12.Bölüm

1193 Words
Cem, Elif'i elinden tutarak kafeye doğru yönlendirirken içindeki mutluluk dolu beklentiler yükseliyordu. “Elif, bugün seninle dışarıda vakit geçirmek harika olacak. Uzun zamandır birlikte keyif almayı özledim,” dedi gülümseyerek. Elif, Cem’in bu niyetine karşılık vermekle birlikte, yine de içindeki sıkıntı hissi onu rahatsız ediyordu. Ali’nin aklını kaybetmiş gidişatına takılı kalırdı ama bugün bunu kontrol etmesi gerekiyordu. Kafeye girdiklerinde, masanın bir köşesinde Zeynep ve Ali’yi gülümserken gördüler. Zeynep, Ali’nin şaka yaptığı anlarda yüzünde açılan o içten gülümseme ile parlıyordu. Elif, içinde bildiği duygu karmaşalarıyla Ali’ye dair hisleri açığa çıkarken kendini daha fazla tutamadı. Cem, Elif’in durduğunu fark ettiğinde, “Neden durdun? Hadi, gel oturalım,” dedi. Ama Elif, Ali ve Zeynep’in gülümsemesine odaklanmıştı. Derin bir nefes aldı ve onların neşesi içinde kendisini kaybetti. Bir an için gözleri dolarak çökmeye başladı. İçindeki sevgiyle dolu ve kederli duygular aniden çoğalmıştı. Ali ile Zeynep, onun yaşadığı en derin hisleri, Elif’in ruhunu inciten gerçeklerdi. Ali’nin yüzünde beliren o sıcaklık, Elif’in kalbinde bir yara açıyordu. Gözleri dolarak gözlerini Ali'ye çevirdi. “Bu muydu sendeki değerim, Ali?” dedi, sesi titrerken. “Ben senin için kendi hayatımı Cem’e feda ettim, ama sen burada Zeynep ile gülüyorsun.” Cem, Elif’in gözlerinden akan yaşları görünce rahatsız oldu. “Elif, ne oluyor?” diye sordu, onun ruh halindeki çelişkiyi hissederek. Ama Elif, Cem’in varlığını tamamen unutmuş, yalnızca Ali’yi ve Zeynep’i seyretmeye devam ediyordu. Zeynep ve Ali, Elif’in yanına geldiğini fark etmemişti. Elif’in duygularındaki yoğun acı, gözlerinin buğulanmasına neden olmuştu. Ali’nin kararlarını alıp uzaklaşması ve hayatında yeniden düzenler kurarak gülmeye başlaması, Elif’in bu kelimeleri atmasına sebep oluyordu. Ali, Elif’in çıkışını görmedi ama son cümlelerini duyduktan sonra, yüzündeki gülümseme dondu. “Elif, senin için her zaman önemliydim. Ama hayatımda yeni bir sayfa açmak zorundaydım,” dedi. Ancak Elif, Ali’nin söylediklerini duymaktan ziyade, ona duyduğu hislerle boğuşuyordu. Zeynep, Elif’in durumu gördüğünde son derece üzülmüştü. “Ali, bunu böyle yapmak zorunda değilsin,” dedi, Elif’in kalbinde beliren kırılganlıkla baş ettiklerini bilerek. Zeynep, Elif’i tanıyor ve içinde bir nebze umut hayal ediyordu. Elif, gülümsemeleri arasındaki ironi ile baş başa duruyordu. “Siz burada birbirinize gülümsüyorsunuz, ama ben kendimi yakıyorum. Hayatın gerçeklerini anlıyor musun, Ali?” dedi kesik kesik. Cem, Elif’in bu hüsran dolu cümlelerini duyunca içi burkuldu. “Elif, birbirimizi çok sevdiğimizi düşündüm ama…” Elif, içindeki acıyla iki kat daha derin izlerle kalbini taşıyamayacak hale gelmişti. “Ben Elif’tim ama artık ben yokum. Senin içindi herşey. Beni değil zeynebi seçtin,” diyerek son noktayı koymuştu. Zeynep ise onların arasında bir hüzün unsuru haline gelerek sessizleştirdi. Ali’yi hissettiği özlem ve bu kelime oyunları onun içindeki duygusal çığlığı duyurmanın başlangıcını oluşturuyordu. Elif, kafeden çıkmak üzereyken içindeki acı ve öfke dolusuyla hızla kapıya yöneldi. Fakat henüz adımını atmışken, Cem’in güçlü eli kolundan sıkıca tuttu. Cem, Elif’in gözlerindeki yaşları görünce sinirleniyordu ve kızgın bir ses tonuyla, “Benim mutluluğumu bozamazsın!” dedi. “Sil şu gözyaşlarını, yoksa olacaklardan ben sorumlu değilim.” Elif, Cem’in söylediklerinden tedirgin oldu. Onun sert bakışları ve sesindeki baskı, içinde bir korku uyandırdı. Kafasını eğip, “Tamam,” dedi, ağlamaklı bir sesle. Bir an, Cem’in tehlikeli olabileceği düşüncesi aklının köşesinde belirdi. Cem, Elif’in çaresizliğinden kendisini daha güçlü hissetti. Kolunu bırakıp, masaya doğru ilerlerken soğukkanlı bir yüz ifadesi takındı. “Gel, biraz kahve içelim. Bu durumu burada çözebiliriz,” dedi, çehresindeki sertlikten vazgeçmeden. Elif, Cem’in arkasında, derin bir nefes alarak masaya oturdu. Gözyaşlarını silmesi gerektiğini biliyordu ama içindeki karmaşa onu huzursuz ediyordu. Masaya yerleştiğinde Cem yanına oturdu; her ikisi de ellerini masanın üzerine koydu. Elif, Cem’in kendisinden beklediği tavrı almak zorunda olduğunu kabul etti. Cem, garsona sipariş vermek için elini kaldırdı. “İki kahve,” dedi, sonra Elif’e bakarak, “Durumun ciddiyetinin farkında olmalısın,” dedi. Gözleri, Elif’in gözlerine derin derin dalarak, ona kendi gücünü hissettirmeye çalışıyordu. Elif, yaşadığı gerginliğin altında kaybolmuştu. “Ben… sadece Ali’yi ve Zeynep’i gördüğümde hissettiklerimden kaçamıyorum,” diyerek hafif bir sesle. “Ama burada kalmak zorundayım, değil mi?” Cem, kaşlarını çatarak, “Evet. Artık geçmişi ardında bırakmalısın. Benimle geleceğini düşünecek kadar güçlü olmalısın,” diyerek yanıtladı. Bu sözler, Elif’in içinde daha derin bir tedirginlik yarattı. Kahveler masaya geldiğinde, Elif bir an duraksadı. İçindeki çatışmalar, onun bu kahvenin tadını çıkarabilmesine engel oluyordu. Cem, kupasının etrafında parmaklarını dolaştırarak, “Senin için her şeyi yapıyorum, Elif. Ama senin buna nasıl tepki vereceğini kontrol edemem,” dedi, sesi daha yumuşak bir ton aldı. Elif, her şeyin ne kadar karmaşık olduğu konusunda iki kere düşünmeden emin olurken, duygularını düzenlemekte zorlanıyordu. “Cem, belki de yanıldığını düşünmelisin. Belki de bu sadece benim içimde bir mücadele,” dedi, sesindeki kırılganlığı hissederek. Cem, Elif’in zayıflık işaretlerini görüp içindeki duygularını anlamaya çalıştı. “Biliyorum, hayat kolay değil ama birlikte bunu atlatabiliriz. Yanında olduğum için ne olursa olsun kalabiliriz,” dedi, Elif’in gülümsemesini bulmaya çalışarak. Elif, kahvesinden bir yudum alarak gözlerini Cem'in gözlerine sabitledi, ama onun sözlerinde başka bir sır olduğunun farkındaydı. Olması gereken yere ait olsa da onun gücü daha da hali kalmadı. Kararsızlık. Ve masanın üzerinde biter. Bir süre sonra, masada sessizlik hakim oldu. Elif, kendisini yavaşça Cem’in yanında düşünmek istemediği halde daha fazla engelleyerek durmak zorundaydı. Cem’in, Elif’de güvenmekten başka bir yola bakınıyordu. Elif ve Cem, kafeden eve döndüklerinde havada bir gerilim hissediliyordu. Elif, henüz kafede yaşanan tartışmanın etkisinden kurtulamamıştı. Kalbinde dolup taşan duygular, adım attıkça daha da büyüyor, zihninde dönüp duruyordu. Eve girdiklerinde, Cem’in yüzündeki ciddiyeti hemen fark etti. Kapı kapandıktan sonra, Cem ona döndü ve gözlerini derin bir bakışla sabitledi. “Elif, kafede olanları düşündüm,” dedi, sesi sert bir tonla. “Söylediklerin beni çok yaraladı.” Elif, Cem’in tavrını görünce gerginleşti. “Cem, o sırada hissettiklerimi dile getirdim. Beni böyle açıkça tehdit etmekte hakkın yok,” dedi, ama sesindeki kararlılık sarsılmıyordu. Cem iki adım ileri gitti. Gözleri, Elif’in gözlerinden ayrılmadan yoğunlaşmıştı. “Açık olmalıyım; bu şekilde sözlerimden bir daha çıkmaya cesaret edersen, seni dışarıda bırakmakla kalmam, dört duvar arasında tutarım,” diye uyardı. Sert kelimeler, Elif’in içinde korku ve hayal kırıklığı birikirse bile ona karşı koymadan geliyordu. Elif, Cem’in bu kadar ileri gittiğini duymak karşısında şok oldu. “Ne demek istiyorsun Cem? beni bir mahkum gibi hissettiremezsin,” diyerek kararlılığını korumaya çalıştı. Cem, “Sen benimle evlisin, Hal ve hareketlerine dikkat edeceksin yoksa ben dikkat ettirmesini bilirim,” dedi. Ama içindeki öfke, Elif’in bunu iyi hayal etmesini istemiyordu. Cem’in gözlerinde bir şeyler kaynamaya başladı. “Bana karşı böyle davranmaya cesaret ederek, sabrımı sınama,” dedi, sesi alçalaştığında. “Çünkü seni benim dünyamın dışına sürüklemek zor olamaz; özellikle bana bunu hissettirdiğin zaman yoğunlaştırarak. Sözlerini daima dikkatle dile getirmelisin.” Elif, Cem’in sert bakışları altında geriliyor, ama içindeki cesareti kaybetmemeye çalışıyordu. Cem, Elif’in yanındaki direnişi gördüğünde hissettiği öfkenin kaynağını kaybetmeye başladı. Elif’in içinde korkular kabarıyordu, ama ne olursa olsun pes etmeye niyeti yoktu. "Kendimi sağlıklı bir şekilde ifade edebilmem için ne olursa olsun yapacağım." Hava aniden gerilecekken, aralarında bir gerginlik daha kati duruma doğru yol alıyordu. “Sorularımı açık bırakıp geçersiz kılabilecek şeylerin bütün güveni olmayan bir karamsarlık olması, Cem,” diyerek Cem’e doğru açılan karta daha fazla inanmadan vurguda bulundu. Cem, Elif’in cümlelerinin içindeki ironiye dikkat etmeye çalışarak dışarı çıktı ama kendi kalbi tavrı düzeltmeye ait yeni bir yol bulmayı zorlayarak. İçindeki gerilim, aralarındaki bağı daha da azaltarak sabrının sınırlarını zorluyordu. Şimdi iki taraf arasında bir uçurum açılmıştı, ve bunun sonunda nereye varacağını hiç kimse bilmiyordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD