7. Bölüm: Sende Bir Şey Var

2345 Words
Hayat bazen onu sorgulayacağımız meseleleri bir bir önümüze bırakırdı. Bunu göremiyor olmak onun olmadığı anlamına gelmezdi sadece bizim fark etmemiz gerekirdi. Ben de bir şeyleri fark etmek istiyordum ama eksik parçalar her zaman mevcuttu. Neden şu an bunu yaşadığınızı kendinize sorduğunuz o anlarda hepimiz hak etmediğimizi düşünürdü çünkü bunu kabul etmek kolayımıza gidiyordu. Bir sorun ortaya çıktığında o sorunun bizden kaynaklandığını düşünmek yerine dış etkenleri suçlamanın daha kolay ve çok daha onurlu olduğunu düşünürdük. Bunu şu sıralar ben de çok fazla yapıyordum. Şu anda o anın içindeydim. Neden yaşadığımı bilmediğim bir anıydı Vincent benim için. Harika bir adam olduğunu kabul etmeliydim ama onda anlamlandıramadığım bir şeyler vardı. Gerçekten bir şeyler vardı. Mesela şu an Vincent’ın yatağında, onun kollarının arasındaydım. Biz sadece sevişen iki insanken neden koyun koyuna uyumuştuk? Ona karşı bir şey hissettiğimi düşünmüyordum o zaman neden burada beni böylesine sarması bana kendimi iyi hissettiriyordu? Cevabını bilmediğim daha bir çok soru bu şekilde zihnimi kurcalarken beni iyice kendine doğru çekti, yüzlerimizin çok yakındı. Kusursuz bir suratı vardı, bir kadının isteyebileceği her şeyi kapsıyordu. Kapalı gözlerini çevreleyen o uzun kirpikleri minik yelpazeleri andırıyordu. Dolgun vişne kurusu rengi dudaklarında yaşamın sırrı saklı olmalıydı yoksa onu her öptüğümde dudaklarıma bulaşan bu hayatta kalma isteğimin bir açıklaması olamazdı. Parmaklarım, nefes kesici çıkıklıktaki elmacık kemiklerinin üzerine kondu. Onu bir yandan uyandırmak istemiyordum ama bir yandan da o kahrolası güzellikteki buz mavisi gözlerini üzerimde görmek istiyordum. Parmak uçlarım elmacık kemiklerini okşarken yerinde huzursuzca kıpırdadı. Beni kafesleyen güçlü kolları iyice sıkılaştığında onunla içimde olmamasına rağmen bir bütün gibi hissetmiştim. İşte anlamadığım şey tam olarak da buydu. Bir şey vardı, anlamlandıramadığım ama beni burada tutan. Ona bakınca göğsümün içinde yüzlerce yıldız kayıyordu ve ben sanki yüzlerce yıldızda da onu diliyordum. Fiziken hep hayalini kurduğum bir adamın ellerimin altında olması mıydı beni şu an burada tutan ve deliler gibi heyecanlandıran şey? Ona dair hiçbir şey bilmiyordum. Ne işle uğraştığını, en çok hangi yemeği sevdiğini, hangisini sevmediğini. Favori şarkısını, kendine en yakıştırdığı rengi, nasıl kadınlardan hoşlandığı, hangilerinden hoşlanmadığını, doğduğu günü, burcunu hiçbir şeyini bilmiyordum. Belki de sormadığım için böyleydi ama onun benim hakkımda benim bildiğimden daha çok şey biliyormuş hissi beni öyle bir sarıyordu ki anlam veremiyordum çünkü onun gibi gözüken bir adamın bir iki kere yattığı kadının üzerine böylesine titremesi bana göre imkansızdı. Vincent tehlike yayıyordu etrafına, gülüşlerine bile yüzlerce celladı sığdırmış gibiydi. Bakışlarında sayamayacağım kadar cesetin faili vardı sanki. Elmacık kemiklerinden yanaklarına doğru intihar eden bir sürü genç görüyordum. Bunları sadece benim görmediğime de emindim. Ona bakan bir kişinin tekrar dönüp bakma cesareti gösterdiğini görmemiştim. Parmak uçlarımın yeni odağı o kusursuz dudakları olurken alt dudağına hafifçe baskı uyguladım. Vincent’ın en günahkar yeri dudaklarıydı. Dudaklarıyla kulaklarıma söylediği edepsiz tüm sözlerin dışında o inanılmaz aksanıyla istediği her şeyi herkese yaptırabilecek gücü tam da dudaklarının arasında tutuyordu . Gözleri aniden açıldı, refleks mi yoksa beni anlık korkutmak için mi bilmiyorum kemikli ve büyük eli dudaklarının üzerindeki elimi bileğinden yakalamıştı. Bakışlarının odağı bendim. Tutuşu sert olmadığı için canım yanmıyordu ama bu ani çıkış beni korkutmuştu. “Bana aşık olduğunu bu kadar belli etme, Beatrice.” Keyifli aynı zamanda da yeni uyandığı için fazlasıyla boğuk çıkan sesi o kadar seksi ve ilahi bir tondaydı ki kasıklarıma bir sızı düşürmeye yetmişti. Gözlerim dudaklarına kaydığında kendi dudaklarımın üzerinde sakince dilimi gezdirdim. “Sana aşık olduğum yok, Vincent. Bunu rüyanda bile göremeyebilirsin.” Dudakları iki yana doğru kıvrıldığında çok çevik bir hareketle üzerinde olan bedenimi altına alarak gözlerimin içine baktı. Gözlerimin içine öyle bir bakıyordu ki duygularım sanki çıplaklaşmıştı ona karşı, beni görüyordu. “Güzelim, rüyamda seni nasıl ne pozisyonlarda gördüğümü bilseydin eğer yatağıma girecek ceseratin olmazdı.” Göz bebekleri buz mavisi gözlerini yok etmek istermiş gibi büyümüştü, o kadar büyüktü ki o karanlıkta kaybolabilirdim. Bakışlarını suratımın her bir köşesinde itinayla gezdirdiğinde gözlerinde yatan bu yoğun anlam karşısında afalladım. “Senden daha güzel tek şey, yine senden doğacak olan bir kız olabilir Beatrice. Nefes kesicisin.” İltifatı karşısında ne diyeceğimi asla bilememiştim ama az önce bahsettiğim şey tam olarak buydu. Sadece seviştiği bir kadına böyle bakamazdı, böyle şeyler söyleyemezdi. Nefesimi kesen bu cümleleri kuran adamın hep aşık olduğum adam olacağını düşünmüştüm ama o her an bunu çalıyordu. Sanki daha öncesinde de hayatında ben vardım ama ben bunun yeni farkına varmışım gibi hissediyordum çünkü yabancılık çeken bendim, o değildi. Aslında ben de yabancılık çektiğimi söyleyemezdim çünkü tuhaf bir tanıdıklık seziyordum onda. Bu adamın kokusunu sanki biliyordum ben. Bu şekilde daha önce de bana dokunmuş gibiydi, nedenini anlamakta güçlük çekiyordum. Bunu sarhoşken seks yapmamıza da bağlıyordum açıkçası, o zaman onu asla hatırlamıyordum belki de orada onu anımsadığım için bana açık kafayla tanıdık geliyordu. Ne olursa olsun, tuhaf bir şeyin içerisindeydik. “Sende bir şey var, Vincent,” birkaç saniye duraksamam gerekiyor gibi hissettim çünkü o cesetlerle dolu gözlerinin içerisi öyle bir parlıyordu ki bir an, sadece bir an ona tamamen güvenebileceğimi hissetmiştim. Derin bir nefesi ciğerlerime davet ederek devam ettim, “…bu iyi bir şey mi yoksa kötü mü bilmiyorum. Sadece sende anlamlandıramadığım şeyler var.” Kelimelerimin ucu bir bıçak gibi kesildiğinde sakindim. Dudaklarını sol elmacık kemiğimin üzerine sakince bastırdı. Ağırlığını tamamen üzerime bıraktığında altında ezilmeyi ne kadar sevdiğimi fark ettim. “Neyden bahsettiğini açıkla bana, açık ol.” Net ve kendinden emin sesi, dudakları hâlâ benim tenime değerken çıkmıştı. Nefesinin temiz soluğu yüzümü yalayıp geçiyordu, kendimi bu baskının altında kaybedecekmişim gibi hissediyordum. Ona dürüst olmalıydım belki de. Eğer dürüst olursam aklımdaki bu sorulara daha çabuk cevap bulabilirdim. İşte buna gerçekten çok fazla inanıyordum. “Neden böyleyiz mesela? Sadece sevişiyormuşuz gibi değil. Birbirimizi tanımıyoruz ama aynı yatakta koyun koyuna yatabiliyoruz. Uyanınca o ahlaksız dudakların beni yanaklarımdan öpebiliyor,” duraksadım, birkaç saniye sadece gözlerine bakarak devam ettim, “…ben buna neden izin verdiğimi bile bilmiyorum. Uyandığım zaman saatlerce suratını izliyorum, neden bunu yapıyorum? Bana tanıdık geliyorsun ama bunu hatırlamıyorum.” O an Vincent’ın gözlerinde bir kaygı gördüğüme antlar içebilirdim. Bir şeyleri biliyor gibi gözüküyordu. “Yapma, Beatrice. Sana bir fahişe gibi davranmamı mı tercih edersin?” Yutkunduğum zaman aslında dediklerimin neden bana iyi davranıyorsun gibi saçma bir soruya çıktığını elbette biliyordum ama hayatımda beni öylesine seven sadece bir kişi olmuştu, o da zaten kardeşimdi. “Seni daha barda ilk kez gördüğümde bile bir fahişe olmadığını anlamıştım, beni etkiliyorsun. Sadece beni etkileyen kadını en azından böyle hissetmeye devam edebildiğim sürece en iyi şekilde hayatımda tutmak istiyorum,” dedikleri mantıklı geliyordu. Fahişe olmayabilirdim ama aslında istediğim zaman erkeklerle yatıp kalkmayı gayet seven biri olduğumu bilse de böyle düşünür müydü merak etmiştim. “Her şeyi geçtim, Beatrice. Babalarımız arkadaş, bunu öğrendiğim andan itibaren bile sana bir çöp muamelesi yapmazdım.” Konu çok başka yönlere çekiliyormuş gibi hissettiğimde kaşlarım istemsizce çatılmıştı. Dudaklarımı birbirine bastırdığımda ellerimle kaslı kollarına tutundum. “Bahsettiğim şey bu değil, Vincent ve bence bunun gayet farkındasın.” Çok zeki bir adamdı. Resmen cümlelerimi daha farklı bir yere çekerek algımı dağıtmaya çalışmıştı ama zihnimdeki hiçbir soruyu cevaplamadan bu asla mümkün dahi olamazdı. “Bahsettiğim şey, senin bana olan tavırların. Hiç tanımadığın birine böyle davranacak bir adama benzemiyorsun sen ama bana için titriyormuş gibi hissediyorum,” dudaklarımı yalayarak devam ettim, “…yanlış anlama beni, bu hoşuma gitmediği için şikayet etmiyorum. Aksine bana kendimi değerli, aynı zamanda da çok özel hissettiriyorsun ama uyuşmayan bir şey var.” O an Vincent’ın yutkunduğunu hissettim, üzerimden kalkmaya çalıştığında kollarına daha sıkı tutunup onu bedenimde kalmaya zorladım. “Beni daha öncesinde tanıyor olabilir misin?” Dudakları dümdüz bir çizgi hâlini aldığında gözlerinden geçen yüzlerce duygu gördüğüme emindim ama asla birini tutup bu şu duygu diyemeyeceğim kadar saklayabiliyordu kendini. “Sana olan bu yakınlığımın dediklerinle bir ilgisi yok Beatrice, seninle ilk gece yakaladığım o uyum, teninin kokusu, bana dokunuşun ve sende bıraktığım etkinin varlığı o kadar hoşuma gitti ki buna değer olduğunu düşündüm,” o ıslak dilini dudaklarında öyle bir gezdirdi ki kalbim durmaya çok yakınmış gibi yavaşladı, “…şimdi kafandaki o karışıklığı çözdük mü?” Çözmemiştik. Dediklerini anlamsızdı, hiçbir şeyi açıklamıyordu. Bana dokunurken hissettirdikleri bir arzudan çok daha fazlasıydı. Belki de gerçekten hayatımda beni öylesine ya da bir anda seven sadece bir kişi olduğu için bu kadar üzerine düşüyordum. Ben sevilmeyi hak eden bir kadındım ama bundan öylesine uzak kalmıştım ki bunun yaşanabilecek olabilmesi gerçeğini unutmuştum. “Çözdük.” İçten bir şekilde gülümsediğimde aslında pek de öyle değildi. Aklım hâlâ karışıktı. Bunu durdurmak benim için zordu, onun beni daha öncesinde tanıdığına emindim ama ben onu hangi şartlarda tanıyordum? İşte bunu asla hatırlamıyordum. Dediğim gibi, belki de o deli gibi sarhoş olduğum gecede kendini beynime öyle bir kazımıştı ki ben onu tanıyormuşum gibi hissediyordum. Sanırım aksi de kanıtlanmadığı ya da hatırlamadığım sürece buna inanacaktım. “Öyleyse,” dedi sıcak nefesini dudaklarıma üfleyerek, “…sabah seksi?” Dudaklarım iki yana doğru kıvrılırken kollarımı boynuna doladım, bunu bekliyormuş gibi önce alt dudağıma dişlerini geçirdi arından da sert bir şekilde dudaklarıma gömüldü. İnsanlara her şeyi yaptırabilecek baştan çıkartıcı dudakları ağzımın tamamını talan ederken dün hangi ara bana giydirdiğini bilmediğim tişörtünü üzerimden aceleyle çıkarttı. Tişört başımdan geçerken dudaklarımız sadece saliselik ayrılmıştı birbirinden, tişört aradan çekildiği gibiyse dudakları hunharca üst dudağımı emmeye başlamıştı. Artık altında tamamen çıplaktım, bundan yararlanarak sol mememi kavradığı gibi sıktı. Büyük avucunu dolduran mememi öyle bir sıkıyordu ki belim yataktan havalanarak ona yapıştırıyordu gövdemi. Dilini ağzımın içine soktuğunda dillerimiz buluşmuş, birbirlerine girmişlerdi. Elindeki mememe daha fazla dayanamıyormuş gibi dudaklarımı bıraktı, vücudumda biraz aşağıya kayarak sol meme ucumu parmaklarıyla kavradı, sağ mememin ucuna da dilini sürttü. Dili o minik ucun etrafında daireler çiziyor, sonra da ucunu yalıyordu. Parmakları arasındaki ucu öyle bir sıktı ki adıyla haykırdım. “Ah, Vincent! Em beni, bebeğim.” Dudakları dediklerimle kıvrılırken meme ucumu ağzına aldı, önce dişleriyle hafifçe kıstırdı ardından da yavaş yavaş emmeye başladı. Bacaklarım ihtiyaçla titriyordu ve çoktan ıslanmıştım. Meme ucumu emerken dişleriyle çekiştiriyordu, bir sol bir sağ hiç durmadan iki mememle de ayrı ayrı ilgilenirken altımda adım adım kabaran aleti daha fazla inlememe sebep oluyordu. Bir eli kadınlığıma giderek önce ıslaklığımı kontrol eder gibi tenime değdi, ardından iki parmağını hemen klitorisimin üzerine koyarak beni okşamaya başladı. O sırada dudaklarını memelerimden çekmiş, boynuma getirmişti. Sıcak nefesini boynuma doğru üfledi, dilini boyun çukurumdan çeneme kadar sürterek yaladı beni. Tenim kabarmıştı, dudaklarım aralıktı. Bedenimde uyandırdığı tüm bu hazza o kadar açtım ki koşulsuzca altında kıvranıyordum. Dudakları tenimi emmeye başladığı an beni hemen yanımdaki bedeninin üzerine tüy kadar hafifmişim gibi çıkardı. Kalçalarım kasıklarının üzerindeydi, hemen deliğimin altında uzanan aleti beni deli gibi azdırıyordu. Bir kolunu göğsümün üzerinden atarak kadınlığıma getirdi ve iki parmağını çok sert bir şekilde içime soktu. “Imm… Vincent!” Çığlık atar gibi inlediğimde boynumdaki dudaklarını kulağıma çıkardı, dili kulağımda bir noktaya değdi ve orayı ıslattı. Ardından o edepsiz ağzını açmaya başlamıştı. “Seni şimdi öyle bir sikeceğim ki o küçücük kadınlığın ihtiyaçla seğreyecek içine girdiğim gibi,” sadece fısıldıyordu, hava apaydınlıktı ama benim gözlerim gece kadar kararmıştı. Parmaklarının hem hızını hem de sertliğini artırırken konuşmaya devam etti, “…sen önümde domalmışken içine öyle bir gireceğim ki kızım, öne doğru gitmemek için saçlarını kavrayıp çekmem için bana yalvaracaksın çünkü aletimden kopmak istemeyeceksin.” Parmaklarını içimden çıkarttı, bedenimi üstünden yatağa geri bırakırken bacaklarımı ayırmış ihtiyaçla ona bakıyordum. Bacaklarımın arasına girdi ve dizlerinin üzerinde dururken bana bakmaya başladı, zevk suyumla ıslanmış parmaklarını ağzına götürüp emdiğinde bayılacağımı düşünmüştüm. Şehvetle parmaklarındaki suyu emerken gözlerini gözlerimden asla ayırmıyor, bir yandan da erekte hâle çoktan gelmiş erkekliğini sıvazlıyordu. Ben aletine bakıp dudaklarımı yalarken gözlerim istekle parıldıyordu. “Beni ağzına almak mı istiyorsun, yavrum?” Ses tonu öyle baştan çıkartıcıydı ki dudaklarımı ısırıp başımı çok yavaş bir şekilde onaylar anlamda salladım. Bu onu hırslandırmış olacak ki hızla bana doğru atıldı, kıvır kıvır saçlarımı eline dolayarak çekiştirdi ve kafamı kendine doğru yükseltti. “Söyle, ağzına almak istediğini söyle bana!” Yüzüme doğru adeta haykırdığı sözlerinin üzerine kadınlığımdan akan sıvıların yoğunluğu artmıştı. Sadece sözleriyle bile beni sırılsıklam yapmayı başarıyordu. “Ah, sok şu aletini ağzıma!” Vincent bu feryadımı bekliyormuş gibi aletini ağzıma doğru yaklaştırdı, ilk başta onu tatmam için bana fırsat tanıyordu. Yatakta dirseklerimin üzerine yükseldim ve aletinin ucuna dilini değdirdim. Dilimin ıslaklığıyla seğriyen aleti onu daha fazla emmem için beni teşvik ediyordu. Ellerimi kullanamadığım için Vincent aletini sıkıca tutup bana doğru uzatmıştı, bense yavaş yavaş yalıyordum onu. Önce aletinin etrafında dilimi gezdirdim, her santimini karış karış yaladığım aletinin damarları resmen ağzımda atıyordu. “Ah… Harikasın, kızım.” Onun inlemeleriyle aletinin ucunu ağzıma aldım, dilim ve dudaklarım ucunu öyle sarıp sarmalamıştı ki ağzımla bir bütün olduğunu hissediyordum. Ucunu ağzıma almamla Vincent biraz eğildi, çok ani bir hareketle orta parmağını içime soktu. O anlık zevkle dişlerim aletinin yumuşak derisine sürtündüğünde haykırarak bağırdı. “Evet, Beatrice. O kutsal dişlerini sürt aletimi emerken!” Bir eliyle bırakmadığı saçlarımla başımı aletine dayamıştı, kendi yönlendirdiği bir tempoda aletini ağzıma sokup çıkartıyordu, diğer eliyleyse beni parmaklamaya devam ediyordu. Her parmağını içime ittiğinde ağzımdaki aletinden dolayı boğuk inlemeler odada yankılanıyordu. Dişlerim ve dilim aynı anda aleti üzerinde izler bırakırken dudaklarımla ucunu vakumlamayı ihmal etmiyordum. “Oh… Ağzın da o küçücük kadınlığın kadar sıcak. Seni sikmek kadar zevkli burası.” Saçlarımı bir kere daha eline dolayıp ağzımı aletine bastırdı, neredeyse köküne kadar aldığım aleti gırtlağıma değiyorken boğazımdan farklı sesler çıkıyordu. Bu sesleri bekliyormuş gibi hem kadınlığımdaki parmaklarını çıkarttı hem de ağzımdaki aletini. Büyük bir hızla üzerimdeki yerini alırken kulağıma fısıldamaya başladı. “Seni sikmem için bana yalvar, Beatrice.” Dudaklarımı ısırmışken parmakları klitorisimi buldu, onun üzerinden beni okşamaya başladı. Göğsümün içinden bir bomba patlamak üzere havalanırken gözlerim kararıyor, vücudum hafif titremelerle sarsılıyordu. “Hadi kızım, içine girmemi iste yoksa boşalamayacaksın.” Büyük bir şevkle fısıldıyordu kulağıma doğru ve ben neredeyse boşaltacaktım. Parmaklarını hızlandırdı, hızlandırdı ve hızlandırdı. “Oh, Vincent… Devam et lütfen devam et!” İstediği bu değilmiş gibi parmaklarını aniden üzerimden çekerken dudaklarında çok lanet bir gülümseme vardı. İhtiyaçla dolup taştığımda kadınlığım bir kalp gibi atıyordu. Kollarımı Vincent’ın boynuna doladığım gibi tırnaklarımı etine geçirdim. “Bana istediğimi ver yavrum, sonrasında seninim.” Başım geriye doğru düşerken tırnaklarım adeta etine gömülmüştü ve dudaklarımdan hırsla kelimeler döküldü. “Lanet olası adam, sik artık beni!” Vincent yeşil ışığı bekleyen bir araba gibiydi, yeşil ışığı gördüğü gibi aletini kadınlığımın o ufak aralığına dayadı ve bir an bile durmadan hepsini içime kökledi. Gözlerim içimdeki aletin büyüklüğüyle sonuna kadar aralanırken tüm evi inletecek kadar bağırmıştım. “İşte bebeğim, artık hepsi içinde.” Bedenim bu dolulukla kıvranırken düşünebildiği tek şey, onun içimde yarattığı bu doluluğa çok fazla alışmış olduğumdu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD