1. Bölüm: Dağın Sessizliği
Zin, dağın yamacına yaslanmış taş evin gölgeli avlusunda, çatlamış toprağın ortasında öylece duruyordu. Güneş batmak üzereydi. Dağhanlı evlerinin suskun taş duvarları, güneşin son kızıllığında gölgelerini uzatıyor, sanki ağızlarını açıp sırlarını fısıldayacaklarmış gibi eğiliyordu.
Avlunun köşesinde, başı eğik bir kadın oturuyordu. Lalin. Ablası. Sessiz, güzel, yorgun.
Ve kapının pervazına dayanmış, elleri cebinde bir adam: Ekles Dağhanlı.
Ağabeyleri. Sessizliğin büyüğü. Mazhar’ın gölgesinde büyümüş, Mahsur Ağa’nın sessizliğini miras almış, ama arada kalan bir adam. Zin, onu hem sever, hem ondan çekinirdi. Çünkü Ekles’in suskunluğu çoğu zaman Mazhar’ın sözünden daha keskin olurdu.
Son haftalarda evde bir gerginlik vardı. Lalîn konuşmuyor, Mahsur Ağa sigarasını yere basarak söndürüyordu. Zin ise her şeyi gözleriyle izliyordu. Bir tek Ekles, yüzünü dağlara dönmüş, hep geç geliyordu. O gece, Zin ablasının gözlerindeki o ışığı fark etti. Bir şey olmuştu. Bir karar alınmıştı. Lalîn, gece sessizce Zin’in odasına geldi. Saçlarını tararken konuştu:
“Agit,” dedi sadece.
Zin’in gözleri büyüdü.
“Agit Soranlı mı?”
Lalîn başını salladı.
“Ben kaçacağım.”
Zin’in kalbi sıkıştı. Ama o an içinden bir çığlık değil, bir yemin yükseldi.
“Ben de susacağım.”
Lalîn, Zin’in elini tuttu.
“Ekles’e söyleme,” dedi.
“Neden?”
“Çünkü o artık Mazhar’a benzemeye başladı.”
O gece, Zin uyanamadı. Lalîn sabaha karşı yoktu. Ve sabah avluda, Mazhar’ın gözleri yandı.
“Lalîn nerede?” diye sormadı.
Sadece durdu. Mahsur yere bakıyordu. Ekles, kız kardeşinin yattığı odanın eşiğinde dikiliyordu. Bir anlığına Zin’le göz göze geldi. Ve sonra dönüp evden çıktı. Zin biliyordu. Ekles öğrenmişti. Ama ya bir şey yapmayacaktı… Ya da her şeyi Mazhar’a bildirecekti.
Üç gün sonra… Lalîn geri döndü. Ama farklıydı. Gözleri kan çanağı, kollarında morluklar. Konuşmadı. Sadece odasına kapandı. Mazhar’ın dudakları kasılmıştı. Ekles, o gece sofraya oturmadı.
Zin ablasının yanına gittiğinde onu bir battaniyeye sarılmış halde buldu. Ablası sadece şunu fısıldadı:
“Beni yakaladılar. Agit kaçtı. Ben kaldım.”
Zin’in içindeki her şey orada yandı. Yıllar sonra, o gece büyüdü.
O sabah, Zin eski mahzene indi. Babasının karalanmış eski defterlerini, yıllar önce yazılmış karar notlarını, töreye dair yazıları buldu. Ama bir şey daha vardı. Ekles’in yazısı. Küçük bir not. Saklanmış. Yanına bir çakmakla bırakılmış.
“Beni affetme Zin. Ama susmak, bazen hayatta kalmanın tek yoludur. Ben susmak zorundayım. Mazhar Ağa’ın gölgesinde büyüyen biri, ona sırtını kolay dönemiyor. Lalîn’i ben ihbar etmedim. Ama sustum. Ve sustuğum için suçluyum. Bu evi yakmak istersen, ilk kıvılcımı ben veririm. Ekles.”
Zin, o notu okuduğunda ağlamadı. Ama dizleri çözüldü. Çünkü artık biliyordu. Sadece töre değil, aile de bazen katildir.
Artık oyunun adı belliydi. Zin susmayacaktı. Mazhar Ağa, Ekles’e, Mahsur Ağa’ya ve hatta kendine karşı bir yol seçecekti. Ve bu yol, Zin Dağhanlı’nın sesiyle dağları sarsacaktı.
Avluda sabahın erken saatleri Mazhar Ağa, dizlerinin üzerinde közlenen çayı karıştırıyor. Yanında Ekles ve Mahsur Ağa oturuyor. Lalîn’in odasından hâlâ ışık yok.
Mazhar Ağa, ateşe bakmadan konuşur:
“Bir kız evden kaçtıysa, artık onun başını dik tutmak bize düşer.”
Mahsur Ağa, gözlerini yere indirir. Sesi yorgun çıkar:
“Mazhar Lalîn henüz kendine gelemedi. Belki biraz zaman…”
Mazhar Ağa başını çevirir. Gözleri buğulu ama sesi serttir:
“Zaman mı? Töre beklemez Mahsur. Töre susmaz.”
“Bu evin utancını temizlemenin tek yolu, nikâhtır.”
Ekles, sessizdir. Sadece çaydanlığın sesini duyar. Mazhar Ağa’nın sözlerine karşı gelmez.
Çünkü o da bilir: Bu evde önce söz susar, sonra göz.
Zin, ablasının odasında yerde diz çökmüştür. Lalîn yastığa yaslanmış, hâlâ konuşmamaktadır.
Ellerinde morluklar, dudağının kenarında ince bir yara ama gözleri hâlâ Agit’in adını taşıyan bir umut gibi parlar.
Zin, elini Lalîn’in eline koyar:
“Mazhar Ağa seni evlendirmek istiyor. Bu defa kendi seçecek. Töreyle, zorla. Lalîn buna izin veremem.”
Lalîn gözlerini kapatır. Yüzünü çevirmeden fısıldar:
“Agit yaşıyor mu Zin?”
“Bilmiyorum ama öğreneceğim.”
Zin, gece sessizce avludan çıkarken Ekles’in odasından gelen ayak sesini duyar. Ekles kapının önünde durur. Ona bakar. Bir anlık bir sessizlik… Zin’in gözlerinde kararlılık, Ekles’in gözlerinde çatışma vardır.
Ekles:
“Gece bu dağlar tekin değil. Sana zarar gelmesini istemem.”
Zin:
“Lalîn’e gelen zarar, gündüz geldi Ekles. Ben sadece cevap arıyorum.”
Ekles:
“Mazhar Ağa seni duymasın.”
Zin başını sallar.
“Mazhar Ağa artık beni susturamayacak.”
Ve yürür. Sessizliğe doğru.
Zin, dağ yamacındaki eski çobanın kulübesine gider. Agit’in oraya mesaj bıraktığını, geçmişte Lalin’den öğrenmiştir. İçeri girdiğinde, yıkık duvarların ardında bir gölge belirir. Agit Soranlı. Yüzü yorgun, gözleri keskin. Kardeşini öldüren aşiretin kızı karşısında.
Agit:
“Zin Dağhanlı beni bulman, her şeyi değiştirebilir. Lalin nasıl?”
Zin:
“Konuşmuyor. Ama gözleri seni arıyor. Mazhar Ağa onu başkasıyla evlendirmek istiyor.”
Agit:
“İzin veremem. Onu kaçırmak istedim ama yetiştiler. Ben saklanmak zorunda kaldım. Lalin’i tekrar görmem gerek.”
Zin:
“Görmekle kurtulmaz. Bu sefer töre değil, Mazhar Ağa kendi kanununu yazacak.”
Agit:
“Seninle birlikteysek bu defa sonuna kadar savaşırız.”
Zin’in gözleri dolar. Ama başını dik tutar.
“Bu sefer sessiz kalmayacağım Agit.”
Zin, gece dağ yolundan dönerken, uzakta bir gölge onu izler. Ekles. Ses etmez. Elini cebine atar. Çakmağı çıkarır, avucunda sıkar.
İçinden bir ses fısıldar:
“Zin bu defa susmayacak. Belki ben de susmamalıyım.”
Ama ağzı yine de sessiz kalır.
Zin, gece Lalîn’in odasına girdiğinde ona sadece şunu söyler:
“Agit yaşıyor. Seni bırakmayacak. Ama biz de susarsak, töre kazanır. Bu defa biz yazacağız hikâyeyi abla.”
Lalîn gözlerini açar. İlk kez dudağının kenarında belli belirsiz bir gülümseme belirir.
Ekles o gece konağın sessiz odasında otururken, elindeki çakıyı tahtaya saplayıp çıkarıyordu. Duvardaki gölgeler uzamış, kardeşlerinin sesleri zihnine çöreklenmişti. Zin’in susmayan gözleri, Lalîn’in sönmüş sesi, Mazhar Ağa’nın hükmü arasında sıkışmıştı. Kendisini bildi bileli susmayı öğrenmişti, ama Zin’in yürüyüşü bu evi sallamaya başlamıştı. Ekles gözlerini kapatıp mırıldandı:
“Zin bir yol açıyor ama ben hangi taraftayım?”
Sabah avluda Mazhar Ağa, Mahsur Ağa ve Ekles’in karşısında durmuştu. Sırtında ağır bir ceket, gözlerinde geçmişin tozu vardı.
“Lalîn evlenecek,” dedi. “Bu mesele daha fazla uzamayacak.”
Ekles kaşlarını çattı, Mahsur Ağa başını eğdi. Mazhar Ağa devam etti:
“Dün gece Celal Ağa ile görüştüm. Eski defterlerin tozu silindi. Oğluna Lalîn’i almayı kabul etti.” Ekles fısıltıyla sordu:
“Celal Ağa mı?” Mazhar başını salladı:
“Evet. Onun oğlu Baran, bu evin yeni damadı olacak. Söz verildi.” Mahsur Ağa titrek bir sesle sordu:
“Mazhar… bu adamla eskiden neler oldu? Bu nikah bir kefaret mi?” Mazhar Ağa'nın gözleri kısıldı:
“Bu nikah, geçmişin kapanmayan kapısıdır. Açılırsa içinden ne çıkacağını kimse bilemez.”
Zin ablasının odasına girdiğinde, Lalîn gözlerini tavana dikmişti. Zin usulca yaklaştı:
“Seni Baran diye biriyle evlendireceklermiş.” Lalin kımıldamadı. Zin devam etti:
“Babası Celal Ağa. Mazhar Ağa ile karanlık bir geçmişi varmış. Bu nikah, töreden değil, korkudan çıkma.” Lalin gözlerini kırpmadan sordu:
“Baran nasıl biri?” Zin cevap veremedi.
“Tanımıyorum ama seni tanımadan isteyen herkes, seni susturur.” Lalin başını yana çevirdi, ilk kez sesini yükseltti:
“Ben yine susturulacaksam, neden yaşıyorum Zin?”
O akşam Celal Ağa konağa geldi. Sırtı eğilmemiş, ama gözleri zamanın içinden geçiyordu. Mazhar Ağa onu misafir odasına aldı. Kapı kapandığında iki adam tek başına kaldı. Celal Ağa başladı:
“Mazhar, bu senin ödeyeceğin bir borç değil. Bu, ikimizin örtbas ettiği günahın sonucu.” Mazhar karşılık verdi:
“Bu kız bu evin günahını taşıyor. Belki o nikah bizim suskunluğumuza mühür olur.”
Celal Ağa gözlerini indirdi: “Baran bilmez hiçbir şeyi. Onu karıştırma. O sadece bir damat olacak.”
Mazhar Ağa başını kaldırdı: “Hayır. O bu evin sessizliğini taşıyacak.”
Ekles gece merdiven başında otururken Mazhar ve Celal’in konuşmalarının bir kısmını duymuştu. Duydukları zihnine saplandı. Geçmişin karanlığı, yeni bir nikahla örtülmek isteniyordu. Ama her sır bir gün açığa çıkar. Ekles elini yumruk yapıp dizine vurdu.
“Ben bir şey yapmazsam, Zin ateşi yakacak,” dedi kendi kendine. Ama o gece de bir adım atamadı.