SERENCAM...

1745 Words
Aslında yararsız görülen her tekrar, her sıkıntı ve problem bizi daha iyi kılmak için gelir. Bu, bilinmez olduğu için daha yavaş bir yoldur. Bize hastalık, bela kisvesi altında bir sıkıntı geldiğinde onu adaletsizlik olarak tanımlarız. Onların mükemmel dakikliğini ve aslında bizi iyi kılmak için geldiklerini görmek, bizim için imkansız gibidir. Bu sebepledir ki eskiler; bela ve husumetlerin bir vazife ile geldiğini ve vazifelerini tamamlamadan hayatlarımızı terk etmediklerini savunur. Bir bedenin çektiği hastalık, çevresindeki sağlıklı bedenin kıymet bilmesine, bir tüccarın çektiği sıkıntı, komşu esnaf için ibret etmesine sebep olabilirdi. Bazen çektiğimiz sıkıntı sadece bizim sınavımız değildir. Oğuz Atay, Tutunamayanlar' da hastalık için şöyle bir tanım yapar: "Hastalık öyle sinsi bir düşmandır ki; en muhafazakar ailenin yatak odasına bile sızar." Hastalık; Ümran hanım ile benim gizemli ilişkimizin içine sızmış ve ördüğümüz duvarların tuğlalarına sirayet etmişti. Hastalık; annemin bağışıklık duvarının yanında bizim resmiyet duvarımızı da yıkan, düşman ya da dost, ne olduğu belli olmayan bir gizdi.. O gün, Ümran hanımın ofisinde yaptığımız konuşmanın üzerine kendimi daha iyi hissetmiştim. Sıkıntı verici bir nedenle de olsa ilk kez beraber hareket edecek ve bu yolculukta bir arada olmaya çalışacaktık. Evet yaşamak gibi, hastalık çekmek de bir yolculuktu insan için. Menzil sağlık olunca varmayı istemek daha da elzem oluyordu haliyle. Ondan aldığım icazetle biyopsi için gün ve saat ayarlama işini ben üstlenmiştim. Kendi ofisime geçer geçmez, dün akşam saatlerinde beni arayan numaradan Nazım beyi aradım. Tahmin ettiğim gibi şahsi hattından aramıştı beni. İlk aramama yanıt vermeyince tekrar aramadım. Neticede bir cerrah olarak meşgul olabilirdi. Keza iki saat sonra çağrıma dönüp tahmin ettiğim mazereti bildirdi. Annem bütün bu prosedürün gizlilik içerisinde yürütülmesini istediği için randevuyu mesai saatinden sonraya, bizim için özel bir boşluk oluşturarak ayarlamıştı. İşlemi kendisi ve asistanı birlikte yapacaktı ve sonuçların en kısa sürede çıkması için de elinden geleni yapacağını söylemişti. Aynı hafta içerisine aldığımız randevu saati yaklaştığında, yayınevinden birlikte çıkarak, onun aracıyla Eğitim ve Araştırma Hastanesine doğru yol aldık. Aracı benim kullanmamı istemişti. Ve neredeyse 8 yıllık şoförlük hayatımda annem ilk kez benim kullandığım araca biniyordu. Üstelik birlikte çıktığımız ilk yolculuğun varacağı yer ne kadar da ironikti. Beraber uzun yıllar yaşayacağımızın ya da önümüzdeki kısa bir zamanın, birbirimizi anlamak ve kaybettiğimiz zamanı telafi etmek için yetip yetmeyeceğinin belli olacağı yer. Aracı mesai saati bitimi sebebiyle nispeten boşalan otoparka koyup, Nazım beyin bizim için tarif ettiği kapıdan cerrahi katına doğru ilerlemiş ve yol boyunca Ümran hanımın kolumdaki elini onu teskin etmek için sürekli okşamıştım. Annemin ellerini en son mahkeme salonundan çıkarken tutmuştum. Sekiz yaşımdaydım henüz. O yeltenmedi diye ben neden geri çekmiştim ki kendimi? Uslu çocuk olmam öğütlendi diye arada bir de olsa eteklerine yapışma, ondan bir şey isteme fırsatı neden sağlamamıştım kendime? Son birkaç gündür aklımda sürekli dönüp duran şey ise; Annemin kalın duvarlarına, katı kanunlarına sorgusuz uyarak aslında iyi bir evlat olmaktan çok, kendimi sadık bir evlat yerine koyduğumdu. Ve bu davranışım, aramızdaki kısır döngüde payımın ne kadar da büyük olduğunun kanıtıydı. İkimiz de sessizdik fakat, ikimizin de zihninden benzer düşüncelerin geçtiği aşikardı. Nazım beyin bizi beklediği cerrahi müdahale odasının önünde genç bir asistan tarafından karşılandık. Biyopsi için bütün hazırlık, biz hastaneye varmadan ivedilikle yapılmıştı. Bütün işlem aşağı yukarı bir saat sürdü ve o gece önlem amaçlı özel bir odada istirahat etmesi sağlandı. Acısı olduğu belliydi fakat sadece ikimiz varken bile bunu dile getirmekten imtina ediyordu. Ne olurdu; "ah ne zahmetliymiş bu iş." deseydi? Asla demedi... Bugün ise biyopsinin üzerinden tam bir hafta geçti. Sonucun bugün çıkacağını söylemişti Nazım bey. Artık telefonumda kayıtlı olan numarasından sabırsızca bir arama bekliyordum. Arayıp; "Gözünüz aydın. Sonuçlar korktuğumuz gibi çıkmadı." demeliydi. Ofisimi baştan sona kaçıncı adımlayışımdı bilmiyordum, tam da sabrımın sınırına dayanmak üzereydim ki telefonum nihayet çalmaya başladı. Günlerdir süren bu azap verici bekleyiş nihayet son bulacaktı fakat, elim bir türlü açmaya yanaşmıyordu. Nihayet o gücü bulduğumda telefon kapanmak üzereyken yanıtladım. "Nazım bey." "Gülce hanım merhabalar, nasılsınız?" "Haberler iyi ise ben de iyi olacağım." "Sonuçları yüz yüze konuşmak istiyorum. Ümran hanımla konuşmadan önce sizinle görüşsek daha iyi olacak sanırım." "Bu sözleriniz haberlerin kötü olduğunu hissettiriyor. Lütfen biraz daha açık olun." "Maalesef patoloji bize kuşkulu sitoloji olduğunu gösteriyor. Ama korktuğumuz gibi ileri evrede değil. Bu türle mücadele etmenin oldukça etkili yolları var. Eğer bugün saat 4'ten sonra uygunsanız sizinle izleyeceğimiz yolu konuşmak isterim. Hastanedeki odamda olacağım." "Anlıyorum, mutlaka orada olacağım. Görüşmek üzere." Kendimi sandalyeme bir çuval gibi bıraktım. Korkulu rüyam hayra çıkmamıştı ve bir türlü tamam olamayan ilişkimiz ilelebet yarım kalma tehlikesiyle yüz yüzeydi. Kolumdaki saate baktığımda iki saat gibi bir vaktimin kaldığını gördüm. Kolumdaki saate daha derin baktığımda ise; annemin bu saati bana verdiği günü... İlk yazım, yayınevinin saygın editörlerinden geçer not alınca bana hediye olarak almış ve "sen kendisini çok iyi yetiştirmiş bir çocuksun." demişti. Ne sarılmış ne de sırtımı sıvazlamıştı. Ama ben öyle derin bakmıştım ki gözlerine, ta en derinlerdeki gurur kırıntılarını görmüştüm. O anın hissiyatı bir yumru olarak boğazıma yerleştiğinde bundan sonra ilişkinin, hatıralarla avunma evresine geçmemize ne kadar az kaldığını fark ettim. Sonuçların çıkacağı vakit yaklaşırken Bahtışen 'in hikayesine iyice kaptırmıştım kendimi. Anlattığı şeyler, anlatış tarzı bir yana o kadife sesindeki efsun insanı yatıştırmak için birebirdi. ... Kara kara düşündüm sabaha değin. Bi hala yola koymak lazımdı bu Hasan mevzusunu. Onda öyle nalet bir damar varıdı ki allem eder gullem eder beni karı ediverirdi kendine. Sanki gül bahçası hayatım, eyice dönerdi diken tarlasına. Edemezdim onla. Sabırlıydım, uysaldım amma onun eziyetine dayanamazdım. Neneme seslendim, o da uyuyamamış ben gibi. "Dayım beni o uğursuza vermez değel mi nene?" dedim. "Ona kalsa verir de ben sağ oldukça bişey edemez." dedi. Az bişey rahatladım ama pek bulanıklığı dağılmadı içimin. Sabah oldu aydı gün. Ben kahvaltıyı hazır ettim, Esme'yi doyurdum düştük mektep yoluna. Meydana yaklaştıkça yüreğim sıkışıverdi. Her yanı kolladım durdum Hasan iti çıkacak deyi. Bilirdim ben, yanımda görünüp onunla adımı çıkarmaktı derdi. Neyse ki mektep yolunda başka köylüler de katılıverdi yanıma da yalanız kalmadım. Okula vardık, aklımda Esme'yi bırakıp eve varmak, öğlene yakın da gelip almak vara ama bir yandan da yek başımayken Hasan'a yakalanma korkum var. Ne edeyim diye düşünür dururum. Halime abaya da giremem. Sabi dün pek ağladı ardımdan, unutsun da bana bel bağlamasın daha eyi. Ha dediğinde yanında bitemem çünkü. Neyse dedim varam okulun kıyısındaki çorak çeşmeye de kenarına oturuverem. Bir kaç saat orada dinelir, Esme'yi alır öyle varırım eve. Yine beklemek, yola yalanız düşmekten usluca geldi. Ben de döndüm yolumu okulun ardına. Az biraz yürüdüydüm ki bi çocuk bağırdı ardımdan; "Bahtışen aba dur hele. Halime nene sana seslenir. Yanıma varsın bi zahmet dedi." Eyi dedim, gördün mü Bahtışen? Gene aklına koyduğunu önüne koyamadın. Büyüğümdür beni seslemiş, gitmesem olur hiç? Vardım ben de yanına, girdim bahça kapısından. Baktım sabiyi yine oturtmuş salıncağa ama keyfi yerinde değil. Huysuz, mızırdan, eline ne verse çalıyor yere. "Anaaa" dedim. "Ne kadan ayıp pamuğum. Yakışır mı sana hiç mızırdanlık?" Sesimi bir duydu bu, anam gülleri beş açıverdi görsen. Kolları uzattı beşikten, atıverecek kendine neredeyse. Halime abaynan şaştık kaldık. O öyle hevesli olunca kıyamadım aldım elbet kollarıma. Daha da inmedi mektep dağılana kadar. Gitme vakti gelince feryad ede ede koptu koynumdan yavrum. Benim de na şuramdan bi parça koptu. Yavrusunu geride bırakıp da gurbet ele giden ata gibi aktı gönlüm. Eve vardık, yine her zamanki hır gür. Üç beş misafir vardı, köye davar almaya gelen. Bizim malları da dolaştılar. Yemek vakti çatınca da sofraya buyur ettik tabi. Gelen gitti, akşam oldu, ben çayları çekiveriyom bardaklara. Ayvanın kapısı birden gümbürdemeye başladı. Dayım bismillah çekti açtı kapıyı. Aşağı mahalleden gençten bi sübyan. Nefes nefese kalmış, yüzü kızarmış. Soluğunu topladı, döktü dilindekini. "Ahmet aga, Halime teyze rahatsızlanmış. Haber gönderdi. Bahtışen abam la Hadice neneyi çağırır yanına. Halım hal değil deyip durur. Müsaaden varsa ben yoldaşlık edem onlara." deyiverdi. Nenemle beni aldı bi telaş ama dayımın dilinden dökülecekler mühim. Düşündü, tarttı, dedi; "Eyi madem dikkatli gidin. Allah şifa versin Halime abaya." Düştük sübyanın ardından yola, Esme'yi de aldım yanıma, yarın oradan yollardım mektebe. Gece çökmüş elbet, bastığın yere dikkat etcen diye yavaş yavaş yürüyon köy yerinde. Bi zaman sonra vardık mektebin karşısındaki eve. Sofanın ışıkları yanıyo emme içerden bir de feryat figan bebe ağlama sesi geliyo. "Hay Allah!" dedik girdik kapıdan. Bir de baktım ki Halime aba canından bezmiş, muallim ayakta kucağında sabisi dolanıp durur. Adam ardını dönünce yavrucağız da beni gördü, içini çeke çeke sustu. Ağzını büzmüş, boncuk boncuk yaşlar duruvermiş yanaklarında. Uzattı kollarını bana geleyim der. İçim etmedi o halına, babasının kucağında falan dinlemedim, atıldım ileri. Aldım koynuma, sardım bedenini. Ah gızım, dün gibi kokusu burnumda. Şurama, boyun çukuruma koydu başını, içini çeke çeke uyudu oracıkta. Yatırıverem diyom, açıyo ağzını basıyo kamatayı. Çareyi koynumda uyutmakta bulduk mecbur. Muallimin gözü üstümüzde, haliyle ben de diken üstündeyim. Ya kızıverirse bana, neden sana düştü bu kadar diye? Ben de bilmiyom ki bu sualin yanıtını, ne deyivercen. Adam o yeşil gözleriynen baktı baktı, döndü ardını çıktı evden. Halime aba ardından yetişti uğur etmeye. Bi zaman sonra geldi dedi ki, "oğlan bu gece burada kalacağmış, dün gece de hiç uyumamış sabi. Bu gece de uyumayınca bana danışmaya gelmiş. Ne ettikse susturamadık kuzuyu. Sabah senin yanında ehvenledi ya. Aklıma düştün Bahtışen. Sen de kusuruma kalma Hadice abla, seni de yollara düzdüm emme, başka türlü yollamaz dı Ahmet aga bilirim." O gece kaldık orada. Bana içerde yatak açıverdi Halime aba. Sabi koynumda uyuduk birlikte. Nenemle sabaha kadar oturdu konuştular. Sesleri geldi ama ne konuştular seçemedim. Zaman sonra yumdum gözümü ben de. Oğlan sabaha kadar heç uyanmadı. Ne döndü, ne kımıldandı. Meğer o da yorukmuş iki gecedir ağlamaktan. Sabah uyandık, Esme'yi okula uğurladım. Kapıdan girerken muallim gördü seslendi bana. "Oğlan ne etti gece" diye sordu. "Eyidi öğretmen, uyanmadan uyudu. Daha da uyur içerde" dedim. Adamın yüzü bir güldü gızım, dersin cennet rahiyası. Benim de yüzüm güldü birden. Ben ona nası bakakaldıysam, o da bende kaldı öyle. Yine içim bi hoş oldu, dizim titredi, tutundum bahça kapısına. Nenem içerden seslenmeseydi put gibi dururdum daha... ... Bahtışen daha anne bile olmadan, kan bağı dahi olmayan bir çocuk için bağrını açmıştı. Anlatırken o günü an be an yaşadığı o kadar belliydi ki, dinleyenin burnuna ortamın kokusu dolardı. Bahtışen ve kuzusunun hatıralarıyla girdiğim poliklinik kapısından şimdiki zamana adım atmış olmanın gerginliği sardı bütün bedenimi. Sonucun kötü çıktığını bile bile geldim belki buraya ama, tamamen yabancısı olduğum bir hastalık sürecinde, bunca yıldır tanışı olamadığım bir annenin yanında nasıl yer alacak, ona nasıl destek olacaktım? Kafamda bu ve bunun gibi bir çok soru ile dalgın dalgın ilerlerken aynı zamanda Bahtışen teyzenin benim için ördüğü boncuktan nazarlık figürü ile oynuyordum. Asansörlerin önüne geldiğimde kattaki asansör kapısı açıldı ve ben aynı dalgınlıkla içine yönelirken iri bir bedenle çarpıştım. Başımı kaldırıp kime çarptığımı anlamaya çalıştığımda ise ikimizin de ağzından aynı soru döküldü. "Yine mi sen?"...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD