Gümüşkartal

1247 Words
Gümüşkartal uçaktan indiğinde hala aklını karıştıran düşüncelerle çarpışıyordu. "Abi otele mi?” "Mastani nerede şu anda?" Ali derin bir nefes aldı, adamların gördüğünü nasıl anlatacağını bilmiyordu. "Sana bir şey sordum, duyuyor musun koçum beni?” "Abi…” "Ne var lan! Söylesene, ne nazlanıyorsun!” "Tereyağı gibi bir çocuğun arabasına binip gitmiş abi." Gümüşkartal ne dediğini anlamamış gibi "Ne dedin, ne dedin sen!” Ali anlamıştı abisinin gerildiğini ama o ne yapsın ki adamlar ne dediyse o da onu söylüyordu. "Arabasına binmiş abi." Gümüşkartal bir anda köpürdü, nasıl bir adamın arabasına binip gitmişti? Hem de onun olacak kadın, derin derin nefesler aldı, ne olursa olsun şimdilik öfkesini içinde tutacaktı "Adamlar nerede şu anda?" "Evin çevresinde." Başını salladıktan sonra “Eve sür, bu gece burada daha fazla kalmayacağım, Mastani’yi alıp döneceğiz." Gümüşkartal’ın kolay olacağı düşündüğü olay aslında Mastani’yi ne kadar tanımadığını gösteriyordu. Mastani kimse için kolay kolay özgürlüğünden vazgeçmezdi. Kanında dair olsa o kişi... "Mastani yine geç kaldın." Elimdeki pateni hızlı bir şekilde ayağıma geçirip buz pistinin üstüne geçmiştim. "Ne yapayım? Sabah günbatımdan ayrılamıyorum." Mia ters bir bakış atıp buzun üstünde kaymaya başlamıştı. "Yarışmaya az kaldı biliyorsun." "Evet biliyorum ve elimden geleni yapıyorum." Mia benim gibi dağınıklık yerine daha derli topluydu, sıkı sıkıya bağladığı kahve saçları, ela gözleriyle inanılmaz büyüleyici duruyordu. Buzun üstünde süzülüp sonra o güzel atlayışlarından birini yapmıştı. "Mastani bana öyle bakacağına çalışmaya başla, ben girmeyeceğim o yarışmaya." “Ama senin hakkındı hem sen benden daha iyisin." Buzun yanında yanıma süzülüp geldiğinde hala ona bakıyordum. "Bayan anne'nin dediklerini unutma, bazı şeyler için ruh gerekir ve buz pateni de öyle Mastani. Sen piste süzüldüğünde bir alev çıkıyor gibi." "Aman ne alev Mia." Gözlerimi devirip ondan uzağa doğru piste kaydım. Sürekli bana bunları demelerinden sıkılmıştım. "Sen kendini bizim gözümüzde görsen biraz önce bana büyüleyeci gibi bakmazsın hatta o fındık burnun kaf dağında olur." İşte buna gülmüştüm. "Gül sen, yarışmayı kazandığında ben de seninle beraber güleceğim." "Unutma eğer yanlışlıkla sakatlanırsam benim yerime sen gireceksin yarışmaya." Bu aslında Mia'ya tehtitimdi ona göre o kadar kişinin ve büyük jürinin önünde kaymak kabus gibiydi ama bilmiyordu ki eninde sonunda o yarışmaya o da girip o kabusunun üstüne gidecekti. "Ne düşünüyorsun?” Mia'nın sesiyle ona doğru baktığımda sadece gülümsemiştim. Onun ise gözlerinde bir yaramazlık pırıltıları geçmişti. "Kesin yine Pero'yu düşünüyorsun." Pisten çıktığımda ona ters ters baktım. "Bana hiç öyle bakma Mastani küçüklüğünden beri seni tanıyorum o da seni tanıyor, eminim duygularından farkındadır." Omuzlarım silkip "Zannetmem, baksana gözünün önündekini beni görmüyor gidiyor Katie'nin peşinden koşuyor." "O kız yani şey." "Esmer Mia." Derin bir nefes aldım . "Pero bana beyaz tenli kadınların hiç ilgisini çekmediğini söyledi, ehh ben de esmer olmadığıma göre lafı banaydı bence." Mia sinirden yumrukları sıkıp "Ah o senin pamuk tenine ölsün, baksana tanrı sanki bedenine bir ipek bahşetmiş. Ne giyersen giyin teninle beraber bir hazineye dönüyor." Mia ne kadar benim için öyle düşünse de ben de esmer teni seviyordum hatta bunu bir ara takıntı hale getirmiş yazın bir gün boyunca güneşin altında durmuştum. Esmer bir ten hayal ederken tam tersi kızarmış ve yanmış bir tenim olmuştu, Maria benim yüzünden kaç gece uykusuz kalıp canım yanıyor diye o incilerini dökmüştü. Sonrada da bu hevesten vazgeçmiştim hatta yazın güneşin olduğu zamanlar bile dışarı çıkmamaya dikkat etmiştim. "Hadi artık diğer hareketleri de yapalım sonra benim eve gitmem lazım." "Noldu?” "Maria biraz hüzünlü bugün.” "Ceo amca için mi? "Evet hala gönlündeki yara büyük." Mia üzgün bir biçimde başını sallayıp "Hadi sen başla Mastani daha fazla yalnız bırakma." Başımı salladığımda pistin tam orta yerine geçmiştim. Sadece müziği ve tenime değen rüzgarı hissetmeye başladım. Özgürdüm. Özgürlüğümü daha küçükken eline alıp hayatla için için doğmuştum. Attığım her paten darbesi beni var olduğumu inandırıyordu. Ben özgürdüm, özgür kuştum, hiç bir kafes benim özgürlüğüm ile kısıtlanmazdı. Müziğin sesi bittiğinde son iki atlayışımı yaptığımda alkış sesleri kulaklarıma çalınmıştı. "İşte buzun ateşi, harikaydın Mastani." Mia'nın hayran bakışlarını gördüğümde nedense utanmıştım. Pistin çıkışına doğru kaydığımda elimden tutup beni dışarı çıkarmıştı, oturduğum yerde patentlerimi çıkarıp çantama koyduğumda yine terlikli sandaletlerimi ayağımı takmıştım. "Buzun ateşi yine yaktın ortalığı." Dudaklarımda kısa bir kıkırtı çıkmıştı. "Alevi ateşi bırak hadi eve gitmem lazım artık." "Tamam tamam giderken dondurma alalım, uzun zamandır yemiyoruz." "Sen ısmarlarsan tamamdır." "Cimri şey hep ben ısmarlıyorum zaten." Omuzlarımı silkip yanda duran çantamı elime aldıktan sonra "Para kullanmıyorum biliyorsun, lüks hayat ya da kalın cüzdanlar bana göre değil." Mia gözlerini devirip üstümdeki kıyafetleri gösterip "Evet evet biliyorum, kıyafetlerini bile Maria dikiyor ya da bir şeye ihtiyacın olduğunda Maria genelde alıyor." "Maria'nın diktiği her kıyafeti seviyorum, içinde rahat hissediyorum, üstüne para tutma konusunda o benden daha iyidir." Mia anında koluma girip "Tamam tamam hadi gidip dondurma alalım." Kasabanın tek dondurmacısında dondurmamızı alıp büyük keyifle yemeye başlamıştık. "Mastani yarışmayı kazandıktan sonra Kanada'ya cidden gitmeyecek misin?” Başımı kararlılıkla sallayıp "Evet Maria'yı bırakamam, üstüne bu cenneti de bırakmam. Ben burada hayat buldum, burayı nasıl bırakayım?” "Hayallerin peki?” "Ne olmuş hayallerime? Patenti bırakmayacağım ki belki bir pist kurar kasaba çocuklarına ders veririm, boş zamanlarımda seninle dondurma yiyip devasa ağacımda gün doğumunu ve batışını izlerim. Baksana böyle mükemmel bir hayat başka kime nasip olur." "Peki Pero bu rüyanın neresinde?” "Hiç bir yerinde, o büyük ihtimalle esmer bir kız bulup evlenip çocuk yapar ben de onun çocuklarını arada sırada severim.“ "Bu senin için acı olmaz mı?” "Olabilir ama ben kendimi hiç evli, çocuklu biri olarak hayal edemiyorum ki ben daha çocuğum, nasıl başka bir çocuğun sorumluluklarını alayım?” Mia dondurmasından kocaman bir ısırık alıp "Bence evlenip sayısız çocuk yapacaksın, sevgili kocanın kollarından kopamayacaksın." Mia'nın edepsiz laflarına karşı yanaklarım hafifce kızarıp "Sende iyice edep diye bir şey kalmadı." "Nasıl kalsın ki ? Hem ben biriyle öpüşmeyi çok merak ediyorum yani o duygunun nasıl bir şey olduğunu." Yüzümü hafifce buruşturup "İnan hiç etmiyorum, başka bir adamın tükürükleri senin ağzında olması hiç hoş değil." "Sen ne anlarsın? Bu gidişle kuruyup gideceksin yaşlı Matro dayı bile seni almayacak.” Hırsla Mia'ya doğru dönüp elimdeki külah dondurmayı yüzünün orta yerine yapıştırmamla Mia derinden bir çığlık atmıştı. "Sen şimdi bittin Mastani!” Bana doğru atıldığında bu kez benin dudaklarımdan bir çığlık çıkıp ondan geriye attım. “Yakalarsan bitirirsin.“ Hızla ondan kaçıp eve doğru koşmaya başladım. "Buraya gel Mastani!” "Gelmem, elindeki dondurmayı yüzüme atacaksın değil mi?” "Hayır yüzüne değil o kızıl saçlarına atacağım. " Uzun çiftliğin içine girdiğimde elimden geldikçe hızlı koşup evin kapısına tüm gücümle vurmaya başladım. "Maria aç şu kapıyı!" Arkamda bana doğru gelen Mia'yı gördüğümde kapıya daha şiddetli vurmaya başlamıştım. "Maria aç artık şu kapıyı!” Kapının açılmasıyla büyük panikle içeriye kendimi attığımda Mia da arkamdan gelip saçımı tam ortasına dondurmayı yapıştırmasıyla dudaklarımdan keskin bir çığlık çıkmıştı. "Sana inanmıyorum Mia!” "Önce sen başlattın." Ona doğru atıldığım da Maria bir anda araya girip "Yeter bu nasıl bir rezillik? Yakışıyor mu size!” Maria'nın yüzü resmen kıpkırmızıydı, sesi de ilk kez bu kadar keskin çıkıyordu. "Baksana saçlarıma Maria zaten açılmıyor bunlar şimdi hiç açılmaz!” "Asıl sen benim yüzüme bak, ne halde!” İşaret parmağımı kaldırıp Mia'yı gösterip "Bana Matro dayı ile sonunda evleneceğimi söyledi, düşünebiliyor musun? Maria o kıllı dayı ile…" "Çünkü kimse ile evlenmeyip tüm hayatı boyunca bu kasabada kalacaksın, sonunda o olacak!” "YETER BU TERBİYESİZLİĞİ BİTİRİN!” İkimizde başımızı yere eğdiğimizde suçumuz anlamıştık. "Misafirlerimizin karşısında yaptığı bu terbiyesizlikle özür dileyin!” Ne misafir mi? Başımı kaldırdım, zifiri iki çift gözle göz göze gelmiştik. Sanki içime işler gibi bakıyordu. "B-beyefendi kim?” "Bende seni bekliyordum Mastani.“ Karşımda bir anda ayağa kalkan adama baktığımda resmen boyu benim iki katıydı. "Kimsininiz, beni nereden tanıyorsunuz?." "Alkan Hamza Gümüşkartal." Dudaklarından dökülen isimle kalbim yerinden çıkacak gibi olmuştu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD