Karşısındaki adamın dudaklarından dökülen isim bedenini elektrik akımına tutmuştu. Tabii ki de Mastani kim olduğunu biliyordu bu adamın, ablası olduğunu bildiği kadının kocasıydı. Neden gelmişti ki buraya? O ailenin adını ne duymak ne de o aileden birini görmeye katlanamazdı.
"Ne istiyorsun?"
Kızın biraz önce renkler saçan hali gitmiş yerine karamsalık ruh hali gelmesi bir yandan Gümüşkartal'ı şaşırtmıştı.
"Konuşmak istiyorum."
Mastani dolan gözlerle Maria'ya baktı, o hep düşeceği zaman arkasında olurdu. Yine ona gidip bir çocuk gibi eteklerine sarılmıştı. Gözlerini sıkı sıkıya kapatıp bir yandan ağlayıp bir yandan da bu konuşmadan kaçmak için Maria'ya bahaneler üretmeye başlamıştı.
"Şu an konuşamam Maria üstüm başım kirli ve başımda bir dondurma var, banyo yapmam lazım ve saçlarım uzun olduğu için banyom uzun sürecek, biliyorsun. Bugün konuşmayalım, kaldıramam. Maria lütfen söyle o adama bir gece daha mutlu uyumak istiyorum."
Maria'nın gözlerinin önüne Mastani'nin ilk buraya geldiği zamanı hatırladı yine böyle titremiş ona bu şekilde sarılıp hızlı hızlı konuşmuştu. Maria, Mastani'nin yüzünü ellerinin içine alıp onunla konuşmaya başladı.
"Hadi yukarı çıkıp önce seni temizleyelim sonra da sana bir bardak süt getireyim."
Mastani, Maria'nın elinden sıkı sıkıya tutup Gümüşkartal'a göz göze gelmeden yukarıya çıkmıştı. Gümüşkartal ise olan olaylara şaşkındı, neden ondan bu kadar korkmuştu ki? Gözlerindeki o hüzünü ve korkuyu görmüştü, başka bir şeyler vardı. Mastani sadece annesinin ölümü yüzünden buraya gönderilmemişti, bu kızda daha farklı bir durum vardı. Hem Arzu hem de Arzu'nun babası bu durumu ondan saklamışlardı.
"Siz Mastani'yi almaya geldiyseniz baştan diyeyim o gelmez."
Gümüşkartal, Mia olduğunu biraz önce öğrendiği kıza baktığında Mastani'nin gözlerinde gördüğü korkunun aynısı onun gözlerinde de vardı.
"Nereden biliyorsunuz küçük hanım?"
"Tanıyorum onu, bunca yıldır olmayan bir aile için kendisini ait hissettiği yeri bırakmaz ."
"Onun ailesi biziz ama."
Mia bu lafa sinirlenmişti yumruklarını derince sıkıp
"Siz onun ailesi değilsiniz o papaz ceo ve Maria'nın kızı başka ailesi yok, bunu ona bakarak anlayabilirsiniz, giyiminize bakıldığında lüks bir hayatınız var, bu bile Mastani'nin sizinle gelmeme nedeni."
Mia arkasında adamı bırakıp dışarı çıktığında dudaklarından çıkan hıçkırıkları tutamamıştı, Mastani onun her şeyiydi. Onunla ayrı kalma düşüncesi bile nefes aldırmıyordu kendisine...
Gümüşkartal da biraz önce ki koltuğa oturduğunda ne yapacağını bilmiyordu. Böyle bir tepkiyi beklememişti, fazla çocuksuydu. Eve fotoğraflarda ve videolarda sayısızca yüzünü görmüştü ama canlı bambaşkaydı. İri kiprikli, pırlanta yeşili gözleri, kusursuz oval yüzündeki elmacık kemikleri ve doğal olduğuna yüzde yüz inandığı kırmızı dudakları ile o çizgi filim karakterinin vücut bulmuş haliydi.
"Abi ne yapacağız, otele gidelim mi?
"Otel falan yok, Mastani'yi almadan bu evden çıkmayacağım."
"Hamza abi kızın durumu pek iyi gelmedi bana, baksana seni gördüğünde çok korktu."
"Alışacak Ali, beni görmeye alışacak. Maria hanıma zaman verelim hem o durumu biiliyor eminim aşağıya indirecek."
Yukarıya çıktıklarında Maria direk Mastani'yi banyoya sokup onu banyo yaptırmıştı. Şimdi ise yatağına oturtturup sakinleştirmek için özel yağlarını saçlarına sürmüştü. En azından Mastani biraz daha sakinleşmiş ağlamaları iç çekişlere dönüşmüştü.
"Beni ona vermeyeceksin değil mi Maria? Benim ailem sizsiniz, babam ceo ve annem sensin."
Maria ne kadar tutamasa da yaşları gözlerinden boşalmaya başlamıştı. O da bırakmak istemiyordu kızı yerine koyduğu Mastani'yi ama durumlar öyle göstermiyordu. Mastani kendine doğru çevirdiğinde o güzel yüzünü avuçlarının içine almıştı.
"Mastani kızım benim seni ben büyüttüm, evet kan bağı yok ama aramızda gönül bağı büyük."
"Bu veda konuşması mı?"
"Hayır hayır sadece Hamza beyi dinlemen lazım hem o kadar yolu senin için geldi."
"Ama beni nasıl gönderdiklerini unuttun mu?"
"Unutmam, o bakışları asla unutmam ama Hamza beyin senin ailenle tek bağlantısı ablan biliyorsun."
Maria derin bir nefes alıp kuracağı cümlenin altında ezilcekti.
"Mastani ablan Arzu ölmüş."
Mastani'nin bir anda içine ağırlık çökmüştü ama hiç bir tepki verememiş sadece Maria'nın yüzüne bakıyordu.
"N-neden."
"Bunları sana Hamza bey anlatacak kızım, benim anlatmam doğru olmaz ama onu dinlemen lazım. Sen benim kızımsın onu dinledikten sonra
Elini kalbinin üstüne koyup
"Kalbinle karar ver."
Maria, Mastani'nin alnını öpüp onu odada yalnız bırakıp aşağıya indiğinde alkan hamza gümüşkartal koltukta oturduğunu gördüğünde derin bir nefes vermişti. Adamın öyle ağırlığı vardı ki oturduğu koltuk bile sanki ona itiaat ediyor gibiydi. Maria'nın aslında bu yönü korkutmuştu. Bu kadar katı bir adam nasıl Mastani gibi renkli cıvıl cıvıl bir kızı tutacaktı. Ya onun canını yakarsa işte bu Maria için daha ağır olurdu. Evet bu uğurda küçük bir can vardı ama Mastani'de onun canıydı.
"Mastani ile konuştum, büyük ihtimalle aşağıya iner. Size yukarıdaki misafir odasını hazırladım, ben bu gece ilerdeki kilisede olacağım, bir şey olursa bana lütfen haber verin."
Maria ne zaman tedirgin hissetse o gecenin gün batıma kadar kilisede durur dua ederdi.
"Teşekkür ederim Maria hanım."
Başını sallayıp dışarı çıktığında Gümüşkartal'da anlık gözleri merdivenlere değdi.
"Ali koçum hadi sen de otele git."
"Abi burada seni nasıl tek bırakayım? Adamları da gönderdik zaten etraf huzursuz olmasın diye."
"Ulan beni yukarıdaki küçücük kızdan mı koruyacaksın? Dediğimi yap siktir git!"
Gümüşkartal'ın sesi öfkeli çıkmıştı, adamın başka çaresi olmadığı için onu onaylayıp dışarı çıktı.
Mastani ise ablasının ölümünü duyduktan sonra o ailenin hiçbirine üzülmeyeceğini düşünse de düşündüğü gibi olmamış kalbin orta yerine bir ağırlık oturmuştu. Ablası kaç kez ona haber göndermiş onunla görüşmek için ama Mastani hepsini reddetmişti. Neden bu kadar üzülmüştü? Diğerleri gibi onunda inanmadığı için mi kararını vermişti? Yüzleşecekti neden geldiğini anlamak için.
Gümüşkartal'ın ise bu küçücük evde ruhunun sıkıştığını hissetmişti, bu yüzden kapıyı açıp kapının önüne oturup sigarasını yakıp önündeki eşsiz manzaraya baktı, güzeldi. İnsanın içine huzur veriyordu, en azından karabalık yerler dışında sakindi.
"Bugün günbatımını kaçırdım, benim için ne acı."
Gümüşkartal duyduğu sesle başını kaldırdığında beyaz, dizilerin daha altına kendi bedenine göre iki kat daha bol gecelik tarzı bir elbise giyinmiş Mastani'yi görmeyi beklemiyordu. O kabarık saçları daha da kabarmış yüzünü bile küçücük yapmıştı.
"Ben de görmek isterdim."
Adam elindeki sigarayı kenaraya söndürüp tekrardan başını çevirmişti. Mastani ise Gümüşkartal'ın yanına oturmuştu. Kızın bu hareketini beklemediği için şaşırmamıştı ama kokusu resmen tüm bedenini çalmıştı.
"Özür dilerim."
Mastani bunu tüm içtenliğiyle söylemişti. Çünkü bu adamla herhangi bir alıp veremediği yoktu ve onu görür görmez verdiği tepki çok ayıptı.
"Özür dileyecek bir şey yok Mastani, ne yaşadığını bilemem, neden o kadar korktuğunu da o yüzden sana ne kızdım ne de özürlük bir durumun oldu."
Adamın kendine bakarak söylemediği halde bir o kadar sesi içine işlemişti Mastani'nin. İstemsizce onu incelemeye başladı. Güzel bir yüzü vardı, kara gözleri, gür kirpikleri, dolgun dudakları ve bir kadını bile kıskandıran burnu güzel adamdı. Aslında yüzünün güzelliğine zıt düşen keskin hatları onu daha çok erkeksi gösteriyordu.
"İncelemen bitti mi?"
Adamdan duyduğu sesle yüzü kıpkırmızı olmuştu. Gümükartal'da yandan kıza baktığında sevimli olan yüzünün şekilden şekile girmişti. Derin bir sessizlikten sonra Mastani uzun saçlarını diğer tarafa attığında yüzü tamamen Gümüşkartal'ın gözlerine serilmişti.
"Eşiniz ölmüş."
Gümüşkartal'ın dudaklarına tatsız bir gülümseme takılmıştı.
"Evet senin de ablan oluyor."
Mastani sessiz kaldıktan sonra
"Işıklar içinde uyusun."
"Işıklar mı, sen müslüman değil misin?"
Mastani bir anda sorduğu soru ile afalanmıştı, ne diyeceğini bilememiş ne Ceo ne de Maria hiç bir dine onu zorlamamıştı hatta kiliseye bile gitmemişti bu yaşına kadar ama islam hakkında da bir bilgisi yoktu.
"Y-yani ölenlere Maria genelde öyle diyor."
Gümüşkartal kıza döndüğünde ayın beyaz tenine ne kadar güzel vurduğunu görmüş bir anlık tutulmuştu. Gümüşkartal dindar bir adam değildi ama yine de dinine değer veren hatta cuma namazlarını bile kaçırmaz ramazanda da oruçunu tutardı. Karşısındaki kız ise ne bu ailenin dinini biliyor ne de kan bağı olduğu ailenin ama seve seve bunları kendisine öğretirdi. Gümüşkartal için bu değerler önemliydi.
"Neden gelmiştiniz?"
Gümüşkartal kızın soruna karşı cebinden çıkardığı telefonda kızın fotoğrafını ona gösterdiğinde şaşkınca telefona bakıyordu. Çünkü tamamen ona benzeyen bir kız çocuğunu görmeyi beklemiyordu.
"Bu kızınız mı?"
"Evet."
Mastani gözleri daha çok şaşkınlıkla açıldı, karşısındaki adam kara kaş kara gözdü, ablası da hatırladığı kadar o da esmerdi.
"Ama...Bu..."
"Sana benziyor değil mi? Sadece tipi değil kızımın huyunu da kimden aldığı belli oldu."
"Nasıl?"
"Senin gibi etrafa neşe saçıyor, yaşama enerjisi çok yüksek ama..."
"Ama?"
Mastani'nin elindeki telefonu alıp başka bir fotoğrafı ona gösterdiğinde Mastani'nin gözlerinden yaşları süzülmeye başlamış dudaklarından kısık bir hıçkırık çıkmıştı.
"Akut lösemi kızım."
Derin bir nefes almıştı Gümüşkartal, kızının konusu açıldığında o benliğinde ki büyük duvarlar yıkılıyordu.
"Eğer bu yıl içinde uygun kök hücre bulunamazsa kızım bir daha gülmeyecek Mastani."
Mastani hala elindeki telefona bakıyordu. Biraz önce gür kızıl saçlar yerine şimdi saçsız solgun bir teni görmeyi beklemiyordu. Ablasına bile yukarıda fazla üzülmemişken bu çocuğa nasıl bu kadar içi yanıyordu?
"Benden ne istiyorsunuz?"
"Seninle evlenip bir bebek sahibi olmak istiyorum."
Mastani'nin elindeki telefon yere boylamış vücudu soğuk suya girmiş gibi bir etki yaratmıştı.
"Ne?"
Gümüşkartal ellerini o küçük ellerinin arasına alıp
"Başka şansım yok, inan buraya gelene kadar tüm yolları denedim ama tek şansım bir bebek." Demişti.
"O zaman başka biriyle evlen."
"Kan bağı olduğunda daha yüksek oluyor ihtimal."
Mastani ellerini hemen çekip ayağa kalktı, kızın bu durumu hemen kabul etmeyeceğini bilen Gümüşkartal kız gibi ayağa kalkıp içeride bıraktığı tüylü defteri alıp Mastani'ye verdi.
"Kızımın günlüğü."
Mastani titreyen elleri ile ona uzatılan günlüğü aldığında
"O günlüğü okuduktan sonra kararı sana bırakıyorum, hiç bir şekilde tek bir kelime etmeyeceğim."
Gümüşkartal kızı arkasında bırakıp içeriye girdiğinde ona hazırlanan misafir odasına çıktı.
Sevgili günlük...
Artık arkadaşlarımla hastalığım sebebiyle görüşemediğim için babam günlük tutmamı, tüm anılarımı buraya anlatmamı istedi. Neyi anlatacaktım ki? Çocukluğum uçup giderken ben babamın koyduğu demir parmaklarından çıkamıyorum, tek arkadaşım Ayşe ama ben artık kendi yaşımda, normal arkadaşlar edinmek istiyorum...
Mastani gözyaşlarını tutamamış damla damla sayfaya akmaya başlamıştı. Derin bir şekilde yutkunup diğer sayfaya geçti.
Sevgili günlük...
Ben bugün annemi çok özledim, ona sarılmaya ihtiyacım var, bana yine masallar anlatmasına. Hem o da gelmiyor, annem ben gittiğimde o gelecek senin gerçek annen o olacak ondan öğreneceksin yaşamayı dedi ama gelmedi. Neden gelmiyor, hasta olduğum için mi?
Mastani o dediği kişinin kim olduğunu anlamak istemişti. Sonra diğer sayfaya geçti.
Sevgili günlük...
Bugün saçlarımı kestik, uzun saçlarımı keserken babam üzülmesin diye ağlamadım ama sonra yatağın altında ağladım, beni duymamıştır değil mi babam? Yoksa çok üzülür hem o da benimle saçlarını kesti, bunu yaptığına hiç benim kadar üzülmedi ama ben çok üzüldüm, babamın saçlarını da seviyorum...
Mastani, Gümüşkartal'ın kısacık saçlarını şu an anlamıştı, kızının saçları uzun olmadığı için kendi saçlarından vazgeçmişti. Gerçekten de kızını çok seviyordu.
Sevgili günlük...
Ben ölüyorum, bunu biliyorum. İlaçlar bana artık iyi gelmiyor, yürüyemiyorum, koşamıyorum hatta nefeste alamıyorum. Ben ölmek istemiyorum sevgili günlük, sabah kalkıp Allah'a dua ettim, babam hep sen dua et senin duan kabul olur diyor. Bende ettim, ölmek istemiyorum... Özgürce koşmak istiyorum, istediğim elbiseyi giyinmek istiyorum, ilk aşkım olmasını istiyorum, ben ölmek istemiyorum. Annem öldükten sonra babam yalnız kaldı, babamın tamamen yalnız kalmasını istemiyorum.
Mastani başını gökyüzüne kaldırıp dudakların bir hıçkırık çıkmıştı. Kendi çocukluğunu hatırladı, 5 yaşındayken ait olduğu yerden nasıl gönderildiğini. Daha fazla okumak istemesede diğer sayfada kendi fotoğrafını görmesiyle şoka uğramıştı.
Sevgili günlük...
Annem hep teyzemi anlatır hatta onun fotoğrafını gösterirdi. Biliyor musun teyzem özgür bir kuş gibiymiş o kimseye benzemiyormuş ben de gördüm, annem bana bir kez paten yaparken videosunu izletmişti. Çok güzeldi, benim gibi saçları vardı. Sende gör diye fotoğrafını koydum, bir prenses gibi değil mi?
Sevgili günlük..
Hala gelmedi annem, teyzen gelecek demişti seni kurtarmaya ama o bana gelmiyor, bilmiyorum hastayım diye mi hem kim hasta bir çocuğu isterki? O da istemiyor...
Mastani daha fazla okuyamayıp günlüğü kapatmıştı. Kiraz yeğeninin onu hiç görmeden bu kadar sevmesi haksızlıktı. Oysaki onun için kendi özgürlüğünden vazgeçmek istemiyordu.
"Tanrım bana yardım et, ne yapacağım?"
Gümüşkartal kızın iç çekerek ağlamasını gördüğünde aşağıya inip onu kucağına almak istemişti ama onun yerine derin bir nefes alıp yatağa yattı, uyumak en azından biraz olsun ona iyi gelecekti.
"Mastani sana inanmıyorum, bu halin ne?"
Gümüşkartal merdivenlerden inecekken duyduğu ses ile kapı girişine baktı. Gördüğü manzara karşısında gülse mi ağlasa mı bilemedi. Çünkü Mastani dün giyindiği beyaz geceliği çamur içinde saçlarında ise tavuk tüyleri vardı, yüzü de bir o kadar huysuzdu. Aslında çok fazla sevilmelik duruyordu.
"Beni o tavukların içine sürekli göndermekten vaz geç Maria!"
Yaşlı kadın Mastani'nin halini görüp daha fazla kendini tutamayıp gülmeye başlamıştı. Mastani ise elindeki yumurtaları masaya koyup kadına ters bir bakış atıp merdivenlerden çıkarken Gümüşkartal ile göz göze gelmişti.
"Çok mu kötü duruyorum?"
Adama bir anda sorduğu soru ile şaşkınca yüzüne bakarken Mastani ise daha fazla durmayıp homurdanarak yukarıya çıkıp duşa girmişti, tabi oda bunun için bir eziyetti, saçları o kadar uzun ki bir türlü açamıyordu, en sonunda banyodan çıkmıştı. Dolaptan çıkardığı yeşil elbisesini üstüne geçirip aynadan kendine baktığında yine saçtan başka bir şey görememişti. Saçlarından bir tutam alıp en azından yüzünü biraz bile olsa ortaya çıkarmıştı.
Gözü kenarda duran pembe tüylü günlüğe takıldığında dün ki içinde bulduğu o karamsarlık denizi sanki onu tekrardan yutacak gibiydi. Dolan yeşil gözlerini geriye gönderdi. Sadece onun hayatında renkler vardı, siyaha yer yoktu.