bc

Nakavt Etkisi

book_age18+
213
FOLLOW
2.0K
READ
dark
family
age gap
fated
badboy
stepfather
mafia
drama
tragedy
sweet
bxg
serious
kicking
city
secrets
love at the first sight
surrender
like
intro-logo
Blurb

​"Burası yeraltı, doktor. Burada sırlar toprağın altında değil, dillerin ucundadır."

​Bir tarafta hayat kurtarmak için yemin etmiş, geçmişinin hayaletlerinden kaçarken sığınacak tek yer olarak bir köpek kulübesini bulmuş 24 yaşındaki Doktor Eslem Ergün. Diğer tarafta ise on üç yaşında ailesini toprağa gömdüğü gün çocukluğunu da öldüren, yumruklarını hayata karşı birer silah olarak kullanan Eren Akın.

​Tesadüfen başlayan bu hikaye, yerin katlarca altında, rutubet ve kan kokulu bir odada atılan tek bir imza ile geri dönülemez bir yola giriyor. Eren, yeraltı dünyasının karanlık patronlarına bir belgeyle zincirlenmiş bir esirken; Eslem, o zincirleri kırmak için elinde neşteriyle odaya giren tek "beyaz" umut oluyor.

​Ancak yeraltında iyilik cezasız kalmaz.

​Patron’un emriyle aynı evin siyah duvarları arasına mahkum edilen iki yaralı ruh, birbirlerinin yaralarını sarmaya çalışırken aslında en büyük tehlikenin dışarıda değil, içlerindeki o kaçınılmaz çekimde olduğunu fark edecekler. O ortak adrenalin, aslında ikisinin de hayata tutunma çabasıdır.

​Kilitli kapıların ardında, hıçkırıklarla bölünen uykularda ve siyahın her tonunda saklanan bir gerçek var:

Bazen seni en çok yaralayan kişi, senin tek ilacındır.

chap-preview
Free preview
1.BÖLÜM; Dayanamayacağım
~ Eslem Ergün ~ Ellerimi sımsıkı yumruk yapmıştım, tırnaklarım avuç içlerime o kadar sert batıyordu ki canımın yanması gerekirdi ama hiçbir şey hissetmiyordum. Duvarın dibine iyice büzülmüş, nefesimi bile dışarı vermeye korkarak öylece bekliyordum. Kalbim sanki göğüs kafesimi parçalayıp dışarı fırlayacaktı; her atışı kulaklarımda güm güm yankılanan bir davul sesi gibiydi. Evdeki her gölge, mobilyalardan gelen en ufak bir çıtırtı bile bana bir canavar gibi görünüyordu. Gözlerim doluydu, yanıyordu ama artık ağlayamıyordum. İçimdeki o ağlama isteği çoktan kurumuş, yerini buz gibi bir boşluğa bırakmıştı. ​“Bitti…” diye fısıldadım kendi kendime, sesim odada yankılanınca irkildim. “Artık bir saniye bile dayanamayacağım, bitti buraya kadar.” ​Üvey annemin o nefret dolu, çiğlik atan bağırışları hâlâ beynimin içinde çınlıyordu. Her kelimesi bir kırbaç gibi ruhuma inmişti. Babam ise... Babam her zamanki gibi yine yoktu. Fiziksel olarak o salonda duruyordu aslında ama ne bir sesi çıkıyordu ne de dönüp bana sahip çıkıyordu. Yine sustu, yine beni o kadının insafına, o bitmek bilmeyen öfkesine kurban etti. Bedenimdeki morluklar elbet bir gün geçerdi, biliordum ama o lafları, o aşağılamaları, o değersiz hissettirilmeyi hiçbir zaman unutmayacaktım. O gece, içimde bir yerlerde o son bağ da koptu ve ben hayatımın en zor kararını verdim: Buradan kaçacaktım. ​Herkesin derin uykuya daldığından emin olduktan sonra, titreyen ellerimle küçük bir çanta hazırladım. Hayatımdan geriye kalan, bana "ben" olduğumu hatırlatan üç beş parça eşyayı aceleyle içine doldurdum. Çalıştığım yerde gizli saklı biriktirdiğim, üvey annemin elinden ucu ucuna kurtarabildiğim o üç beş kuruşu da çantamın en gizli köşesine sakladım. O parayı sayarken ellerim zangır zangır titriyordu; sanki her an kapı açılacak ve yakalanacakmışım gibi geliyordu. ​Sokağa adım attığımda rüzgâr yüzüme bir tokat gibi çarptı. Hava buz gibi ve inanılmaz kasvetliydi. Şehrin ışıkları o kadar parlaktı ki, sanki herkes bana bakıyor, herkes evden kaçtığımı biliyormuş gibi hissedip yerin dibine girmek istedim. Artık yolun sonuna gelmiştim; o kapıdan çıkmıştım ve ne olursa olsun geri dönmeyecektim. Ama nefes almak bile çok zordu, sanki tüm dünya omuzlarıma binmişti. Adımlarım beni nereye götürüyordu bilmiyordum, sadece o evden uzaklaşmak istiyordum. ​Üşümeye başladım. Önce hafif bir titreme geldi, sonra dişlerim birbirine vuracak kadar soğuk işlemeye başladı kemiklerime. Etrafa bakındım, ışıkları yanan küçük bir büfe gördüm. Sırf ellerimi biraz olsun ısıtabilmek ve bir süre rüzgârdan kaçabilmek için en ucuzundan bir kahve aldım. Kahve bardağını iki elimle birden kavradım, sıcaklığı avuçlarıma yayıldıkça biraz kendime geldim. Ben kahvemi yudumlarken dışarıda yağmur bastırdı; gökyüzü bir anda delinmiş gibi yağıyordu. Sokaklar anında griye büründü, ıslak asfaltın üzerinde yansıyan ışıklar bile huzursuz görünüyordu. “Şimdi ne yapacağım?” diye sordum kendime. Yanımda ne bir şemsiye vardı ne de beni bu yağmurdan koruyacak doğru düzgün bir montum. Sırılsıklam olursam hastalanırdım ve hastalanmaya lüksüm yoktu. ​Saat gece yarısını çoktan geçmiş, 03.50 olmuştu. Telefonumun şarjı azalıyordu ve vakit çok geçti. Sokaklar artık güvenli gelmiyordu, her köşebaşında bir tehlike varmış gibi hissediyordum. Büfe sahibi dükkânı kapatmaya başlayınca kendimi tekrar o yağmurun altına atmak zorunda kaldım. İnternetten ucuz, kuytuda kalan bir otel buldum ve oraya doğru koştum. Tek istediğim başımı sokacak kuru bir yer, belki birazcık uykuydu. Otel resepsiyonundaki adam yüzüme şüpheyle baktı ama parayı peşin verince anahtarı uzattı. Odaya girdiğimde üzerimdeki ıslak kıyafetleri bile çıkarmadan kendimi yatağa attım ve yorgunluktan sızıp kalmışım. ​Fakat huzur benim için imkansız bir şeydi. Sadece bir saat sonra kapımın yumruklanmasıyla sıçrayarak uyandım. Otel çalışanları evrakları kontrol ederken bir sorun olduğunu fark etmişlerdi. Adam karşımda dikilmiş, kibarca ama kesin bir sesle beni odadan çıkarması gerektiğini söylüyordu. Başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Yalvarmak istedim, "Dışarıda yağmur yağıyor, sadece sabah olana kadar kalsam?" demek istedim ama sesim çıkmadı. Paramı geri verdiler ama o an paranın bir önemi yoktu. Yine sırılsıklam, yine o zifiri karanlığın ve insanın içine işleyen soğuğun ortasında kalakalmıştım. Sokak lambaları yağmurun altında titreyerek yanıyordu ve ben nereye gideceğimi gerçekten bilmiyordum. ​Ayaklarım artık beni taşıyamayacak kadar yorulmuştu. Çaresizce yürürken karşı sokakta küçük, tahta bir kulübe fark ettim. Eski bir köpek kulübesi gibi duruyordu ama o an benim için bir saray gibiydi. Kimsenin olmadığına emin olduktan sonra içeri sığındım. Yerdeki ıslak kartonları düzeltip üzerlerine büzüldüm. Vücudum buz kesmişti, her kemiğim sızlıyordu ama o kadar bitkindim ki titreyerek yine uyuyakalmışım. ​Sabah cılız, etkisiz bir güneş ışığı yüzüme vurunca uyandım. Burnuma çok tuhaf, ağır bir koku geldi. Gözlerimi yavaşça açtığımda karşımda kahverengi tüylü küçük bir köpek duruyordu. Kuyruğunu sallayarak bana bakıyordu. Bir diğeri ise dizlerime iyice sokulmuş, sanki beni o soğuktan korumak istermiş gibi kendi sıcaklığıyla sarmıştı. Gözlerim o an doldu. Koskoca şehirde bana sadece bu sahipsiz hayvanlar kucak açmıştı. Onları biraz sevdim, tüylerini okşadım. Geceyi meğer bu minik dostların sığınağında, onlarla nefes nefese geçirmiştim. ​Ayağa kalktığımda her yerim tutulmuştu, eklemlerim sızlıyordu. Karnımdaki o sancılı açlık artık görmezden gelinemeyecek kadar şiddetliydi. Ağzım kurumuştu, dudaklarım çatlaktı. Çantamı omuzlayıp yeniden yürümeye başladım. Rastgele sokaklarda ilerlerken gözüme 7/24 açık, biraz barı andıran biraz da lokanta gibi duran tuhaf bir mekân ilişti. Camındaki "personel aranıyor" yazısı bir can simidi gibi göründü gözüme. Bütün cesaretimi, gururumu, korkumu bir kenara bırakıp içeri girdim. ​Mekânın sahibi olan adam beni tepeden tırnağa süzdü. Kimsesizliğimi, çaresizliğimi anladığından adım gibi emindim. Ama bu durum onun hoşuna gitmiş gibiydi; belki de sesini çıkaramayacak birini bulduğu için seviniyordu. Çok soru sormadı, "Hemen başlayabilirsin" dedi. O an bir işim, belki de akşamları kıvrılacak bir köşem olacağı için içten içe dünyalar benim olmuş gibi sevinmiştim. "Sonunda bir şansım var," diye düşündüm. ​Ama o an hayatımın hatasını yapıp yapmadığımı bilmiyordum. Başıma geleceklerden, o mekânın kapıları kapandıktan sonra içeride neler döndüğünden tamamen habersizdim. Bana her akşam 10’da kapandıklarını söylediler ama içimde bir huzursuzluk vardı. Hissediyordum; asıl olaylar gece yarısından sonra, o kapılar dış dünyaya sıkıca kapandığında başlıyordu. Ben bir cehennemden kaçmıştım ama belki de kendi ellerimle daha karanlık bir kuyuya düşmüştüm. Yine de başka çarem yoktu, o kapıdan içeri adımımı attım.

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

ÖTEKİNİ SEVMEK

read
1.7K
bc

MENZİL 🧭🧭🧭

read
4.8K
bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
585.7K
bc

Ağanın Sözde Karısı

read
100.7K
bc

AŞKLA BERDEL

read
96.1K
bc

EFSUN: AĞANIN GELİNİ

read
80.2K
bc

CEO'NUN FİRST LADY'SI (+21)

read
63.0K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook