5. BÖLÜM

1381 Words
On yıl sonra… “Çok heyecanlı olmalısın” dedi Regin neşeli bir şekilde. “Bugün çok büyük bir gün” Bütün köyün kaderinin değiştiği gündü gerçekten de. Kış döngüsünü şenliği vardı köyde. İlkbaharın ve yazın gidişine kendilerine sundukları nimetlere karşı teşekkür şenliğiydi. Aynı zamanda kış tanrılarına da hoş geldiniz deme şekliydi. Ancak bugünün iki büyük özelliği vardı. İlki bugün Dragon köyün liderliğini ve Regin’de şamanlığı resmi olarak devralacaklardı. Artık gençlerin zamanı geldiğine inanan iki insan geri çekilmeye karar vermişlerdi. Diğer büyük olaysa bu devir teslim töreninden sonra yapılacak olan düğündü. Hatta kimseye doğru dürüst söylemeseler bile aslında bütün bu işlerden geri çekilme bahanesinin tek nedeni bu düğündü. Amon, öye ilan edeli iki yıl oluyordu. Liderliği bitirip yeğenine teslim ettiği gün Chepi ile evleneceğini söylemişti. Artık her ikisi de bir lider ve şaman olmadığı içinde bu evliliğin hiçbir sakıncası olamazdı. Köyün yaşlıları biraz mırın kırın etmiş olsalar da Amon onları susturmayı bilmişti. Bu köyde hala yönetimde söz sahibi olan geleneklerine bağlı yaşlılar vardı ve onlar Regin’in varlığının da köye kötü ruhlar çağırdığına inanıyordu. Soluk benizli kızın lanetli olduğuna inanıyorlardı. Köy bu konuda ikiye ayrılmıştı. Büyük bir çoğunluk Regin’in varlığından memnundu. Yeni şamanlarının güzelliğinin tanrılar tarafından bir hediye olduğuna inanıyorlardı. Bu hiçlikten gelen kızın kutsal ayın kızı olduğuna inanlar bile vardı. Küçük bir azınlık ise yaşlılara inanıyorlardı. Gerçi endişelenmeleri çok saçmaydı. Şaman olmanın getirilerini kabul etmişti genç kız. Hiçbir şekilde bir çocuğu ya da ailesi olmayacağının farkındaydı. Sorumluluklarının ve görevlerinin bilincindeydi. Bir zamanlar olduğu kişi olmaktan çok uzaktı artık. Çok uzun zamandır buradaydı. Artık bu klanın dövmesine bile sahipti. Vatanı bu köy, ailesi ise bu insanlardı. Kendi anne babasının zayıf gölgemsi görüntülerini çok uzun zaman önce kaybetmişti belki de. Hatırladığı tek tük şeyleri anlatmak istediğinde annesinin gölge yüzünün yerini Chepi alıyordu artık. Belki bundan rahatsız olmalıydı ama öyle hissetmiyordu. Tabi ki onlardan farklı olduğunun bilincindeydi. Bunu asla unutmasına izin vermeyecek insanlar vardı ama aynı zamanda farklı olduğunu hissetmesine izin vermeyecek olan insanlar da vardı. Dikkatli bir şekilde Chepi’ye baktı. Kürklerden oluşmuş gelinliğini dikmek çok zor olmuştu. Omuzları ve etekleri beyaz bir kürkten oluşmuştu. Geri kalan bel ve göbek kısmı ise düz kumaştandı. Kahverengi uzun saçlarını özenli bir şekilde örüp başının tepesinde topuz yapmıştı. Yüzünde geleneksel boyalar vardı. Kırmızı boya iki şakağı boyunca uzanıyor ve gözlerini tamamen ortaya çıkarıyordu. Çikolatanın en güzel rengindeydi. Saçlarının üzerine yaprak ve renkli çiçeklerden bir taç yapmışlardı. “Çok güzel görünüyorsun, Chepi’ya” dedi gururlu bir ifadeyle. Yanna kelimesi onların dilinde anne anlamına geliyordu. Ya ile kısaltmasıyla birlikte Chepi Anne anlamına geliyordu ki her söyleyişinde onun yüzündeki tuhaf mutluluk ve hüzün karışımını görebiliyordu. “Seni hazırlayan kişi olduğum için kendimi çok şanslı hissediyorum” Regin, bu köye cesaretini kanıtlamış olduğu için şaman olarak kabul edilmişti. Kim ne derse desin küçücük yaşında geleceğin liderini ve şamanı korumayı başarmıştı. Omuzlarındaki elini tutup gülümsedi. “Yıkanmıştın değil mi?” diye sordu en sonunda. “Seni de hazırlamamız lazım” Temizlik çok önemli ve değerli bir şeydi. Özellikle şamanın her daim temiz ve titiz olmasına çok önem veriyorlardı. Genç kız hafif bir gülümsemeyle başını salladı ve onun az önce oturduğu kütüğe oturdu. Chepi dikkatle kızın saçlarını taramaya başladı. Yıllar geçip Regin büyüdükçe daha da güzelleşmişti. Altın rengi saçları sağlıkla parlıyordu. Teni sürekli güneşin altında olmaktan kaynaklı bal rengi hoş bir renk almıştı. Mavi gözleri berrak sular gibiydi aynı. Geçen zamanda bu güzellik diğer köylere bile yayılmıştı. Öyle ki liderler ya da veliahtlardan tutun da güçlü savaşçılar onunla evlenmek için istekte bulunmuşlardı. Regin hiçbirini kabul etmemişti. Evlenmesi demek kocasının köyüne gitmesi demekti ki o burayı terk etmeyi asla düşünmüyordu muhtemelen. Üzerinde bacaklarını tamamen açıkta bırakan ayak bileklerine kadar uzanan bir etek vardı. Bu eteğin sebebi ise klanının işaretinin bacağında olmasıydı. Regin, onu gururla sergilemeyi seviyordu. Bir zamanlar yakılarak işaretlenen akrep sembolünün üzerine siyah dövme yapılmıştı. Güneş dövmesinin yuvarlağı baseninde yer alırken güneşin okları iç bacağından kalçalarına uzanıyordu. Aslında bu dövme kadının ne kadar doğurgan olduğuna göre yer değiştirirdi. Regin’e dövmesi yapıldığında kanamaları vardı ve oldukça doğurgan bir kadın olacağı belli olmuştu. Bu yüzden dövme rahmine yakın yapılmıştı. Buna karşılık kısır doğan Chepi’nin dövmesi kalbinin üzerindeydi. “İlaçlarını içmeyi unutma” dedi Chepi onun saçlarını örmeye başlayarak. “Ben yokum diye kendini salayım deme sakın her gün seni kontrol etmeye geleceğim. Unutma ki bu köyün bütün yükü senin ve Dragon’un omuzlarında olacak” Sanki evlenen o değil de Regin’di. Genç kız neşeyle güldü. O ilacı çocukluğundan beri içiyordu. Chepi, bunun sağlığını dinç tutmak için olduğunu söylüyordu. Ancak gerçekten kötü bir tadı olan ve kokusu da tadı kadar beter bir ilaçtı. Aklına bir şey gelmiş gibi hafifçe arkasını döndü ama Chepi kızara kızı geri itti. “Dragon’u da çok uzun zamandır görmüyorduk” dedi. Gerçekten de en son o, on beş yaşında yetişkinliğini aldığı zaman görmüşlerdi. O zaman Amon onu eğitim için alıp dağlara götürmüştü. Bu on yıl önceydi. Regin’in aralarına katılmasından birkaç ay sonra. “Köy için ilginç bir gelenek. Liderlerini hiç tanımıyorlar. Liderleri de onları tanımıyor” On yıl gerçekten de çok uzun bir zamandı. Amon’un en iyi yaptığı şey asker yetiştirmekti bu yüzden kimse onun kararlarını sorgulayamazdı. Geleceğin lideri için bunun en iyisi olduğunu söylediğinde de yaşlılar bile bir şey söyleyememişti. Bu süre içinde Dragon pek çok zaman yalnız kalmıştı çünkü lider olarak Amon’un köyde olması gerekiyordu. Ancak her zaman ondan haberdar kalmışlardı. Onun yaş grubundaki yirmi kişilik bir ekiple birlikte bu zamana kadar eğitimleri sürmüştü. “Dragon, buranın evladı” dedi sakince Chepi. “Ne kadar uzak olursa olsun kalbi her zaman buraya ait. Tıpkı köyde yaşayan diğer insanların kalpleri gibi. Hepimizin kalbi bir olduğu müddetçe tanıyıp tanımamamızın bir önemi yok” Regin, kaşlarını kaldırdı. İşte Chepi ile onu birbirinden ayıran en önemli özellik buydu. Onun bilgeliğine erişemezdi hiçbir şekilde. Bitkiler, zehirler ve şifalar konusunda onun öğrettiği her şeyi bir sünger gibi çekmiş ve üstüne kendi keşiflerini katmıştı. Deneyler yapmak her zaman en büyük eğlenceleri olmuştu ki genelde fiyaskoyla sonuçlanırdı. Bir an kalbi sancıdı. “Yine birlikte deney yapacak mıyız?” diye sordu merakla. Chepi şefkatle gülümsedi. “Ben ölene kadar hep birlikte olacağız” dedi arkasından uzanıp onun yanağını okşayarak. “Şaman ismini bırakıyorum ben. Doğduğumda olduğum şey neysem hala oyum. Elbette ki deneyler yapacağız. Çiçekler toplayacağız birlikte.” Asla dile getiremezdi ama bu kız ona anne olmanın nasıl bir şey olduğunu öğretmişti. Onu asla yalnız bırakamazdı. Regin, kendi isteğiyle kalmıştı burada. Bir zamanlar olduğu her şeyi ve herkesi arkasında bırakmayı seçmişti. Ailesinden yadigâr olan her şeyi on sekiz yaşına geldiğinde akan nehirlere bırakmıştı. Böylece huzurla yollarına devam edecekti ruhları ona göre. Bir daha asla konuştuğu o tuhaf dili konuşmamıştı. O yine Regin’di. Karakteri ve kişiliği asla değişmezdi. Ancak bu Regin, bu köyün parçasıydı ve Chepi’nin öz kızıydı. Asla dile getirilmeyen bir şey olsa da bu iki kadında bunu en derinlerinde hissediyorlardı. Kızın saçlarını ördü ve kalın bir örgü beline doğru indi. Çenesinden başlayıp yüzünün iki yanından yukarı doğru uzanan bir sarmaşık süsledi. Siyah boya alnının ortasında bir çiçekle bitiyordu. Sağ iç bacağında kadınsal gücü yansıtan bir dövme süslendi. Omuzlarına kahverengi kürk atıldı ve ortasından minik bir tokayla tutturuldu. Elbisesinin göğüs kısmının hemen üzerinde durdu. Sıradan elbisenin her iki bacak kısmına boydan boya yırtmaç açılmıştı. İnatla bu kıyafetleri kesmeye devam ediyordu. Çünkü klan dövmesinin gizlenmesinden hoşlanmıyordu. Genç alımlı ve güzel bir kadındı ama o şaman olmak istiyordu. Gerçekten de bunca zaman boyunca kimse ilgisini çekmemiş miydi? Onunla evlenmek isteyen kimseyi kabul etmemişti. Dahası bunca zaman ilgisini çeken kimseden de bahsetmemişti. Onun kaderine böyle ket vurmak Chepi’ye ağır geliyordu. Kendine uygun bir kocası olmalıydı. Çocukları olmalıydı. Bir aileye sahip olmalıydı. Bu kızı sanki şaman olmak zorundaymış gibi yetiştirmişlerdi. Amon, onun köye yararlarını kanıtlarsa o zaman yaşlılarında bir şey yapamayacağını düşünmüştü çünkü. Nazikçe yüzünü elleri arasına aldı. “Tanrılar seni bana mutluluk getiresin diye vermiş olmalılar” diye fısıldadı genç kıza. Gözleri dolmuştu. “Dilerim senin de her zaman mutlu olmanı sağlayacak biri çıkar” O kadar içtendi ki bu sözler genç kız ağlayacak gibi oldu kendisini engellemeye çalışarak gözlerini kırpıştırdı ve burnunu çekti. Ancak kendine engel olamayıp kadına sımsıkı sarıldı. “Sakın ağlama boyaların akacak” dedi ancak bunu ondan çok kendisine söylüyordu. Kıl çadırın kapısı açıldı ve küçük bir çocuk içeri girdi. Heyecanlı görünüyordu. Koştuğu için yüzü kıpkırmızı olmuştu. “Liderler geldi” dedi nefes nefese. “Sizi bekliyorlar” Büyük değişim başlamıştı ve muhtemelen herkes bunu iliklerine kadar hissediyordu. Chepi, kızın gözlerinin içine baktı. “Hazır mısın?” diye sordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD