Hava ağır ağır kararmaya başlamış, gökyüzü kan kızılı bir vedayla yeryüzünü karanlığın kollarına terk etmişti. Zaman, sanki bir celladın ipi gibi her saniye daha da geriliyordu. Akın, Asya’nın kolunu bir kelepçe gibi kavramış, onu koridorun soğuk duvarlarına sürterek dış kapıya doğru adeta uçuruyordu. Asya’nın ayakları birbirine dolanıyor, babasını o savunmasız haliyle arkada bırakmanın verdiği dehşet kalbini bir mengene gibi sıkıyordu. "Akın, babam! Onu orada öylece bırakamayız!" diye feryat etti Asya, sesi hıçkırıklarla bölünürken. Akın durmadı. Dış kapının eşiğine geldiklerinde duraksadı, belindeki silahın emniyetini tek bir başparmak hareketiyle indirdi. O metalik tık sesi, ölümün mührü gibiydi. Asya’nın yüzünü ellerinin arasına aldı başparmakları genç kadının elmacık kemiklerine s

