Murat Bey ofisinde çıldırmış gibi dönüp duruyordu. elindeki kağıdı sıkarak karşısında ki adamına bağırarak konuşmuştu. "Bu ne demek oluyor, bu resimlerin anlamı ne?" Elindeki resimleri karşısında ki adamın ayaklarının dibine atmıştı. Resimlerde Soner ile Songül'ün birlikte çekilmiş görüntüleri vardı. İkisnin yemek yerken çekilen otoğrafları Murat Bey'i deliye çevirmeye yetmişti bile. Adam patronunun karşısında yutkunmadan edememişti. Sinirli olunca korkutucu olan adamın ne yapacağı belli olmuyordu. Bir kaç adım geri giderek adamın öfkesini dışa vurmasını beklemişti. Bir süre Murat bey bağırıp çağırdıktan sonra sakinleşmisti.
Songül yine düşüncelere dalmıştı. Aklındakini nasıl gerçekleştireceğini düşünüyordu. Masasında otururken çalan telefonu biraz geç açmıştı. Genç kız karşıdaki öfkeli sesi duyunca duraksamamıştı. "Hemen şirkete geliyorsun!" babasının ne istediğini bile soramadan yüzüne kapanan telefonla dişlerini sıkmıştı. Masasından kalkarak ağır adımalarla kapıya yönelmişti ki telefon yeniden çalmaya başlamıştı. Kafasını olumsuz anlamda sallayarak hızla dışarıya çıkmıştı. Şuanda kimin aradığı umurunda bile değildi. Bakalım Murat Bey bu sefer ne isteyecekti.
Soner açılmayan telefonunu tam duvara sallayacaktı ki son anda duraksamayı başarmıştı. "Bu gidişle telefon şirketlerini sen zengin edeceksin!" derken tekrar tuşları tıklamaya başlamıştı. Bu kez Songül'ü takip ettirdiği adamını arayan genç adam Songül'ün ofisten ayrıldığını öğrenmişti. Genç kızı takip eden adamı onun gittiği yeri an be an Soner'e bildiriyordu.
Genç kız uzun zaman sonra aile şirketinden içeriye girerken etraftan kendisine sabitlenmiş gözlerin farkındaydı. Umursamayarak asansöre doğru ilerledi. Aynı dakikalarda Soner de adamından onun nereye gittiğini öğrenmişti. İçinde hiç iyi hisler yoktu. Garip bir his genç adamın canını sıkmaya başlamıştı. Songül babasının ofisinden içeriye girerken, babası pencereden aşağıya bakıyordu. Sırtı dönük olan adam kapı kapanma sesi ile arkasını döndüğünde öfkeyle genç kıza bakmaya başlamıştı.
"Bunu nasıl yapabildin?" Songül hiçbir şey anlamamıştı. Sessiz kalarak babasının neden bahsettiğini anlamaya çalışmıştı. Adam öfkeyle masasının üzerindeki resimleri genç kızın suratına çarparken bir yandan da sesini iyice yükselterek "Sana bir soru sordum, bana cevap ver. Nasıl babanı sırtından vurursun? Söyle dedim sana!" genç kız yutkunarak bakışlarını yere saçılan resimlere takılmıştı. Resimlerden birini almak için aşağıya doğru eğilen genç kız Soner ile fotoğraflardan birini eline alarak doğrulmuştu. Babası heran patlamaya hazırdı.
"Şimdi de beni mi takip ettiriyosun baba?" Genç kızın sakin çıkan sesi adamı daha da sinirlendirmişti. "Bu adamla nasıl bir ilişkin var? Onu evime kadar soktun. Söyle, bunları planladınız mı? Sen babanı nasıl batıracağını mı planlıyorsun?" Onun sorusu ile dişlerini sıkan genç kız daha ne olduğunu anlamamıştı bile. "Daha açık konuşursan neyle suçlandığımı anlayabilirim!" Murat Bey öfkeyle Songül'e yaklaşarak "İhale bilgilerini ona sen mi verdin? Bana karşı işbirliği mi yapıyorsunuz?" Songül suçlandığı şey karşısında kahkaha atmaktan kendisini alamamıştı. Kahkahası aynı hızla durmuş yüzü ciddi bir iifade almıştı. "Kaybettiğiniz ihale sizin başarısızlığınızı gösteriyor. Bunu bana yüklemenize bir anlam veremiyorum. Öyle ki hayatımda sizi istemediğimi açıkça belli etmeye çalıştığımı sanıyordum. Ne işleriniz, ne de girdiğiniz ihaleler umurumda. Sadece benden uzak durun. Size geride kalan ailenizle mutluluklar dilerim. Nitekim ben o ailenin bir ferdi hiç olmamıştım!"
Murat Bey işittiği sözlere dayanamayarak genç kızın yüzüne sert bir tokat atmıştı. "Seni nankör!" diye bağıran adam kapının sert bir şekilde açılmasıyla duraksamıştı. Songül bakışlarında acı ve öfkeyi barındıran bir ifadeyle babasına dikmişti gözlerini. O anda odaya kimin girdiği umurunda bile değildi. Öyle ki babasının yakasına yapışmış ve sinirli bir şekilde konuşan Soner'i sonradan farketmişti.
Soner dayanamayarak Songül'ün babasının ofisine yakın olan ofisinden çıkarak onun yanına gitmek istemişti. Ofisin dışından Murat Bey'in bağrışını duyunca odaya girmek için hamle yapmış ama kendisine engel olan adamı geçmeyi ancak sert tokatın sesini duyunca başarabilmişti. O darbe genç adamın yüreğine inmişti sanki. Önündeki adama yumruk atarak hızla odaya dalan genç adam Songül'ün yana dönmüş kızarık yüzünü görünce dayanamayarak Murat Bey'in yakasına yapışmış ve onu duvara yaaslayarak "Bir daha sakın ona dokunayım deme! Yaşına bakmam... sana yapabileceklerimin önüne kimse geçemez. Beni anlıyor musun? Sakın bir daha ona parmağının ucuyla dahi dokunmayı aklından geçirme!"
Songül dolu dolu olan bakışlarını Soner ile babasına dikerken genç adam ona bakmaya son anda cesaret edebilmişti. Genç kız imalı bir şekilde ikiliye gülümseyerek bakmıştı. Soner alaycı gülümseme karşısında kaskatı kesilmişti. Başını iki yana sallayarak babasına bakmıştı. Onun canını yakmak istiyordu. Derin bir nefes alan genç kız kendi canını yaktığı gibi babasının canını yakmak istiyordu. Attığı tokat önemli değildi, önemli olan içine açtıkları büyük yaraydı.
Soner ne yapacağını bilmez bir halde genç kıza bakıyordu. Ondan gelecek bir tepki bekliyordu ama beklediği tepki bu değildi. Genç kız ağır adımlarla Soner'e doğru yaklaşmış ve genç adamın elini tutarak babasına bakışlarını sabitlemişti. Soner donmuş bir şekilde genç kıza bakarken onun sözleriyle adeta şok olmuştu.
"Seni tanıştırayım Murat Bey. Bu adam benim çocuğumun babası!" Murat Bey gözlerini büyüterek kızına bakmıştı. Nitekim onun ağzından çıkanlar neredeyse kalbinin durmasına neden olacaktı. Dişlerini sıkan adam karşısında el ele duran ikiliye bakıyordu. Soner ise içinde büyüyen öfkeyle genç kızın elini sıktığının farkında bile değildi. Songül elinin acısını önemsemiyordu. Yanında ki adamın şaşkınlığını anlasa da aslında Soner'in kızgın olabileceği aklının ucundan bile geçmiyordu. Genç adam songül'ün hamile olma olasılığı ve başkasının çocuğunu kendi çocuğu gibi göstermesi karşısında içinde biriken öfkeyi dışa vurmamak için kendisini zor tutuyordu. Başkasının çocuğu, yanında duran zarif bedende başkasının çocuğu vardı. Tüm düşünce yeteneği yok olmuştu. Şu zayıf bedende bir bebek olabileceği. Songül onu elinden çekiştirerek odadan çıkarmaya başlayınca kendisine gelebilmişti ancak. Kapının kapanmasıyla kırılan birşeylerin sesi gelmişti peşlerinden.
Ofisten çıkan ikili sessizce şirket kapısına geldiklerinde Songül kasılmış elini genç adamın elinden kurtarmıştı. O kadar kolay olmayacaktı. Bu kez bu genç kadın kendisini dinleyecekti. Eli ile işaret yaparak arabasını almasını adamına ima etmişti. Öfkeyle genç kızın arabasına binerken Songül anahtarı kontağa takıyordu. Kapının sert bir şekilde kapanmasıyla bakışlarını arabaya binen genç adama çevirirken imalı bir şekilde tek kaşını kaldırarak "Seni arabama davet ettiğimi hatırlamıyorum!" dedi. Soner dişlerini sıkarak "Az önceki şeyde neydi söyle, hamile misin?" Songül onun sorusu ile çarpık şekilde gülümsemişti. Hayatında ilk kez bu kadar pervasız davranıyordu.
"Bundan sana ne?" Soner bastırmaya çalıştığı öfkesini daha fazla içine saklayamamıştı. "Ne yani sen şimdi kardeşinin kocasının bebeğini mi bekliyorsun?" Soner'in sorusuna gafil avlanan genç kadın dişlerini sıkmıştı. "Ben hamile falan değilim, Sadece babamın canını yakmak istedim. Ama seni kutlamam gerek, Murat Bey'i büyük zarara uğratmışsın! Bana gerek duymadığına göre artık peşimi bırakırsın diyordum!" Soner ona bağırmak istemiyordu ama genç adam Songül'ün iki kolunu sıkarak kendisine dönmesini sağlamıştı.
"Sana babana yaklaşmak için mi yaklaştığımı sanıyorsun? Senden hoşlanmış olabileceğim aklına gelmiyor mu hiç. Ama haklısın, on beş yaşında küçük çocuk gibi görünen bir kızdan kim hoşlanır değil mi?" Songül dişlerini sıkarak "Ben on beş yaşında değilim!" dedi. "Bana çocuk muamelesi yapmaya kalkma. Ayrıca söylediklerimde ciddiydim. Yakında anne olmayı planlıyorum!" dediğinde Soner nefes almayı unutmuştu sanki. Aklına Can gelmişti. O adamdan çocuk yapacak bir ilişkisi olduğunu düşünmek bile istemiyordu. Ama Songül'ün son sözleri ile gün içinde bu kız tartafında kaçıncı şokunu yediğini bilmiyordu.
"Anlamadım, az önce ne dedin sen?" Songül onun soğuk bir şekilde konuşmasıyla duraksamıştı. Songül bir şey söylemeden doğruyu yapıp yapmadığını düşünüyor, diğer yandan arabayı sürüyordu. Sahi ne ara arabayı çalıştırıp sürmeye başlamıştı. Hiçbir şeyin farkında değildi. Genç kız Soner'in elini sert bir şekilde torpito gözüne vurmasıyla düşüncelerinden kurtulmuştu. "Sana bir soru sordum, az önce ki sözlerinde neyin nesiydi böyle?" Arabayı kenara çeken genç kız derin bir nefes alarak genç adama bakışlarını çevirmişti. "Tekrar mı duymak istiyorsun, peki. Tüp bebek yapmayı düşünüyorum. Hayatımda bir erkeğe yer yok ve sadece bebek sahibi olmak istiyorum." dediğinde Soner şok olmuş bir şekilde genç kadına bakmıştı. Sonra birden kahkaha atmaya başlayarak, "Şaka yapıyorsun değil mi?" dedi. Genç adam kahkaha atmaktan zor konuşuyordu. Songül ciddi bir şekilde ona bakıyordu. Soner onun şaka yapmadığını anladığında "Şaka yapmıyorsun!" dedi.
"Evet, son derece ciddiyim!" diye karşılık veren genç kız Soner'in kararan bakışları karşısında yutkunmadan edememişti. "Ne yani, bir kez başarısız bir ilişki yaşadın diye hiç tanımadığın bir adamın spermlerini kendine aşı mı edeceksin!" diye adeta gürledi. Songül korkuyla yerinde geri çekilirken Soner'in bakışları gittikçe kararıyordu.
"Siz kadınların aşık olduğu adamdan çocuk sahibi olmak istediklerini sanırdım!" Songül onun sözleri ile istemeden alaycı bir şekilde gülmüştü.
"Aşk, aptalların duygu zannettiği hormon akışı ve tutkudan başka bir şey değildir. Hormonlar yatıştırılıp, tutkular tatmin edilince ortada birşey kalmaz. O zaman aşık olduğunu zanneden aptallar, aşk bitti zanneder!" genç kadının sözleri ile duraksayan Soner bakışlarını karşısında ki koyu deriniklerden çekemiyordu. Fark etmeden genç kadına yaklaşmıştı. Göz temasını kesmeyen ikili bir girdap içinde ilerliyor gibiydi. Genç adam kızın yüzünü iki eli arasına alarak fısıltı gibi konuşmaya başlamıştı.
"Aşk sadece hormon ve tutkuların koşuşturması değildir Songül. Aşk sorumluluktur!" diye karşılık vermişti. Onun sözleri tüm benliğinde yankılanmaya başlamıştı. Nasıl cevap vereceğini bilmiyordu. Soner o kadar içten söylemişti ki bu sözleri genç kadın farkında olmadan genç adama "Evlen benimle!" demişti.
********************
14. Bölüm
Genç kız yaptığı kafla ne söyleyeceğini bilmiyordu. Karşısındaki adam donmuş bir şekilde ona bakarken, Songül dayanamayarak kahkaha atmaya başlamıştı. "Bunu ciddiye aldın?" dedi. Soner kaşlarını çatarak ona bakarken Songül nasıl kıvıracağını düşünüyordu. Kuşu kafese girmeden korkuttuğunu düşünerek olayı alaya almaya başlamıştı. Soner onun lafı çevirme çabasına karşılık daha da sinirlenerek.
"Sen benimle dalga mı geçiyorsun? Bu söylediklerin şaka olamaz. O kadar aptal bir kadın değilsin!" dediğinde Songül yutkunmadan edememişti. Bakışlarını kısarak olacak olan olur düşüncesiyle aklındakini dışa vurmaya karar vermişti. Küçük burnunu hafif yukarıya kaldırarak bakışlarını cesurca genç adama dikti. Soner onun bu tavrı ile içinde farketmediği bir hisin peydah olmaya başladığını anlamasıyla irkildi. Gurur... Bu kızla anlamadığı bir şekilde gurur duymaya başlamıştı. Bu çok saçma bir düşünce olsa da onunla gurur duyuyor ve ona hayranlık besliyordu. Ne zaman bu duygu içinde yer etmeye başlamıştı tam olarak bilemese de az sonra kızın sözleriyle yerinde çakılıp kalmıştı.
"Bana öyle bakmayı kes! Evet doğru duydun, benimle evlenmeni istedim ama bu sadece çocuk içindi. Çocuğumun hiç tanımadığım bir adamın bırakmış olduğu spermle olmasını istemiyorum. Sadece dini nikah, Allah katında zina sonucu olmayan bir çocuğum olsun istiyorum. Resmi nikah istemiyorum. Bana dokunmanı da istemiyorum. Sadece dini nikah ve aşılama yapılmasını istiyorum. Bunu herhangi bir hastanede de yaptırabilirim ama en azından bu şekilde çocuğumun kime ait olduğunu bilebilirim!" dediğinde Soner inanmayan gözlerle genç kıza bakmıştı. Bu kız aklını kaçırmış olmalıydı. Acı bir şekilde duyduklarına inanamayan bir tonda alay edercesine kahkaha atmaya başlamıştı.
"Sen şimdi benimle evlenmek istiyorsun, öyle mi?" Genç kız onun sorusuna başını sallarken genç adam gülmekten gözünden gelen yaşı silmeye çalışıyordu. Yüzündeki ifade birden sertleşmişti. Gözleri öfke saçan genç adam Songül'ün yutkunmasına neden olmuştu. "Sen şimdi benimle evlenmek ve benden çocuk sahibi olmak istiyorsun, üstelik sana dokunmadan sadece hastanede lanet bir aşılama yoluyla. Evlenmenin tek nedeni de çocuğunun Allah katında zinadan olmasını istemeyişin, doğru mu?" Son sözleri söylerken sesini yükselten genç adam gözlerinden ateş saçıyordu. Kendisine ettiği teklife inanamıyordu. Bu kız gerçekten onu her zaman deli etmenin yolunu buluyordu.
"Neden bu kadar sinirleniyorsun, birşey kaybedecek değilsin. Seni hiçbir şeye zorlamıyorum, sadece bankaya bağış yaptığını düşün, tek farkla sadece çocuğunu kimin dünyaya getirdiğini bileceksin!" genç adam onun sözleriyle daha da öfkelenmişti.
"Sen aklını kaçırmışsın! Biryerlerde bir çocuğum olduğunu bilerek yaşayabileceğimi mi sanıyorsun? Ya o çocuk büyüdüğünde ona ne diyeceksin? Ah yavrum senin babanla evlendim ama onunla senin için evlendim sonrada yol verdim gitti!"
Songül onun sözleriyle sinirlenmeye başlamıştı. Dişlerini sıkan genç kız öfkeli bir şekilde "İstemiyorsan kısaca reddedebilirsin. Senden başkaları da var bu dünyada!" derken aniden kolunun sert bir şekilde sıkılması acıyla inlemesine neden olmuştu. Şuanda bakışlar öldürebilseydi genç adam kesinlikle katil olmuştu. Dişlerini sıkarak konuşmaya başladı. Sesindeki kızgınlık güzlerinde beliren öfkeyle yarışıyordu. "Sakın! Sakın bir daha başka bir erkekle bu şekilde konuşacağını dahi ima etme. Canının yanmasını istemiyorsan akıllı davran ve bu konuştuklarımızı aklından çıkar!" Songül bu zamana kadar alttan almanın verdiği rahatsızlıkla kolunu sertçe çekmişti. İstem dışı diğer eliyle acıyan kolunu ovalarken bakışlarında ki öfkeyi saklamayarak "Bana ne yapacağımı söyleyemezsin. Babamla ne alıp veremediğin var bilmiyorum ama ondan en büyük intikamı kızından çocuğun olması sağlardı herhalde. İstemiyorsan sen bilirsin, bana karışamazsın. Şimdi arabamdan in ve beni rahat bırak!"
Soner duraksayarak dolmuş olan gözlerine bakmıştı. Genç kız canının acısıyla tekrar önüne dönmüştü. Soner'e dönük olan yanağı iyice morarmaya başlamıştı. Genç adam elini uzatarak usulca o morluğu okşarken Songül onun hareketine donmuş bir şekilde kıpırtısız beklemeye başladı. O ana kadar yüzünün ne halde olabileceği aklının ucuna bile gelmemişti. Genç adam avucunun içi ile onun yüzünü nazik bir şekilde tutarken, yanağının ateşi genç adamın elinin içini adeta kavuruyordu. Fısıltı gibi çıkan duygu yüklü sesi genç kızı gafil avlamıştı. "Çok acıyor mu? Özür dilerim benim yüzümden oldu!" Genç kızın yanağından aşağıya yaş akmaya başlamıştı. Şuanda tam anlamıyla duygu karmaşası yaşarken Soner eline değen ıslaklığa ispanyolca bir küfür savurmuştu. Onun sözleriyle irkilen Songül yine aynı duyguya kapılmıştı. Bu dili nasıl anladığını bir türlü anlayamıyordu. Genç kızın yüzünü iki elinin arasına alarak kendisine bakmasını sağlamış olan Soner, alnını Songül'ün alnına dayayarak "Diyelimki teklifini kabul ettim, ya çocuğumu her zaman görmek istersem, seni bırakmak istemezsem ne yapacaksın?" Onun sözleri genç kızda soğuk duş etkisi yapmış gibi ürpermesine neden olmuştu. "Bunu yapamazsın!" dedi isyan edercesine.
"Nereden biliyorsun? Beni tanımıyorsun bile, nasıl biri olduğunu bilmediğin bir adamın çocuğunu istediğinin farkında mısın?"
"Bu o kadar önemli değil, onu ben büyüteceğim. Hiç tanımadığım birinin olmasındansa az da olsa tanıdığım birinden olması daha mantıklı geliyor!" Soner onun ciddi olduğunu anlayınca yeniden anlamadığını sandığı bir küfür daha savurmuştu. Onun sözleri karşısında kendisini tutamayan genç kız adamın caresizliğine kıkırdamadan edememişti. Soner ona şüpheyle bakarken Songül toparlanarak "Çok korkmuş görünüyorsun!" dedi. Soner derin bir nefes alarak "Kabul! Ancak zamanı geldiğinde benimde isteklerim olacak ve sen bunları kabul etmek zorunda kalacaksın!" dedi. Genç adamın içinden Songül'ü kendisine ait kalması için elinden gelen herşeyi yapacağına yemin ettiğinden habersiz genç kız başını sallayarak gülümsemiş ve sanki kendisine büyük bir iyilik yapıyormuş gibi ona teşekkür etmişti. "Ahh bunu Can'a söylemeliyim. Çok kızacak ama olsun, bana yardım edeceğine eminim!" diye söylenen genç kız birden ürpermişti. Bakışları yeniden yanında ki adama kayarken onun öfkeli bir şekilde kendisine baktığını görmüştü.
"Benim çocuğumu başka bir adamla mı büyüteceksin?" Songül ne cevap vereceğini düşünürken kısa bir an duraksamıştı. Can elbette ona yardım ederdi ama karşısındaki adam oldukça ciddi görünüyordu.
Kenan'ın istediği evi bulmasının biraz süre alacağını, isterse eski evinde kalabilecekleri söylemesinin ardından Defne odasında valizlerini hazırlamaya başlamıştı. Kendisine küçük gelen kıyafetlerini bir kenara koyan genç kadın odanın kapısının açılmasıyla derin bir nefes almıştı. Kokusundan bile kim olduğunu anladığı kişi kendisine şaşkınlıkla bakıyordu.
"Sen ne yapıyorsun?" Annesinin sorusuyla ağır bir şekilde yerinden doğrulan genç kadın kısa süren duraksamanın ardından "Eşyalarımı topluyorum!" diye cevap vermesi üzere annesi hızla ona yaklaşmıştı. "Onu görebiliyorum ama neden bunları topladığını anlayamıyorum!" Defne cevap vermek üzereyken arkadan gelen tok ses ile duraksamıştı. Kenan karısının bu kadar kararlı olabileceğini düşünememişti. Küçük prenses demekki gerçekten bu lüks hayatı terk etmek istiyordu.
"Toplanıyor çünkü buradan taşınıyoruz. Kısa bir süreliğine, yani daha uygun bir yer bulana kadar benim eski evimde kalacağız!" dediğinde orta yaşlı kadın kahkaha atmaya başlamıştı.
"Senin söylediklerini kulakların duymuyor sanırım. Kızımı hiçbir yere götüremezsin!" Kenan kayınvalidesine alay eder gibi bakmaya başlamıştı. "Sanırım Defne'yi istediğim yere götürme hakkına sahibim. Unutuyorsunuz galiba ben onun kocasıyım ve onun üzerinde söz sahibi olan tek kişi benim!" Defne onun son sözleriyle irkilirken kocasının annesine "İzin verirseniz artık toparlanmamız gerek!" diyerek kapıyı göstermesini sis perdesi ardınan izlemişti. Kenan'a kızması gerekiyordu... Annesine saygısız davrandığı için ona kızmalıydı ama o hiçbir şey söylemeden tekrar eşyalarını toparlamaya başlamıştı.
"Senin ciddi olduğunu hiç düşünmemiştim!" Defne duraksayarak elindeki kıyafetine bakmıştı kısa bir an. "Ne zaman gideceğiz, ben hazır sayılırım!" dedi. Kenan onun sözleriyle neredeyse gülecekti. Bu küçük kızın bu kadar kararlı davranabileceğine ihtimal bile veremezdi.
"Akşam yemeğinden sonra çıkarız!" Genç kız aldığı cevapla rahat bir nefes alırken bu evde nefes alamıyordu artık. Başını hafif sallayarak onu onaylarken ikinci valizini dolabın üst kısmından aşağıya alıp içine diğer kıyafetleri doldurmaya başlamıştı. Kenan dikkatle genç kadını izlerken onun elindeki küçük kıyafet dikkatini çekmişti. Yeşil küçük bebek kıyafeti gözlerinin büyümesine neden olmuştu. Bir kaç adımda genç kızın yanına vararak onun valize koyduğu sevimli kıyafeti eline almıştı. Onun davranışı ile gerilen genç kadın yutkunmadan edememişti. Başını kaldırıp kocasına bakmaya cesaret edemediğinden onun kıyafete gülümseyerek baktığını görememişti. O anda Kenan tarifi olmayan değişik duygular hissediyordu. Defne küçük kıyafeti dikkatle vaalize koyan kocasının ellerine dikkat ettiğinin farkında bile değildi. Gerginliği Kenan'ın odadan çıkıp gitmesine kadar süren genç kadın, kapının kapanma sesi ile derin bir nefes almıştı.
Aynı rahatlamayı Sanem de Can'ın yanından ayrılmasıyla yaşamıştı. Can son bir kaç gündür anlayamadığı bir nedenle mutfakta oyalanmaya başlamıştı. Bazen Sanem'i mutfakta yakalıyor, onunla sohbet etmek için fırsat kolluyor ve her defasından genç kadının kendisini geri çekmesiyle kendisine kızıyordu. Zamanında onu kabuğuna hapsetmeseydi böyle olmayacağını düşünüyordu. Sanem mutfaktan çıkmadan önce dolmuş olan çöpü alarak kapıya yönelmişti. Can dikkatle onu izlerken içmekte olduğu kahvesini yudumlamaya devam ediyordu. Aklı karma karışıktı. İçinden Songül'e söylenmeye başlamıştı.
"Hep senin yüzünden! Sen bu kızı kozasından çıkarmasaydın dikkatimi çekmeyecek, kendimi bu evde yalnız hissetmeyecektim!" diye söylenirken yerinden kalkarak çalışma odasına geri dönmüştü. Bir türlü dikkatini işe veremeyen genç adam masanın üzerinde ki dosyaları sert bir şekilde kapatarak hızla ayağa kalkmıştı. "Aklını mı kaçırıyorsun, kendine gel artık!" kendi kendine kızarken pencerenin kenarına geldiğinde gördüğü manzara ile dişlerini sıkmaya başlamış aynı öfke kendisini şaşkınlığa bırakmıştı.
**************