3. BÖLÜM - DOĞUM GÜNÜ

1691 Words
(Hande) Ders bitince Hamide ve Furkan’la konuşup Vedat’ın doğum gününe Değirmen Kafe’de gitmeye karar verdik. Zeynep’le vedalaşıp otobüs durağına doğru yürümeye başladık. O sırada Zeynep bana dönüp fısıldadı: “Hande, hediye almadık. Ne alacağız?” Aklım hâlâ Ali ve yanındaki kızda olduğu için dürüstçe bilmediğimi söyledim. “Peki, çarşıya bakarız,” dedi Zeynep. Kabul ettim ve birlikte çarşıya yürüdük. Hediyeleri seçtik; ben siyah deri kordonlu bir saat, Zeynep de buna uygun bir bileklik aldı. Paketlenip ödemesini yaptıktan sonra dükkândan çıktık. Saat altı civarı mahalleye vardığımızda, Hakan ve Ali bizim evin karşısında sohbet ediyorlardı. İçim bir an durdu. Adımlarım yavaşladı, gözlerim istemsizce Ali’ye kaydı. O da başını kaldırıp bana kısa bir bakış attı. Kalbim hızla çarpmaya başladı; bakışımı hemen kaçırdım. Zeynep dirseğiyle dürttü, hafif alaycı bir gülümsemeyle fısıldadı: “Bak bak kimler burada…” “Zeynep” dedim ama sesim düşündüğüm kadar rahat çıkmadı. Yolumuza devam etmek isterken; Hakan seslendi: “Ne yapıyorsunuz, nereden böyle?” Zeynep hemen atladı: “Okuldan geliyoruz. Akşam da Vedat’ın doğum günü var.” Oraya gideceğiz dedi. Hakan bana bakınca Vedat’ın kim olduğunu söyledim. Ama Ali’ye bakmamak için adeta bir savaş veriyordum. Gözleri sürekli üzerimdeymiş gibi hissettim. “Hakan, saat kaçta?” dedi. Akşam 8 gibi başlayacak dedim. Zeynep kolumdan çekiştirerek, “Oyalama bizi, Hakan abi, yetişemeyeceğiz!” dedi. Bir anlık refleksle Ali’ye baktım ve tahmin ettiğim gibi gözleri direkt üzerimdeydi. İçimde hem heyecan hem de tuhaf bir panik karışmıştı. Abim Ali’ye dönüp, “Kızları akşam senin arabayla bırakalım mı?” diye sordu. İçimden “Lütfen hayır desin” diye geçirdim ama Ali rahat bir şekilde, “Olur, benim de bir işim yok,” dedi. Zeynep sinsi bir sırıtışla bana bakıyordu. O an kalbim hem hızla atıyor hem de tuhaf bir heyecanla doldu. Ali’nin gözleri üzerimdeyken, bir yandan da Vedat’ın doğum günü için hazırlık yapacak olmamız, tüm duygularımı karmakarışık yapıyordu. Hakan ve Ali’yle kısa bir sohbetin ardından vedalaştık. Zeynep kolumu çekiştirerek, “Hadi, Hande yetişmemiz lazım!” dedi “ Daha kıyafet seçip saçlarımızı makyajımızı yapacağız ” diye abartılı bir sesle konuştu. Sanırım Ali’ye duyurmaya çalışıyordu. Adımlarımızı hızlandırdık; yanlarından ayrılırken Ali’nin bakışlarını hâlâ sırtımda hissediyordum. İçimde hem tuhaf bir huzursuzluk hem de heyecan vardı ama bunu kimseye belli etmedim. Zeynep’le binamızın önünde vedalaştık. Bahçe kapısını açmak için elimi uzattım, o anda bir anlık arkama dönüp baktığımda Ali’yle göz göze geldik. Hemen bakışlarımı kaçırıp hızlıca içeri girdim. Merdivenleri çıkarken çantamda anahtarımı arıyordum. “Hah, buldum!” diyip kapıyı açtım ve içeri geçtim. Annem mutfakta akşam yemeği hazırlıklarına öyle dalmıştı ki, geldiğimi fark etmedi bile. Sırıtıp sinsice arkasına yaklaştım ve “Ben geldim!” diyerek yanağına bir öpücük kondurdum. Annem bir anda irkilip, “Ay!” diye sıçradı ve kaşlarını çatarak bana döndü. “Kız Allah seni bildiği gibi yapsın, yüreğime iniyordu,” diyerek hem kızdı hem de hafifçe gülümsedi. Anneme akşam okuldan bir arkadaşımın doğum günü partisine gideceğimi söyledim ve hazırlanmaya başlamak için mutfaktan çıktım. Odama girmeden önce banyoya uğradım. Önce ellerimi, sonra yüzümü yıkadım; suyun serinliği bir an olsun kafamı boşalttı. Sonra gardrobumun önünde durdum, ne giyeceğimi düşünerek dolabın kapağını açtım ve elbiselere göz gezdirmeye başladım. Akşam için hem rahat hem şık bir şeyler seçmek istiyordum, ama seçim yapmak beklediğimden zor görünüyordu. Dolabımdaki pastel tonlardaki açık mavi mini elbise dikkatimi çekti. Hemen aklıma Ali’nin gözleri geldi; bu renk onun bakışlarına uyumlu olur diye düşündüm. Elbiseyi çıkarıp denedim; hafif bol ama hâlâ şık duruyordu. Bileğime de elbiseme uygun sonsuzluk işareti olan beyaz altın bilekliği taktıktan sonra aynada kendime bir kez daha baktım; hem rahat hem de hoş bir görünüm kazanmıştım. Saçlarımı yapmak için aynanın karşısına geçtim ve maşayla iri dalgalı bir görünüm vermeye karar verdim. Sadece birkaç malzemeyle makyajımı da yapınca işte hazırdım. Elbiseme uyumlu olduğunu düşündüğüm kırık beyaz stiletto ayakkabılarımı da yanıma alıp kapı girişinde bırakıp, tekrar mutfağa geçtim. Annem beni süzdü ve birden “Tü tü tü!” diye tükürmeye başladı. “Anneee, ne yapıyorsun Allah aşkına!” diye çığlık attım. “Ne var kızım, nazar değmesin diye,” dedi. İçimden, “Offf Allah’ım…” diye geçirdim ama dışımdan sakin bir şekilde, “Değmez anacım, değmez,” diyerek hayıflandım. Annem birden aklına bir şey gelmiş gibi durdu ve “Hiii, Hande!” dedi. Ne oldu der gibi baktım ve annem, “Kızım, sen okuldan geldin ya, açsındır, çıkmadan bir şeyler atıştır,” dedi. “Değilim anne, okulda atıştırdım,” dedim ve artık çıkmak için kapıya yöneldim. O sırada evin kapısı açıldı ve babam göründü. “Hayırdır kızım, nereye?” diye sordu. “Okuldan arkadaşımın doğum günü partisine gidiyorum,” dedim. Bir yandan da ayakkabılarımı giyiyordum. Annem babamın geldiğini duyunca mutfaktan çıktı. Hoş geldin, Hasan Bey,” deyip babamın ceketini aldı. “Hoşbulduk, hanım,” dedi babam. Sonra merakla anneme baktı: “Sen tanıyor musun bu arkadaşı?” Annem omuzlarını kaldırdı, “Bilmiyorum,” der gibi bir ifade takındı. Ben hemen araya girdim: “Zeynep’le gideceğiz, baba. Okuldan, siz tanımazsınız,” diyerek konuyu geçiştirdim. Bir kez daha kapıya yönelmişken ekledim: “Ayrıca Hakan ve Ali bizi bırakacaklar.” Babam bir an durdu, sonra başını sallayarak gülümsedi. İçimden bir rahatlama hissettim; artık hazırlanıp çıkmak için hiçbir engel kalmamıştı. Evden çıkıp merdivenleri inerken telefonumu elime aldım ve Zeynep’e mesaj attım: “Hazırım, çıkıyorum. Kapıda buluşuruz.” Mesajı gönderdikten sonra derin bir nefes aldım; kalbim hâlâ hafif çarpıyordu. Bahçe kapısından çıktığım anda Ali’yi gördüm. Bir an duraksadım; sanki elim ayağıma dolanmıştı. Kalbim beklenmedik bir hızla çarpmaya başladı. Derin bir nefes alıp kendimi toparlamaya çalışarak ilk adımımı yavaşça attım. Bir yandan da belli etmemeye çalışarak onu süzüyordum. Kısa sarı saçlarını özenle taramıştı. Hafif kirli sakalları yüzüne ayrı bir hava katıyordu. Koyu mavi gömleğinin kollarını dirseklerine kadar kıvırmıştı; kolundaki siyah saat dikkat çekiyordu. Siyah jagger pantolonu ve siyah spor ayakkabılarıyla hem sade hem de oldukça şık görünüyordu. Arabaya yaslanmış, telefonuna bakıyordu. Sanki birini bekliyormuş gibi rahat ama dikkatli bir hâli vardı. Ekranda bir şeyleri kontrol ederken başını ara sıra kaldırıp etrafına bakıyordu. Tam o sırada başını kaldırdı. Gözleri benimle buluştu. Bir an için zaman yavaşlamış gibi hissettim. Ali’nin dudaklarında hafif bir gülümseme belirdi. Sonra telefonunu sakince cebine koydu ve arabadan doğrulup dikildi. Sanki beni fark ettiğini açıkça belli eden küçük ama anlamlı bir hareketti bu. Kalbim bir anda daha da hızlı atmaya başladı. Ne yapacağımı bilemez hâlde kısa bir an gözlerimi kaçırdım, sonra tekrar baktım. O hâlâ bana bakıyordu. Birden aklıma dank etti.
Tabii ya… Bizi bekliyordu. Ali götürecekti bizi. İçimde garip bir karışım vardı; hem heyecan hem de hafif bir telaş. Onun bakışları üzerimdeyken arabaya doğru yürümek tuhaf ama aynı zamanda hoş bir histi. Bir anlığına, sanki baş başa buluşacakmışız gibi hissettim. Bu düşünce nefesimi kısa bir an için kesti. Fark ettirmemeye çalışarak başımı hafifçe salladım ve kendime sakin olmam gerektiğini hatırlattım. Yanına vardığımda gülümsemeye çalışarak, Selam Ali, nasılsın?” dedim.
Sesimin sakin çıkmasına uğraşsam da kalbimin hâlâ hızlı attığını hissediyordum. Ali başını hafifçe salladı. Yüzünde küçük ama içten bir gülümseme vardı.
“İyiyim, sağ ol, Hande sen nasılsın?” dedi. “İyiyim ben de. Hakan nereye gitti?” diye sordum. “Bakkala kadar gitti, sigara ve su almaya,” dedi. Ben de anladım dercesine kafamı salladım. Birlikte beklemeye başladık. Ama Ali ağzının içinde bir şeyler mırıldandı; tam anlayamadım. “Bir şey mi dedin?” diye sordum. Hayır anlamında başını salladı. Sonra biraz çekingen bir sesle,
“Elbisen… biraz kısa değil mi?” dedi. Bir an ona baktım.
“Bence güzel,” dedim hafifçe omuz silkerek. Ali kısa bir an durdu, sanki söylediği şeyi tartıyormuş gibi.
“Yanlış anlama,” dedi hemen. “Sadece… dikkat çekiyor.” Sonra bakışlarını bir an arabaya çevirdi.
“Hakan da birazdan gelir zaten,” diye ekledi, konuyu değiştirmeye çalışır gibi. Başımı Zeyneplerin binasına çevirdim. Ali’nin bunu fark etmiş olması içten içe hoşuma gitmişti ama yine de belli etmemeye çalışıyordum. Biraz bekledikten sonra Zeynep hazırlanmış bir şekilde geldi. Saçları ve kıyafeti tam yerindeydi. Sinsi bir sırıtışla bana bakıp,
“Hazır mısın, Hande?” dedi. “Ne için?” diye sordum. Omuz silkti.
“Boş ver,” dedi ama gülümsemesi hiç kaybolmadı. O sırada Hakan da elinde poşetlerle geldi.
“Hazır mısınız?” diye sordu. Herkes onayladı ve hep birlikte Ali’nin siyah BMW’sine bindik. Ali direksiyonun başına geçti, Hakan ön koltukta onun yanına oturdu. Ben de Zeynep’le birlikte arka koltuğa geçtim. Ali arabayı çalıştırırken kısa bir an dikiz aynasından bize baktı. Gözleri bir an benimkilerle buluştu. Hemen camdan dışarı bakıyormuş gibi yaptım. Araba hareket ettiğinde içimde hafif bir heyecan dolaşıyordu. Ali’nin direksiyon başındaki hâli sakin ve kendinden emindi; bu da beni garip bir şekilde rahatlatıyordu. Ama düşüncelerim başka bir yerdeydi. Az önce dikiz aynasında karşılaştığımız o bakış… Ali’nin gözleri hâlâ aklımın bir köşesinde dönüp duruyordu. Yolculuk keyifli geçiyordu; Zeynep arka koltuktan Hakan’la arada atışıyor, ben de gülümseyerek onları izliyordum. Arabanın içinde neşeli bir hava vardı. Tam o sırada Ali’nin telefonu çaldı. Telefonu açtı ve hafif bir tebessümle,
“Efendim, Ezgi?” dedi. İsmi duyar duymaz içimde tuhaf bir his oluştu. Gözlerimi camdan dışarı çevirdim ama kulaklarım istemeden konuşmaya odaklanmıştı. Ali kısa bir an dinledi.
“Tamam, geliyoruz,” dedi ve telefonu kapattı. Telefonu kapattığında arabada kısa bir sessizlik oldu. Ben ise hâlâ az önce duyduğum isimde takılı kalmıştım. Sanki bir anda arabanın içindeki hava değişmişti. Gözlerimi sol tarafa, cama çevirdim ama aklım hâlâ onun sesinde ve o hafif tebessümündeydi. Hakan öne doğru eğildi.
“Kimdi?” diye sordu. “Ezgi,” dedi Ali sakin bir şekilde. “Ha,” dedi Hakan ve tekrar koltuğuna yaslandı. Konuşma orada kapanmıştı ama benim aklımda kapanmamıştı. Kısa bir süre sonra Değirmen Kafe’ye vardık. Hakan arabadan inerken, “Dikkat edin, eğlencenize bakın,” dedi. Ama benim eğlenecek hâlim kalmamıştı. İçimde anlamlandıramadığım bir huzursuzluk vardı. Ama kimseye belli etmemeye çalıştım. Tamam görüşürüz dedik. Arabadan inip kafeye girdik. Hamide ve Furkan çoktan bir masaya geçmiş, bizi bekliyorlardı. Yanlarına gidip selam verdik ve oturduk. Zeynep hemen sohbete karıştı ama ben biraz daha sessizdim; ortam kalabalıklaşırken bile aklım başka yerdeydi. Zaman ilerledikçe kafe dolmaya başladı, müzik yükseldi ve parti havası iyice hissedildi. Bir süre sonra Vedat pastanın olduğu tarafa geçti. Biz de ayaklanıp o tarafa geçtik. Herkes bir ağızdan, “İyi ki doğdun Vedat!” diye bağırmaya başladı. O an Vedat’la göz göze geldik. Bana hafifçe tebessüm etti, sonra gözlerini kapatıp dileğini diledi. Mumları üflediği anda herkes alkışlamaya başladı. Ben de alkışlıyordum… ama içimdeki düşünceler hâlâ susmamıştı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD