Defne gülümseyerek vitrinlere bakarken arkasından gelen sesle irkilmişti. Eski arkadaş grubu tam karşısındaydı. Defne hafif gülümseyerek arkadaşlarına bakmış tam konuşmaya başlayacağı sırada arkadaş dediği gruptan biri “Bakın burada kim varmış?” diye konuştu. Defne derin bir nefes alarak “Nasılsınız arkadaşlar?” diye sordu. Konuşan kişi devam ederek genç kıza yaklaşmış ve baştan aşağıya genç kızı süzmüştü. “Hamile olduğunu duymuştuk ama buna ihtimal verememiştik. Meğer bizim ahlak kraliçemiz bu şekilde evlenmeyi planlıyormuş. Söylesene o kadar kişinin kalbini kırdıktan sonra bu şekilde bir hayata devam etmek nasıl bir duygu.” Defne gelen soruyla donakalmıştı. Yutkunan genç kız gruptaki diğer arkadaşlarından birinin daha kendisine yaklaşmasını sis perdesi ardında izlemişti.
“Bizim göster ama elletme kızımız o kadar da masum değilmiş anlaşılan. Ablasının nişanlısını koynuna aldığına göre!” Defne bayılacak gibi hissediyordu. Bunca yıl arkadaş dediklerinin onun hakkında ki gerçek düşüncelerini öğrenmek genç kız için sarsıcı olmuştu. “Ben size ne yaptım?” dedi farkında olmadan. Kızlardan biri daha öne çıkarak diğer erkeklere aldırış etmemiş ve Defne’nin göğsüne elini vurarak “Sen ne mi yaptın? Senin sürekli masum gibi davranarak erkeklerin dikkatini çekmenden bıkmıştık. Bizim sevdiklerimiz bile senin peşinde dolanıyordu. Senin ulaşılması gereken bir ödül olduğunu düşünüp duruyorlardı. Senin yüzünden asla bir erkeğe güvenemedik. Biliyor musun eğlenip onlarla konuşuyor ama onları tatmin etmiyor oluşun onları daha çok sana çekiyordu. Bu kez taktiğin işe yaramamış anlaşılan. Sanırım prenseste hata yapıyormuş. Bu hale düştüğüne göre!”
Defne nefes alamadığını hissediyordu. Gözleri kararmaya başladığında etrafında ki sesler kulaklarında uğulduyordu. Derin bir nefes alırken diğerleri acımasız sözlerine devam ediyordu. Yanağından aşağıya akan yaşlarını silmeye bile tenezzül etmezken yaptığı tek hatanı hayatını bu denli olumsuz etkilemesi ona haksızlık gibi geliyordu. Her zaman kendisini kocasına saklamak istemişti. Nitekim hatalı olan bu evlilikte bile istediği olmuştu. En azından hayatındaki tek adamla evlenmişti. Ne düşüneceğini bilmez bir haldeyken gözlerini araladığında bakışları beyaz bir tavana dikilmişti. Buraya nasıl gelmişti. Telaşla eli karnına giderken bir ses “Bebek iyi, korkma!” dedi. Bu sesin sahibini tanımıyordu. Bakışları yabancı olan adama doğru kayarken iyice tedirgin olmuştu. Ürkek bakışlarını kaçırarak “Bana ne oldu? Siz kimsiniz?” diye sordu. Otuzlarına yakın olan genç adam yerinden doğrularak “Arkadaş seçiminde çok kötüsün!” dedi. “Üzerine bu kadar gelmelerini sağlayacak ne yaptın?” diye sorduğunda genç kadın dalga geçer gibi gülümsemeye başlamıştı. Asıl kendisiyle dalga geçiyordu bunca zaman nasılda aptal gibi davrana bilmişti? Elini karnına dolaştırarak “Teşekkürler bebeğim!” dediğinde hastane kapısı sert bir şekilde açılmıştı.
Kenan haberi alır almaz işini bırakarak endişeli bir şekilde hastaneye koşmuştu. Kalbi korkudan deli gibi atıyordu. Karısını tek başına göndermemesi gerektiğini hissetse de Defne’nin stres olmasını istememişti. Şimdi ise bu kararından oldukça pişmandı. Keşke onunla kendisi alışverişe gitseydi. Defne kapıdan içeriye giren kocasına bakarken yüzünde ki endişeye şaşkınlıkla bakakalmıştı. Hızla yatağa yaklaşarak ellerini karısının yüzüne koyarak “Ne oldu, sen iyisin değil mi?” diye sorunca Defne kısa çaplı şaşkınlığı şok dalgalarına ulaştığının farkında olmadan sadece basit bir şekilde başını sallamıştı. O sırada arkadan gelen öksürük sesi ile kendisine gelen Kenan, o ana kadar odada yabancı biri olduğunu fark etmemişti bile. “Sende kimsin?” diye soran Kenan Defne’nin yanında neden yabancı bir adamın olduğunu anlamaya çalışıyordu. Yabancı adam başını yataktan Kenan’ın yüzüne çevirerek “Karınız bayıldığında oradan geçiyordum!” dedi. Kenan derin bir nefes alarak “Onu getirdiğiniz için teşekkür ederim!” dedi. Defne ne olduğunu anlayamıyordu. Kenan’ın neden bu kadar ilgili olduğuna anlam veremese de kadınsı bir tarafı kocasının kendisine sahip çıkışıyla rahatlamıştı.
Yabancı adam artık bu odada işinin kalmadığını düşünerek izin istemiş ve kapıya yönelmişti. Tam kapıdan çıkacağı sırada duraksayarak Kenan’a “Karının arkadaş tercihlerine dikkat etmesini sağla. O tür arkadaşlar kimseye hayır getirmez. Bu gün seni orada bırakıp gittiklerine inanamadım!” dediğinde Kenan gözlerini büyüterek karısına bakmıştı. “Ne arkadaşı?” Defne dudaklarını kemirirken ne cevap vereceğini düşünmeye başlamıştı. Adam çıkıp giderken Kenan hala soru dolu bakışlarıyla karısının yüzüne bakıyordu. “Sana ne arkadaşı diye sordum?” diye sesini biraz yükseltmişti. Defne çekinerek “Eski arkadaşlarımdan birkaç kişiye rastladım!” dedi kısa bir şekilde. Kenan dişlerini sıkarak “Senin bu halde olmana sebep onlar mı?” diye bu kez sesini iyice yükselterek bağırmıştı. Defne yerinde sıçrarken Kenan bir eli öfkeyle saçını kavrarken bu olaya kendisinin neden olmuş olabileceği düşüncesi ile daha da çileden çıkıyordu. “Sana ne söylediler?” Defne ağlamak istiyordu. Bu şekilde sorguya çekilmek genç kadını derinden yaralarken Kenan karısının üzüldüğünü fark ederek sorularını sormayı bırakmış ve yatağa yaklaşarak genç kızın yüzünü iki elinin arasına almıştı. Bakışları karısının gözleri ile karşılaşırken Kenan içten bir sesle “Ne söyledilerse onları boş ver, beni anlıyorsun değil mi? Hiçbir şey sen ve bebekten daha önemli değil!” Defne bu kez gözyaşlarını tutamamıştı. Kenan’a sarılmak istiyor ama buna cesaret edemiyordu. Hala onunda kendisi kadar bu durum karşısında suçlu olduğunu düşünüyordu.
Soner Can’ı büyük evin kapısından içeriye sokmaya çalışırken Songül evin ışığını yakarak Sanem’e seslenmişti. Can kıkırdayarak “Sanem yok, o bu evden ayrıldı!” dediğinde Songül şaşkın bir şekilde arkadaşına bakmıştı. “Ne demek ayrıldı? Yoksa sen bu yüzden mi bu haldesin?” dediğinde Can sanki yanlış bir şey yapmış çocuk gibi genç kıza bakarak bakışlarını devirmişti. “Ben sana söyledim, yalnız hissettiğim ve içtim, ne var bunda?” dedi dili dolanarak. Soner genç adamın sözleri ile gülümsemeden edememişti. Can’ı odasına doğru çıkarırken Songül hala Soner’in neden burada olduğunu kavramaya çalışıyordu. Yatağına zorlukla yatırılan genç adama bakan Soner, küçük bir çocuk gibi davranan Can’ı izleyerek eğlenmeye başlamıştı. Songül arkadaşını ayakkabılarını çıkarırken Soner bir şey söylememişti. Ama genç kız Can’ın rahat bir şekilde yatamadığını görerek kazağını çıkarmak istemiş ama Soner tarafından “Sen dışarı çık ben hallederim!” sözleri ile duraksamıştı. Soner’e gözlerini kısarak bakan genç kız onun neden bu şekilde davrandığını anlamaya çalışıyordu. Can’ın yanına iyice yaklaşan genç adam Songül’e ikinci bir uyarı yaparak dışarıya çıkmasını istemişti. Nasıl bir kız bekar bir adamın kıyafetlerini çıkarmaya çalışırdı ki? Songül denileni yaparak dışarıya çıktığında Soner dişlerini sıkarak uykuya dalmak üzere olan Can’a bakarak “Umarım rakibim değilsin dostum, yoksa sana acımayacağımı bilmelisin!” dedi. Odadan çıkarken Can huzursuz bir şekilde uykuya dalmıştı.
Songül salonda oturmuş Soner’in aşağıya inmesini bekliyordu. Merdivenlerden gelen seslere bakışlarını çeviren genç kız Soner ile göz göze gelince duraksamıştı. Onun bakışlarına aldırış etmeyen Soner, yanına giderek genç kızın yanına oturmuştu. Kendi evi gibi rahat davranarak koltuğun arkasına doğru yaslanarak başını geri atıp gözlerini kapamıştı. Songül daha fazla dayanamayarak hızla yerinden kalkıp sesinin tonuna aldırış etmeden “Söylesene benimle derdin ne? Tamam, sana bir teklif yapmış olabilirim ama bu her zaman benim peşimde olman gerektiği anlamına gelmiyor. Anlaşma yapacaktık. Seni değil sadece çocuk sahibi olmak istiyorum. Bilmem farkında mısın ama babasının kim olduğu ile ilgilenmiyorum.” Dediği anda öfkeli bir çift bakışın gözlerine dikildiğini ve aynı öfkeyle kollarının sıkıca kavrandığını hissetmişti. “Sakın! Sakın bir daha aynı şeyleri söyleme. Bir adamla bu şekilde konuşmamalısın güzelim. Sen… Bir çocuk sahibi olacaksın ve babası ben olacağım. Başlangıçta tereddütlüydüm ama sonra düşününce ben de baba olmak istediğime karar verdim. Sonuçta soyumun devam etmesi gerekiyor değil mi? Neden annesi sen olmayasın ki? Anladığım kadarıyla zeki bir kızsın!” dediğinde Songül öfkeyle kollarını genç adamın kıskacından kurtarmıştı.
“Kendinden o kadar emin olma! Başıma bela olacaksan bu işi unutsan iyi edersin. Soyunu devam ettirecek başka damızlık bul. Bir şeyleri çözmeye çalışmaktan bıktım artık. Sana son kez söylüyorum. Babama ulaşmak için beni kullanamayacaksın. Eğer düşüncen buysa unut gitsin!” Soner iyice çileden çıkmış bir şekilde sesinin tonunu ayarlamaya çalışıyordu. “Dikkatini çekmek isterim güzelim. Burada babandan bahsetmiyoruz. Ayrıca senin baban o kadar çok hata yapıyor ki sana gerek yok onu mahvetmek için!” Soner’in sözleri bu kez genç kızı çileden çıkarmıştı. Ne kadar kötü olursa olsun o adam babasıydı ve yabancı birinin onu bu şekilde aşağılamasına katlanamıyordu. “Yeter artık, babam hakkında düzgün konuş!” dedi. Soner alaycı bir şekilde karşısında ki kıza gülümseyerek “Baba mı? Sen o adama hala baba mı diyorsun? Belki de düşündüğüm kadar zeki değilsindir. Bunca şeyden sonra hala onu savunabiliyorsun!” Dişlerini sıkan genç adam inanamıyormuş gibi genç kıza bakıyordu. Onun bu kadar saf olmasına dayanamıyordu. Derin derin nefes alarak “Seni evine bıraksam iyi olacak!” dedi. Songül ise tek kaşını kaldırarak “Ben eve gitmeyeceğim, bu akşam burada kalacağım!” dedi. Soner iyice öfkelendiğini hissediyordu. “Bu kadarı da fazla artık, bu evde kalamazsın. Bekar bir adamın evinde kalmayı nasıl düşünüyorsun sen? Sende hiç mi akıl yok?”
Soner içinde biriken öfkeyi bastırmakta zorlanıyordu. Nende bu şekilde tepki verdiğini anlayamasa da Songül’ün bu evde Can ile yalnız kalmasına razı olamazdı. Aynı dik başlılıkla Songül konuşmaya başlamıştı. “Nerede kalacağımı sana soracak değilim?” dediğinde Soner tehditkar bir şekilde ona yaklaşarak “Yanılıyorsun hayatım. Benimle evleneceğini unutma. Bu da senin üzerinde her türlü hakka sahip olmama neden oluyor. Buna alışsan iyi edersin. Ben mezhebi geniş bir adam değilim. Evleneceğim kadının, hele ki çocuğumun annesini bekar bir adamın evinde kalmasına izin veremem.” Dediğinde Songül kısa çaplı bir şok yaşamıştı. Bu adam neden bahsediyordu böyle. Aklı iyice karışan Songül nasıl tepki vereceğini artık kestiremiyordu. Ama son birkaç şey daha söylemek üzereyken Soner’in telefonun çalmasıyla yeniden eski mazisine geri dönmüştü. Yine nasıl olduğunu anlamadığı o dili konuşmaya başlayan genç adama şaşkınlıkla bakmaya başlayınca Soner ona dönerek duraksamıştı. Gözlerini kısarak “Sen… Sen benim ne konuştuğumu anlıyorsun!” dedi.
--------------
18. Bölüm
…Soner ona dönerek duraksamıştı. Gözlerini kısarak “Sen… Sen benim ne konuştuğumu anlıyorsun!” dedi. Songül ne cevap vereceğini bilememişti. Yutkunarak arkasını dönmüş ve “Artık gitmek istiyorum!” dedi. Onun odadan kaçar gibi çıkışının ardından Soner hızla peşine takılarak kapıdan çıkmasını engellemişti. “Hayır, bana bir cevap vereceksin. Benim ne söylediğimi anladın!” dedi ısrar ederek. Bakışlarını genç adamın gözlerine diken Songül imalı bir şekilde gülümseyerek “Anlıyorsam ne olmuş, yanılmıyorsam bu dili sadece senin bileceğin yönünde bir kural yoktu. Ne oldu, yoksa banim hakkımda olan düşüncelerini öğrenmem mi zoruna gitti!” Soner genç kızın sözleri karşısında duraksamıştı. Songül ise kendisini aptal durumuna düşürmeden bu işten sıyrılmayı başarmaya çalışıyordu. Soner’e verebilecek bir cevabı yoktu. Konuştuğu dili nasıl anladığını kendisi bile bilemezken ona ne söyleyebilirdi ki?
Dış kapıdan çıkan ikili arabaya kadar sessiz bir şekilde ilerlemişti. Soner kapıyı açarken Songül itirazsız onun açtığı kapıdan içeriye girmişti. Aklı Can’da kalacaktı ama yapacak bir şey yoktu. Şimdilik Soner ile gidecek ve tekrar geri dönecekti. Arabanın çalışmasıyla sessizliğini bozan yine Soner olmuştu. “Özür dilerim!” Songül genç adamın sözleri ile ona bakmıştı. Tek kaşını kaldırarak Soner’e bakarken Soner devam etmişti. “Az önce senin üzerine çok geldim, özür dilerim. Ama inan seni takip etmemiştim. Bu kez gerçekten tamamen tesadüftü karşılaşmamız.” Songül hiçbir şey söylemeden başını yeniden önüne çevirerek akıp giden yolu izlemeye başlamıştı. Onun sessizliği Soner’in canını sıksa da şimdilik daha fazla kızın üzerine gitmemeye karar vermişti.
Genç adam arabayı durdurduğunda şaşkınlığını gidermek için “Neden buraya geldik?” diye sordu. Öyle ki Songül’ün işyerinin önüne park ettiği arabasında yan dönerek genç kıza bakmaya başlamıştı. Songül anlamamış gibi genç adama bakarak “Burası benim evim, başka nereye gitmemi düşünüyordun?” diye sorunca Soner’in şaşkınlığı daha da artmıştı. “Sen ofiste mi kalıyorsun?” diye sorunca Songül kendisini tutamayarak gülmüştü. “Neden kalamaz mıyım?” Soner dişlerini sıkarak genç kızın gidecek bir evi olmayışını düşünmüştü. Songül onun aklındakileri okumuş gibi “Ofisin üstünde küçük bir dairem var, orada kalıyorum!” dedi. Soner’in rahatlayışı gözle görülür bir şekilde belirgindi. Songül karşısında ki garip adama bakarken gülümsemekten kendisini alamamıştı. Bu zamana kadar Can hariç kendisinin üzerine bu kadar düşen başka bir erkek olmamıştı. Kenan ile birlikteyken bile onun kendisine karşısında ki adam kadar önem vermediğini acı bir şekilde hatırlamıştı. Derin bir nefes alarak “Sen artık gidebilirsin!” dedi ve arabanın kapsısını açarak ofisine doğru ilerlemeye başladı. Arkasından onu izleyen genç adama geri dönüp bakmak istese de bunu yapmamıştı. Kapıdan içeriye girip arkasına yaslandığında genç adamın arabasının sesini duymuştu. Arabanın iyice uzaklaştığını anlayınca da yeniden dışarıya çıkarak çevirdiği ilk taksi ile Can’ın evine doğru ilerlemeye başlamıştı.
Defne eve geldiğinde ilk yattığı odada dinleniyordu. Aklında hala Kenan’ın sözleri vardı. İlk kez gerçekten değer gördüğünü hisseden genç kadın anne babasının aşırı düşkünlüğüne rağmen sevildiği yönünde asla içinde bir his oluşmamıştı. Onlar için sadece etrafta gösterebilecekleri vitrin güzelleriydi. Ablasının kendisinden daha zeki olduğunu bilmelerine rağmen ondan saklanan ilgi kendisine gösterilmişti. Kapının tıklatılmasıyla bakışları kapıya yönelen genç kız Kenan’ın elinde yemek ile odasına girdiğini görmüştü. Yatakta doğrularak “Bu saatte yememi beklemiyorsun değil mi?” diye sorunca kocasının çatılan kaşlarıyla karşılaşmıştı. “İki canlı olduğunu unutuyorsun galiba? Ayrıca bu gün yemek yediğini de sanmıyorum!” dedi. Defne derin bir iç çekerek tartışamayacağı kadar yorgun hissettiği için “Peki!” demişti. Kenan onun isteklerine boyun eğmesi karşısında gülümsemesini saklamak istese de başarılı olamamıştı. İnatçı olduğunu biliyordu. Ablasından kardeşinin inatlarını çok dinlemişti. Aklına Songül gelince onu düşünecek zamanının olmayışına şaşırmıştı.
Yemeğini yemeye başlayan karısını kısa bir süre izledikten sonra odadan çıkan genç adamın içi hiç rahat değildi. Karısının arkadaşlarından önceden de hoşlanmazdı ama onları tekrar görme ihtimalini de göz ardı edemezdi. Bunun için ne yapması gerektiğini bilmiyordu. Özellikle Defne’nin hamileliğinin tehlikeli olduğu bu zamanda tekrar kötüleşmesine izin veremezdi. Tekrar karısının odasına çıkarak “Benim az işim var, sen uyu!” dedi ve onun bir şey söylemesine fırsat vermeden hızla odadan ayrıldı. Defne şaşkın bir şekilde kapıya bakarken gözleri az ilerdeki saate kaymıştı. Neredeyse gece yarısı olacaktı. Dişlerini sıkarak önünde ki tabağı kenara bırakmıştı. Neden öfkelendiğini bile bilmiyordu ama kocasının bu saatte dışarıya çıkmasından hoşlanmamıştı. Yatağından kalkarak aşağıya inmiş ve mutfağa geçerek elindeki tabağı yerine bırakmak istemişti. Mutfağa girer girmez etrafın dağınıklığı ile duraksayan genç kadın derin bir iç çekerek “Sanırım buna alışmam gerekiyor!”diyerek etrafı toparlamaya başlamıştı. Asla dağınıklığa dayanamazdı. İlk kez yapsa da etrafı olabildiğince toparlamaya çalışmıştı. Ömründe bulaşık yıkamayan genç kadın temiz olmasına uğraştığı tabaklarla bol su harcamıştı. Üstü başı ıslanan genç kız sonuçtan memnun bir şekilde ellerini çarparken yaklaşık bir saattir birkaç tabağı yıkadığını anlayınca sevindi kursağında kalmıştı. “Çok beceriksizim!” diyerek yüzünü asmış ve odasına dönmeye karar verdiği bir sırada dış kapıdan gelen tıkırtılar ile duraksamıştı. Ne halde olduğunu unutarak kapıdan içeriye giren Kenan ile göz göze gelmişti.
Kenan karşısında üstü başı su içinde olan karısına gözlerini dikerek bakıyordu. Defne ise onun bakışından rahatsız olarak “Neden bana o şekilde bakıyorsun?” diye sorduğunda genç adam merakına yenik düşerek “Ne oldu, musluk mu bozuldu?” diye sordu. Defne başta onun neden bahsettiğini anlayamadığı için duraksamış sonra eli kazağında ki ıslaklığa değince dudaklarını kemirmeye başlayarak “Hayır, sadece etrafı toparlamaya çalışıyordum. Sanırım bu ay oldukça su faturası gelecek!” dediğinde Kenan’ın şaşkınlığı görülmeye değerdi doğrusu. Defne kocasını geride bırakarak odasına geçerken Kenan merakla mutfağa girmiş ve etrafın toparlandığını görünce şaşkınlığı iki kat artmıştı.
Songül Can’ın evinden içeriye girerek doğruca genç adamın odasına çıkmıştı. Onun hala uyuduğunu görünce odada ki kanepeye uzanarak düşünmeye başlamıştı. Hayatının nasıl olup da bu noktaya geldiğini düşünmeden edememişti. Acaba kardeşi ve Kenan nasıldı. Onları düşününce garip bir şekilde gülümsemişti. Onlar için en iyisini dilemekten başka bir şey gelmiyordu elinden. Yeğenini görmesine izin verir miydiler acaba? Songül düşüncelerinin kaydığı yönü fark edince derin bir nefes alarak rahatlamaya başlamıştı. “İyice saçmalıyorsun Songül. Onlarla artık bir bağın kalmadı. Sadece mutlu olmaları için dua etmen dışında onlar hakkında düşünmemelisin!” diyerek kendi kendisini azarlamıştı. Ama Defne’nin son ziyaretini aklından çıkaramıyordu. O kadar perişan bir haldeydi ki ona inanmak için her şeyini verebilirdi. Küçükken kendisinden ayrılmak istemeyişini hatırlayınca genç kızın içi acımıştı. Okula başladığı zaman bir hafta boyunca her gün ağlamıştı. Defne’nin kendisine küçükken olan sevgisini hatırlamak Songül’ün içini acıtmaya yetiyordu. Keşke hep çocuk olarak kalabilseydiler, o zaman bu saçma durumlara düşmezdik!
Sabah olduğunda karşısında kendisine merakla bakan Can’ı bulunca ilk başta nerede olduğunu anlayamamıştı. Genç adam hiçbir şey hatırlamıyordu. “Neden benim odam da uyuyorsun sen?” Songül onun sorusu ile duraksamıştı. Gözlerini kısarak “Peki sen neden dün içki içtin?” diye sorusuna soru ile karşılık vermişti. Can utanarak başını çevirince Songül konuşmasına devam etti. “Sanem nerede? Neden evde değil?” Can Sanem’in adını duyunca duraksamıştı. Yutkunarak “Onun artık bu eve geleceğini hiç sanmıyorum. Sanırım zaten zengin bir sevgilisi var. Bu yüzden bu evde çalışmasına gerek yok!” dediğinde kendi sözlerinin canını ne denli yaktığını belli etmemeye çalışıyordu. Yattığı yerden doğrulan genç kız arkadaşına üzgün bir şekilde bakmıştı. İlk kez Can’ın kendisinden başka bir kıza farklı davrandığını görmüş ama arkadaşı hayal kırıklığına uğramıştı. Can onun üzgün ifadesine karşılık genç kızı sıkıştırmak isteyerek “Söylesene dün akşam ki o adam kimdi?” dedi. Songül bakışlarını kaçırarak susmaya devam ederken Can bu kez “Sanem’in bahsettiği şu yakışıklı adam o muydu yoksa?” dedi. Songül yutkunarak bakışlarını genç adama çevirmişti. Tam bir şey söyleyecekti ki kapının zili ısrarlı bir şekilde çalmaya başlamıştı.
Can odasından söylene söylene kapıya doğru ilerlerken Songül kurtulduğunu düşünerek derin bir nefes almıştı. Ama Can’ın aşağıdan “Songül bir misafirin var!” diye seslenmesi üzere içini garip bir duygu kaplamıştı. Soner’in olmamasını dileyerek o da aşağıya inerken öfkeli iki gözün kendisine dikildiğini görünce dileğinin gerçekleşmediğini anlamıştı. Soner genç kızın kendisini uyutarak buraya döndüğünü sabaha karşı öğrenmiş ve öfkesini bir süre bastırabilmiş sonucunda da soluğu Can’ın evinin kapısında almıştı. Can’ın kendisine kapıyı açması daha da sinirlenmesine neden olmuştu. Onun kendisine kısa çaplı bir bakış atarak başını çevirip kaygısız bir şekilde Songül’ü çağırmasıysa öfkesinin daha da artmasına neden olurken merdivenlerden aşağıya inen Songül ile göz göze gelmişti. Genç kızın tedirgin olduğu bakışlarından belli oluyordu. İçeriye davet edilmemesine rağmen eve girerek Songül’e yaklaşmıştı. “Sana bekar bir adamın evinde kalamayacağını anlatabildiğimi sanıyordum!” dediğinde Songül yutkunarak genç adama bakmıştı. Can sessizce olanları anlamaya çalışırken Soner’in tehditkar bir şekilde Songül’e yaklaştığını görünce endişelenerek hızla genç kızla arasına girmişti.
“Orada dur bakalım, sen kim olduğunu sanıyorsun da Songül’e bu şekilde davranmaya cüret ediyorsun? Ben olduğum sürece ona parmağının ucuyla bile dokunamazsın!” Soner önünün kesilmesiyle dişlerini sıkmaya başlamıştı. Öfkeli bakışları bu kez Can’a yönelmişti. “Sen bu işe karışma, bu ikimizin arasında!” diyen genç adam Can’ın imalı bakışlarıyla karşılaşmıştı. “Benim kim olduğumu bildiğine eminim, ama bilmediğin bir şey olabilir oda Songül’ün kılına zarar vermeye kalkan kişinin canını yakacağımdır. Şimdi evimden kaybol!” Songül ortamın iyice gerilmesine karşılık titremeye başlamıştı. “Bu kadar yeter!” diye söylenen genç kızn sesi zor duyulmuştu. Gözleri iyice dolan Songül sesini daha fazla yükselterek “Kesin artık şunu! Ben paylaşabileceğiniz bir mal değilim. Sen.. Sen ne hakla benimle bu şekilde konuşabilir ve hayatımda ki en önemli adama bu şekilde davranabilirsin. Sana bu hakkı tanıdığımı sanmıyorum!” diye çıkışan genç kız Soner’in göğsüne parmağıyla vurmaya başlamıştı. Yanağından aşağıya akan yaşı silmek için beceriksizce bir hareket yaparken Can onun neden ağladığına anlam vermeye çalışıyordu. Genç kız sanki iki taş arasında kalmış gibi hissediyordu. İki adam arasında seçim yapması gerekirse seçeceği kişi hiç tereddütsüz Can olurdu. Kalbinde farklı bir acı hisseden genç kız bu kez Can’a dönerek “Özür dilerim Can! Evinde bu tatsızlığın yaşanmasını istemezdim” dedi. Can genç kızın ağlamasına dayanamayarak onu sıkıca sararken Soner yumruk olan ellerini saklamaya çalışmıştı. “Hadi ama prenses, ağlamana dayanamam. Benim yüzümden ağlama sakın. Sen benim en kıymetlimsin. Bu adamla aranda bir şey varsa sana karşı çıkmayacağım ama onun sana layık olduğundan emin olmam gerek!” Soner kendisi hakkında konuşan Can’a öfkeyle bir bakış atarak hızla evden dışarıya çıkmıştı. Daha fazla bu gösteriye dayanamayacaktı. Onun evden ayrılmasıyla Songül’ün ağlaması daha da artmıştı.
“Bu kadar yeter ama, madem ağlayacaktın neden onu değil de beni savundun?”
“Seni kaybetmeye dayanamam. Sen benim ailem gibisin!” dediğinde ağlaması daha da artmıştı. Neden ağladığını bile bilmezken Can ona daha sıkı sarılarak “Sende benim için öylesin, unutuyor musun? Sen hayatımın en önemli kızısın!” dedi. Kapının tekrar sert bir şekilde vurulmasıyla yerinden sıçrayan genç kız Can’ın gülümseyerek kapıyı açmasını izlemişti. Kapı açılır açılmaz öfkeli bir şekilde içeriye giren Soner aynı öfkeyle genç kızın kolunu yakalayarak “Yürü gidiyoruz!” dediğinde Can kaşlarını kaldırarak evden acele bir şekilde ayrılan çiftin ardından bakmıştı.
-------------------