nilüfer’deydi. Yatağa bağdaş kurarak oturduktan sonra ‘‘Alt tarafı don Ali. Sence de biraz abartmıyor musun?’’ diye sordu. Kaşlarını çatan Ali, ‘‘Yavrum istersen pantolonunu çıkar da bir de ben bakıp karar vereyim,’’ karşılığını verdi.
Genç adamın tavrıyla kahkaha atan Nilüfer, ‘‘Yo böyle iyi,’’ diyerek göz kırptı.
‘‘Yok yok yavrum olmaz böyle ya. Eskiden erkek anaları gelinlerini hamama götürüp görürmüş. Benim annemin neyi eksik? Madem vaktimiz yok ona vekâleten ben bir göreyim bence.’’
‘‘Ali!’’
‘‘Yavrum?’’
‘‘Çok işimiz var. Daha bana duvak sana da takım elbise alacağız. Cuma günü gerçekten içimdekileri görmek istiyorsan bugün çok çalışmalıyız.’’
Nilüfer’in laflarına istemese de hak veren Ali, çaresiz boynunu büktü ve elindeki parçaları içi gitse de yatağın üstüne bıraktı. Ardından oyuncağı alınmış çocuklar gibi kendini yüzükoyun yatağın üstüne atıp ‘‘İşin bitince haber ver de çıkalım,’’ dedi.
Nilüfer, şaşkınlıkla müstakbel kocasına bakarken gülümsemeden edemedi. Tüm mantığı ısrarla ‘Hayır’ dese de Ali’nin gönlü olsun düşüncesiyle ‘‘Gerçekten çok mu görmek istiyorsun?’’ diye sordu.
Duyduğu soruyla başını yataktan kaldıran genç adam ondan cevap bekleyen sevgilisinin ciddi olup olmadığını anlamak için Nilüfer’in gözlerine baktı bir süre.
‘‘Evet, cevap bekliyorum,’’ diyen kadınla yattığı yerden doğrulup yatakta oturur vaziyete geldi. ‘‘Sen ciddisin,’’ diye mırıldanıp ona göz deviren kadını daha fazla bekletmemek için ‘‘Evet, yavrum. Hem de çok istiyorum,’’ cevabını verdi.
Nefesini seslice dışarı bırakan genç kadın, elini pantolonun düğmelerine götürünce Ali de elini kalbinin üstüne götürdü. Göreceği şey karşısında takındığı tavır Nilüfer’in gülmesine neden olunca suratını buruşturup ‘‘Gül sen gül! Elbet benim de güldüğüm zamanlar gelecek,’’ diye söylendi.
‘‘Hı hı eminim,’’ diye mırıldanan genç kadın, düğmelerini çözdüğü pantolonunu aşağı indirdi. Gördüğü manzarayla nefesini tutan Ali, ‘‘Şöyle...’’ deyip kısık çıkan sesi yüzünden boğazını temizledikten sonra ‘‘Şöyle bir dön etrafında,’’ diyerek bitirdi cümlesini.
Karşısında her an kalpten gidecekmiş gibi duran adamla başını olumsuz anlamda sallayıp ağır adımlarla etrafında döndü Nilüfer. ‘‘Bence bu kadar yeter,’’ deyip pantolonunu yukarı çektiğinde ‘‘Aaaaaa!’’ diye itiraz eden adama kaşlarını çattı.
‘‘Hepsi ve daha fazlası için cumayı bekle Aliciğim.’’
Duyduğu cümleyle yüzünü asan Ali ‘‘Ama bu haksızlık!’’ diye itiraz etti. Pantolonunun düğmelerini bağlayan Nilüfer ise ‘‘Neymiş haksızlık?’’ diye sorarken gerçek bir cevap beklemiyordu ama ‘‘Ön gösterim, ön sevişme, ön lisans oluyor da neden ön balayı olmuyor ki?’’ diyen müstakbel kocası onu yine şaşırtmıştı.