Bölüm|11

642 Words
‘‘İkizcanım, penguşlar karda üşümüyor mu?’’ Çiçek’in sorusuyla başını televizyon ekranından yanında oturan ikizine çevirdi Can. ‘‘Görmüyor musun Çiçeğim, montları var üstünde,’’ derken penguenlerin kürklerini işaret ediyordu küçük adam. Çiçek bilmişçesine başını sallayıp ‘‘Anladım ikizcanım,’’ dedi ama aklına başka bir sorunun takılması çok sürmedi. ‘‘Peki, ikizcanım onlara montlarını kim almış?’’ Can beklemediği soru karşısında başını kaşıyıp derin düşüncelere daldı. Hemen diğer yanında oturan Mehmet’e baktığında ağabeyinin onlara aldırmaksızın televizyondaki belgeseli izlediğini gördü. Çaresiz başını ikizine çevirip onun için en mantıklı açıklamayı yaptı. ‘‘Bize montumuzu babam aldığına göre onlara da babaları alıyordur Çiçeğim.’’ Çiçek duyduğu cümleyle avuç içlerini yanaklarına bastırdı. ‘‘Allahçığım Allahçığım! İyi ki babacıklarımız var.’’ Mehmet bu yorumla başını olumsuz anlamda sallarken salona giren Mert, kızının cümlesiyle gülümsedi. ‘‘Çiçeğim neye seviniyorsun böyle?’’ sorusuna cevap alamadan kızı yerinden kalkıp kucağına atladı. Ardından ‘‘Neye olacak biriciğim babacığım tabii ki de sana,’’ dedi ve Mert’in yanağına derin bir öpücük kondurdu. Genç baba kızının bu sevimli haline daha fazla dayanamayıp Çiçek’in yanaklarına ve boynuna öpücükler kondurmaya başladı. Soluk soluğa bıraktığı kızından ‘‘Öpenlerin çok olsun babacığım,’’ karşılığını aldığında ‘‘Âmin,’’ diyeni salona giren Sevda oldu. Mert, genç kadına hafifçe tebessüm edip hemen yanına oturduğu oğlunu da kucağına alarak Can’ı saçlarından öptü. Israrla gözlerini televizyon ekranından ayırmayan Mehmet’i de bağrına basmak Sevda’ya düştüğünden genç kadın, küçük çocuğun yanına oturup Mehmet’i kolunun altına çekti. Üçlü koltukta tam bir aile görüntüsü çizerek oturan beşli yüzlerindeki tebessümle televizyondaki belgeseli izlemeye başladılar. Bu esnada Mert’in çalan telefonu genç adamın gözlerini televizyon ekranından çekmesine neden oldu. Cebindeki telefonunu çıkardığında eski karısı Hülya’nın aradığını görünce anlık şaşırsa da fazla bekletmeden telefonu yanıtladı. ‘‘Efendim?’’ ‘‘Aa! Şey, Mert naber?’’ ‘‘İyidir senden?’’ ‘‘Ay nasıl olsun bildiğin gibi işte... Mert?’’ ‘‘Efendim Hülya?’’ demesiyle Sevda’nın bakışlarının ona kaydığını hissetti. Genç kadının bu haline gülümserken Hülya’nın tek bir nefeste söyledikleri kaşlarını çatmasına neden oldu. ‘‘Ne dedin?’’ sen diye sorarken niyeti duyduklarını tasdiklemekten çok şaka olduğunu öğrenmek içindi. ‘‘Ya bende bilmiyorum. Deli olmak üzereyim! Vatan Nuh diyor peygamber demiyor. Akşama sizde açıklayacakmış.’’ ‘‘Gurur’la birlikte mi?’’ diye sorusuna önce olumlu anlamda bir mırıldanma aldı ardından ‘‘İkisinin bizimle paylaşması gereken önemli bir şey varmış, öyle söyledi. Mert kalbime inecek. Yoksa bunlar...’’ ‘‘Tamam Hülya! Yetiştirdiğim kıza böyle bir şeyi yakıştırmana müsaade etmem.’’ Çocuklarının yanında daha fazla konuşmak istemediğinden ‘‘Akşama gelince öğreniriz. Sende fazla üsteleme,’’ deyip telefonu kapattı. Bu esnada salona giren kızlardan Gurur, salondaki mutlu aile tablosuna laf etmeden edemedi. ‘‘Oh işe bak ya! Biz mutfakta sürünelim sofrayı toplayacağız diye siz burada keyif çatın. Ne güzel dünya!’’ Kızının sitemini umursamadan konuştu genç adam: ‘‘Annen aradı akşam bize geliyorlarmış. Vatan’ın bize açıklamak istediği önemli bir şey varmış. Senin bir bilgin var mı kızım?’’ Gurur beklemediği soru karşısından donakalırken konuşma yetisini kazandığında ‘‘Yok baba. Ne bilgisi. Ben nereden bileyim?’’ diye art arda sıraladı cümlelerini. Babasının ‘‘Seninle birlikte açıklayacakmış. Ne olduğunu Hülya’ya söylememiş,’’ demesiyle babasına dönüp ‘‘Allah Allah! Bak sen şu Vatan’a!’’ deyip ‘‘Ne oluyor ya!’’ diye kendine kendi söylendi. Mert’in ondan cevap bekleyen bakışlarıyla ‘‘Ya baba vallahi bilmiyorum. Nereden bileyim ben ya! Ama tahminimi soruyorsan kesin bir şey için izin isteyecektir. Levent abi ikna olsun diye de beni sürecektir ortaya,’’ dedi. Mert ikna olmasına rağmen sorgulayıcı bakışlarını kızının üstünden çekmedi. Gurur’un ‘‘Ya baba bakma öyle. Akşam gelsin hep beraber öğreniriz işte,’’ demesiyle başını olumlu anlamda sallayıp televizyondaki belgesele çevirdi bakışlarını. Gurur hesabını sormak için küçük adımlarla solan çıkışına doğru yürürken babasının cümleleriyle olduğu yerde kaldı. ‘‘Hiçbir yere gitmek yok küçük hanım. Bugün gözümün önünden ayrılmayacaksın.’’ İtiraz etmenin babasını daha da işkillendireceğini bildiğinden olumlu anlamda başını sallayıp kendini boştaki tekli koltuğa bıraktı. Aklında ise Vatan’ın akşam yapacağı açıklama vardı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD