Can evin kapısını kapayarak ağrıyan başını ovalamaya başlamıştı. Dün olanları düşünürken derin bir nefes almaya başlamıştı. Yeni bir yardımcı bulması gerekiyordu. Telefonunu eline alarak ofisini arayan genç adam sekreterinden yeni bir yardımcı için ilan vermesini istemişti. Sekreteri telefonu kapattıktan sonra söylenmeye başlamıştı. “Kim bilir ne oldu da kızcağız kaçtı bu adamdan!” dediğinde yanına diğer çalışanlardan biri gelerek onun neden söylendiğini öğrenmeye çalışmıştı. “Can bey, yeni bir yardımcı bulmamı istedi. Bu kız ona iyi dayanmıştı. Kaç yıl oldu acaba? Onun kadar yakışıklı bir adamın bu kadar huysuz olması çok yazık!” dedi. Yanında ki arkadaşı kıkırdarken asansörden çıkan orta boylu bir adamı görünce duraksamışlardı. Sekretere doğru ilerleye adam gülümseyerek “Can beyle görüşecektim!” dediğinde sekreter adamı baştan aşağıya süzerek “Randevunuz var mıydı?” diye sormuştu. Adam başını ‘Hayır’ anlamında sallarken genç kız yüzünü asarak “Randevunuz yoksa görüşemezsiniz” dedi. Genç adam hayal kırıklığı yaşarken geri dönmek zorunda kaldığı için öfkesini gizlemeye çalışıyordu. Randevu almak için çok uğraşmış ama Can bey kabul etmemişti. Son olarak adam emrivaki yapmak için Can’ın ofisine gelmiş ama yine de adama ulaşamamıştı. ‘Başbakana bile daha çabuk ulaşılırdı!’ Diye düşünmüştü.
Songül sesini çıkarmadan arabayı kullanan genç adama bakıyordu. Gözünden akıttığı yaşın izi hala yanağında dururken Soner öfkeyle dişlerini sıkmaya devam ediyordu. Genç kız cevabını almak istediği soruları sormaya cesaret edemiyordu. Bir süre daha ilerledikten sonra Soner’in yüz hatlarının daha da gerginleşmişti. Onun ne düşündüğünü öğrenebilmek için yapamayacağı şey yok gibi hisseden genç kız arabanın aniden durmasıyla sarsılmıştı. Genç adam hala Songül’e bakmamıştı. Sanki aklındakileri daha iyi anlayabilmek için gözlerini kısıyor sonra normale döndürüyordu. Başını arada sağa eğerek bireyler mırıldanıyor sonra yeniden susuyordu. Songül daha fazla dayanamayacağını hissederken araba yeniden hareket etmişti. Sadece birkaç dakika sonra araba yeniden durunca Songül dayanmayarak bağırmaya başlayacaktı ki genç adama arabanın kapısını açarak dışarıya çıkmış ve hiçbir şey söylemeden arabanın önünden dolanarak genç kızın kapısına varmıştı. Songül dikkatle onu izlerken Soner kapısını açarak elini genç kıza uzatmıştı. “Hadi gidiyoruz!” diye kısaca konuşan genç adama merakla bakan Songül sessiz bir şekilde ona itaat etmişti.
Bir süre yürüyen genç çift hala konuşmuyordu. Dakikalar sonra duraksayan Soner bakışlarını karşısında ki manzaraya dikince Songül merakla onun baktığı yöne çevirmişti bakışlarını. Genç kız şaşkın bir şekilde karşısındaki camiye bakıyordu. Songül ilk kez konuşarak genç adama "Bizim burada ne işimiz var?" diye sordu. Soner genç kızın elini bırakmadan yürümeye devam ederek caminin kapısına vardığında duraksamıştı. Kapıdan geçmeden önce derin bir nefes alarak Songül’e dönmüş ve. "Şimdi geliyorum, sakın bir yere kaybolma" demişti. Songül sanki konuşma yeteneğini kaybetmiş gibi hiçbir şey söyleyememişti. Aklı karmakarışıktı. Bir kaç dakika sonra geri dönen genç adam elimdeki türbendi şaşkın genç kızın başına örtmüştü. Gülümseyerek Songül'e bakan Soner "Çok yakıştı, hadi gidelim!" diyerek tekrar elini tuttu ve caminin yanındaki küçük bölmeye doğru ilerleyerek kapısını tıkattı. Kapıyı açan orta yaşlardaki adam dikkate ikiliyi süzüyordu. Soner derin bir nefes alarak " Hoca efendi siz misiniz?" diye sorduğunda adam başını sallamakla yetinmişti. Soner yüzüne yaydığı gülümseme ile adama bakmış ve “Biz evlenmek için geldik, bizim nikahımızı kıyar mısınız?” diye sorduğunda adamın gülümseyen yüzüne karşın Songül duyduğu şey ile adeta donup kalmıştı. Yüzü duyduklarıyla bembeyaz olurken Soner avucunun içinde ki elin gerildiğini hissetmişti.
Songül elini geri çekmek için uğraşmaya başladığında hocanın yüzündeki gülümseme solmaya başlamıştı. “Kızın rızası yok anlaşılan?” diye soran hocanın sözleriyle duraksayan Songül yutkunmadan edememişti. Fark etmeden “Yok, bu benim fikrimdi!” diye söylenirken Soner onun şaşkın haline gülümsemeden edememişti. Hoca rahatladığını belirten bir ifade ile nefesini verirken gülümsemesi yeniden yüzüne yayılmıştı. Soner genç kıza bakarak elini yeniden avucunda sıkmış ve onun da kendisine bakmasını sağlamıştı. Songül’ün bakışlarında ki korkuyu gören genç adam alnını genç kızın alnına dayayarak “Şu çocuğu istiyorsun değil mi?” diye sorduğunda Songül yutkunmadan edememişti. Sanki ses telleri zarar görmüş gibi sesini çıkaramayan genç kız başını sallamakla yetinmişti. Soner rahatlayarak tekrar hocaya dönmüş ve nikahın kıyılmasını istemişti. Adam onları içeriye davet ederken şahit olmaları için birkaç talebesini yanına çağırmıştı. Tam duasına başlayacaktı ki hocanın istediği şey ile iki gençte şaşkın bir şekilde birbirine bakmıştı. “Nikahtan önce resmi belgenizi görebilir miyim?” Songül yutkunarak hocaya bakarken Soner de hocaya “Resmi belge mi, ne resmi belgesi?” dediğinde hoca gözlerini kısarak genç adama bakmıştı. “Sizi evlendirebilmem için resmi nikah belgesini görmem gerekiyor. Eğer resmi belgeniz yoksa dini nikahınızı kıyamam!” dediğinde Soner ağzının içinden söylenerek hızla oturduğu yerde ayağa kalkmıştı.
“Bunun gerekli olduğunu bilmiyorduk, neden resmi nikah kıyılmadan dini nikah kıyılamıyor?” hoca şaşkın bir şekilde ikiliye bakıyordu. Songül de aynı sorunun cevabını deli gibi beklerken çocuk sahibi olamayacağını düşünmeye başlamıştı. Öyle ki Soner ile sadece çocuk için evleneceğine kendisine öyle bir inandırmıştı ki genç adamın her türlü davranışını farkında olmadan kabul ettiğini dahi anlayacak durumda değildi. Derin bir nefes alarak hocaya bakan ikili adamın “Dini nikah kıyılır ancak bazı kişiler sorumluluktan kaçtığı için dini nikahı sadece basit bir uygulama olarak görüyor. Nasılsa hiçbir hükmü yok diye düşünebiliyorlar ama asıl olan nikahın dini nikah oluğunu da anlayamıyorlar. Resmi nikah bir bağlayıcı nitelik olabilir ama dini nikah Allah katında seni eşine bağlar, önemli olan onun katında nikahlı olmandır. Ama kanuna göre resmi nikah belgesi olmayanın nikahını kıyamam!” dediğinde ikilinin gözleri birbirini bulmuştu. Yapacak bir şey kalmıyordu. Soner yüzü düşen genç kızın elinden tutarak onunla birlikte kapıya yönelmişti. Arabaya kadar ikisi de sessizdi. Songül içinden gelen ağlama isteğini bastırmak için uğraşırken Soner’in de buraya kadar gelip eli boş geri dönmesine canı sıkkındı.
Arabaya binen ikili sessizliğini koruyordu. Bir süre sonra Songül yanağından aşağıya akan yaşı saklayabilmek için hızla başını cama doğru çevirmiş ve fark ettirmeden elini saçındaki türbendi çıkarmak için kaldırır gibi yaparak yanağından aşağıya akan yaşı silmişti. Soner derin bir iç çekerek “En kısa sürede baş vuru yaparız!” dediğinde genç kız hızla Soner’e dönmüştü. Yanağında ki yaşı çoktan unutmuş meraklı bakışlarıyla genç adama bakıyordu. Soner onun ıslak yanağını görünce yüzünü asarak elini kaldırıp ıslaklığa dokunmuştu. “Neden ağlıyorsun ki? Bizde önce resmi nikah kıyarız. Zaten bu şekilde olması benim canımı sıkıyordu. Çocuğumun benim olan her şeyden faydalanmasını istiyorum!” dediğinde Songül daha da şaşırarak genç adama bakmıştı. Büyüyen ıslak gözlere gülümseyerek bakan genç adam geri çekilerek tekrar arabayı kullanmaya başlamıştı. Sonunda kendisine gelen Songül Soner’e “Resmi nikah mı kıyacağız? Ama beni tanımıyorsun bile. Sırf babam yüzünden benimle ev…!” Onun sözleri ile arabayı sert bir şekilde durduran genç adam dişlerini sıkarak genç kıza dönmüştü. Sesinin yüksek çıkmasına aldırış etmeyerek “Babanı unut. Neden baban için sana yaklaşayım ki? Bu kadar aciz mi göründüm gözüne. Seninle sen olduğun için, çocuğum için evlenmek istiyor olmama inanman bu kadar zor mu? Yoksa o kılıbık Can ile mi evlenmek isterdin?” Kendi sorusu ile iyice öfkelenen genç adam Songül’ün şaşkınlığının daha da artmasına neden olmuştu.
****
Can evden ayrılarak ofisine gitmişti. Sekreteri patronunu görünce hızla oturduğu yerden ayağa kalkarak konuşmaya başlamıştı. “Efendim istediğiniz gibi size birkaç yardımcı adayı öz geçmişi getirdim. Ayrıca aylardır sizinle görüşmeye çalışan şu firmadan bir adam geldi. Tam olarak emin olmamakla birlikte sanırım firmanın patronuydu gelen!” dediğinde Can tek kaşını kaldırarak sekretere bakmıştı. Gözleri ateş saçıyordu adeta. “Emin olmamakla birlikte mi? Senin emin olmamak gibi bir lüksün yok. Kimin geldiğini firmayı arayarak öğrenin ve emrivakilerden hoşlanmadığımı bildirin. İstedikleri anlaşmanın bize bir faydası yok. Bu yüzden anlaşmayı imzalamak istemediğimi de açık bir şekilde dile getirin. Ayrıca randevu almak için haftaya tekrar arasınlar!” diyerek genç adam sekreteri odasından dışarıya çıkmasını istemişti. Genç kız kapıyı kapattığında patronuna sessizce söylenmeye başlamıştı. Masasına geçtiğinde kendisine söyleneni yapan sekreter ahizeden gelen ses ile duraksamıştı. “Bana şu firmayı bağlayın!” diye konuşan Can genç kızın yeniden tepkisini çekmişti.
Sadece birkaç dakika sonra telefona bakan genç adam sekreterin “Sizinle konuşmak istemiyorlar. Anlaşma için artık size gerek olamadığını söylediler efendim!” diye konuşmasıyla iyice köpüre genç adam telefonu sert bir şekilde kapatmıştı. “Kendileri bilir!” diyerek oturduğu yerden kalmış ve ofisin penceresinden muhteşem deniz manzarasına dalmıştı. Aklına yine Sanem gelince derin bir nefes almak zorunda kalmıştı. Acaba ne yapıyordu? Başını çevirerek masanın üzerinde ki birkaç dosyaya bakmıştı. Ertelemenin bir anlamı yoktu. Yeni bir yardımcı alması şarttı. “Umarım mutlu olur!” diye düşünürken içinin acımasına engel olamamıştı. Başını ofisin camına dayayarak “Belki de senin için doğru olabilecek tek kadını kaybettin!” diye söylenmeye başladığında sözlerinin gerçekliliği ile duraksamıştı. Kendisi ile alay eder gibi konuşmaya devam eden genç adam tüm yaşadıklarını hak ettiğini düşünmeye başlamıştı. Şimdi yeniden hayatını düzene sokması gerekiyordu. Ofisteki telefon yeniden çalmaya başladığı sırada ağır adımlarla masasına yaklaşarak ahizeyi eline almıştı.
“Can bey şu firma sahibi sizinle yeniden randevu talebinde bulundu. Eğer müsaitseniz sizi akşam iş yemeğine davet etmek istediğini söylediler!” derken Can karşı tarafın kararsızlığı ile dişlerini sıkmıştı. Sırf meraktan kabul ederek söyledikleri yere gideceğini söyleyerek telefonu kapatmıştı. Genç adam iş ve toplantılarının yoğunluğundan akşam ki yemeği unutmuştu. Saat epey geç olduğu bir sırada sekreterinin hatırlatmasıyla kendisine gelen genç adam yerinden doğrularak sekreterine ölümcül bakışlar atmaya başlamıştı. “Bu hatırlatmayı daha önce yapman gerekmiyor muydu? Anlaşılan senin iş yapma yeteneğin iyice körelmeye başladı!” dediğinde genç kız korkuyla bakışlarını genç adama dikmişti. İşini kaybetmek istemiyordu. Endişeli bir şekilde “Efendim sizi rahatsız etmemi istememiştiniz!” diye kendisini savunurken Can onu dinlemeden hızla yerinden kalkarak çıkışa yönelmişti. Randevularına kesinlikle geç kalmaktan hoşlanmıyordu. Acele kararlaştırdıkları yere giderken iki saatlik bir gecikme de olsa bir ihtimal firma sahibinin onu beklediğini umut etmeye başlamıştı. Ne de olsa Can değil onlar Can’a muhtaçtı.
Kararlaştırdıkları restorandan içeriye giren genç adam etrafına bakınırken tanıdık bir ses ile irkilmişti. “Bu kadarı da fazla! Neden bu kadar gecikti ki? Umarım makul bir açıklaması vardır. Yoksa onu doğduğuna pişman ederim!” dediğinde Can şaşkın bir şekilde yanında ki adamı azarlayan genç kıza bakmıştı. “Sanem!” genç kız arkasından gelen ses ile duraksamıştı. Genç adamın dakikliğini bilen genç kız belli etmemeye çalıştığı endişesi belirgin bir öfkeye dönüşerek arkasını dönmüş ve Can’ın şaşkın bakışları arasından kendisine diktiği gözlerine bakmıştı. Karşısında sağ salim olan genç adama dikkatle bakmaya başlamıştı. Öfkeli bir şekilde “Küçük beyimiz tenezzül edip gelebilmiş!” dediğinde Can’ın şaşkınlığı daha da artmıştı. Yanında ki adam Sanem’e “Biraz sakin olabilir misin? Buraya iş yapmak için gelmiştik!” dediğinde Can kaşlarını çatarak genç kızın yanında ki adama odaklanmıştı. “Şu firma sahibinin siz olduğunu mu söylemeye çalışıyorsunuz?” Can’ın sesi oldukça soğuk çıkmıştı. Ne yani Sanem’in erkek arkadaşı ile iş birliği yapmasını mı bekliyordular. Bu kadarı da fazlaydı. Kendisini kandırılmış gibi hisseden genç adam Sanem’in sert sesi ile kendisine gelmişti. “Saçmalama Mert! İş yapacaksın diye bizi bu kadar bekletmesine izin veremem. Sen… İki saat geciktin ve bize haber verme zahmetine bile girmedin!” Can Sanem’in alev gibi parlayan gözlerine bakarak kaşlarını çatmıştı. Şimdi bu kız kendisini azarlamaya mı kalkışıyordu. Hem de yabancı bir adamın karşısında.
“İnanın siz olduğunuzu bilseydim buraya hiç gelmezdim!” Can ikiliyi ardına bırakarak kapıya yöneldiğinde Sanem öfkesinin katlandığını hissederek hızla onun önünü kesmişti. “Nereye gittiğini sanıyorsun? Bunca zaman bizi oyalayıp durdun. Projenin ne olduğunu bile bilmediğine eminim. O gökyüzüne değen egon yüzünden bunca vakit kaybettik. Şimdi oturuyor ve Mert’in projesini dinliyorsun!” dediğinde Can da sinirlenmeye başlamıştı. Dişlerini sıkarak “Bu bir emir mi? Kendini bana emir verecek kadar önemli mi görüyorsun?” dediğinde Mert atılarak genç kızın kolunu sıkmıştı. “Yeter artık Sanem, buraya gelmemeliydik. Sana hiç anlatmamalıydım!” dediğinde Can öfkeli bakışlarıyla genç kızın kolunu tutan ele bakmıştı. Bu kız şimdiden onun dengesini alt üst etmişti. “Gidelim artık Sanem!” derken genç kız sert bir şekilde kolunu çekerek sesini yükseltmişti. “Hiçbir yere gitmiyoruz. Kimse benim kardeşimi bu şekilde aşağılayamaz!” dediğinde Can’ın gözleri duyduğu şey ile şaşkınlıktan büyümüştü. Genç adam kekelediğinin bile farkında değildi. “Kar…. Kardeş… mi…?” diye söylendiğinde Sanem ona ters bir şekilde bakarak üzerine yürümüştü. Genç adamın ne kadar şaşkın olduğunun farkında bile değildi. İşaret parmağını Can’ın göğsüne vurarak “Beş yıl boyunca sana hizmet ettim ve şimdi de senin adam akıllı bu projeyi düşünmeni istiyorum. Neden bilmiyorum ama aptal kardeşim bu projenin gerçekleşmesine takmış durumda. O kadar şirket varken senin gibi birinin şirketini seçmiş çalışmak için!” derken kardeşi arkadan Sanem’i uyarır gibi homurdanarak “Bana aptal diyemezsin!” dediğinde Sanem kardeşine ölümcül bir bakış fırlatmıştı. Yutkunan genç adam bakışlarını Can’a döndüğünde Can gülmemek için kendisini zor tutmuştu. Kaç yaşındaydı bu adam? Sanem ne yapmışsa bu genç adamı oldukça korkutmuşa benziyordu.
Can arkasını dönüp kıkırdamak için kendisine fırsat yaratırken Sanem daha da sinirlenerek “Bu kadar yeter, sana bütçeden o parayı ben ayarlayacağım!” dediğinde Can hızla arkasını dönerek genç kıza bakmıştı. Sanem’in bahsettiği meblağ o kadar az bir miktar değildi. O kadar parası varsa neden hizmetçilik yapıyordu bu kız? Derin bir nefes alarak “Peki, tamam şu projeyi dinleyeceğim ama onaylamazsam yatırım yapmayacağım!” dediğinde Mert’in gözleri parlamıştı. “Ah! Çok teşekkür ederim, beğeneceğinize eminim!” dediğinde Can’ın bakışları ateş saçan Sanem’e takılmıştı. Elini alnına koyarak inanmaz bakışlarla genç adama bakıyordu. Gülümseyen Can karşısında ki adamın yaşını yeniden merak etmeden duramamıştı. Bedenen büyük görünse de yaşının çok büyük olmadığı aşikardı. Onun için üzülmeye başlamıştı. Bu yaşta büyük bir işin altına girmek üzereydi. Bu görüşmeye gelmeden önce firma hakkında oldukça araştırma yapmış sadece miras yoluyla iki kardeşe kaldığını öğrenmişti.
İki kardeş…
Bu gerçek genç adamın yüzüne tokat gibi çarparken bakışları hızla genç kıza dönmüştü. Yutkunan genç adam Sanem’in hatırı sayılı bir mirasa konduğu gerçeği ile karşı karşıyaydı. Peki neden kardeşiyle görüşmüyordu. Aklı karmakarışıktı. Ne düşüneceğini bilemiyordu.
Önceden ayırtılan masaya geçerek oturan genç adam ayakta duran ikiliyi süzmeye başlamıştı. Sanem onun dikkatli bakışları karşısında tedirgin olarak yutkunmuştu. Genç adam alıcı gözle bir Sanem’e bir de Mert denen genç adama bakıyordu. “Kaç yaşındasın sen?” Can’ın sorusu karşısında şaşıran genç adam ablasına bakmıştı. Sanem de en az kardeşi kadar şaşkındı. Can neden bu soruyu sormuştu şimdi? Mert fark etmeden Can’a cevap vermişti. “23” Can anlamış gibi başını sallayarak bakışlarını bu kez Sanem’e çevirmişti. “Sen de 25 yaşındaydın, değil mi?” Sanem gözlerini kısarak genç adama bakmıştı. “Bunları neden soruyorsun?” dedi öfkesine hakim olmaya çalışarak. Can iki omzunu umursamaz bir şekilde sallayarak “Sadece bir şeyi merak ediyorum. İki kardeş neden bunca zaman ayrı kaldınız? Ve sen… sen neden varlıklı olmana rağmen benim evimde hizmetçilik yapıyordun?” Mert derin bir iç çekerek ablasına bakmıştı. Sanem gözlerini Can’ın üzerinden ayırmıyordu. Ablası ile Can’ın kesişen gözlerine dikkat çeken genç adam öksürerek dikkat çekmeye çalışmıştı. İstediğini elde ettiği anda tanıdık bir sesle duraksayan genç kızın yüzünün rengi beyaza kesmişti.
Can genç kızın arkasından gelen adama dikkat bir şekilde gözlerini kısarak bakiyordu. Sanem’in tedirgin olduğu yüz ifadesinden belli oluyordu. Can merakla gözlem yapmaya devam ederken adamın izin almaksızın bir kolunu Sanem’in beline dolamasıyla dişlerini sıkmıştı. Bundan hiç hoşlanmamıştı. Sanem yerinde kıpırdarken sanki Can’a kendisini kurtarması için yalvarır gibi bakmıştı. Mert’te öfkeli görünüyordu. Bakışlarını gelen adamın üzerine dikerek “Çek o ellerini ablamın üzerinden!” dediğinde adam genç Mert’e aldırış etmeyerek sırıtmıştı. “Ne oldu küçük beyimiz sert adamı mı oynamaya çalışıyor?” Sanem’in sabrı taşmak üzereydi. Gözlerini kapatıp bir süre sakinleşmeye çalışmıştı. Bu adamın yılışıklığından bıkmış usanmıştı. Can olanları sessizce seyrederken adamın eğilerek genç kızı öpmeye çalıştığını görünce kendisinin bile anlayamadığı bir çeviklikle Sanem’i adamın kollarından kendi kollarının arasına çekmişti. Sanem donmuş bir şekilde Can’ın yüzüne bakarken genç adamın ona dikkat ettiği yoktu. Nitekim şuanda karşısında ki adama öldürecek gibi bakıyordu. “Sakın bir daha ona elini sürmeye kalkma. Parmağının ucu bile değse o parmakları kırarım!” dediğinde Mert karşısında ki adamın ablasını korumaya çalışmasını hayranlıkla izlemişti.
****
Soner Songül’ü bıraktıktan sonra işlerinin başına dönmüştü. Bir yandan işlerini yaparken diğer yandan da evlilik için gerekli belgeleri araştırıyordu. Tüm işlemleri halletmesi için Ali’yle konuşan genç adam yaklaşık iki saat alay konusu olmaktan kurtulamamıştı. Alay konusu olmak umurunda değildi. Biran önce işlemlerin tamamlanmasını umuyordu. Son zamanlarda gerçek amacından şaşmış olduğunun farkında olarak derin bir nefes alırken sona yaklaşmışken dikkatini başka bir yöne vermesi de hoşuna gitmiyordu. Ama elinden bir şey gelmiyordu. Ne yaparsa yapsın Songül’ü düşünmekten kendisini alamıyordu. Derin bir iç çekerken yüzüne oluşan gülümseme aklına gelen şey ile solmaya başlamıştı. Türkiye de fazla kalamayabilirdi. İşleri biter bitmez yurtdışına geri dönmeliydi. Belki de artık ülkeye temelli dönüş yapmalıydı ama sonu belli olmaya bir şey için düzenini bozamazdı.
Songül küçük salonunda ki kanepede ayaklarını uzatmış bir şekilde film seyrediyordu. Soner’in söylediği sözler aklına geldikçe heyecandan titreyen genç kız neden bu şekilde hissettiğine anlam veremiyordu. Yüzüne yerleşen gülümseme ile kanepeye iyice yerleşen Songül hissettiklerini neye yoracağına karar vermeye çalışırken çalan kapı zili ile hızla yerinden doğrulmuştu.
Kapıya gittiğinde karşısında görmek istediği tek kişinin Soner olmasını dilediğini fark edince yerinde duraksamıştı. Başını iki yana sallayan genç kız daha tam olarak tanımadığı bu adamdan haddinden fazla etkilendiğini kabul edince derin bir nefes almıştı. Kapı aralığından bakan genç kız şaşkınlıkla kapıda ki kişiye bakmıştı. Kapının zincirini açmadan kapayan genç kız kısa bir an eli kapı kolunda açıp açmamakta kararsız kalmıştı. “Lütfen!” diyen cılız sesin karşısında dayanamayan genç kız kapıyı bu kez tam anlamıyla açarak kendisine üzgün bakan gözlere odaklanmıştı.
“Evin yolunu mu şaşırdın? Bu saatte burada ne arıyorsun?” dediğinde Defne küçükken yaptığı gibi dudaklarını büzerek Songül’e bakmıştı. “Evde tek başıma kalmak istemedim! Gidecek başka bir yerim yoktu!” dediğinde Songül gözlerini kısarak kardeşine bakmıştı. Hiçbir şey söylemeden kenara çekilen genç kız Defne’nin içeriye girmesine izin vermişti. Saat on’a geliyordu. Derin bir iç çekerek kapıyı yeninde kapatan Songül bu kadar kolay onunla iletişim kurmanın ne kadar doğru olduğunu düşünmeden edememişti. Defne ofisi geçerek ablasının küçük dairesine girerken gülümsemeden edememişti. “Çok güzel bir evin var!” Songül kardeşinin bu sözlerine karşılık verememişti. Onun küçük salonun ortasında durarak etrafına bakmasını izledi bir süre. Odanın ortasında odayı ikiye bölen alçak bir duvar vardı. Duvarın arkasına geçerek kanepeye oturan genç kız ablasının cesaretine hayran kalmıştı. Kendisi asla tek başına bir hayata atılamayacağını düşünürken şuanda evli ve kendi evinin kadını olmayı öğreniyordu. Aslında o kadar fazla uğraşmasına da gerek olmadığını çok geçmeden anlayacaktı.
“Buraya neden geldin? Kenan burada olduğunu biliyor mu?” Songül’ün sorusu ile gerilen genç kız başını iki yana sallayarak ablasına bakmıştı. “O tur için şehir dışına çıktı. İki gün içinde dönecek. Ben evde yalnız kalmak istemedim!” derken eli istem dışı karnına gitmişti. Göbeği daha belirgin olan kardeşine bakan genç kız anlamayan bakışlarla kardeşine bakmış ve “Annem ile babam!” diye sorunca Defne bakışlarını kaçırarak “Malikâneden ayrıldık, şuanda kendi evimizde kalıyoruz. Küçük bir yer ama çok sevimli!” dediğinde Songül şaşkın gözlerle kız kardeşine bakmıştı. “Sen… Sen gerçekten evden ayrıldın mı?” Onun sözleri gerçekten genç kıza inanılmaz gelmişti. Küçük kardeşi basit bir evde yaşayacaktı. Bu inanılır gibi gelmiyordu. Defne sadece gülümseyerek başını sallamıştı. Aklına gelen şeyle gülmekten kendisini alamayan genç kız Songül’ün de dikkatini çekmişti. “Sen neye gülüyorsun?” Defne başını iki yana sallayarak “Yüz ifaden çok komik. Aslında aklına evde iş yapmaya çalışırken verdiğim zarara gülüyordum. Sanırım alışana kadar oldukça pahalıya patlayacağım!” Songül kaşlarını çatarak kardeşine bakmıştı. “Sen bu halinle iş mi yapıyorsun?” Defne ablasının yine korumacı yönünün dışarıya çıktığını görerek gülümsemişti. “Hizmetli tutacak kadar paramızın olduğunu sanmıyorum. Şimdilik idare ediyoruz. Kenan…” Kocasının adı geçince hata yapmış gibi susan genç kız bakışlarını kaçırmıştı. Songül onun rahatsızlığını anlayarak derin bir iç çekip kardeşinin karşısında ki pufa geçerek oturmuştu.
“Sorun değil, rahat konuş. Aslında Kenan artık umurumda bile değil. Dediğin gibi onu evden kaçış bileti olarak görüyordum!” dediğinde Defne ablasına üzgün gözlerle bakmıştı. “Özür dilerim, böyle olacağını tahmin edememiştim. Sadece beni fark etmeni sağlamak istemiştim!” Songül onun açık sözüne karşılık duraksamıştı. Kapı zilinin yeniden çalmasıyla duraksayan genç kız meraklı gözleri ile kapıya bakmıştı. “Misafirin olduğunu bilmiyordum, ben haber vermeden geldim. Seni arasaydım istemeyeceğinden korktum!” Songül başını iki yana sallayarak “Misafir beklemiyorum, ama umarım Kenan değildir!” dediğinde Defne ablasına şaşkın bir şekilde bakmıştı. “Kenan şehir dışında, onun olmasına imkan yok!”
Songül kapıyı açtığında kendisine gülümseyerek bakan Soner’i görünce derin bir iç çekerek “Zamanlama muhteşem, bu saatte burada ne işin var?” diye sorduğunda Soner izin almaya gerek görmeden kapıdan içeriye girmişti. Konuşarak salona girince Defne’yi görmesiyle susmuş ve bedenini kaplayan öfkeyle dişlerini sıkmıştı. Defne şaşkın bir şekilde Soner’e bakarken Songül ilk kez onun bakışlarından rahatsız olmuştu. Daha önce Kenan’a bakmasını önemsemediği kardeşinin Soner’e bakmasından rahatsız olmasına da anlam verememişti. Soner dik bakışlarını Defne’ye dikerek “Onun burada ne aradığını açıklayabilecek misin?” Soner’in sözleri ile gerilen Defne ablasına bakmıştı. Songül kardeşinin yanına geçerek “Bu soruyu sana sormam lazım aslında. Bu saatte evimde erkek görmekten hoşlanmıyorum. Şimdi neden gelmeden önce haber vermediğini söyleyecek misin?” Soner gergin bir şekilde Songül’e bakmıştı. “Önce benim soruma cevap ver, bende senin soruna cevap vereyim!”
“Abla bu adam kim?” Abla mı? Songül şaşkın bir şekilde kardeşine bakmıştı. Yıllardır kardeşi kendisine abla dememişti. Genelde hep adıyla seslenirdi. Soner onun sorusu ile dişlerini sıkarken Songül gülümseyerek Soner’e bakmıştı. “Kardeşimin burada olmasında bir gariplik yok!” derken Soner daha fazla dayanamayarak “Kardeş mi? Hangi kardeş onun yaptığını yapar?” Defne hızla ayağa kalkarak kapıya yönelmişti ki Songül “Sen küçük hanım orada kalıyorsun? Sakın o kapıyı açıp çıkma!” dediğinde Defne yanağından aşağıya akan yaşı gizlice silmeye çalışmıştı. Songül’ün sesi daha da öfkeli çıkarak “Ve sen… Senin hayatım hakkında yorum yapmaya hakkın yok. O benim kardeşim. Yanlış yapması önemli değil ve sen… benim yanımda olmaya kararlıysan ona alışsan iyi edersin.” Defne şaşkın bir şekilde ablasına döndüğünde Soner dişlerini sıkmaktan çenesinin ağrısını hissetmeye başlamıştı.
“Neden seni üzmelerine izin veriyorsun? Seni üzmelerine dayanamıyorum! Neden anlamıyorsun, gözünden akan tek bir damlanın bana neler yaptıracağının farkında bile değilsin değil mi? ” dediğinde Songül sarsılarak bir adım geri gitmişti. Defne ablasının bayılacağını düşünerek hızla yanına giderken Songül yutkunarak genç adamın gözlerine bakıyordu. Soner sonradan itirafını fark ederek dehşete düşmüştü. Karşısında küçücük duran kızın kendisini nasıl da ele geçirdiğini fark ederek dehşetle geriye doğru sendeledi.
“Nefes al… Abla derin nefes al!” diye uyarıda bulunan Defne korkmaya başlamıştı. Soner ise onun bakışlarından kaçar gibi başını çevirerek hızla kapıya doğru ilerleyip evden ayrılmıştı. Defne ablasının şaşkınlığının gitmesi için sabırla beklerken tanık olduğu şeye hala inanamıyordu. O adam kesinlikle Kenan’dan çok farklıydı. Ablası kocasıyla birlikteyken bile bu kadar etkilenmemişti. Kenan’ın ablasına uygun olmadığını her zaman düşünmesine rağmen az önce kapıdan çıkıp giden adamın ablasına verdiği önem karşısında onunda Songül gibi dili tutulmuştu. Histerik bir kahkaha atarak gülme krizine girmeye aday olan genç kız ablasının bakışlarını da üzerine çekmişti. Kardeşine potansiyel bir deli gibi bakan Songül onun gülmekten akan gözyaşlarına bakıyordu.
“Bu çok mu komikti?” Defne sakinleşemiyordu. Songül ise onun hala neden güldüğüne anlam vermeye çalışıyordu. Bilinçsiz bir şekilde kanepeye çökerken Defne son anda kendisini durdurmayı başararak “Bu adam sana aşık!” dedi. Songül onun duymamış gibi yaparken Defne devam etmişti. “Ve sen… Sende ondan hoşlanıyorsun!” İşte şimdi Songül’ün dikkatini çekmeyi başaran genç kadın onun hızla ayağa kalkarak “Ondan nasıl hoşlanabilirim, onu tanımıyorum bile? Sadece işyerini ve adını biliyorum. Adamın soyadını bile bilmiyorum!” Defne ona anlayışla bakarken “Bu senin ondan hoşlanmayacağın anlamına gelmez. Bu anlıktır abla. O adamın bana öldürecek gibi bakması bile seni korumaya çalıştığının bir kanıtıdır. Bu kez mutlu olacağına eminim!” Defne’nin sözlerinden sonra duraksayan genç kız başını öne eğerek “Onunla evleneceğim!” dedi.
Soner evden ayrıldığında öfkeliydi. Ama en çok öfkesi kendisineydi. Nasıl olup da duygularını bu kadar açık ettiğini anlayamıyordu. Derin bir iç çekerken hala sakinleşebilmiş değildi. Onun çıkışından sonra Songül kardeşini kendi yatağına yatırarak kendisi de kanepeye geçmişti. Başını iki elinin arasına alarak yüzünü ovalamaya başlamıştı. Yaşadığına hala inanamıyordu. Yeniden kandırılmak istemiyordu. İkinci bir sarsıntıyı atlatamayacağını biliyor ve ikinci bir darbe almamak için kendisini sakınıyordu. “Bunu yapamam, yeniden güvenemem!” Genç kız aklını toparlamaya çalışırken çalan telefon ile kendisine gelmişti. Arayan kişiyi görünce yüz asılan genç kız telefona bıkkın bir ses tonuyla cevap vererek “Ne istiyorsun?” diye sorduğunda karşıdan gelen telaşlı ses karşısında duraksamıştı.
Sadece bir saat sonra kapısının kapı zilinin yeniden çalmasıyla yerinden doğrularak kapıya yönelmişti. Bu kez kimin geldiğini bildiği için içinde heyecandan eser yoktu. Kapıyı açtıktan sonra endişeli iki gözün sahibine “İçeri de!” diyerek kenara çekilmişti. Hızla küçük daireye giren adam yatakta uyuyan kadının yanına giderek derin bir nefes almıştı. Kenan şehir dışına çıktığı için evde yalnız kalan Defne’yi düşünmeden edememişti. Önce genç kadının cep telefonunu aramış ama yanıt alamayınca evini arayarak ona ulaşmaya çalışmıştı. Uzun uğraşlarının sonucunda tüm aramalarına yanıt alamayınca endişesi artarak geri dönmüş ama karsını evde bulamayınca aklına gelen her yere bakmıştı. Gözünün önüne onun yeniden bir yerlerde bayıldığı an gelmişti. Çıldırmak üzereyken aklına gelen son yer Songül olmuştu. Bir umut onu arayarak Defne’yi sorduğunda aldığı cevap karşısında hayatında hiç olmadığı kadar rahatladığını hissetmişti. Şuanda tam karşısında yatakta bir eli karnında masum bir şekilde uyuyan karısı yüzünden neredeyse aklını kaçıracaktı.
Songül duvara yaslanmış bir şekilde Kenan’ın yatağa yaklaşmasını izliyordu. Genç kız onun endişesi karşısında mutlu olmuştu. İçinde ki son kuşku da yok olmuştu. Kenan kardeşine ve yeğenine iyi bakacaktı. Bundan artık emindi. Tek sorun ikilinin geçmişi aşabilmelerinde kalıyordu. Kardeşine hayranlıkla baktığının bile farkında olmayan Kenan’ı izlemek genç kızı gülümsetmişti. Boğazını temizleyerek “Bir şey içmek ister misin?” diye sorduğunda Kenan nerede olduğunu anlayarak hızla Songül’e dönmüştü. “Ben… gerçekten seni rahatsız etmek istemezdim ama ona ulaşamayınca kimi arayacağımı bilemedim. Geçen gün yolda bayılmıştı!” Songül son duyduğu ile gözlerini büyüterek yatağa bakmıştı. “Onun yalnız kalmaması gerek. En azından son aylarında! İşlerini ayarlayamaz mısın?” Kenan genç kızı onaylarken Soner kapıda pusu kurmuş genç kızın evini gözetliyordu. Dışarıda ki kişiden habersiz Songül ise kardeşinin uyuyan bedenine bakarak kocası ile onun hakkında yapabilecekleri bir konuşmaya dalmıştı. Sanki hiçbir şey yaşanmamış, her şey normalmiş gibi sabah olacaklardan habersiz bir şekilde derin bir sohbete dalmışlardı.
*****************