Genç kız rüya gördüğünü sanıyordu. Kulaklarına dolan tanıdık sese rağmen gözlerini aralamaya cesaret edemiyordu. Sessiz bir şekilde konuşan kocası ile ablasından başkası değildi. Kalbi deli gibi çarparken yutkunmadan edememişti. Onları bir arada oturmuş bir şekilde konuşurken dinlemek genç kızın içini acıtıyordu. Gözlerini açmadan ablasının derin bir iç çekerek “Ne yapmayı düşünüyorsun?” diye sorusu ile tedirgin olan genç kadın onun neden bahsettiğini bilmediği için neredeyse ağlayacak duruma gelmişti. Ablası hala Kenan ile ilgileniyor olabilir miydi? Ama hayır, bu akşam gelen adamdan hoşlandığını açıkça belli etmesine rağmen içi yine de rahat değildi. Bunu kaldıramayacağını hissediyordu. Araya giren kendisi olmasına rağmen çocuğunun babasının kedisi hakkında ne düşündüğünü bilmiyordu. Ne düşünebilirdi ki? Onları ayırmıştı hem de en iğrenç şekilde. Yanağından aşağıya akan yaşı fark ettirmeden silerek arkası dönük olan ablası ve kocasının konuşmalarını dinlemeye devam etmişti.
“Bilmiyorum ama onun yardımcı olabilecek geçici birini tutmam gerek, en azından bebek doğana kadar!” dediğinde Defne daha dikkati dinlemeye başlamıştı kocasını. Derin bir iç çeken genç adam başını iki elinin arasına alarak “Ne yapacağımı gerçekten bilmiyorum. Benim hayatıma alışabilir mi onu da bilmiyorum. Kardeşin istediği her şeyi elde ederek büyüdü. Bunu benden iyi biliyor olman gerek. Lüks bir hayattan basit bir hayata alışmasını beklemek onun için haksızlık olur!” Defne tam ağzını açıp bir şey söyleyecekti ki Songül’ün sözleri ile duraksamıştı.
“O kadar zor olacağını düşünmüyorum. Defne istediğini yapar ve istediği bir şeyi elde etmek için asla geri adım atmaz. Onu hafife alma, güçlü bir karakteri vardır. Davranışlarıyla onu yargılayamazsın. Sadece düzgün arkadaş edinmeyi beceremiyor, bu da onu kendi karakterinden uzaklaştırıyor. Onun bunu başaracağına inanıyorum. İyi bir anne olacak ve…” Genç kız sözlerini yutarak susmak zorunda kalmıştı. Nedense ikisinin arasında ki ilişkiye karışmak istemiyordu. Saçlarını geri atarak gülen genç kız Defne kadar Kenan’ın da şaşırmasına neden olmuştu. “Kendime inanamıyorum. Burada oturmuş eski nişanlımla kardeşimin hayatı hakkında konuşuyorum!” dediğinde Defne içinin acıdığını hissetmişti. Kenan da gülümseyerek “Hayat gerçekten çok garip değil mi? Seni gördüğüm ilk günü hatırlıyorum da! Kaybolmuş bir varlık gibiydin. Galiba o zaman sende kendimi gördüm. Biliyorsun değil mi? Sen ve ben…” Songül dudaklarını hafif kıvırarak başını sallamıştı. Defne onun yüz mimiklerini görmese de daha fazla dayanacak gücünün kalmadığı hissediyordu. Aralarında daha fazla kalamayacağını düşünürken ablasının sözleri ile duraksamıştı.
“Bizim evlenmemiz büyük hata olurdu! Ne sen bana ne de ben sana aşık değildik!” dedi. Kenan başını sallayarak “Evet!” diye karşılık vermişti. Defne yanağından aşağıya akan yaşı silerken içine yerleşen rahatlamaya inanamıyordu. Onların birbirine aşık olduklarını düşünürken nasıl davranacağına karar veremiyordu. Kenan ile nasıl bir evliliği olacağını bilmese de yanında ablasına aşık bir adamın varlığına dayanamayacağını biliyordu. Derin bir iç çekme sesi duyarak gözlerini sıkı sıkı kapamıştı. Songül ayağa kalkarak birkaç adım da pencerenin yanına giderek dışarıyı seyretmeye başlamıştı. “Ona iyi bakmalısın Kenan. Umarım ikiniz de mutlu olursunuz. Birbirinizi çok tanımıyorsunuz anlayabiliyorum ama Defne’ye ne verirsen aynısını alırsın. İnatçıdır ve başladığı bir şeyi asla yarıda bırakmaz. Burnunun dikine gitmeyi çok sever ama asla kimsenin kötülüğünü istemez. Bu yüzden onunla yakından ilgilenmelisin. Onu kırmamaya çalış. Kırıldımı affetmesi uzun sürüyor. Ve asla ona büyük yalanlar söyleme. Bu sizin evliliğinizi başlamadan bitirir. Ona dürüst ol. Küçükken de öyleydi. Aldığının karşılığını fazlasıyla vermeye çalışırdı.” Kenan şaşkın bir şekilde genç kıza bakmıştı.
“Bunları söyleyebildiğine inanamıyorum. Onun sana…” Songül arkasını dönerek genç adama ters bir bakış atmıştı. “Onun bana bir şey yaptığı yok. Sadece ablasının ilgisini kazanmaya çalışan küçük bir kız gibi davranıyordu. Aslında hatayı kendimde aramam gerekiyor. Onu annemin ve babamın bunaltıcı ilgisiyle yalnız başına bıraktım. Ondan uzaklaştım. Nedenini bilmiyorum ama bizimkiler Defne’ye daha fazla düşkündüler ve bu beni geri adım atmaya zorladı. Fark etmeden Defne’den de uzaklaşmışım. Seni uyarıyorum Kenan! Birlikte olduğumuz zamanların küçük bir hatırı varsa sende sakın kardeşimi üzme!”
Defne duydukları karşısında şaşkınlığını gizleyemiyordu. Ablasının kendisini bu kadar iyi tanımış olması içini mutlulukla kaplamıştı. Asıl onu mutlu eden ise Songül’ün kendisini suçlamıyor oluşuydu. Songül kapıya yeniden pencereye döndüğünde gördüğü karartı karşısında kaşlarını çatmıştı. “Şimdi de sapık gibi evimi gözetliyor!” Kenan onun neden bahsettiğini anlayamayarak oturduğu yerden kalkıp genç kıza yaklaşmak istemiş ama Songül onu uyararak “Sakın pencereye yaklaşma!” dedi. Kenan olduğu yerde kalarak Songül’ün kaşlarının çatılmasına bakıyordu. Kapıya doğru ilerleyerek elinde çantası ve anahtarıyla kapıyı açmış ve Kenan’a dönerek “Sen karınla kal ve onu yalnız bırakma. Sabah ikinizde gitmiş olun!” dediğinde Kenan onun çıkışını şaşkınlıkla izlerken gecenin bu saatinde sadece Can’a gidebileceğini düşünerek bakışlarını yatakta uyuyan karısına çevirmişti. Sırtı dönük olan Defne’ye yaklaşarak yatağın kenarına oturmuştu. Yatağın sarsıntısı ile gözlerini iyice kapatan genç kadın kocasının “Seninle ne yapacağımı inan hiç bilmiyorum! Bildiğim tek şey her zaman yanında olacağım!” Defne duyduğu sözler karşısında titremişti. Genç adam onun titrediğini fark ederek yanına uzanıp karısını kollarının arasına çekip sıkıca sarılmıştı. Defne beklenmedik bu hareket karşısında gerçekten kıpırdayamamıştı. Şaşkınlıktan donup kalan genç kadın gözlerini açmaya cesaret edemiyordu.
Songül ofisten çıktığından beri gözlendiğinin farkındaydı. Soner’in peşinde olduğunu bilerek sırf evden uzaklaşmasını sağlamak için ters yöne doğru ilerlemeye başlamıştı. Soner kısılmış gözlerle genç kızı izlerken onun bu saatte neden dışarıda olduğunu anlamaya çalışıyordu. Biriyle buluşacağı düşüncesi genç adamın içinin sıkılmasına yetmişti. Sanki bir el kalbini almış sıkıca kavrayarak sıkıyordu. Derin bir nefes alarak önden yürüyen Songül’ü takip etmeye devam etmişti. Songül yeterince uzaklaştığını düşünerek duraksamış ve arkasına bakmadan “Daha ne kadar sapık gibi beni takip edeceksin?” Songül’ün sorusu ile duraksayan Soner onun kendisini fark etmesine şaşırmıştı. Artık eskisi kadar dikkatli davranamadığını anlamak genç adamı öfkelendirmişti. “Sen bu saatte nereye gidiyorsun?” Songül arkasını dönerek kendisine yaklaşan genç adama bakmıştı. “Sen neden bu saatte bir sapık gibi evimi gözetliyorsun?” Soner dişlerini sıkarak genç kızını tam önünden duraksamıştı. “Sapık mı? Bana sapık mı diyorsun?” Songül burnundan soluyarak tek elini havaya kaldırmıştı. “Bak bu şekilde sürekli kavga edemeyiz. Anlaşıp anlaşamayacağımızı bilmiyorum. Bildiğim tek şey hayatımı bir düzene sokmak ve bir aile edinmek. Seni neden seçtiğimi bile bilmiyorum. Galiba sadece yalnızlığımı gidermek istiyordum!” Soner genç kıza dikkatle bakıyordu. Onun sözleriyle gerilse de davranışlarını daha dikkatli seçmeli ve onu ürkütmemeliydi. “NE yapacaksın? Yani evlilik hakkında kararından vazmı geçtin?” Soner sorduğu sorunun cevabını deli gibi merak ederken Songül kısa çaplı bir duraksamadan sonra başını iki yana sallayarak “O çocuğu hala çok istiyorum!” dedi.
İkili yan yana yürürken sessizdi. Songül soğuk havaya rağmen üşümediğini düşünürken yüzüne çarpan sert rüzgar ile dağınık düşüncelerini toparlamayı başarmıştı. “Eğer bu evlilik olacaksa ne yapacağız tam olarak bilmiyorum. Bu senin için zor olmayacak mı? Yani… Hayatında bir kadın yok mu?” Soner adımlarını durdurarak genç kıza dönmüştü. “Seninle evlenmeyi istediğime göre hayatımda bir kadın olduğunu bekliyor olamazsın?” Songül omzunu silkeleyerek “Bunda şaşılacak bir durum yok. Sadece sana engel olmak istemiyorum!” Soner dişlerini sıkarak genç kıza bakıyordu. Bu gece söylediği sözlerden sonra onun nasıl olurda bu şekilde düşünebildiğine anlam veremiyordu. Derin iç çekerek genç kızı omuzlarından yakalayarak kendisine doğru dönmesini sağlamıştı. “Bak… Senin için zor olduğu kadar benim içinde zor. Senin sözlerine kadar evlenmeyi düşünmüyordum. Sadece tek bir sorun var ve ben bunu düşünmekten kendimi alamıyorum.” Songül onun sıkıntısını anlamaya çalışıyordu. Ağzından çıkacakları dikkatle dinlerken Soner susarak sadece genç kıza bakmıştı. Ellerini genç kızın omuzlarından indirerek tek elini yakalayıp yürümeye devam ettiler. İkisi de suskundu. Gece yarısını geçiyordu. Bir süre sonra “Seni eve bıraksam iyi olacak!” dedi genç adam. Songül eve gitmek istemiyordu. Evde Defne ve Kenan varken eve gitmek içinden gelmiyordu. Kendisine ait bir yer olmasını istiyordu, en sonunda benim dediği bir yer bulduğunu düşünürken şimdi aslında o kadar da özel olmadığını anlamaya başlamıştı.
“Eve gitmek istemiyorum. Şuanda evde Defne ve Kenan var!” dediğinde ağzından çıkan son sözleri geri alabilmeyi diliyordu. Soner’in gözlerinde ki öfke genç kızın bir adım geri gitmesine neden olmuştu. Neden korktuğunu dahi bilmiyordu. Hayatına karışmaya hakkı olmadığını bilmesine rağmen genç kız bu adamın yanlış anlamasını istemiyordu. “O adam senin evinde mi?” Songül yutkunarak genç adama bakmıştı. “Defne’ye ulaşamayınca endişelenmiş!” dedi dürüstçe. Soner gözlerini kapatarak sakinleşmeye çalışmıştı. Dişlerini biraz daha sıkarsa ağzında sağlam diş kalmayabilirdi. Burnundan soluyarak “Bunu kendine neden yapıyorsun? O adamı neden hala etrafında dolaştırıyorsun?” Songül gözlerini kaçırarak “O kardeşimin kocası, istesem de istemesem de onunla görüşeceğim. Bundan kaçış yok, bunu anlayamayacaksan benden uzak dursan iyi edersin!” Songül’ün sözleriyle iyice sinirleri gerilen genç adam ne söyleyeceğini bilemiyordu. Sözlerini dikkatle seçmeliydi. “Senin yeniden üzülmeni istemiyorum. Onlara baktığında içten çöküyorsun.”
Songül ne söylerse söylesin onun fikrini değiştiremeyeceğini anlamıştı. Bakışlarını yeniden genç adama dikerek “Söyler misin ne yapmalıyım? Seni ikna etmek için ne yapabilirim. İstersen yarın evlenelim, bu seni tatmin eder mi? Kenan ve Defne bundan sonra sadece kardeşim ve eniştem olarak kalacak. Özellikle Kenan, geçmişimize rağmen eniştem olarak kalacak. Bunun için seni ikna etmeye çalıştığıma ise inanamıyorum. Kimseye hesap vermemek için hayatımı kendim yönetmek için çabalarken yine birine kendimi açıklamaya çalışıyorum. Bu kadarı yeter. Bana güvenmeyecek biriyle işim olamaz!” genç kız hızla ondan uzaklaşırken hayal kırıklığı içinde yanağından düşen yaşları siliyordu. Soner hızlı davranarak genç kızı durdurmuştu. “Tamam sen nasıl istersen. Ama tekrar onlar yüzünden üzülmeyeceksin!” Sokak lambasının altında duraksayan ikili loş ışığın yüzlerine yansıttığı duyguyla birbirlerine dalıp gitmişti. İkisi de ne söyleyeceğini bilmiyordu. Songül’ün ıslak gözleri cam gibi parlarken, Soner yanağında ki ıslaklığı silerek “Ağlama!” dedi. “Ağlama! En kısa sürede evleneceğiz ve benim yanıma taşınacaksın!” Songül gözlerini büyüterek genç adama bakmıştı.
“Senin… Senin eve mi? Ama…” Soner onu susturarak “Hemen itiraz etme. Sadece senin yanımda güvende olmanı ve hamilelik boyunca yalnız kalmamanı istiyorum. Sonra istersen gidersin!” Songül yanağında ki elleri tutarak aşağıya indirmişti. “Bunu neden yapıyorsun? Neden benimle bu kadar ilgileniyorsun. Bana acıyorsan eğer yapma!” Soner alaycı bir şekilde gülümseyerek “Sana acımak mı? Sana değil ancak kendime acıyabilirim!” dediğinde Songül kaşlarını yukarıya kaldırarak genç adama bakmıştı. Soner konuşmasını yarıda kesmiş ve onu merakta bırakmıştı. Genç adam içinden ‘Bunu nasıl başaracağım? Seni kaybetmemek için ne gerekiyorsa yapacağım!’ diye geçirmişti. İkili el ele yürümeye devam ederken Songül hala yaşadıklarına inanamıyordu. Bu kadar kısa sürede hayatının değişeceğini tahmin bile edemezdi.
Tıpkı Can ve Sanem gibi!
Can dikkatle karşısında oturtan ikiliyi süzüyordu. Tek kaşı alayla yukarıya kaldırarak “Eee sizi dinliyorum. Bu akşam olanlarda neydi öyle?” Mert bakışlarını karşısında oturan adama dikerek bakıyordu. Sanki suç işlemiş çocuklar gibi onlar ayakta Can ise oturuyordu. Sanem öfkeden burnundan solurken karşısında ki ukala gibi davranan Can’a kısık gözleriyle bakıyordu. Sadece birkaç saat önce kendisini o adamdan kurtardığı için bu davranışına sesini çıkarmıyordu. Üstelik o olaydan sonra kendisini ve kardeşini zorla kendi evine getirmişti. Mert etrafı gözleriyle incelerken Sanem onun karnına dirseğiyle vurarak dikkatini toplamasını sağlamıştı. “Biz neden bu şekilde ayaktayız? Mert geç otur. Anlaşılan Can Bey konuşmadan bizi bırakmayacak.” Mert ablasının sözleri ile oturmuş ve yanına da ablasının oturması için kenara çekilmişti. “Evet, ne öğrenmek istiyorsunuz?” Can dikkatle karşısında ki kıza bakıyordu. Sanem oldukça farklı görünüyordu. Sanki o sakin kız gitmiş yerine yanlış bir söz söylerse üzerine saldıracak gibi duruyordu.
“O adam kimdi?” Sanem bakışlarını genç adamın gözlerinden çekmiyordu. İmalı bir şekilde gülümseyerek “Neden?” diye sordu. Can kolay bir konuşma olmayacağının farkındaydı. Sanem istediği cevapları ona kolayca vermeyecekti. “Sen söyle delikanlı, o adam kimdi?” Mert kendisine delikanlı diye seslenilmesinden hoşlanmamış gibi “Öncelikle benimle adımı söyleyerek konuşun. Karşınızda küçük bir çocuk yok. Sorunuzun cevabına gelince de o adam ablamla kafayı bozmuş durumda. Bizimkiler öldükten sonra daha da azıttı. Ablam onun baskıları yüzünden beş yıldır benden bile uzaklaştı!” Sanem Mert’e uyarıcı bir şekilde seslenerek “Mert, her şeyi anlatmak zorunda değilsin. Üstelik şuanda eskisi gibi zayıf karakterli değilim. Bana zorla hiçbir şey yaptıramaz.” Can karşısında ki kızı dikkatle inceliyordu. Beş yıl boyunca kardeşinden uzaktaydı. Bu bile onun cesaretini gösteriyordu. Şuanda yirmi beş yaşında olduğuna göre o adamın baskılarından yirmi yaşında kaçmaya başlamıştı. Bu onun için çok genç bir yaştı. Boşluğa düşmüş gibi hissediyor olmalıydı. Derin bir iç çekerek.
“Pekâlâ! Şimdi ne yapmayı planlıyorsunuz? Onun vazgeçeceğini sanmıyorum. Bu akşam bir istisnaydı galiba. Sanırım beni tanıdığı için bir şey söylemedi. Bundan sonrasını nasıl halletmeyi düşünüyorsunuz?” dediğinde Sanem düşünceli bir şekilde dalgınlaşmıştı. Bir şeyler düşünmesi gerektiğini biliyordu. Ama şuanda aklında bir şey gelmiyordu. Gözlerini yeniden genç adama dikerek “Bu benim sorunum, siz sadece projeye odaklanın!” diyerek ayağa kalktı. Kardeşine kısa bir bakış atarak “Biz gidelim artık! Size iyi geceler Can Bey.” Sanem kapıya doğru ilerlerken Can da ayağa kalkarak tam bir şey söyleyecekti ki masanın üzerinde ki özgeçmiş dosyalarını fark etmişti. Ağır adımlarla masaya yaklaşarak dosyalardan birini eline almıştı. Alaycı bir şekilde gülümseyerek “Demek yeni bir yardımcı almak için hiç zaman kaybetmediniz?” Sanem neye bu kadar sinirlendiğini bilmiyordu. Can’ın yeni birini aramasına mı yoksa kendisini bu kadar kısa sürede yok saymasına mı? Derin bir nefes alarak yeniden kapıya yöneldiğinde Can da onun arkasından gülümseyerek “Bu seni rahatsız mı etti?”diye sordu. Onun sorusu genç kızının duraksamasına neden olmuştu. Dişlerini sıkan genç kız neden öfkelendiğini bile bilmiyordu. Arkasını dönerek bakışlarını genç adama dikip “Neden rahatsız olayım ki? Bu normal, artık ben olmayacağıma göre kendinize yeni birini bulmalısınız!” Mert ablasının öfkesi karşısında şaşırmıştı. Gözleri ikili arasında ki gerginliği dikkatle izlerken Sanem’in sıkılı olan yumruklarını fark etmişti.
“Evet, haklısın! Yeni birine ihtiyacım var. Malum ev işleriyle birinin ilgilenmesi gerekiyor. Madem sen yoksun başkasını bulmalıyım değil mi?” Sanem kendisini bilerek delirten adama gözlerini kısarak bakmış ve az önce eline aldığı dosyayı ona uzatarak “Bak bu tam senlik, sarışın, uzun boylu ve vasıfları uygun!” Can onun tanımlaması karşısında şaşırmıştı. Ne sanıyordu bu kız? Kendisine yatağını ısıtacak bir kadın aradığını mı? Bu kadarı fazlaydı artık. “Haklısın vasıfları uygun!” diyerek Sanem’in sinirlerini daha da germişti. Elindeki dosyayı adamın yüzüne atarak “Pis serseri! Senin gibi birine beş yıl boyunca çalıştığım için kendimden nefret etmemi sağlıyorsun!” Can ve Mert aynı anda birbirine şaşkın bir şekilde bakmıştı. Mert ablasının sözleri ile gülmemek için kendisini tutarken Can ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Sanem’in davranışları Mert’e çok tanıdık gelmişti. Ablası bu adamı kıskanıyordu. Küçükken elinden alınan bebeğinin başka birinin elinde olduğunu gördüğünde aynı şimdi davrandığı gibi davranıyordu. Sahip olmadığı bir şeyi kıskanmasına ise ilk kez şahit oluyordu. Başını iki yana sallayarak onları yalnız bırakması gerektiğini düşünüp esnemeye başlamıştı.
“Ben çok yorgunum, misafir olarak burada kalabilirim sanırım. Gördüğüm kadarıyla ev büyük!” diyerek salondan ablasının “Mert buraya gel!” sözlerini duymazdan gelerek çıkmıştı. Can ise az önce kendisine hakaret eden kızla tek başına kaldığı için bakışlarını genç kıza dikerek “Seni rahatsız eden ne? Neden bana böyle davranıyorsun? Bilmeseydim beni kıskandığını bile söyleyebilirdim!” dediğinde Sanem’in bakışları dehşetle açılmıştı.
“Kıs… kıskanmak mı?” Sanem kekelerken Can gülümseyerek onun dibine kadar yaklaşmıştı. Sanem son anda burnunun ucunda ki yüzü görünce çığlık atarak geri adım atarken Can kahkaha ile gülmeye başlamıştı.
“Sen cidden çok farklısın! Bunu düşüneceğim!” diyerek genç kızı merakta bırakarak salonun kapısına doğru ilerlemişti.
“Neyi düşüneceksin?” onun arkasından seslenen genç kız aldığı cevap karşısında donup kalmıştı.
-------------------