İnsanın psikiyatr olmasına, 28 yaşında olmasına, neredeyse tüm dünyaya kök söktürüyor olmasına rağmen annesine karşı gelememesi ne büyük travmadır bilemezsiniz.. Ben mesela.. Tam olarak bu tanımın karşılığıyım diyebililirim. Annem Gülce Hanım. Kendisi harika bir kadın olmasının yanında muhteşem bir anne ama bazı huyları var ki asla kendisinden beklemezsiniz. Yani üniversite mezunu, yüksek lisansını yapmış, 4 dil bilen, yıllarca yöneticilik yapmış olan bir kadın. Şimdilerde 53 yaşında ve benimle beraber diğer kardeşlerimi de topladı.. Neden? Çünkü ayda bir kez yaptırdığı kurşun dökdürme seansımız var. Evet evet yanlış duymadınız. En küçüğümüz 23 yaşında bir üniversite öğrencisi 7 kardeşiz ayrıca halamın 3 çocuğuyla beraber toplam 10 kişi bir çarşafın altında oturduk ve her ay gelen yaşlı teyzenin tü tü tü kem gözlere şiş repliği eşliğinde ayinini tamamlamasını bekliyoruz.
O kurşun eriyip suya döküldükçe teyzeden bir feryat kopuyor ki annem ruhunu teslim edecek neredeyse çünkü teyzeye göre üzerimizdeki nazar insanı öldürürmüş öyle kuvvetliymiş. Canım annem de teyzenin ağzından çıkanları kaçırmamak için can kulağı ile dinliyor. Biz çarşafın altında kahkahamıza mani olma derdindeyiz. Cennet Buz ki kendisi en küçüğümüz. Bu arada benim üçüzlerim var demiştim ama ayrıca ikiz kız kardeşlerim ve yine ikiz 2 kardeşim daha var. Biri kız biri erkek. Cennet Buz en küçüklerden biri ve bizim ailenin hem maskotu hem prensesidir kendisi. Ona laf söylenmez, o elit olacağım hanımefendi olacağım kaygısı taşımaz.. İçinden nasıl geliyorsa öyle yaşar, bir yerde Cennet herkesin hayalidir aslında..
O durup durup takılıyor. Kadın her feveran ettiğinde o da alttan bağırıyor.
"Yarabbi kem gözlerine sok o şişleri amiiiiiin" yapıyor biz sırıtıyoruz duruyor biraz sonra tekrar başlıyor.
"Ayy vallahi sağ kulağımdan bir şey çıktı sanki, teyzem nazar mı çıktı?"
"Çıktı kızım çıktı" şükür diye karşı cevap geliyor teyzeden. Bir hayli eğleniyor yani. Şükür ki o seans bitip biz o çarşafın altındaki esaretimizden kurtulunca birkaç dakika özgürlüğün tadını çıkarıyoruz, ardından da annemin ısrarıyla sofraya geçiyoruz..
Şimdi de annemin kendi elleriyle hazırladığı yemeklerin tadını çıkarıyoruz. Ancak ben biraz anne düşkünü bir adamım hayattaki değer verilecek insanların başında annelerin geldiğine inanıyorum tabi ki evladına anne olabilmiş annelerin, bu sebeple hiç itiraz etmem ama Kenan Kurt ki daha evvel bahsetmiştim. Hep fevriydi, çocukken de büyüdüğünde de.
"Anne kurban olayım artık vazgeç şu işten ya."
"Hangi işten annecim?"
"Kurşun döktürmek mi kaldı annem, Pars Bey her ay seansa alıyor zaten bizi nazar mazar işlemiyor merak etme."
Annem bana tebessümle baktı, evet kardeşlerime de düzenli olarak seans yapıyorum ve yapmaya devam edeceğim hatta aramızda kalsın babama da yapıyorum.
"Aaa Kurt neden öyle söylüyorsun annecim bak çok iyi geliyor bu size kurşun döküldükten sonra hepinizin bakışları bile değişiyor güzel evladım. Devam devam.."
"Yaa annem ben çok seviyorum kurşun döktürmeyi haftada bir bile yapabilirsin."
Tabiki bunu diyen Cennet. Kendisi mimarlık son sınıf öğrencisi ama bize sorarsanız o hâlâ bir ergen.. Annem Cennet'e bakarak göz devirdi, elbette farkında onun yaptıklarının.
"Cennet Buz, kadınla dalga geçiyorsun!"
"Haşa, sümme haşa. Aha şu nimet gözüme dursun ki dalga geçmiyorum" diyor o arada şu nimet diye el bastığı şey de avokado.. Hepimize kahkaha attırdı onun abartılı tepkisi..
"Babam niye yoktu bu sefer hem, o da katılsaydı."
Aslan'ın sorusuyla annem ona döndü. Mert Aslan benim üçüzlerimden biri, kendisi ülkenin en başarılı avukatlarındandır ayrıca.
"Acil bir işi çıktığı için gelemedi ama ona ayrıyeten döktüreceğim merak etme."
Babam milyon tane küfrediyor her seferinde ama mırıltı şeklinde tabi, annem duymasın diye. Nasıl desem onların aşklarını.. Saplantı boyutunda aşıklar birbirlerine ben aşka inanmayan bir adam olmama rağmen bana bile acaba dedirtiyorlar yani..
Onlarla rutin toplanmamız sona erince kendi evime geçmek üzere ayrıldım annemlerin evinden.
Yolda özel olarak geliştirdiğimiz bir ağ üzerinden bir mesaj geldi.
"Efendim çok acil bir toplantı talep ediyorum."
Mesaj doğunun şahından gelmiş.
"Konu?"
Kimse bu ağa giremez ya da denetleyemez, bağlantı noktası, bir ip adresi yok. Ulaşmaya çalıştıkları her seferde karşılarına dünyanın farklı lokasyonlarından yeni ip ler gider.
"Bir gazetecinin, özel bir görüşmeye ait birkaç veriyi ele geçirdiğine dair bilgi ulaştı elimize."
"1 saat sonra."
Doğunun şahı yani Bilge. Ortadoğulu. Asıl adı Seyzan Razi. Çok sakin bir o kadar sabırlı bir adamdır. Heyecanlandığını hiç görmedim, panik olduğunu da. Hacker ağı, gazeteciler, polis içi köstebekler ondan sorulur ve istisnasız herkesin onda bir sırrı vardır ayrıca herkese verebileceği bir tavsiyesi. Karakter sahibi bir adamdır ama herkesin olduğu gibi onun da bir zaafı var. Tehdit edilmekten nefret eder.. Tehdit edildiği an kim etmiş, neyle tehdit etmiş, tehdit edenin çapı neymiş umursamaz gerekirse sonunda kendi de ölür ama onu tehdit edeni bitirir ve o önemli diyorsa gerçekten önemlidir.. Önce evime geçtim. Bir duş almam şarttı. İşlerimi hallettikten sonra güvenli ağ üzerinden aradım, sesim mekanik olarak gidecek karşıya.
"Dinliyorum."
"Efendim, bir gazeteci Türkiye'den. Daha evvel kimsenin giremediği bir toplantıya dair detayları sızdırmış, elinde birkaç tane de fotoğraf var. Gazete toplatıldı, gazeteciyi araştırdım çok toy zaten yeni mezun sayılır. Bu bilgiye nasıl ulaştı bilmiyorum şimdilik devamı gelmedi. Emriniz nedir?"
"Türk mü dedin?"
"Evet efendim Türk gazeteci."
"Bu zafiyeti kim göstermiş?"
"Dün İstanbul'da bir toplantı için bir araya gelen bize bağlı birliklerden biri."
"Onları derhal al görevden. Zafiyet gösteren kişiyle bir daha iş yapmayın!"
"Emredersiniz efendim gazeteciye bir şey yapalım mı?"
"Hedefini şaşırtacak birkaç bilgi verin, sanki bu işi kotarmış gibi görünsün."
"Emredersiniz efendim.."
"Bilge?"
"Buyurun efendim?"
"Tek bir hata daha istemiyorum, böyle bir güvenlik açığını ikinci sefere affetmem. Basit bir gazeteci bize ait olan bir toplantıya ait bilgi alabiliyorsa bu o gazetecinin başarısı değil bizim acizliğimizdir."
"Tabi efendim derhal ilgileniyorum."
"Bilge?"
"Emredin."
"Bana bir tavsiye ver."
Bu da onunla yaptığım bir rutin. Başbaşa görüşmüşsek sonunda muhakkak ondan bir tavsiye alırım.
"İlk hatayı sistem yapsa da ikincisini insanlar yapar.. Üçüncüsünü ise affetmeyin."
Güldüm dediği şeyle o kadar haklı ki. Onunla görüşmemiz bitince derince soludum. Bir aykırı çıkacaksa o Türk olur zaten, bizi aşağısı kurtarır mı? Yüzlerce minik birlik var hepsinin toplantı yaptığı mekanlar var ama gelin görün ki Türkiye'de olan fark ediliyor. Ah bu maceracı ruhumuz..
Doğunun şahıyla olan görüşmem bitince yarın seansım olan adamın dosyasını aldım elime..
Sadist bir herif, insan kanı içmeyi seviyor bu uğurda kurban vermekten çekinmeyen bir ruh hastası..
Yarın güzel bir gün olacak sanki ne dersiniz..
👑
Asya
Bir saattir odamda volta atıyorum. Şu terbiyesizliğe bakar mısınız? Ben canımı tehlikeye atıp hiçbir gazetecinin bulamadığı bir haber bulmuşum ama benim haberim apar topar gazeteden kaldırıldı. Yetmedi editörden fırça yedim yetmedi telefonuma tehdit mesajı geldi sanırım bunlar da yetmemiş olacak ki. Editör denen kel aynak evine git hafta başına kadar da gelme! dedi. Ya delireyim mi ben? Ne yapayım acaba. Margarin saklayan bakkalı beğenme, Allah diyen kediyi beğenme, mafyaların özel toplantısını ifşa edeyim onu da beğenme. Ben sana ne bulayım haber diye acaba!
Gazeteyi ayağa kaldırdım, ortalığı birbirine kattım ama bana mısın demedi o kel kafasını ısırdığım herif.
Iyy iğrençsin Asya.
Kendimden de iğreniyorum ara ara ama iç sesim bu konuyla gereksiz ilgili. Bugün perşembe. Hafta başına kadar işe gitmeyeceğim madem dişe dokunur bir şeyler bulayım hem bu haberin arkasını bırakmayı düşünmüyorum. Sosyal medya hesabıma girdim ve gazete yaptığım haberin benzerini bu defa şirket ismini sansürleyerek paylaştım. Resimleri de ekledim. Oh canıma değsin! Millet abandı yorumlara, bize kaos olsun yeter ki herkes bilgi almak için deliriyor şuan ama arada bir yorum dikkatimi çekti.
"Su yeterince derin değil miydi gazeteci?"
"Ananı avradını! Lan burda da mı buldular beni."
Hafiften bir tırstım yalan yok ama ne demiş atalar pilavdan dönenin kaşığı kırılsın. O mesaja cevap yazdım.
"Çok çok boğuluruz, bizim derdimiz giderken ne kadar pisliği temizleyebildiğimiz."
Malsın biliyorsun değil mi Asya?
"Allah Allah o niyeymiş bayan çok bilmiş iç ses?"
"Çünkü elinde saçma sapan iki resimle haber yapıyorsun yetmiyor adamlar aleni tehdit ediyor sen de posta kokuyorsun, vazgeçtim sen mal değilsin. Aptalsın aptal. Ölmeyi bayılmak mı sandın hasbam!"
"Ya sabır iç sesim demeyeceğim ümüğünü sıkıvereceğim şimdi şunun."
"Hı hı gel sık lütfen ve zaten öldürecek oldukları seni kendi ellerinle telef et."
Onu duymazdan gelmeye karar verdim, kafamı karıştırıyor yosma. Tekrar bir cevap gelmedi ben de bir süre daha yorumlara baktım falan ama duramıyorum evde. Anneme çıkıyorum diye haber verip bindim benim gelinciğe.
En sevdiğim şarkıyı açtım.
"Sevgilim sevgilim nasılsın?
Burnun kapıya kısılsın.
Çok güzel araban var amma
Yolda tekeri patlasın.
Ooooh ohh olsun!"
Barbaros Hayrettin'in şarkısı ben pek severim.. Kendi yolumda tin tin giderken ileride iki üç tane veledin kavgaya tutuştuğunu gördüm müdahale etmezsem çatlarım, belki akran zorbalığı falan fişmekan vardır ben de haber yaparım. Ulan kelaynak beni ne hallere düşürdün! Editöre söve söve indim arabadan koşa koşa gittim çocukların yanına bu arada trafik deli gibi akıyor dörtlülerimi yaktım, şarkı da fonda çalıyor mis gibi napim napim ölsün mü çocuklar.
Bas git la. Bas git! Korna çalıyor bir de.
"Hop hop hop yakışıklılar hayır mı?"
Ben seslenince durdular birden içlerinden biraz daha iri duran ama taş çatlasın 11-12 yaşında olan palazlandı hemen.
"Sen karışma kızım."
"Hele hele, sivilcesine tükürdüğüme bak. Kime çemkiriyon la sen!"
Benden muhtemelen böyle bir kontratak beklemediklerinden hepsi bir geri adım attı. Biz de isterdik hanım hanımcık bir kız olalım ama olmadı işte! Nasıp, gısmet!
"Abla biz şakalaşıyorduk."
"İnanayım mı?"
"Valla billa."
"Belki biriniz küçüktür diğerleri ona zorbalık yapıyordur olabilir mi?"
"Yok abla biz mahalleden arkadaşız."
"Biriniz diğerinin topunu çalmış olabilir mi?"
"Yok abla."
"Biriniz diğerine hakaret etmiş olabilir mi?"
Hepsi saf saf bakıyor birbirine lan trafiği kilitledim trafiği burdan haber çıkarmam şart!
"Valla etmedik abla."
"Lan yörüyün gidin o zaman Allah'ın ergenleri sizi." deyip bunları bir kovaladım dört bir yana savruldular valla. Hemen arabamın yanına gittim ki bir herif indi takım elbiseli koşar adım yanıma geldi.
"Hanımefendi açacak mısınız artık trafiği?"
"Sen kimsin dayıoğlu?"
"Dayıoğlu derken?"
"He koçum kimlerdensin sen, tapulu malın mı yol, aha bak orda kocaman yol var yörü git oradan."
"Hanımefendi ehliyeti bakkaldan almadıysanız şayet o şeritten bu şerite böyle bir trafikte geçemeyeceğimi bilmeniz lazım. Derhal çekin arabınızı acelemiz var."
"Essah gibi?"
"Pardon?"
"Ameliyata mı yetişecen ambulans mısın sen?"
Adam ya sabır çekiyor korna sesleri falan fenaaa. Bu herifi az daha kışkırtsam bana bir tane vurur mu acaba? Burdan haber çıkarabilirim.
"Hanımefendi, lütfen!"
"Amma konuştun emmoğlu sen de ya. İyi gidiyoz" dedim ki o arabanın camı açıldı. Güneş gözlüklü bir herif yüzünün hepsi gözükmüyor zaten seslendi ama o ses ne, buz gibi.
"Kadir!"
"Efendim Pars Bey?
"Sorun ne?"
"Hanımefendi arabasını çekmiyor."
"Çarp.."
"Af buyur?" dedim ama herif camı çoktan kapattı. Trafik canavarı!!! Bu da arabasına geçti benim canımın içi tostosuma mı çarpacaklar yani. Açaydım gollarımı getme diyeydim... Baktım bu hareket etti insafı da yok hiç hemen binip çalıştırdım arabamı. Benim babam aldı bu arabayı alooo anamın günlerde topladığı bütün altınlara da çöktük ayrıca. Gazladım hemen sahile indim. Bir balık ekmek aldım bankta ona gömüldüm ta ki telefonuma gelen mesaja kadar.
"Aradığın haber bu olabilir bence ilgilen" yazmış biri dm den yollamış. Ooo güzel haber bu dün yaptığım ve kaldırılan haberle alakalı bir şeyler. Oh be şimdi günüm güzelleşti..
Ekmeğimi gömeyim de gidip haberimi yapayım!. Ayrıca mal sensin lanet iç ses...