9. Bölüm

1720 Words
Dün gece bir ara bir daha asla güneşin doğduğunu göremeyeceğini, o kaosun içinden canlı çıkamayacağını hissetmişti. Sadece güneşi değil, babasını ve oğlunu da göremeyeceğini düşünmüştü. Kollarını göğsünün üzerinde birleştirmiş odasının penceresinden rengi kırmızıya boyanmış bahçedeki havuzu izliyor, dün gece yaşadıklarını düşünüyordu Annemarie. Ve yaşadıkları her anın sadece bir kabus olmasını dilerdi. Oysa ki gerçekti. Bu gerçekten geriye kalan yıkım gün ışığında ortaya çıktığından bu yana penceresinden olanları izliyordu. Cesetler, o cesetleri torbalara koyan adamlar, yerdeki kanı temizleyen başka biri... Bir koşuşturmaca ve yine aynı son. Kıyamet gecesini kazanan Josep Bennett olmuştu ama ailesinin hiçbir yerde güvende olamayacağını bir kez daha öğrenmişti. Babasına sarıldığı anda kendisinden özür dilemişti. "Üzgünüm Marie... Çok üzgünüm. Seni ve torunumu kaybetmiş olsaydım kendimi asla affetmezdim. Özür dilerim kızım..." Annemarie hayatının gerçeğini zaten kabullendiği için onun özür dilemesinin anlamı olmadığını düşündü. Josep Bennett nefes aldığı müddetçe ölmesini isteyecek düşmanları daima olacaktı. Genç kız oğlunu kucağına aldığında içinde biriken gözyaşlarını tutmayı bırakmış, onu kaybetme korkusunun getirdiği hisle ağlamıştı. Hayatının sonuna kadar bu şekilde yaşayamayacağına bir kez daha emin olsa da bu çıkmazın içinden kurtulabilmek için ne yazık ki bir yol yoktu. Dünyanın hiçbir yeri Josep Bennett ve onun kanını taşıyan ailesi için güvenli değildi. Son derece güvenli olduğuna inandıkları bu kale bile neredeyse mezarları olacaktı. Li Jie yıkılan ve dağılan her şeyi yeniden ve daha güçlü onarmak için harekete geçse de düşmanları asla durmayacak, onlara ulaşmak için başka yollar deneyecekti. Doğduğu günden bu yana asla sıradan insanlar gibi yaşamadığını düşünüyordu. Sıradan insanlar başka insanları gözlerini kırpmadan öldürmezdi. Onların üzerine kan kokusu sinmezdi. Odasına girer girmez duş almış olsa da hala o lanet kokuyu hissediyordu. İşin en kötü yanı ise birilerini öldürdüğü için en ufak bir pişmanlık duymuyordu. Tıpkı dün gece hayatını kurtaran o yabancı gibi... Bu hayatın tek bir kuralı vardı. Ya öleceksin ya da öldüreceksin. Mesleğini yaparken ise tek kuralı hayat kurtarmaktı. Sanki iki farklı insanın içine sıkışmış, kendisi gibi olmayı unutmuştu. "Lowell kahvaltısını yaptı ve odasında oyuncaklarıyla oynuyor." diyerek açık olan kapıdan içeri giren Nadia'nın sesini duydu. Ona bakmadan usulca cevap verdi. "İyi ki hiçbir şeyin farkında değil Nadia... İyi ki..." Nadia genç kızın yanına gelip, onun gibi bakışlarını bahçeye dikti. "Tanrı'ya şükürler olsun ki ikiniz de hayattasınız. Ve baban... Bunun için hayatımın sonuna kadar dua edeceğim." "Asla bitmeyecek... Babam bu işlerin içinde olduğu sürece hiçbirimiz güvende değiliz." "O sana ve Lowell'a zarar gelmesine izin vermez Annemarie. Sizin hayatınız onun hayatından daha değerli." Annemarie başını çevirip, yorgun ve uykusuz gözlerini yaşlı kadının gözlerine dikti. "Bundan daha fazlasını yapmasını istiyorum Nad... Bizi bu şekilde koruyamayacağını artık anlamasını bekliyorum." "Başka nasıl koruyabilir ki? Dışarısı sizin için güvenli değil." "Kim olduğumuz bilmedikleri sürece güvenli olabilir. Her gece bir kez daha aynı şeyi yaşama korkusu ile nasıl uyuyabilirim? Bu hapishanede daha ne kadar yaşayabilirim? Babam ölürse bizi kim koruyacak? Onun işlerinin başına geçmeyeceğimi biliyorsun." "Haklısın canım... Sana sonuna kadar hak veriyorum ama bunun için elimden hiçbir şey gelmiyor." "Benim de gelmiyor Nad..." derken derin bir nefes alarak yine pencereye döndü genç kız. "Hayatımı kurtaran o adamın kim olduğunu biliyor musun? Adı x77 olan..." "Bilmiyorum tatlım... Neden sordun?" "Ona teşekkür etmeye fırsatım olmadı." "Yüzünü hatırlıyorsan gördüğünde teşekkür edebilirsin ama biliyorsun ki korumalarla konuşmak yasak. Li Jei'nin kuralları..." "Yüzünü görmedim çünkü maske vardı. Sadece sesini duydum." "Eminim o senin ona minnet duyduğunun farkındadır. Hadi artık uyu. En azından birkaç saat dinlen. Daha fazla ayakta kalmaya devam edersen hasta olursun." "Haklısın... Şu an ihtiyacım olan tek şey uyumak ve olanları unutabilmek." Nadia gülümseyerek onu kollarının arasına aldı ve fısıldadı. "Sen çok güçlü bir kadınsın Annemarie. Bunun üstesinden de geleceğine tüm kalbimle inanıyorum. Her şey yoluna girecek, sabret..." "Umarım Nad... Umarım..." Londra Polis Merkezi Komiser Ralp mesaisine başlamadan önce koridorun sonundaki odaya girip, kendine koca bir fincan şekersiz kahve hazırlayarak dışarı çıktı. Sabahları kahvesini içmezse kesinlikle uyanamaz, kafasını toparlayamazdı. Ofisine geçmeden önce giriş bölümündeki salonu dolduran insanlara göz atmayı ihmal etmedi. Her polis şikayet için gelen halktan insanlarla uğraşıyor, onlara laf anlatmaya çalışıyordu. Hemen hemen hepsi bilindik şikayetlerdi. Komşum çok gürültücü! Kocamdan bana şiddet uyguluyor! Kızımın uyuşturucu kullandığını düşünüyorum! Oğlum evdeki tüm parayı çaldı! Fahişenin teki beni soydu! Bar kavgaları, sokak çatışmaları, market soygunu! Bla bla bla! Mesleğini seviyordu ama polis olmanın lanet bir şey olduğunu düşündüğü anlar ne yazık ki olmuştu. Sadece işini yaparken ölen meslektaşlarının cenazeleri de bunlardan biriydi. Gorden'ın neden hala gelmediğini düşünürken, onu gördü. Kayıp bürosunun içinde, ayakta dikilmiş memurla konuşan adamı izliyordu. Sabahın köründe onun dikkatini çeken ve oraya sürükleyen sebebi merak etmeden edemedi. Kayıp bürosu buradaki her polis memurunun çalışmaktan nefret ettiği tek yerdi ve hepsi oradaki aylık mesaisinin bir an önce bitmesi için adeta dua ediyordu. Çünkü bu şehirde kayıp olan yüzlerce insanın yakınlarıyla uğraşmak, sokakta devriye gezmekten çok daha kötü bir işti. Banka soygununda bile oradaki kadar yorulmak mümkün değildi. Bir kere o telefon asla susmuyor, görmeye alıştıkları aynı insanlar adeta kapıda yatıyordu. Merakına yenik düşerek o tarafa yöneldi ve birkaç adım sonra içeri girdi. Masanın başında oturan memura derdini anlatan adamın ne dediğini almamasının sebebi ingilizce konuşmuyor olmasıydı. Gordan'a yaklaşıp usulca fısıldadı. "Nereli bu adam ve kimi arıyormuş?" "Adam İspanyol. Ben de dilini bilmiyorum ama İspanyolca bilen bir memurumuzun olması ne büyük şans değil mi?" "Hm... Evet, çok şanslıyız." diyerek alaycı tavrını gizlemedi Ralp. "Sorununu anladın mı?" "Adam yaklaşık beş yıldır kayıp olan kardeşini arıyormuş. Kardeşi şu an yirmi sekiz yaşındaymış. Dediğine göre bu ülkede olduğunu bile yeni öğrenmiş. Sanırım buradaki bir banka hesabından, kendi ülkesindeki banka hesabına düzenli olarak para aktarıyormuş. Yani son bir yıla kadar. Biriken parasının da epey yüksek olduğunu söyledi." "İspanyolca bilmiyorum demiştin Gorden. Bunları nasıl öğrendin?" "Tutanağı okudum patron." derken güldü Gorden. "Peki neden hala buradasın? Bu ofise ilgi duyduğunu bilmiyordum." Golden masanın üzerinde duran geniş vesikalık resmi işaret etti. "Farkındaysan son birkaç yıldır tipleri birbirine benzeyen yabancı uyruklu adamlar hakkında kayıp başvurusu almaya başladık. Hepsi de aynı tip. İri yapılı, yasa dışı yollardan ülkeye giriş yapmışlar, burada bir iş yerinde kayıtları yok, sosyal güvenlik başvuruları, sağlık kayıtları bile yok. Sanki ülkede hayalet gibi görünmeden yaşıyorlar. Hepsinin de aynı özelliklere sahip olması garip değil mi?" "Garip ama bu bizi ilgilendirmiyor." Yakınını arayan adam odadan çıkınca Gorden masanın üzerindeki dosyayı açarak, kayıp ilanı verilen adamların resimlerini masanın üstüne serdi. "Şunlara bir bak Ralp." dedi şüpheci tavrını koruyarak. "Kendi ülkelerinde banka hesapları bir hayli kabarık olan bu adamların, yaşadıklarına dair bir kanıt bulunmuyor. Onca parayı nasıl kazandıklarını sorgulamak gerek." "Organ mafyası olabilir ya da uyuşturucu..." Gorden bir adam resmini eline aldı. "Bu adamı Josep Bennett'ın evinde gördüğüme yemin edebilirim. Dikkatli bak dostum." Ralp de bakışlarını resmin üzerinde gezdirdi. Gorden onu gördüğünden emin gibiydi ancak kendisi hatırlamıyordu. Son aylarda belki de yaşına bağlı olarak hafıza sorunları yaşıyordu. Bir kez gördüğü yüzleri hatırlamakta güçlük çekiyordu. "İşin aslı oradaki adamların yüzlerine dikkatli bakmadım Gorden. Aklımda sadece Josep'le yapacağım konuşma vardı. Hadi diyelim sen haklısın. Oraya bir kez daha gidip kayıp bir adamı arıyoruz ve o burada mı diyeceğiz? Bunun için arama izni çıkarmam imkansız." "Josep Bennett yanında kaçak işçi çalıştırıyorsa neden olmasın? Onu bir kez daha sorgulamaktan zevk duyarım." Ralp odadan çıkmak için kapıya yöneldi ve ona cevap verdi. "Yapacak daha önemli işlerimiz var. Saçmalamayı kes ve kendi işine bak dostum. O adamı yakalamak için bundan daha büyük kanıtlara ihtiyacımız var." Ralp kendi ofisine yönelip, elindeki kahveyle içeri girdiğinde olduğu yerde donup kaldı. Masasının başına oturmuş, cilalı ve parlak ayakkabılarının olduğu ayaklarını masanın üzerine atmış ve sanki buranın sahibiymiş gibi koltuğa yayılarak yaslanmış takım elbiseli adama bakıyordu. Ve odaya yayılan kokunun pahalı takım elbisesine sıktığı parfümden geldiğine emindi. Onun kim olduğunu ise anlamakta gecikmedi. Küçük ligde oynayan bir polis memuru ile büyük ligde oynayan federallerin kokusu elbette ki aynı olamazdı. Onun giydiği takıma para vermek için en az altı aylık maaşını ödemesi gerekirdi. "Bay Ralp." dedi adam porselen olduğu muhtemel dişlerinin hepsini gülümseyerek ortaya çıkarırken. "Şaşkınlığınız geçti ise lütfen oturun." Ralp sessizce homurdanarak masanın önünde duran sandalyeye oturdu. Bir federal kendisini ziyarete gelmiş ise bunun arkasında hiç iyi sebepler olmadığını adı gibi biliyordu. Ayrıca kendi ofisinde oranın sahibi gibi oturması da bir başka sorundu. Adam bacaklarını yere indirip, koltuğa olması gerektiği gibi oturduğunda, yüzündeki sahte neşenin yerini ciddiyet aldı. "Sizinle daha önce karşılaşmadık ama hakkınızda daha doğrusu işinizi nasıl yaptığınız hakkında gayet iyi şeyler duydum Bay Ralp." Ralp adamın kendisine iltifat etmesinden kesinlikle hoşlanmadı. Mesleğini birilerine yaranmak ya da takdir edilmek için yapmıyordu. Mesleki sicilinin gayet düzgün olması ve işine verdiği önemin göstergesiydi. Ve bir federalin süslü sözlerine ihtiyacı yoktu. Adam sözlerine devam ederken, içinden geçenleri ele vermeden onu dinledi. "Ah! Kendimi tanıtmayı unuttum sanırım. Thomas Grey." "Burada olmanızın sebebini artık öğrenebilir miyim Bay Grey?" dedi Ralp. Bir an önce onun bu davetsiz gelişinin sona ermesini istediğini sıkılmış ses tonuyla belli ederek. Adam derin bir iç çekip, arkasına yaslandı. "Pekala... Josep Bennett'ın sahibi olduğu gece kulübündeki patlamanın soruşturmasını biz aldık. Yani bu demek oluyor ki bu konuda yorulmanız gerekmeyecek." Ralp bunun olacağını tahmin ediyordu ama bu kadar kısa sürede olacağını düşünmemişti. "Yani bu işin denildiği gibi canı sıkılan bir manyağın yaptığı bir eylemin ötesinde olduğunu mu düşünüyorsunuz?" "Ne düşündüğümüzün sizin açınızdan bir anlamı kalmadı. Yani bu küçük sorunu sizin üzerinizden tamamen aldık." "Küçük bir sorun mu?" diyerek dudaklarını kıvırdı Ralp. "Federaller ne zaman beri küçük sorunlarla ilgilenmeye başladı? Canınız sıkılıyorsa burada küçük sorunlardan oluşan binlerce dosya var. İsterseniz onları da alabilirsiniz." Thomas Grey, Ralp kendisine verdiği dalga geçercesine cevaba, tek kaşını yukarı kaldırıp, ciddiyetle karşılık verdi. "Emeklilik yaşınızın geçtiğini duydum komiser Ralp. Emekli olmanız için önünüzde herhangi bir engel varsa bunu kolaylıkla kaldıracağımızı bilmenizi isterim. Hayatınızın bundan sonrasını torunlarınıza bisiklete binmeyi öğreterek geçirebilirsiniz. Ne derler? Önce aile..." Ralp kendi gücünün bu adamın arkasındaki olan güçle savaşamayacağını çok iyi biliyordu. Gizli servis Josep Bennett dosyasını ele almış ise yapacak hiçbir şeyi yoktu. Uluslararası suçlarda parmağı olan bir adamı yakalaması için küçük bir polise zaten güvenmezlerdi. Bu davanın peşine düşmeyi ve onu yakalamayı ne kadar çok istese de kaybettiğini anlayınca susmayı tercih etti. Thomas Grey zafer kazanmış bir yüz ifadesiyle ayağa kalkıp, odadan çıkmak için kapıya yöneldiğinde son kez ona doğru seslendi. "Yine de... Çabanız için teşekkür ederiz." dedi sahte olduğuna inandığı bir kibarlıkla. "Uyarmama gerek var mı emin değilim. Josep Bennett'la ilgili herhangi bir olay olduğunda bizim bilgimiz olmadan asla harekete geçmeyeceksiniz. Dediğim gibi Bay Ralp. Bu iş artık biz de... Anlayacağınızı umut ediyorum." Adam odadan çıkınca Ralp hızla ayağa kalktı. Sıkılı yumruklarından birini öfkeyle masaya indirdiğinde Gorden içeri girdi. "Hey! Dostum neler oluyor?" diyerek ona bakıyordu Gorden. "Odandan çıkan adam kimdi ve neden masayı yumrukluyorsun?"
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD