YAĞMURUN ALTINDA

1679 Words
YAĞMURUN ALTINDA Ender, Arin’ i evinin önüne bıraktığında gün aydınlanmıştı. “İyi dinlen.” dedi sadece. Fazla konuşmadı. Arin gülümseyip teşekkür etti, sonra kapıyı kapatıp içeri geçti. Ender arabasını çalıştırdı, yola çıktı. Ama birkaç dakika sonra gözleri koltuğun yanına kaydı. Orada, yere düşmüş bir telefon ışıldıyordu. Arin’ in telefonu. Mecburen direksiyonu kırdı. .......... Arin içeri girdiğinde dışarıdaki soğuk havayı ardında bırakmıştı ama içindeki heyecan hiç azalmamıştı. Tersine, kalbini daha da çok sıkıştırıyordu. Sakin kalmaya çalıştı. Montunu çıkarıp askıya astı, ayakkabılarını düzenli bir şekilde kenara koydu. Adımları sanki sıradan bir sabahmış gibi ağırdı. Yavaş adımlarla bahçeye çıktı. Sürekli parmağındaki yüzüğü okşuyordu. Sabah güneşi bahçeyi yeni yeni dolduruyordu. Arin hiçbir şeyi umursamadı. Kollarını açtı, döndü, döndü. Kızıl saçları havada savruldu. Beline kadar uzanan saçları sabah ışığında parlıyor, tombul yanakları heyecandan kızarıyordu. Yeşil gözlerinde ışık, dudaklarında kocaman bir gülümseme vardı. Bir an çimenlerin üzerinde zıplamaya başladı. Sonra da kendi etrafında dönmeye başladı. Ayağı kayar gibi oldu ama kahkaha atmayı bırakmadı. Kahkahası gökyüzünde yankılandı. Ellerini havaya kaldırıp parmağındaki yüzüğü gösterdi. “Eveeet!” diye bağırdı. Mutluluğu bütün bedeninden taşıyordu. İçinde yıllardır gizlediği aşkı, sabahın ilk ışığında dans ederek dışarı döküyordu. Göbeği oynarken sallanan bedeni, utangaçlığın değil özgürlüğün yansımasıydı. Ne kilosunu umursadı, ne de etrafı. ●●●●●●●●●● ENDER Evinin önüne geldiğimde hava ağırlaşmaya başlamıştı. Gökyüzü griydi, rüzgâr kesilmişti. Birazdan yağmur yağacak belli. Tam zile basmak için adım atmıştım ki… arkadan bir ses duydum. Kahkaha. Yüksek, içten, bütün bahçeye yayılan bir kahkaha. Kapının yanından bahçeye açılan manzarayı görebiliyordum. Gözlerim istemsizce oraya kaydı. Ve onu gördüm. Arin. Arka bahçede dönüp duruyordu. Kolları havada, saçları savruluyordu. O tombul bedeniyle dönüyor, nefes nefese kalmasına rağmen durmadan kahkaha atmaya devam ediyordu. Sanki bütün dünya o an sadece onundu. Yeşil gözleri sabah ışığında pırıl pırıldı. Yanakları al al olmuştu. Yüzüğü göstererek ellerini havaya kaldırdı. “Evet!” diye bağırıyordu. O an içimde tuhaf bir şey oldu. Onu hep görmüştüm. Aile yemeklerinde, resmi toplantılarda gördüğümden farklı biriydi. Hep ciddi, mesafeli, hatta biraz sert. Ama şimdi önümdeki kadın bambaşka biriydi. Mutlulukla taşan, içten kahkaha atan, çocuk gibi sevinçten zıplayan bir kadın… Ve ben, ilk defa onu böyle görüyordum. Gökyüzü dayanamayıp yağmurunu bıraktı. İnce ince damlalar çimenlere düşmeye başladı. Ama Arin durmadı. Aksine daha da hızlandı. Kollarını yana açtı, yüzünü göğe çevirdi. Saçları yağmurla ağırlaştı, gömleği üzerine yapıştı. "Seni seviyorum." diye bağırdı. Gözlerindeki ışık, yağmurla birleşince adeta aşkını gökyüzüne bağırıyordu. Ben nefes bile alamadım. Aşkını haykırıyordu. Damla hep hesaplı sevinirdi. Hediyelerin fiyatına, yüzüğün büyüklüğüne, şovun gösterişine bakardı. Her zaman "Seni seviyorum." derken hep sırnaşırdı. Yüksek sesle abartılı mimiklerle konuşurdu. Oysa karşımdaki kadın o kadar doğaldı ki, istemsizce yutkundum. Kendi kendime bu kadın… farklı diye düşündüm. Dönmeye devam ederken yalpaladı, ayağı kaydı ve yere düştü. O sırada elimdeki telefon çalmaya başladı. Arin başını bana çevirdi. Bir an dondu. Gözleri açıldı, dudakları titredi. Önce elimdeki telefona baktı. Sonra kendine. Utançtan yanakları kıpkırmızı oldu. “Ben…” dedi ama sesi çıkmadı. O an koşacak gücü bulamadım ayaklarımda. Düşmesine, çimenlere yapışmasına aldırmamıştı bile. O sadece bana yakalandığı için utanmıştı. Ve ben… hayranlıkla baktım. Hiçbir kelime edemedim. Yanına gittiğimde Arin’ in yüzü kıpkırmızı, gözleri kocaman açılmıştı. Telefon hâlâ elimdeydi. Çalmayı bırakmıştı. “Ver elini.” dedim. Titreyen parmaklarıma tutundu. Çekip kaldırmaya çalıştım ama zemin kaygandı. Ben de dengesizce kayınca beraber tekrar yere düştük. Arin’ in kahkahası göğe ulaştı. “Bir daha deneyelim.” dedim. Yeniden doğrulduk, yine kaydık. Çimenler buz gibiydi, çamur dizlerimize kadar bulaşıyordu. Her hamle, yeni bir düşüş. Sanki çocuklar gibi… Ne zaman ayağa kalkmaya çalışsak, birbirimizi çekiştirip daha beter yere kapaklanıyorduk. Gülüşlerimizi birbirine karıştı Üçüncü, dördüncü denemeden sonra artık nefesimiz kesilmişti. Gülmekten karnımız ağrıyordu. Sonunda ikimiz de pes ettik. Kollarımı iki yana açtım, sırt üstü çimenlere kapandım. Yağmur yüzüme düşüyordu. Arin' in gömleği ve pantolonu da çamur içindeydi. Ama umurunda değildi. Yanıma doğru geldi, başını göğsüme koydu. İkimiz dakikalarca öylece yerde kaldık. Kahkahalarımız bahçeyi doldurdu. İşte o an… yıllardır tanıdığım Arin yoktu yanımda. Kahkahalarıyla yanakları kızarmış, saçları yağmurla yüzüne yapışmış, çamura bulanmış ama gülmekten kendini alamayan bir kadın vardı. Ve ben, burada olmaktan memnundum. Sonunda toparlanıp ayağa kalkmayı başardığımızda ikimiz de darmadağındık. Çamur gömleğimden pantolonuma kadar bulaşmış, Arin’ in kıyafetleri de aynı hâlde olmuştu. “Bu hâlde arabaya binemezsin.” dedi hâlâ gülümseyerek. Ardından ciddileşerek “Gel, misafir odasına götüreyim seni. Bir kendine gel.” Cevabımı bile beklemeden onu takip etmem için önümde yürüdü. Misafir odasına girdiğimde kendimi aynada gördüm. Çamur içinde leş gibiydim. Havluyu omzuma attım, gömleği çıkardım. Duşa girdiğimde sıcak su bedenimden akarken gözlerimi kapattım. Ve bahçedeki an yeniden canlandı zihnimde. Arin’ in başını göğsüme yaslayışı, kahkahalarının göğsümde yankılanışı… Çamura bulanmış ama mutluluktan taşan bir kadın. İstemsizce gülümsedim. Sonra içimdeki ses susturulamaz hâle geldi. “Ben ne yapıyorum? O saf bir şekilde mutlu oldu. Benim yüzümden… ama yalanlarla.” Onu kandırmıştım. Onun gözünde yüzüğün anlamı saf aşk, güven, gelecek vaat ederken benim kalbimde hâlâ intikamın gölgesi vardı. Duştan çıktığımda saçlarımdan hâlâ damlalar akıyordu. Aynadaki gözlerime baktım. Geri dönmek için çok geçti. Ama içimde kıpırdayan o his… belki de ilk defa, Arin’ e farklı bir gözle bakmaya başladığımın işaretiydi. ●●●●●●● ARİN Telefonum çaldığında gözlerim büyüdü. Başımı çevirdim ve donup kaldım. Ender bahçede, elinde benim telefonum… Bana bakıyordu. Utançla doğrulmaya çalıştım ama kaydım. O yanıma geldi, elini uzattı. Dokunduğunda içimden elektrik geçti. Çekip kaldırmak istedi ama biz de kayıp çimenlerin üzerine birlikte kapaklandık. Bir kahkaha patladı benden. “Dur, tekrar deneyelim.” dedi. Yine kalktık, yine kaydık. Bu defa o da güldü. Sonra ben daha çok güldüm. Çamur pantolonuma, gömleğime bulaştı, onun gömleği ve pantolonu da berbat oldu. Her deneme bir düşüşle bitti. Karnımız ağrıyana kadar güldük. Sonunda pes ettik. O sırt üstü uzandı, kollarını açtı. Ben de başımı göğsüne yasladım. Dakikalarca öyle kaldık, yağmur yüzümüze inerken kahkahalarımız birbirine karıştı. İçimden geçen tek şey şuydu. Keşke bu an hiç bitmese. Gözleri üzerimdeydi. Yağmurdan ıslanmış saçlarım yüzüme yapışmış, nefesim göğsümde düğümlenmişti ama o hâlâ bakıyordu. Zaman durdu. Yağmur damlaları aramızdaki mesafeye değdiğinde, sanki tüm yanlışlarımızı yıkıyordu. O bakışta kalmak bile nefes almaya bedeldi. Onun göğsü benim mabedim, yuvam, benliğimdi artık. Sonunda toparlandık ve eve girdik. Çamurdan halimizle arabaya binmek mümkün değildi. “Misafir odası orada.” dedim. “Duş alabilirsin.” Ben kendi odama geçip hemen üstümü değiştirdim. Dolabımdan temiz bir pantolon ve gömlek aldım, üzerine de saçlarımı havluyla sardım. Ama Ender’ in hâlini düşünmeden edemedim. İlk defa onu böylesine gülerken görüyordum. Parmakları parmaklarıma değdiğinde, bir an için dünyadaki bütün sesler sustu. Ne yağmurun sesi kaldı, ne rüzgârın uğultusu... Sadece kalbimin çarpışı. O an, her şeyin yanlış olduğunu bilsem bile içimden geçen tek cümle şuydu. Eğer yanında olmak hataysa razıyım. Onunla herşeye razıyım. Akılma abimlerin bende kaldıklarında giydikleri kıyafetler geldi. Dolaptan Ender için temiz kıyafetler aldım. Misafir odasına gittim. Kapıyı çaldım, cevap yoktu. Bir kez daha çaldım. Duş sesi geliyordu içeriden. Tereddüt etsem de yavaşça kapıyı araladım. İceri girmeden yeniden seslendim. Ses gelmeyince girdim. Banyodan su sesi geliyordu. Elimdeki kıyafetleri yatağın üzerine bıraktım. Geldiğim gibi sessizce kapıyı çektim ve çıktım. Kıyafetleri yatağın üzerine bırakırken kalbim deli gibi atıyordu. Banyodan gelen su sesi, aramızdaki mesafeyi neredeyse sıfırlıyordu. Kapı koluna dokunduğumda parmaklarım titredi. İçerideki sıcaklıkla dışarıdaki sessizlik birbirine karıştı. ENDER Duşun sıcak suyu sırtımdan süzülürken, bahçede çamur içinde düşüp kahkahalara boğulduğumuz an gözlerimin önüne geldi. İstesem de silemezdim. Her seferinde kalkmaya çalışıp yeniden düşüşümüz, sonunda pes edip yere uzanışımız… Ve Arin’ in başını göğsüme yaslayışı. O küçücük an, yıllardır görmediğim bir yüz ifadesini göstermişti bana. Çocukça, saf bir mutluluk. Duştan çıkınca yatağın üzerinde katlanmış kıyafetleri buldum. Dudaklarım istemsizce kıvrıldı. Benim için kıyafet hazırlayacak kadar düşünceli bir kadın. Bu inceliği beni şaşırtmadı desem yalan olur. Üzerimi giyinirken içimden “Teşekkürler Arin.” dedim sessizce. Aşağıya indiğimde mutfaktan gelen tabak sesleriyle birlikte güzel kokular da geldi burnuma. Arin önlüğünü takmış, mutfağın ortasında domates doğrarken bir yandan da yumurtaları tavaya kırıyordu. Saçları hâlâ hafif ıslaktı, dalgaları ensesine düşmüştü. Bir an sadece onu izledim. “Yardım edeyim mi?” dedim. Başını kaldırdı, şaşkın bir tebessümle, “Sen mi yardım edeceksin?” diye sordu. “Ne sandın? O kadar beceriksiz miyim ben?” dedim gülerek. O da güldü. “Mutfağım kıymetlidir bayım. Ama istersen çayları koyabilirsin.” Yanına yaklaşıp "Sana marifetlerimi gösterdiğimde diliniz tutulacak hanımefendi." "Sabırsızlıkla bekliyorum." Birlikte sofrayı kurduk. Sanki yıllardır aynı evi paylaşıyormuşuz gibi doğal, sıradan ama garip şekilde huzurlu bir akışı vardı ikimizinde. Sessizce bir uyum içindeydik. Ara sıra göz göze geldikçe ikimizin de yüzünde hafif gülümsemeler beliriyordu. Kahvaltı ederken o sürekli sanki bir şey soracakmış gibi dudaklarını ısırıyor, sonra vazgeçip başını eğiyordu. Anlamamak imkânsızdı. Ailelere ne zaman söyleyeceğiz? diye kıvranıyordu ama ses etmedi. Ben de ona bakıp çayımı yudumladım. Telefonum çaldığında aniden irkildik. Ekrana baktım, sekreterim. Açtım. “Beyefendi, dün ertelediğimiz toplantıyı bugün hatırlatmamı istemiştiniz. Bir saat sonra başlayacak.” Kısa bir cevap verdim: “Tamam, geliyorum.” Telefonu kapattığımda Arin bana baktı. “Benim de işe gitmem lazım.” dedi. Daha söylemeden anlayıp harekete geçmesi. Sanki aklımdan geçenleri biliyor gibi. Arabaya yürürken, bir an durdu. Anahtarı cebimden çıkarırken “Arin." dedim. Başını kaldırdı. Sabah ışığı yeşil gözlerinde parıldıyordu. Elimi uzatıp yüzünün yanını avuçladım. Teninin sıcaklığı parmak uçlarımda kaldı. Hiçbir şey söylemeden, yalnızca yanağına eğildim ve kısa bir öpücük kondurdum. Arin’ in nefesi kesildi. Yanakları, yağmurdan yeni çıkmış bir akşamüstü gibi kızardı. Gözlerini kaçırdı, dudaklarının kenarı titredi. Sonra çok hafif bir gülümseme yer etti yüzünde. “Geç.” dedim kapıyı açıp. O da başıyla onaylayıp oturdu. Emniyet kemerini takarken parmakları telaştan titriyordu. Ben de direksiyona geçip motoru çalıştırdım. Bir an duraksadım. Onu arabaya götürürken konuşmanın doğru zamanı olduğuna karar verdim. “Arin.” dedim, direksiyona otururken. “Bunu ailelerimize en kısa zamanda söylememiz gerek bence." Gözlerini bana çevirdi, ama suskun kalıp sadece başını salladı. “Yarın babaannemin doğum günü var. Biliyorsun, o doğum günlerini her zaman sadece aile içinde kutlar. Yabancı sevmez. İkimizin ailesi de orada olacak. Hem bence babaanneme de en güzel hediye olur. Yıllardır "Gelinimi isterim." der başka birşey demez. Dudaklarından hafif bir kahkaha kaçtı. Babaannemin bu söylemlerine o da alışıktı. Her seferinde bize evlenmemiz gerektiğini söyler dururdu. Eskiden Arin' le beni evlendirmek için söylenirdi. Sonraları benim tepkimden ayrı ayrı söylenmeye başladı. İçimden fısıldadım. İşte böyle, Arin. Benim oyunuma adım adım çekiliyorsun. Ama bilmediğin bir şey var. Galiba ben de oyunun içinde kayboluyorum.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD