Bildirim panelimde Vincent’ın arama bildirimini gördüğümde ruhum bedenimden çekiliyor gibi hissetmiştim. Babasıyla iki gün önce şirkette yaşadıklarımız aklımdan çıkmıyordu ve onun oğlunun şu an beni arıyor olması yarama tuz basıyordu.
Birkaç günde karar verdiğim şey onunla konuşmayı seviyor oluşumdu ama babasıyla böylesine çirkin bir münasebetimiz varken oğluyla konuşmam etik miydi? Aslında hedefin babası olmadığının farkındaydım ama Bay Raphael’le geçirdiğim aynı zamanda da geçirmek zorunda kalacağımız görüşmeler beni Vincent’a karşı mahçup bırakacaktı.
Duygularım, arzularım ve mantığım birbiriyle bir savaş içerisine girmişti. Bu savaşın henüz bir galibi vardı diyemem ama en azından ağır basan taraf mevcuttu. O tarafsa duygularımla arzularımdı.
Her zaman duygularımın beni yönetmesine izin veren biri olarak bunun kötü sonuçlandığını da pek görmemiştim. Aramayı cevapladım.
“Tanrım, bir an için telefonu açmayacağını düşünmüştüm! Merhaba Beatrice.” Aksanlı sesi kelimeleri tek tek baskılarken ne kadar erkeksi bir tonu olduğunu düşündüm. Ses tonu içimde birkaç volkanı harekete geçiriyordu. Söylediklerine karşı kısa bir kahkaha dudaklarımdan dökülürken konuşmaya başladım.
“Merhaba Vincent, nasılsın?” Elim dudaklarımın üzerinde alt dudağımı işaret parmağımla okşerken verdiği sakin nefesleri dinlemek kesinlikle iyi hissettiriyordu.
“Aslında gayet iyiyim ama şunu biliyorum ki sana temas edebildiğimde daha iyi olacağım. Peki ya sen nasılsın?” Söyledikleri kasıklarımın arasına henüz yanmakta olan bir köz bırakmıştı. Bana olan açlığını seviyordum. Beni sürekli arzuluyor olmasını ve hep ilgisini üzerime akıtmasını seviyordum.
“Uçkuruna sahip çıkamayan çocuklar gibisin Vincent, hayatında hiç kadın görmemiş gibi davranma lütfen,” eğlenen bir ses tonuyla konuştuğumda kıkırdamıştım. Sonrasında da hemen devam ettim, “…iyi sayılırım, her şey normal ilerliyor.
“Olayın kadınlarla ya da uçkurumla bir ilgisi yok, Beatrice. Olay tamamen senin içinde,” birkaç saniye duraksadı. Derin nefesleri kulağıma dolarken sakin ama baskılayıcı bir tonda devam etti, “…sayısız kadınla yattım, bundan gurur duymuyorum ve bu gerçek ama senin tadını bir kere aldım, bunun peşini bırakmaya niyetim yok.” Dilim dudaklarımın üzerinde hızlı bir tur attı. Beni heyecanlandırıyordu, içimdeki bu heyecan beni neşeli biri olmaya da itiyordu.
“Umarım hedeflerinize giden yollarda genellikle kararlısınızdır Bay Raphael, yoksa içimde bulduğunuz o şeye tekrar ulaşabileceğinize pek ihtimal vermiyorum.” Büyük bir keyifle kurduğum cümlelerin hemen ardından onun şuh kahkasını işittim. Ağız dolusu gülüşünün melodisi kulaklarıma dolduğunda mest olmuş gibiydim. Erkeksi gülüşü o kadar derinden gelmişti ki vücudum titremişti.
“Bir saate, evinden alacağım seni. Sadece sen ve ben, tamamen giyinikken bir akşam yemeği yiyeceğiz?” Aslında emir vermiyordu, yapmaktan bahsediyordu evet ama soru sorar bir tonda söylüyordu her şeyi. Fazlasıyla cazip gelen teklifine karşı duraksadım.
“Düşünebileceğim bir teklif bu.” Aynı erkeksi kahkaha dudaklarından döküldü ama konuşmaya başladığında sesi son derece ciddiydi.
“Bu bir teklif değildi, yola çıkmak üzereyim.” Dudaklarımı birbirine bastırarak yüzümdeki aptal sırıtışı engellemeye çalıştım. Bir kaşım istemsizce havalanırken onunla biraz oynamanın sorun olmayacağını düşündüm.
“Emirlerinizi uygulamaya hazırım, Bay Raphael. Bana sadece istediğiniz şeyi söyleyin.” Keyifle dudaklarım kıvrılırken işin ucunu biraz kaçırmış olabilirdim çünkü yaptığım bir sonraki hareket üzerimdeki tişörtü sıyırıp beyaz dantelli sütyenimin sardığı göğüslerimin fotoğrafını ona atmaktı.
Beatrice: *Fotoğraf. (tek oynatım)
“İç çamaşırım akşam yemeğimiz için yeterince uygun mu?” Fotoğrafı gönderir göndermez konuştuğumda birkaç saniye karşı taraftan hiçbir ses alamamak beni ürpertmişti. Tüm dikkatini göğüslerime verdiğini düşünmeye başlamıştım. Bunun sebebinin benden etkilenmesi olduğuna adım kadar emindim çünkü aletini bana attığında ben de aynı hisler içerisinde kavrulmuştum.
Yalan söyleyemeyeceğim, Vincent her kadının hayalinde yatağını süsleyen o adam olabilirdi. En azından benim için öyleydi çünkü onunla seviştiğim geceyi hatıralayabilseydim eğer o seksi suratı ve bakışlarını üzerimde gidip geliyorken hayal edip kendimi okşayarak rahatlatırdım.
“Evimde seni ağırlamak istiyorum. Sana kendi ellerimle yaptığım yemekleri, doyurucu bir tatlı olarak da kendimi sunuyorum. Hem böylece üzerindeki o seksi çamaşırının da hakkını verebiliriz. Ne diyorsun?” Ona gidip ellerinden yemek yeme düşüncesi fazlasıyla cazip gelmişti, ondan hoşlanmıyordum ama bedenimi etkilediği barizdi ve açıkçası zevkime bakmak istiyordum.
Her zaman istediğimi almış bir kadın olmuştum hayatta, bunu bedenimi kullanarak asla yapmamıştım ama yatakta bedenimi nasıl kullanmam gerektiğini çok iyi bilirdim.
“Bu teklifin bir öncekinden daha cazip geldi. Sanırım kabul edeceğim.” Sesim tereddüt içindeymiş gibi çıkarken aslında ne kadar istekli olduğumu onun da bildiğine emindim. Birbirimizi arzuluyorduk ve tabii ki bu teklifi kabul edecektim.
Bakışlarımı profil fotoğrafında gezdirdim. Bedeni havuzun içinde, üst gövdesinin göğsünden yukarı kısmıyda suyun üzerindeydi. Kollarını havuzun kenarlarında birleştirmiş, bakışlarını kameraya dikmişti. Gözünde kaliteli bir güneş gözlüğü vardı ama kafasını kafif kaldırıp sadece gözleriyle kameraya baktığı için o mavi gözlerini görebiliyordum. Dolgun dudaklarını birbirine bastırarak hafifçe sırıtmıştı. Islak saçları dağınık dururken üst gövdesindeki su damlaları fazla nefes kesici duruyordu.
Adi herif, gerçekten çok seksi duruyordu.
“Saat sekizde seni alacağım, beni bekletme.” Ufak bir görüşürüzle telefonu kapattığımda saatin altıya geldiğini görmüştüm. Bizim için yemek hazırlayacak olması beni heyecanlandırırken bunun biraz bulunmaz bir nimet olduğunun da farkındaydım. Sonuçta kim sadece seviştiği kadına yemek hazırlama nezaketini gösterirdi ki?
Dudaklarım iki yana doğru kıvrılıp özgüvenli bir gülüşü yüzüme yuva ettiğinde gayet keyifliydim. Bugün onunla deli gibi sevişmek istiyordum, kulağıma fısıldadığı edepsiz cümleleri tekrar üzerimde uygulasın ve beni kıvama getirdin diye can atıyordum.
Çok tuhaftır ki onunla muhattap olduğum tüm süre boyunca hayatımın boka sürüklenmesini de umursamıyordum. Aklımı öyle bir dağıtıyordu ki kendimi başka bir dünyanın başrolü gibi hissediyordum. Oysa onun varlığına ve tenine en azından hatırlayabildiğim şekliyle bir kere tanık olabilmiştim. Bunun dışında sadece telefonlaşıp arada bir de mesajlaşmıştık ama sadece o birkaç satır mesaj bile kafamı dağıtmaya yetmişti. Sanırım ona bu konuyla ilgili minnettardım.
Ne olursa olsun yanlış yapıyormuşum gibi hissetmeden de duramıyordum. Babası bu gerçeği ondan saklamamı istemişti. Onun gözlerinin içine bakarak yemek yiyecek, muhabbet edecek, belki de çok sert bir şekilde sevişecektim ve bunları yaptığım adamın hayatını, babasına olan tüm düşüncelerini değiştirecek bir gerçeği saklıyordum.
Kafam tamamen allak bullak olmuştu, kendimi Vincent’ın yerine koyuyordum. Babamla ilgili bir sırrı öğrenmek isterdim çünkü bu benim hayatımı da etkileyen bir şeydi. İçten içe ona ne kadar gerçekleri anlatmak istesem bile yapamayacağımı biliyordum. Leon, benim her şeyimdi. Ona bir şey olmasını kaldıramazdım.
“Beatrice, biraz yanına uzanabilir miyim?” Bakışlarım kapıya döndüğünde henüz pijamalarını bile çıkartmamış kardeşimi görmek beni keyiflendirmişti. Elimdeki telefonu hemen komodinin üzerine bırakıp kollarımı kocaman açtım. O benim minik bebeğimdi. Sevinle kollarıma doğru koştururken üzerime doğru atladı ve küçük yaşına rağmen beni ezmeyi başarabilmişti.
“İnanmıyorum Leon, kocaman oldun.” Hemen göğsüme yaslandığı başını bana doğru kaldırdığında o güzel gözlerinin dolduğunu gördüm. Kaşlarım aniden çatılmıştı. Neden üzüldüğünü anlayamamıştım, oysa yanlış bir şey de söylememişim gibi geliyordu.
“Ne oldu bebeğim, o gözlerin neden doldu?” Mavi gözlerini birkaç kez kırpıştırdığında bir iki damla yaş elmacık kemiklerine doğru aktı. Daha gözyaşları yere düşemeden onları öperek durdurdum. Suratını avuçladığında hem ağlıyor hem de burnunu çekiyordu.
“Annemle babamı konuşurken dinledim abla, çok uzaklara gidecekmişsin. Ayrılacakmışsın bizden. Ben sensiz ne yapacağım?” Annemle babama binlerce kez daha lanet okudum. Evde konuştuklarına dikkat etmeliydiler. Leon evdeyken bu konu açılmamalıydı bile.
“Şu an hiçbir yere gitmiyorum, ablacığım. Söz veriyorum gitmek zorunda kalırsam eğer seni yanıma alacağım. Eğer istersen.” Masmavi gözleri tüm o yaşların arasında heyecanla parıldadı. Bu gözlere ömrümü verirdim. Ona bir şey olsa mahvolurdum, onu kendim doğurmuşum gibi seviyordum.
“Abla, gerçekten mi?” Bana sürekli abla demezdi ama böyle anlarda demesi, içimi çok farklı bir duyguyla dolduruyordu. Yanaklarını sıkıp başını iki yana salladım.
“Gerçekten tabii, güzel çocuğum benim.” Dudakları mutlulukla kıvrıldığında başını sevinçle tekrar göğsümün üzerine bıraktı ve saçlarıyla oynattı. Bir süre orada öylece onu sevdim. Birlikte gelecekten, güzel olan çoğu şeyden konuştuk.
Bazen beni ağlatsa dahi genellikle güldüren, çok iç ısıtıcı bir buçuk saatin sonrasında odasına geçti. Bende daha fazla vakit kaybetmeden hazırlanmaya başladım.
Önce hızlı bir duş aldım, vücudumu en sevdiğim vanilyalı losyonumla iyice köpürtmüşüm. Duştan çıktığımdaysa tüm vücudumu nemlendirerek bebek gibi olmasını sağladım. Saçlarımı taradım, kıvırcık buklelerimi belirginleştirmek için bakım yağlarımı ve şekillendirici köpüğümü kullandım. Saçlarımla bedenim şu an hazırdı.
Odama girip dolabımı açtım. Önce bordo rengi dantelli tanga iç çamaşırı takımımı üzerime geçirdim, ardından sırt dekoltesi kalçama kadar uzanan aynı zamanda da tüm vücudumu saran misi boy yarı transparan siyah elbisemi üzerime giydim. İç çamaşırlarım belli belirsiz içimden gözüküyordu ve bu beni ol seksi göstermişti.
Siyah parmak arası mini topuklu terliğimi de ayağıma geçirip boynuma ve omuzlarıma favori parfümümü sıkıp biraz dudak parlatıcısı sürdüm. Yüzümde başka hiçbir şey yoktu çünkü sevişirken makyajlı olmayı sevmezdim.
Saatin sekiz olmasına on dakika kala ben tamamen hazırdım. Saat tam sekiz olduğundaysa Vincent’ın mesaj bildirimi geldi.
Mr. Vincent: Aşağıdayım, bana katılsana.
Beatrice: Katılacağım, iniyorum.
Hızlıca aşağı indiğim sırada salonda duran anne ve babamla göz göze geldim ama onlara bir açıklama gereği duymadığım için bunu çok umursamamıştım. Arkamdan seslendiklerini duyabiliyordum, dediğim gibi onlara açıklama yapmayacaktım.
Dışarı çıktığım gibi Vincent’ı gördüm. Siyah bir Rolls Roycele beni bekliyordu. Arabaya yaslanmış öylece dururken inanılmaz gözüktüğünü itiraf etmek zorundaydım. Harika bir parçaydı. Ona doğru ilerlediğim sırada evin kapısı tekrar açıldı, arkama dönüp baktığımdaysa bu kişinin fazlasıyla sinirli babam olduğunu görmek beni biraz tedirgin etmişti ama işler beklediğim gibi gitmedi.
Babam tam bana bağıracakkrn Vincent’ı görmüş kapının arkasına doğru çekilmişti. Ardından bana kuru bir ‘İyi eğlenceler.’ dileyerek içeri girmişti.
Bu durum her ne kadar beni şaşırtsa bile kafama takmadım çünkü babam anlaşılması güç bir adamdı.
Vincent’a doğru ilerleyip tam önünde durduğumda kolunu belime sardı ve beni bedenine yasladı.
“Bir tanrıça gibi gözüküyorsun, inanılmazsın kızım.” Dudaklarım özgüvenle iki yana doğru kıvrıldığında sadece içimden geldiği için dudağına çok minik bir öpücük kondurdum.
“Sen de nefes kesici duruyorsun, Vincent.” Alt dudağını dişleri arasına alıp bıraktığında zaten kırmızı olan dudakları iyice kızarmıştı ve bu görüntü çok tahrik ediciydi.
İkimizi arabanın üzerinden kaldırıp kapımı açtı ve beni içeriye yerleştirdi. Kendi de bindiğinde direkt olarak yola koyulmuştuk.
Bir süredir yolda olmamıza rağmen, evine asla varamamıştık ve benim canım çok sıkılmıştı.
“Sıkıldım Vincent.” Torpidoya doğru eğildiğimde sırt dekoltem tamamen gözlerinin önündeydi ve eğilmemden dolayı aşağı çeken elbisemden kalça çatalım gözüküyordu, bunu hissediyordum.
Sağ yanağımı torpidoya yapıştırıp tepkisini izlerken gözleri üzerime kaydı. Açıkta olan kalça çatalımı gördüğündeyse yutkundu. Onunla oynamaya bayılmıştım. Elini belime getirip aşağıya doğru sadece sürttü, bu hareketine karşı dudağımı ısırarak adını inledim.
“Vincent…” Buz gibi mavi bakışları koyulaşırken ağzından bir hırlama çıktığına yemin edebilirdim.
“Rahat dur Beatrice, yoksa seni bu arabada sikerim.” Sanırım bunu istiyordum. Onu şu anda içime almayı deli gibi istiyordum.
“O zaman arabayı güzel bir yere çek, Vincent.” Gözleri ve dudakları şaşkınlıkla aralanınca istediğim şeyi almaya ne kadar yakın olduğumun farkındaydım. Arabayı ani bir manevrayla geriye doğru dönderdiğinde bizim için bir yer bildiğini anlamıştım. Yerimde doğrulduğumda aklımdan geçen daha iyi bir şey vardı.
Koltuğumda biraz ona doğru döndüm, kucağına doğru eğildim. Pantolonun düğmesini ve kemerini hızlıca açıp fermuarını indirdim. Baksırını da aynı hızla aşağı çektiğimde benim için hazır olan aleti direkt yüzüme doğru fırlamıştı. Harika gözüküyordu. Kalın, uzun ve damarlı aleti tamamen dikleşmişti. Göz ucuyla bana baktığında onu ağzıma almam için bana yalvarır gibi duruyordu, bu isteğini geri çevirmedim.
Aletini tamamen kavramışken ucunu dudaklarıma götürüp emdim. Bir süre sadece ucunu emmiştim ve Vincent bu baskının daha fazlasını istiyor olmalı ki aletini ağzıma doğru itmeye çalışıyordu ama ben onu biraz daha çıldırtmaya kararlıydım. Ağzıma gelen tat hoşuma gitmişti.
Ucunu ağzımdan çıkarıp kökünden ucuna kadar yaladım, bunu defalarca kez tekrarlarken her seferinde kalp gibi atan damarlarını ağzımda hissedebiliyordum. Sadece ucunu değil aletinin etrafını da hafif hafif emdiğimde arabayı sarsacak kadar inlemişti.
“Sikeyim, Beatrice! Al şunu ağzına!” Onun yeteri kadar çıldırdığına emin olduğum gibi aletini ağzıma aldım ve dudaklarım kasığına değene kadar başımı bastırdım. Vincent bunu bekliyormuş gibi saçlarımı eline doladı, ardından beni iyice aletine bastırdı. Birkaç saniye aleti neredeyse gırtlağıma kadar inmişti. Saçlarımdan tutarak başımı kaldırdı, birkaç saniye ıslak ağzıma baktı sonra yeniden aletini köküne kadar ağzıma almam için beni bastırdı. Bunu defalarca kez yaptığında aleti tamamen demir kesilmişti. Sonunda arabayı harika manzarası olan bomboş bir arazide durdurduğunda hırsla beni geriye doğru yatırmıştı.
“Tadını o kadar özledim ki… O amını paramparça edeceğim.” Kurduğu cümlenin hemen ardından elbisemi yukarı doğru sıyırdı, dantelli iç çamaşırımı hiç zorlanmadan kopardı. O kadar hırslıydı ki parçalanan kumaş sesi bile sanki bu anın bir parçasıydı. Bacaklarımı bana doğru iteleyip yeteri kadar ayırdığında kadınlığım tamamen gözlerinin önündeydi. Kadınlığıma hafifçe nefesini bıraktı, başım geriye doğru düşerken içimde bir bomba patlamak için hazırlanıyordu. Çıkardığı dilini boylu boyunca kadınlığıma sürdü. Bunu kaç defa tekrarladı bilmiyorum. Bildiğim tek şey ellerimin saçlarını kavrayıp çekiştirmeye başlamasıydı.
Gözlerime bakarak bir eliyle kadınlığımın dudaklarını ayırdı ve ortaya çıkan kabarmış klitorisimi dudaklarının arasına alarak emmeye başladı. Bunu yaparken iki parmağını da sertçe deliğimden içeri sokmuştu.
“Ah, Vincent! Devam et!” Parmakları içimde iyice hızlanmışken iki olan parmağını üçe çıkardı. Üç parmağıyla hem içimde gidip geliyor hemde o kutsal ağzıyla kadınlığımı emiyordu. Bir ara hem hafifçe emiyor hem diliyle yalıyor hem de minik ısırıklar bırakıyordu ve ben ölecek kadar delirmiştim. Neredeyse boşalacaktım. Ağzını kadınlığımdan çektiğinde ihtiyaçla ona bakıyordum.
“Tanrım! Devam et Vincent, boşalmak üzereyim.” Başını hayır dercesine salladı. Koltukta doğrulup aletini eline aldı ve birkaç kere sıvazladı.
“Bunu içine sokmadan, boşalamazsın güzelim. Şimdi kucağıma gel ve sikimi içine al.” Bana emir vermesi beni tahrik ederken o, koltuğunu geriye doğru ittirip çok az yatırdı. Böylece üzerinde zıplamam için bana daha fazla alan bırakmış oldu.
Hızlıca üzerine çıktım, çoktan pantolonunu üzerinden sıyırmıştı. Üzerine çıktığım gibi aynı şeyi elbisem ve sütyenim için de yaparak karşısında tamamen çıplak kalmamı sağladı. Aletini içime almadan ıslak kadınlığımla üzerinde sürtünmeye başladım.
O kadar ıslaktım ki başı hafifçe içime giriyordu ama ben hızlı davranıp onu çıkartarak üstünde sürtünmeye devam ediyordum. Buna sinirlenmiş olacakki hırsla bir kalçamı kavrayıp diğerine tokadı geçirdi. Yediğim tokatla ağız dolusunu inlerken o konuşmaya başlamıştı.
“Siktir kızım, al şunu artık içine, al!” Arabanın içinde adeta kükrerken üzerinde biraz havalandım aletini kavrayıp deliğimin hemen ağzına getirdim ve kendimi üzerine bıraktım.
“Ah, Vincent!”
Ve o büyük aleti, artık içimdeydi.