Ayla, Emma ve Arın’ın kaybolan siluetlerine baktı, içinde tarifsiz bir boşluk oluştu. İçindeki sesler artık çığlık atıyordu. "Hata yapıyorsun, Ayla! Onları kaybediyorsun!"
Ama çok geçti.
Luke’un sıkıca kavradığı bileği yanıyordu. Ayla ona dönüp bakmaya cesaret edemedi. Ama Luke, her zaman olduğu gibi, sabırsızdı. "Onları düşünmeyi bırak," diye mırıldandı. "Artık geri dönüş yok, prenses."
Ayla başını kaldırıp ona baktı. Gözleri öfkeyle parlıyordu. "Sana güvenmemi istiyorsan, beni zorla tutmaktan vazgeç!" diye hırladı.
Luke gülümsedi, gözleri kısılmıştı. "Sana zarar vermiyorum, minik kuşum. Sadece seni koruyorum."
Ayla sinirle bileğini çekmeye çalıştı ama Luke’un tutuşu sertti. "Beni korumak mı? Senin yüzünden dostlarımı kaybettim! Artık onlara asla kendimi affettiremeyeceğim!"
Luke kaşlarını kaldırdı. "Eğer gerçekten umursasalardı, seni bırakmazlardı. Ama bak... Gittiler."
Ayla’nın gözleri doldu. Emma ve Arın gerçekten de gitmişti. İçinde derin bir yara açılmış gibi hissetti ama Luke’un karşısında zayıflık göstermemeliydi.
"Onlar beni terk etmedi. Senin yüzünden gittiler," dedi hıçkırığını bastırarak. "Ve ben... Seninle ne yaptığımı bilmiyorum."
Luke, başını yana eğerek Ayla’nın gözlerinin içine baktı. "Beni sevdiğini söyledin, değil mi?" diye fısıldadı.
Ayla irkildi. Söylediği sözler aklında yankılandı. Luke’un gözlerinin içinde tuhaf bir ışık vardı. Onun güvenini kazandığını biliyordu. Ama bu, içinde bir şeyleri parçalayan bir gerçeği de beraberinde getiriyordu.
"Ben... O an öyle söylemem gerekiyordu," dedi Ayla, sesi titrek. "Emma ve Arın’ı korumak için..."
Luke’un gözlerindeki ışık bir anlığına söndü. "Demek yalan söyledin?"
Ayla, sessiz kaldı. Luke’un ifadesi değişti. Gözleri kısıldı, çenesini sıktı. "Beni kandırmaya çalıştın, öyle mi?" diye alaycı bir kahkaha attı. "Aklınca beni manipüle ettin?"
Ayla geriye adım attı ama Luke anında onu yakaladı. "Beni bir aptal yerine koyduğunu sanıyorsan çok yanılıyorsun, prenses."
Ayla’nın kalbi hızla çarpmaya başladı. "Bırak beni, Luke. Eğer gerçekten bana değer veriyorsan, o zaman bırak!"
Luke’un gözleri soğuk bir parıltıyla ışıldadı. "Sana değer veriyorum, Ayla. Ama senin gitmene izin verirsem, bunu bana karşı kullanırsın. Seni yanımda tutmalıyım."
Ayla, nefesini tuttu. "Beni bir kafese mi kapatacaksın?"
Luke gülümsedi. "Sen zaten çoktan benim olarak kafese girdin, minik kuşum."
Ayla’nın içi korkuyla titredi. Ama sonra, bir şey hissetti. İçinde büyüyen bir güç. Emma ve Arın’a ihanet ettiğini düşünmek ona acı veriyordu ama hâlâ bir çıkış yolu olabilirdi.
Sakinleşmeli, Luke’un güvenini tamamen kazanmalı ve en uygun anı beklemeliydi.
Bu yüzden, başını kaldırıp ona baktı ve bir adım attı.
"O zaman..." diye fısıldadı, Luke’un gözlerinin içine bakarak. "Beni yanına almak istiyorsan, bana gerçekten güvenmelisin."
Luke duraksadı. Ayla’nın bu ani kabullenişi onu şaşırtmıştı.
Ama Ayla, artık bir şeyleri değiştirmek zorunda olduğunu biliyordu. Çünkü eğer değiştirmezse, Luke’un gölgesinde kaybolacaktı.
Tutsak Prenses
Ayla’nın bileği Luke’un demir gibi sıkı tutuşunda acıyordu. Onu peşinden sürüklerken ne kadar yürüdüklerini bilmiyordu. Yorgun ve tükenmiş hissediyordu. Sonunda büyük, gotik tarzdaki bir malikanenin önünde durduklarında, Ayla’nın içini soğuk bir korku kapladı.
Luke kapıyı açtı ve onu içeri çekti. İçerisi loş ışıklarla aydınlatılmış, koyu kırmızı duvarlarla çevriliydi. Uzun yemek masasında oturan birkaç Strigoi, içeri girenleri görünce sessizliğe büründü.
Ayla’nın gözleri, salonun en karanlık köşesinde oturan uzun boylu, sert bakışlı bir adama kaydı. Onun Richard olduğunu anlaması uzun sürmedi.
Strigoi’lerin korkulan lideri.
Luke, Ayla’nın kolunu biraz daha sıkarak onu zorla bir sandalyeye oturttu. "Otur," diye emretti.
Ayla dişlerini sıktı ama karşı koymanın anlamsız olduğunu biliyordu.
Richard yavaşça ayağa kalktı, gözlerini Ayla’nın üzerinde gezdirerek konuştu: "Demek herkesin peşinde olduğu meşhur Ayla Dragomir sensin."
Ayla hiçbir şey söylemedi, sadece nefretle ona baktı.
Luke, kibirli bir gülümsemeyle devam etti. "Merak etmeyin, artık onun hiçbir önemi yok. Onun gücünü aldım. Şimdi o bir hiç."
Odada hafif bir fısıltı yayıldı. Strigoi’lerin şaşkınlığı açıkça hissediliyordu. Ayla, içinde büyüyen öfkeye rağmen sessiz kaldı.
Richard, Luke’a dönerek başını salladı. "Etkileyici bir iş çıkardın, kardeşim. Ama neden onu hâlâ hayatta tutuyorsun?"
Luke başını yana eğdi ve şeytani bir gülümsemeyle Ayla’nın yüzüne baktı. "Çünkü onunla evleneceğim."
Odadaki herkes bir anlığına dondu. Ayla’nın gözleri kocaman açıldı. "Ne?" diye fısıldadı, sesi kısık ama öfke doluydu.
Luke ise keyifle devam etti. "Bu haberi tüm krallığa duyuracağız. Büyük bir tören olacak. Ayla Dragomir artık Strigoi’lerin prensesi olacak."
Ayla, tiksintiyle Luke’a baktı. "Beni asla kendi tarafına çekemezsin."
Luke, alaycı bir kahkaha attı. "Zaten çoktan kabul ettin, minik kuşum. Buradan kaçamazsın. Direnmenin bir anlamı yok."
Richard, bu gelişme karşısında sessizce başını salladı. "Eğer bu gerçekten senin kararınsa, Luke, o zaman tören için hazırlıklara başlasınlar."
Kapının önündeki muhafızlar hemen hareketlendi, haberci Strigoi’ler hızla dışarı çıktı. Birkaç dakika içinde Strigoi krallığında büyük bir düğün yapılacağı haberi her yere yayılmış olacaktı.
Ayla, yumruklarını sıkarak Luke’a baktı. "Bunu yapamam. Buna izin veremem."
Luke eğilip fısıldadı: "Eğer kabul etmezsen, Emma ve Arın’ın peşine düşerim. Seçimini yap, Ayla. Ya benim olursun… ya da dostlarının kanını akıtırım."
Ayla’nın içindeki öfke, çaresizlikle birleşti. Emma ve Arın’ı koruyabilmesinin tek yolu, bu oyunu oynamaktı. Yavaşça gözlerini kapattı, derin bir nefes aldı ve sonra gözlerini Luke’un gözlerine dikerek tek kelimeyle konuştu:
"Kabul ediyorum."
Tutsak Prenses ve Küstah Strigoi
Ayla, Strigoi malikânesinin büyük salonunda, Luke’un hemen yanında duruyordu. Etraflarında düğün hazırlıkları hummalı bir şekilde devam ediyordu. Büyük bir ziyafet sofrası kuruluyor, duvarlara koyu kırmızı ve altın süslemeler asılıyordu. Her şey ihtişamlıydı ama Ayla için bu sadece bir kafesti.
Luke, geniş bir gülümsemeyle Ayla’ya döndü. “Ne düşünüyorsun, minik kuşum? Beğendin mi düğünümüz için yapılan hazırlıkları?”
Ayla kollarını göğsünde bağladı ve alaycı bir şekilde kaşlarını kaldırdı. “Bence fazla gösterişli. Ama tabii, Strigoi’lerin her şeyi abarttığını düşününce pek şaşırmadım.”
Luke kahkaha attı. “Ah, sevgilim, biz abartıyı severiz. Senin gibi asil bir prensesi kendime eş yapıyorum. Buna yakışır bir kutlama olmalı, değil mi?”
Ayla gözlerini devirdi. “Benim onayımı aldığını ne zaman düşündün?”
Luke ona doğru bir adım attı, gözleri kurnazca parlıyordu. “Beni sevdiğini söylediğinde.”
Ayla irkilerek geri çekildi. “Bunu sadece Emma ve Arın’ı kurtarmak için söyledim.”
Luke, eğilip ona yaklaşarak fısıldadı. “Ama dudakların hiç öyle söylemiyordu.”
Ayla, sinirle ona baktı. “Senin o kurnaz oyunlarına düşecek biri değilim.”
Luke başını yana eğerek bir kahkaha daha attı. “Ah, ama zaten çoktan düştün.”
Sonra aniden eğildi ve Ayla’nın dudaklarına hafif ama sahiplenici bir öpücük kondurdu. Ayla hızla geri çekildi, ellerini dudaklarına götürdü ve öfkeyle homurdandı.
Luke kahkahayı bastıramadı. “Daha fazla morarmasını istemiyorsan, o tatlı dudaklarını bana karşı kullanmayı bırakmalısın, minik kuşum.”
Ayla onu itmeye çalıştı ama Luke neredeyse kıpırdamadı bile. “Ah, bir de güçlü olduğunu sanıyorsun. Ama gerçek şu ki, benim yanımda güçlerinin bir önemi yok.”
Ayla, içten içe sinirlense de, kendini gülümsememek için zor tuttu. “Ne yazık ki, ben de senin başının belasıyım.”
Luke’un gözleri parladı. “Ah, minik kuşum, işte tam da bu yüzden seni seviyorum.”