Bölüm|10

3771 Words
Elinde tepsiyle salona giren Nilüfer, herkesin ona bakmasıyla iyice gerildiğini hissetti. Çiçek’in belli belirsiz ‘‘Ah ne romantik!’’ dediğini duysa da yeğeninin hevesine ortak olamayacak kadar heyecanlıydı. ‘‘İşte kahvelerde geldi!’’ diyerek gereksiz bir sevinç gösteren Vatan kaile alınmazken Gurur, gözlerini devirmeden edemedi. Nilüfer kahveleri dağıtırken Sevda’ya uzattığı fincanı genç kadın almadı. Mert, tepsiden bir fincan alıp kardeşine başıyla Ali’ye yönelmesi konusunda işaret verdi. Sevda mahzunca Mert’e bakarken genç adam elinde tuttuğu fincanı dudaklarına yaklaştırıp kahvesinden bir yudum aldı. Ardından oğlunu kucağına çekip kahve fincanını da Sevda’ya uzattı. Genç kadın şaşkınlıkla ona bakarken Mert, Sevdaya yaklaşıp ‘‘Değer verdiğimiz şeyleri kırmak yerine onları paylaşabiliriz diye düşündüm. Bakma öyle seninle sadece mutluluğumu değil hayatımı paylaşacağım Hanımefendi,’’ deyince içinin ferahladığını hissetti. Bu cümleyle gülümseyen genç kadın, fincanda Mert’in içtiği yeri hizalayıp aynı yerden kahveyi yudumladı. Tepsideki son iki fincanla Ali’nin önüne gelen Nilüfer, genç adamın fısıltıyla karışık ‘‘Hangisi tuzlu olan?’’ sorusuyla karşılaştı. Alt dudağını dişleyip yüzüne muzip bir ifade takınırken gözleriyle sağdaki fincanı işaret etti Ali’ye. Genç adam keyifle Nilüfer’in işaret ettiği fincanı eline alıp kahve kokusunu ciğerlerine çekti. ‘‘Kokusu böyleyse tadı nasıldır kim bilir,’’ diye mırıldandı. ‘‘Harbi manyaksın,’’ deyip yanından uzaklaşan kadının arkasından sırıtmakla yetindi. Kahvesini yudumlayan Adalet, Nilüfer’e yönelik ‘‘Ay kızım, maşallah çok lezzetli olmuş bu kahve,’’ demeyi ihmal etmedi. ‘‘Nilüfer ablamın eli lezzetlidir teyzeciğim. Bir poğaça yapar parmaklarını yersin. Bakma bu yaşına kadar evlenmediyse kendi istemediği için yoksa ona âşık olmayan yok bu mahallede. O...’’ Vatan’ın cümlesini kesen Ali’nin dişlerinin arasından sorduğu soru oldu. ‘‘Kimmiş o âşıklar?’’ ‘‘Evet, Vatan kimmiş o âşıklar?’’ diye sorarak soruyu yineledi Mert. Kız kardeşine yan gözle bakanları merak ediyordu. ‘‘Ne susuyorsun oğlum söylesene kim o densizler?’’ diyen de Mehmet’ti. Kızının âşıklarını duyunca yerinde dikleşmiş, kaşlarını da iyice çatmıştı. Ortamdaki erkeklerin ablasına sahip çıktığını gören Aleksis geri kalmamak için ‘‘Getirtmeyin lan beni oraya!’’ diye bağırdı. Bağırmasıyla annesinin kulağını çekip onu Yunanca azarlaması bir oldu. Soğuk terler döken Vatan’ın haline dayanamayan Gurur, sahte bir kahkaha atıp ‘‘Ya, ay... İlahi Vatan ya! Bak yanlış anladılar. Of! Mahallenin çocukları halamın poğaçalarına âşıktır. Ondan bahsediyor. İşte çocuk aklı ‘Nilüfer abla büyüyünce seninle evleneceğim,’ diyor çoğu da. Ondan öyle şey oldu, değil mi Vatan?’’ ‘‘Öyle mi oldu?’’ diye soran Vatan’a gözlerini kısarak bakıp ‘‘Öyleydi ya!’’ diyerek dişlerinin arasından tısladı. ‘‘Tabii canım öyleydi. Mahallenin çocukları işte.’’ Herkes yatışırken kahvesine yönelen Ali, tuzlu kahvesini yudum yudum içmeye karar verdiğinden kahvesinden küçük bir yudum aldı. Aldığı gibiyse yüzünü buruşturup onu dikkatle izleyen Nilüfer’e döndü. Genç kadının ona göz kırpmasıyla gülümseyip tuzlu beklediği ama bol şekerli çıkan kahvesini keyifle içmeye başladı. ‘‘E, kahvelerimizi de içtiğimize göre oğlumuz ne iş yapıyordu?’’ ‘‘Oğlum, kızı senden mi istiyorlar benden mi anlamadım vallahi. Bir izin ver de biz konuşalım,’’ diyen Mehmet’e mahcupça baktı Vatan. ‘‘Ama Mehmet amca Nilüfer ablamı ne idüğü belirsiz bir adama verecek değiliz ya. Ben sadece tüm soruların sorulmuş olduğundan emin olmaya çalışıyorum.’’ Mehmet bu cevapla kahkaha atarken Ali ne idüğü belirsiz kısmında takılı kalmıştı. Vatan’a dönüp ‘‘Seni emniyete beklerim abiciğim. Kimmişim iyice bir öğrenirsin,’’ dedi. Vatan, Ali’nin cümlesindeki tehditleri anlamadığından ‘‘Olur çok sevinirim abi,’’ diye karşılık verdi ve ekledi: ‘‘Sonuçta kızımızı veriyoruz.’’ ‘‘Dur bakalım daha kimseyi verdiğimiz yok.’’ Mehmet’in cevabı herkesi tedirgin etmeye yetmişti. Nilüfer ‘Allah’ım sen yardım et,’ diye içinden geçirirken çalan kapı irkilmesine neden oldu. ‘‘Ben bakarım,’’ diyerek solandan çıkan Gülce, kapıyı açtığında ağzı da aynı oranda açıldı. ‘‘Ke...ke...kevser te...te...te...’’ ‘‘Teyze anam teyze. Kız kapat o ağzını şaşkın! Ay bakışlarından bile saflık akıyor canım ya. Kızım ne bakıyorsun aval aval, çekil de içeri geçelim! Ayy bu ne sıcak böyle ya! Salih sakın çiçeği çikolatayı buna vermeyin. Vallahi düşürür hepsini.’’ ‘‘Peki, karıcığım.’’ ‘‘Oğlum sen de ne duruyorsun orada gelsene içeri,’’ deyip kapının dışında gergin bir şekilde dikilen genç adama döndü. Genç adam, Kevser’in sesiyle irkilip derin bir nefes aldı. ‘‘Abla yol yakınken vaz mı geçsek?’’ diye sordu hızlıca. Kevser, Gülce’nin şaşkın suratına bir bakış atıp genç kızın hâlâ ayılmadığına kanaat getirerek kapıdaki adamı yakasından çektiği gibi içeri soktu. ‘‘Ölmek var dönmek yok!’’ cümlesi herkes için oldukça açıktı. Salih’in elinden çiçek demetini ve çikolata paketini alıp genç adamın eline tutuşturdu. ‘‘Bunları Nilüfer’e vereceksin unutma.’’ ‘‘Abla...’’ ‘‘Başlatma ablana hadi içeri. Ay, Salih şu kızı da kapının önünden çekelim kal geldi kızcağıza herhalde.’’ Salih, Gülce’yi kolunun altına alıp salona doğru yönlendirdi. Ardından Kevser ve yanındaki genç adam da salona giriş yaptı. ‘‘Herkese hayırlı akşamlar!’’ diyen kocasının ardından ‘‘Gecenin sonunda pek hayır kalmayacak ama neyse,’’ diyerek mırıldandı Kevser. Onu gören suratlardaki şaşkınlıkla keyiflenirken Nilüfer’in suratının kızardığına şahit olması içinden ‘Oh!’ çekmesine neden oldu. Televizyon ekranından gördüğü Roza ile neşesi kaçsa da toparlanıp evdekilerle selamlaşma ve geri kalanlarla tanışma faslına girişti. ‘‘Tüh kahveye yetişemedik Salih,’’ diyen Kevser, gerilerinde kalan genç adama dönüp ‘‘Mazhar ne duruyorsun orada? Gel böyle de Nilüferciğim seni görsün,’’ dedi. Nilüfer, Kevser’in adını söyleyişine o kadar takılmıştı ki önüne gelip göğsünün üzerine çarpılan papatya demeti ve çikolata paketiyle fark edebildi Mazhar’ın önünde durduğunu. Çekingen adam ona hafifçe tebessüm ederek ‘‘Bunlar size,’’ dedi. Kevser’in ‘‘Ay tabii yirmi sekiz sene olmuş. Umudu kalmamıştı herhalde. Nilüferciğim endişelenme şüpheli paket filan değil. Bildiğin çiçek çikolatayla seni istemeye geldik ablam,’’ demesi herkesin bir ağızdan ‘‘NE!’’ nidasıyla sonuçlandı. Ali hiddetle ayağa kalkıp ‘‘Ne istemesi lan?’’ diyerek Mazhar’ın yakasına yapışınca onu geri çekme görevi babasına düştü. Mert, Kevser ablasına hesap sorarken Nilüfer’in babası ve kardeşi ekrandan izledikleri curcunaya kahkaha atmamak için kendilerini zor tutuyorlardı. Ne var ki Aleksis’in ‘‘Patlamış mısır baba?’’ teklifi annesinin kulağını çekmesiyle sonuçlanınca iki erkek bilgisayar ekranına bakmakla yetinmeye karar verdi. ‘‘Dur bakalım evlat önce bir olayı anlayalım,’’ diyen Halil ile mecbur yerine oturan Ali, Vatan’ın ona yaklaşıp ‘‘Üzülme Ali abi bir kızı bin kişi ister bir kişi alır. Hem ben seni çok sevdim. Sorarlarsa oyum sana,’’ demesiyle sinirli bir nefes verdi. Vatan’ın bu yorumu, ayakta olan Gurur’un ona yaklaşıp ensesine şaplak atmasıyla sonuçlandı. ‘‘Aptal aptal konuşma yersin tekmeyi!’’ deyip Vatan’ın yanına oturdu genç kız. ‘‘Yahu biz nereden bilelim istemeye geldiklerini Nilüfer’i? Mazhar katalogda gördü, beğendi bize de Allah’ın emri peygamberin kavliyle istemek düştü.’’ ‘‘Verdim gitti.’’ Bu cümleyle herkesin başı sesin geldiği yöne döndü. Yumruk yapmış ellerini belinin iki yanına yaslamış Çiçek, bıkkın bir nefes verip ‘‘Hadi al götür Kevserciğim teyzemciğim daha yeni odacığıma yerleşeceğim,’’ dedi. ‘‘Kimi nereye götürüyorsunuz? Yürü Nilüfer gidiyoruz!’’ diye ayağa kalkan Ali, Nilüfer’in elindeki çiçek demeti ve çikolata paketini orta sehpanın üzerine fırlatıp elinden tuttuğu gibi kapıya doğru sürüklemeye başladı Nilüfer’i. ‘‘Sen kimin kızını nereye götürüyorsun?’’ duyduğu sesle duraksarken ‘‘Ablamı hiçbir yere götüremezsin, getirtmeyin lan beni oraya!’’ diyen Aleksis ile ‘‘Ah bir gelsen,’’ diye mırıldanmayı ihmal etmedi genç adam. ‘‘Oğlum bunlar normal şeyler. Hadi sakinleş de otur şöyle.’’ Adalet’in telkiniyle avucundaki eli başparmağıyla okşayıp bıraktı genç adam ve boğazını temizleyip oldukça tehlikeli bir edayla boynunu önce sağa ardından sola yatırarak kütletti. Mazhar karşısındaki adamın tehdidini algılarken dik durmak için tüm gayretini kullanıyordu. Ortalığın daha fazla karışmasını istemeyen Mert, uyku vakitlerinin geldiğini söylediği çocuklarını Sevda ile yatak odasına yönlendirdi. Üçlü koltukta sırasıyla Halil, Ali ve Adalet otururken çaprazlarındaki ikili koltuğa Salih, Mazhar ve Kevser üçlüsü sığışmıştı. Mert tekli koltuklardan birine oturmuş, Nilüfer de diğer tekli koltuğa adeta yığılmıştı. Vatan ve ikizler de koltuklarda yer kalmadığından sandalyelere yerleşmiş odadaki sessizliğin bitiş şeklini merakla bekliyorlardı. ‘‘Ne iyi ettiniz de geldiniz,’’ diyen Mehmet ile tüm başlar televizyon ekranına döndü. Salih, Mehmet’e gülümseyerek karşılık verip ‘‘Ya ne demezsin eski toprak,’’ karşılığını verdi. ‘‘Evet, ne iyi ettiniz benim de avuçlarım kaşınıyordu,’’ diye mırıldanan Ali’yi herkes duymuştu ama duymazlıktan gelmeyi tercih ettiler. Kevser, konuyu değiştirmek için ‘‘Şimdi nasıl yapıyoruz?’’ diye sordu. ‘‘Neyi nasıl yapıyoruz?’’ diye karşılık veren Mert’e gülümseyerek baktı yaşlı kadın ve ‘‘Ablacığım neyi olacak istemeyi. Önce onlar mı istiyor yani sırayla mı istiyoruz?’’ ‘‘Tövbe estağfurullah!’’ diyen Ali’nin siniri, yüzünün kızarmaya başlamasından anlaşılıyordu. Mert olası bir kavgayı önlemek için ‘‘Abla çok affedersin ama nereden çıktınız siz? Saat olmuş on, bu saatte isteme mi olur?’’ diye sordu. ‘‘Ne yapalım Mert? Bu kızın yaşı yarın olacak otuz. Kuruyup kalmasını mı bekleseydik? Hazır isteyen bir sala... sa... sağlam birini bulmuşken beklemeyelim dedik. Değil mi Salih?’’ ‘‘Öyle karıcığım.’’ ‘‘İyi bok yemişsiniz,’’ mırıltıları aynı anda Nilüfer ve Ali’den yükselince Ali, Nilüfer’e dönüp göz kırptı. Kevser’e ise destek Mehmet’ten geldi. ‘‘İyi yapmışsınız Kevser Hanım, bir kızı bin kişi ister bir kişi alır sonuçta.’’ Vatan az önce kurduğu cümleyi Mehmet’ten duymanın mutluluğuyla sol elinin yumruğunu sıkıp ‘‘Oley be!’’ diye fısıldadı. Ardından not defterinin sayfalarını karıştırıp, bulduğu sayfadaki yazıları ardı ardına okumaya başladı: ‘‘Çok iyi dedin Mehmet amca! Hem ımm... Ha! Gelin ata binmiş ya nasip demiş. Gerçi deh demiş de olabilir ama konumuz bu değil... Sonra sevmek günah olsaydı ben cehennemlik olurdum.’’ Okuduğu şeyin kamyon arkası yazısı olduğunu anlayınca ‘‘Opss yanlış yeri okudum. Affedersiniz biraz heyecanlıyım da...’’ diye gevelemeye başladı. Hemen yanında oturan Gurur elleriyle yüzünü kapatıp yok olmayı dilerken Gülce, Vatan’ın bu heyecanlı hallerine kıs kıs gülüyordu. Mehmet de daha fazla dayanamayıp kahkaha attıktan sonra Vatan’a yönelik ‘‘Oğlum inan hiç güleceğim yoktu. Kızı benden istiyorlar ama sen benden daha heyecanlısın maşallah. Madem bu kadar hazırlık yaptın kızı senden istesinler bari,’’ deyince Vatan’ın eli ayağı birbirine dolandı. Genç adam heyecanla ayağa fırlayıp ‘‘Na...nasıl yani Mehmet amca, şimdi benden mi isteyecekler? Ama olur mu?’’ diye sordu kararsızca. Roza, Mehmet’e en korkutucu bakışlarını atarken yaşlı adam, karısını umursamadan devam etti: ‘‘Olur olur. Zaten benim vermeye niyetim yok ama bu kızın da durmaya niyeti yok. Bari biraz sürünsünler. Sana güveniyorum.’’ Sağ elini kalbinin üstüne yaslayan Vatan ‘‘Bu göreve layık olacağıma şerefim üzerine yemin ederim,’’ dedi ve dolan gözlerini kırpıştırarak yerine oturdu. Nilüfer, izlediği sahnenin gerçekliğini idrak edince ‘‘Baba!’’ diyerek dişlerinin arasından tısladı. Yaşlı adam kızına muzipçe bakıp cevap verdi: ‘‘Buyur en sevdiğim kızım, bir şey mi diyeceksin?’’ ‘‘Senin benden başka kızın yok!’’ ‘‘İyi ya işte ne güzel, benim için teksin.’’ ‘‘Belli! Bu saçmalığı izledikçe senin için tek olduğumu daha net anlıyorum.’’ ‘‘İstersen Barış abini bekleyelim isteme için ha ne dersin kızım? Esas ondan istesinler seni, olur mu?’’ Duyduğu teklifle öksürük krizine giren genç kadın, nefeslerini düzene koyduğunda Vatan’a dönüp ‘‘Bir geleceğin olsun istiyorsan, yapman gereken belli,’’ tehdidini savurdu. Barış, Mert’in çocukluk arkadaşıydı ve Nilüfer’i kardeşi gibi severdi. Oldukça korumacı olduğundan bu istemeye şahit olması Nilüfer’in Ali ile evlenememesi demekti. Bu tehditle ürperse de Mehmet’in onu desteklediğini bilmesinin bilinciyle ‘‘Ucunda ölüm bile olsa bu kutsal görevi layıkıyla yerine getireceğim Nilüfer abla. O yüzden iyi olan kazansın,’’ deyip not defterinin başka bir sayfasını çevirdi Vatan. ‘‘Evet, şimdi öncelikle adayları biraz tanıyalım,’’ dedikten sonra Halil’e dönüp ‘‘Oğlumuz ne iş yapıyor?’’ diye sordu. Yaşlı adam, oğlunun zamanla daha da sinirlendiğine şahit oldukça keyifleniyordu. Bu yüzden Ali’ye inat Vatan’a gülümseyerek yanıt verdi: ‘‘İlahi arkadaş, sanki bilmiyorsun. Bizim oğlan başkomiser. Asıl Mazhar oğlumuz ne iş yapıyor onu öğrenelim.’’ ‘‘Baba! Ne diyorsun sen?’’ Ali’nin çıkışıyla oğluna dönen yaşlı adam ‘‘Oğlum, Mehmet Bey haklı. Bir kızı bin kişi ister...’’ ‘‘Ben alacağım baba!’’ diye sözünü kesen oğluna ‘‘İnşallah,’’ diyerek karşılık verdi. Vatan, konunun dağılmaması için boğazını temizleyip tüm ilgiyi üstünde topladı ve Salih’e dönüp ‘‘Oğlumuz ne iş yapıyor?’’ diye sordu. Salih, sol eliyle ensesini sıvazlayıp yanında oturan Mazhar’ı dürttü ve ‘‘Sahi ne iş yapıyordun sen abiciğim?’’ diye sordu. ‘‘Yeminli tercümanım ben.’’ ‘‘Yeminli tercüman...’’ ‘‘Neden yeminli? Yeminsiz olmuyor mu? Yemininizi bozunca kafanızda ekmek mi bölüyorsunuz?’’ Aleksis’in art arda sorduğu sorular onu ve Vatan’ı gülme krizine sokmaya yetmişti. Ali, çaprazındaki adamın kızardığını görünce keyiften gülümserken Nilüfer, bugünü hiç unutmayacağına artık emindi. Kendini toparlayan Vatan eski ciddiyetine bürünüp sorularını sormaya kaldığı yerden devam etti.  ‘‘Oğlumuzun içkisi kumarı var mı?’’ Halil, Vatan’ın sorusuyla Ali’ye dönüp ‘‘Vallahi çocukken mahalledeki arkadaşlarıyla o hafta hangi takımlar kazanacak üzerine iddia oynarlardı,’’ diye mırıldandı. Ardından oğluna ‘‘Hâlâ oynuyor musun oğlum?’’ sorusunu yöneltti. ‘‘Baba!’’ Ali’nin dişlerinin arasından tıslamasıyla yüzünü Vatan’a çevirip ‘‘Çok da içer bu hayta,’’ dedi. Vatan, olumsuz mırıltılar çıkarıp not defterine bir şeyler yazdı ve ‘‘Sigara kullanıyor mu peki?’’ diye sordu. Buna cevap Ali’den geldi. ‘‘Not et oraya abiciğim bu akşam başlıyorum.’’ ‘‘Abi değmez,’’ diyen Vatan, Nilüfer’e bir bakış atıp ‘‘Yok ya değer,’’ diyerek gülümsedi. ‘‘Sen halama mı yürüyorsun?’’ sorusuyla yanındaki Gurur’a dönüp ‘‘Ne alakası var kızım?” diyerek göz kırptı. Sıra Mazhar’a geldiği için Salih’e dönüp ‘‘Salih amca, oğlumuzun içkisi kumarı, karısı kızı, seveni sevmeyeni filan var mı?’’ diye sordu. Salih ne cevap vereceğini bilemezken Kevser, kocasının imdadına yetişip ‘‘Not et oraya teyzem, oğlumuzun hiçbir zararlı alışkanlığı yoktur,’’ dedi ve oturduğu yerde dikleşirken devam etti: ‘‘Maşallah, bu aileye yaraşır damattır kendisi.’’ ‘‘Yüzüne biraz renk gelse Türk bayrağına bile yakışır da neyse,’’ diye mırıldan Ali herkes tarafından duyulmuş ama duymazlıktan gelinmişti yine. ‘‘Peki, bizim kızımız nazlıdır. Kızımıza bakabilecek mi oğlunuz?’’ sorusunu sorduğunda Vatan, Ali ve Mehmet birbirinden habersiz tebessüm ettiler duydukları cümleye. Kevser, ‘‘Tabii ki de bakar. Aslan gibidir bizim oğlumuz,’’ derken Halil, ‘‘Bizimki çocukken ıslattığı pamuğun arasına koyduğu fasulyeye bile bakamamıştı ama Nilüfer kızım bitki değil sonuçta, bakar diye umuyorum,’’ dedi. ‘‘Baba ne diyorsun sen?’’ diyen Ali, not defterine bir şeyler yazan Vatan’a dönüp ‘‘Abiciğim beyan değişikliği yapıyoruz. Oraya Nilüfer’in kimseye ihtiyacı yok. O kendi başına her şeye yetebilecek güçte. Oğlum ancak onun hayatına ortak olur, yazar mısın?’’ diye sordu. Bu istekle Vatan, kararsızca başını kaşıdı. ‘‘Abi olur mu öyle ya?’’ ‘‘Kızı senden isteyebiliyoruz da beyan mı değiştiremiyoruz? Ne anladım ben bu işten!’’ Ali’nin itirazıyla başını olumlu anlamda sallayıp ‘‘Tamam tamam, düzelttim,’’ dedi. Ardından başka bir soru yöneltti. ‘‘Oğlumuzun evi, yeri, katı, yatı var mıdır?’’ Yat kelimesiyle Kevser ‘‘Yuh!’’ çekerken ‘‘Teyzem babanın çiftliği mi sandın burayı?’’ diye sormayı ihmal etmedi. ‘‘Yok, o çiftlik benim,’’ diyen Vatan sorusunu yineledi: ‘‘E, Salih amca yat yok anladık. Ya gerisi?’’ ‘‘Evi de var arabası da. Yatı da birlikte yaparlar artık,’’ diyen Kevser’e başını sallayıp Halil’e döndü. Yaşlı adam, oğluna bir bakış attı. Ardından Vatan’a dönüp konuşmaya başlayacaktı ki Ali’nin sesi duyuldu: ‘‘Oğlumuzun canından başka hiçbir şeyi yok. Onu da kızınızın yoluna sermeye geldi.’’ Duyduğu 2 cümleyle içi titremişti Nilüfer’in. Ali yine şiir gibi konuşmuştu. Gülce’nin iç çekip ‘‘Ay halamı sana vermezlerse kaçırırız Ali abi,’’ demesiyle dudaklarını birbirine bastırarak kıkırtısını engelledi. Ancak omuzlarının sarsılmasına engel olamamıştı. ‘‘Sonumuz o görünüyor,’’ diye mırıldanan Ali, ‘‘Karamsarlık yok abi. Sonuçta bir kızı...’’ diye başlayan Vatan’ın sözünü ‘‘Ben alacağım abiciğim,’’ diyerek kesti. Ardından Mehmet’e dönüp ‘‘Tabii önce Allah’ın emri sonra da Mehmet babamın rızasıyla,’’ diye bitirdi cümlesini. ‘‘Ama jüriye oynanıyor! İtiraz ediyorum sayın yargıç!’’ Vatan’ın ayağa kalkmasıyla koluna yapışan Gurur, genç adamı sandalyesine geri oturttu. ‘‘Dangalak mısın sen ya? Amerikan filmi mi sandın burayı? İstemeyi Dallas’a çevirmek kesmedi herhalde!’’ ‘‘Ya ne diyorsun kızım ben burada ciddi bir iş yapıyorum,’’ deyip tekrar ayağa kalkan genç adam ‘‘Mehmet amca az önceki jesti kayıtlardan çıkartıyoruz. Ne Ali abi öyle bir şey dedi ne de sen duydun tamam mı?’’ diye sordu. Mehmet oturduğu yerde arkasına yaslanıp ‘‘Tamam oğlum, sen devam et,’’ dedi. ‘‘Evet, biz devam edelim. Anladığım kadarıyla Ali abinin hiçbir şeyi yok, canından başka,’’ diye not alan Vatan, başını not defterinden kaldırarak devam etti: ‘‘Peki, kız mı olsun oğlan mı?’’ Mazhar, Nilüfer’e bir bakış atıp ‘‘Annesi o olduktan sonra fark etmez,’’ derken Ali, Mazhar’ın gözlerini oymak istiyordu. Sıra kendisine gelince derin bir nefes alıp ‘‘İnsan olsun yeter,’’ dedi. Vatan duyduğu cümleyle Gurur’u hafifçe dürtüp ‘‘Thug Life’ı gördün, değil mi?’’ diye sormayı ihmal etmedi. Genç kız gözlerini devirirken ‘‘Ben seni bir göreceğim o olacak,’’ diye mırıldandı. Aleksis’in seslice esnemesi tüm dikkatleri televizyon ekranına toplarken genç adamın seyircisi yokmuş gibi başını annesinin dizlerine yaslayıp ayaklarını da babasının üstüne uzatması şaşkınlıkla izlendi. Annesinin uyarısına rağmen babasından yüz bulduğu oldukça belli olan genç adam ‘‘Siz devam edin ben uyuyorum,’’ diyerek pişkinliğini belli etti. Ailesinin küçük düşürüldüğüne inanan Ali, annesinin elini avucunun içine alırken diğer elini de güç vermek için babasının dizine yasladı. Nilüfer ise ailesinin tavrından dolayı derin bir utanç duymaya başlamıştı. Ali’nin deli bir anına gelip ipleri kopartabileceği düşüncesi gözlerinin dolmasına neden olurken bu gecenin bir an önce bitmesi için dua etmeye başladı. Gerilen ortamı hisseden Vatan, ortamı neşelendirmek için espri yapacağı zaman Gurur tarafından ‘‘Bence hiç sırası değil,’’ diyerek durduruldu. Halil ise oluşan sessizlikten istifade ‘‘O zaman lafı daha fazla uzatmaya gerek yok. Allah’ın emri peygamberin kavli ile kızınız Nilüfer’i oğlumuz Ali’ye istiyoruz,’’ dedi. Halil’e ‘‘Bizim başımız kel mi? Biz de Mazhar’a istiyoruz,’’ diye itiraz eden Kevser’in Nilüfer’in elinden çekeceği vardı. Nilüfer biraz daha yoğunlaşabilse gözleriyle boğazlayabilirdi yaşlı kadını. Bunun yerine inanmadığı halde belki tutar diye mavi gözlerini kısıp Kevser’e nazar etmeyi denedi. ‘Elbet senin de kızlarını istemeye gelirler. Gelsinler de görsünler.’ ‘‘Ne kıstın gözlerini öyle kız? Ay yoksa nazar mı ediyorsun bana?’’ diye soran Kevser’e sözlü cevap vermek yerine yüzünde peyda olan sırıtmayla cevap verdi Nilüfer. Kevser hemen iki parmağıyla kulağını çekip, ardından parmaklarını dişine vurdu. Poposunu da kaşıyacaktı ki herkesin pür dikkat onu izlediğini görünce vazgeçti. Vatan ise isteme olayını bir sonuca bağlamak için ‘‘Verdim gitti,’’ dedi. Kızı kime verdiğini söylememesi ortamda bir gerginlik yaratırken ‘‘Kime verdin?’’ diye soran Kevser ile herkes Vatan’ın yüzüne bakmaya başladı. Genç adam oturduğu yerde dikleşip cevap verdi: ‘‘Aldığım notlar neticesinde bir puanlama yaptım ve açık ara farkla Nilüfer kızımızı Mazhar oğlumuza vermiş bulunuyorum.’’ Bu duruma Ali, Nilüfer ve ikizler hariç kimse şaşırmış görünmezken hiddetle ayağa fırlayan Ali’yi kolundan çektiği gibi yerine oturttu babası. Nilüfer ise oturduğu yerde donakalmıştı. Gurur, Vatan’a dirsek atıp ‘‘Ne Mazhar’ı ya! Lülü’yü çabuk Ali abiye ver,’’ diye uyardı genci. ‘‘Vurmasana kızım! Mantıklı tercih Mazhar bir kere. Adamın evi var arabası var. Yat da vaat ediyor. Ben nasıl Nilüfer’imi çulsuz birine veririm?’’ ‘‘Ya seni tekme manyağı yaparım...’’ ‘‘Tamam, Gurur,’’ diyen babasıyla susan genç kız, Vatan’ı düşmanca süzmeyi ihmal etmiyordu. Etrafında cereyan eden olaylara ve insanlara göz gezdiren Ali sinirden sırıtmaya başladı. Sırıtması genişlerken bir müddet sonra attığı kahkahalara engel olamaz bir vaziyete geldi. Vatan dudaklarını birbirine bastırıp sol elini boşlukta ‘Delirdi,’ der gibi salladı. Nilüfer ise sevdiği adamın haline önce şaşırsa da ardından ona uyup deli gibi kahkaha atmaya başladı o da. Gülce korkuyla babasının yanına giderken Vatan da hafiften Gurur’a yaklaşmıştı. ‘‘Ne oldu korktun mu?’’ diye Vatan’a soran genç kız, gencin usulca başını sallamasıyla ‘‘Senin eserin,’’ deyip genç adamı itekledi. O sırada gülmekten yaşaran gözlerini silen Ali, ayağa kalktı ve televizyon ekranına dönüp ‘‘Oldu o zaman yarın detayları konuşmak için geliriz biz. Nilüfer büyük bir şey istemiyor ama düğünsüz olmaz,’’ deyip Nilüfer’e doğru yürüdü. ‘‘Yalnız Ali abi kızı sana vermedik,’’ diyen Vatan’a şüpheyle bakıp ‘‘Vermediniz mi abiciğim?’’ diye sordu genç adam. Vatan gergince yutkunurken Ali, Nilüfer’in yanına gelip elini genç kadının beline yerleştirdi. ‘‘Oğlum, iyi misin?’’ diye soran annesine genişçe gülümsedi. ‘‘Çok iyiyim anne, Nilüfer ile evleniyorum daha ne olsun?’’ Vatan alt dudağını ısırıp başını olumsuz anlamda sallarken Aleksis ilgisini çeken konuşma yüzünden gözlerini açıp bilgisayar ekranına bakmaya başladı. ‘‘Yalnız Nilüfer’i...’’ diye söze başlayan Kevser, Nilüfer’in gözlerini kısmasıyla sözlerini yuttu ve içinden bildiği tüm nazar dualarını okumaya başladı. ‘‘Vallahi kızı kime verdiğiniz beni ilgilendirmiyor. Nilüfer benimle evlenmek zorunda,’’ diyen Ali’ye ‘‘Niye hamile misin enişte?’’ sorusunu yönelten Aleksis’ti. Genç adamın cevap vermesine izin vermeden ‘‘Çocuğun ablamdan olduğuna emin misin? Öyle ise merak etme ben yeğenime sahip çıkarım enişteciğim,’’ diyerek devam etti. Ali’nin ellerini yumruk yaptığını fark eden Nilüfer, genç adamın elini avucunun içine alarak onu sakinleştirmeye çalıştı. Vatan ise ‘‘Ortada bebek varsa işler değişir, kusura bakma Mazhar abi ama Ali abiyi bebeğiyle ortada bırakamayız,’’ dedi. Mert oturduğu yerden Ali’nin yüzünün aldığı rengi zevkle seyrederken yalnız değildi. Babası, erkek kardeşi ve hatta Halil bile genç adamın haliyle oldukça eğleniyorlardı. ‘‘Ulan benim neyime kız istemek!” ‘‘Baba yeter artık kesin şu saçmalığı!’’ diye sesini yükselten Nilüfer patlama noktasına gelmişti artık. ‘‘Neden kızım? Siz bize emrivaki yapıp bugün söz yarın düğün diyebiliyorsunuz da saçmalayan bizler mi oluyoruz?’’ Babasının haklı sitemiyle duralayan genç kadın Halil’in lafa girmesiyle iyice dumur oldu. ‘‘Hay ağzına sağlık dünür. Bu haytalara kolay tabii ben evleniyorum deyip işin içinden sıyrılmak. Örf, adet nedir unutmuşlar. Biz babamızın karşısında bacak bacak üstüne bile atamazdık. Sen gel babana cuma evleniyorum de, olacak iş değil!’’ Gurur ve Vatan aynı anda oturuşlarını düzeltirken Ali de babasının sözlerini yerli yerine oturtmaya çalışıyordu. ‘‘Sen Mehmet babaya dünür mü dedin?’’ sorusu da takıldığı en önemli noktaydı. Yaşlı adam gülümseyip elini boşlukta salladı ve ‘‘Biz kızımızı çoktan aldık oğlum, sadece bunu size söyleme gereği duymadık. Cuma düğün ya hani anlarsınız diye düşündük sonuçta,’’ dedi. Nilüfer, Kevser’e dönüp ‘‘Abla?’’ diye sorunca yaşlı kadın şirince sırıtıp ‘‘Bu dünyada aynı anda seni isteyecek 2 sala... Öhhü öhüü! Sağlam birini bulabileceğini mi sandın kenafir göz? Abin arayıp olanları anlatınca muhabbete limon sıkmak için Mazhar’ı taktık peşimize,’’ diyerek açıklamasını yaptı. Genç kadının ona doğru hamle yapmasıyla irkilirken Ali’nin Nilüfer’i tutmasıyla derin bir nefes alıp oturuşunu düzeltti. ‘‘Yani hepsi numaraydı öyle mi?’’ diye soran Gurur’a cevabı Vatan verdi: ‘‘Ne sandın kızım? Siz mutfaktayken planladık her şeyi. Gerçi bu yolda aldığım tehditler beni çok yıprattı ama değdi.’’ ‘‘Ben sana bir değeceğim,’’ deyip elini havaya kaldıran Gurur’u babası durdurdu. ‘‘Gurur! Düzgün dur,’’ diyen genç baba ardından üstlerindeki şaşkınlığı atamamış ikiliye döndü. ‘‘Nilüfer öpsene anne babanın elini,’’ derken o da ayaklanıp Ali’nin önüne dikildi ve ‘‘Umarım aileye kabul törenini beğenmişsindir enişte,’’ dedi. ‘‘Çok memnun kaldım kayınço arada tekrarlayalım,’’ diyen Ali, derin bir nefes alıp ‘‘Adağım var koç keseceğim,’’ dedi ve Mert’e sarıldı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD