Karanlık gökyüzünü örterken, biz de sessizliğe sarınmıştık. Köyden çıkana kadar kimse tek kelime etmedi. Toprak yolda sadece ayak seslerimiz ve arada hayvanların nefesi vardı. Reber’in o iğrenç iftirayı uydurduğu dereye geldiğimizde, köprünün üstünde durup arkama döndüm. Köyün puslu silueti gözümün ucundaydı. Tükürdüm. İçimde bir kin değil, bir soğukluk vardı. Yol boyunca ayağım taşa, dikene battı ama canım yanmıyordu. Daha iki saat önce beni ya atlara bağlayacaklardı ya da Reber’in karısı yapacaklardı. Şimdi ikisinden de uzaklaşıyordum. Nereye gittiğimi bilmiyordum ama içimde bir sıcaklık vardı. Küçük bir kıvılcım—kendi kararımı kendim vereceğim hissi. Annemle babam hâlâ sessizdi. Bakışları değişmemişti belki ama yönleri değişmişti. Artık beni gömecekleri yere değil, belki yaşatabile

