Cezası Bellidir

1480 Words
"Delal ile Reber'i dinlediniz," dedi Rençper, göğsünü kabartarak. "Şahitleri de..." Sonra bakışlarını elimde sımsıkı tuttuğum donlara çevirdi, "Delilleri de." Ağır ağır başını salladı. "Törelerimiz bellidir. Bu iffetsizlik cezasız kalamaz. Delal, köy heyetinin kararıyla suçlu bulunmuştur." Bir yandan konuşuyor, bir yandan kalabalığın gözlerinin içine bakarak daireler çizip yürüyordu. Sanki çok zor bir karar veriyormuş gibi elini kaldırıp başını kaşıdı. O anda kalabalıktan biri öne fırladı: "Cezası ölümdür!" Uğradığım bu iftiradan dolayı başımı kesmeye karar vermişlerdi. Ne karar verirlerse versinler, kabul edeceğimi mi sanıyorlardı? "Evet, ölümdür!" diyen sesler çoğalmaya başladı. Başım öfkeyle dik, Ağrı'nın karlı zirvelerine baktım. Gözümde, yıllar önce bir çiçek getireceğim diye yola düşüp bir daha dönmeyen Zinar canlandı. Sadece o an, bir damla yaş süzüldü yanağımdan. Hemen sildim. "Ben ölüm yerine başka bir çözüm sunuyorum," dedi Reber. Ne diyeceğini biliyordum. Kendi kurdukları bu oyunda son perdeyi oynuyorlardı. Rençper'in sesinde zoraki bir merak vardı: "Neymiş bize sunacağın çözüm?" Reber kalabalığın ortasına geçti: "Delal'i bu utançtan kurtarıp nikahıma almak isterim." Birden başımda karabulutlar belirdi, şimşekler çaktı sanki. "Helal olsun beyimize!", "Ona yakışan da budur!", "Delal gibi bir namussuza bile acıyor beyimiz!" gibi sözler satılmış dillerde dolaşırken, ayağa kalktım. Kimse bana fikrimi sormayacaktı - bunu biliyordum. En başından beri kurdukları tezgahın son perdesiydi bu. Reber, yıllardır bana sahip olmak istemiş, başaramayınca bu iğrenç oyunu sahnelemişti. Ayağa kalktığımda, sesim buz kesmişti: "Beni iftiralarla elde etmeye çalışan bu aşağılık adama..." Gözlerimdeki nefretle Reber'i süzdüm. Sonra kalabalığa döndüm, her birini tek tek iğrençle süzerek: "Ne de sizin gibi, beni göz göre göre satan pisliklere boyun eğmiyorum!" Kararım, karanlığı yırtan bir şimşek gibi düştü ortalığa. Gözlerim yeniden Ağrı'nın karlı zirvelerine kaydı. Dudaklarımdan, sadece benim duyabileceğim bir fısıltı döküldü: "Zinar... Senden başkası için nefes almadım." Parmaklarım koynumdaki örtüye gitti, Zinar'ın bana hediye ettiği, üzerine kırmızı iplikle çiçekler işlediğim örtüye. "Bana 'Gule Delal' diyerek baharı getireceğine söz vermiştin. Kalbimde senin için açan o tek çiçeği de soldurdular işte..." Örtünün üzerindeki nakışa dokundum. O çiçek, Zinar'ın dağlarda topladığı son kardelenlerin hatırasıydı. Şimdi elimde tuttuğum tek gerçekti. "Onunla evleneceğime bu utançla yaşamaya razıyım!" dedim. Annem koşarak üzerime atıldı: "Delal, delirdin mi? Seni öldürecekler!" "Beni savunmak için tek bir kelime etmedin," diyerek susturdum onu. Başımda bekleyen aileme, akrabalarıma, arkadaşlarıma döndüm. Boğazımı yakan bir yutkunmayla, "Hiçbiriniz 'Delal öyle biri değil, yapmaz bunu!' diyemediniz," diye haykırdım. Elim hâlâ koynumdaki Delal'in Gülü işlemeli beze kenetlenmişti. Kalabalık kararım karşısında şaşkına dönmüştü. Kurdukları tuzak ellerinde patlamıştı. Birer ikişer uzaklaşırken, arkalarından fısıltılar yükseliyordu: "Delirmiş bu kız, dedim size!" "Reber'i alıp ağa karısı olacak, beğenmiyor!" "Çok istiyorsanız, siz evlenin onunla!"dedim, bütün söylediklerini yüzlerine çarparak. Sustular, geri adım attılar. Rençber, son bir hamleyle öne çıktı. Sanki son rolünü oynuyormuş gibi,"İyi düşün Delal. Kanın, kardeşlerinin, babanın elinde kalacak," diye fısıldadı. "Kimsenin eli kana bulanmasın,"dedim soğuk bir sesle. "Kendi sonumu kendim getiririm." Rençber, babamın titreyen omuzlarına elini koydu. "Süleyman, bir hafta düşünme payı veriyoruz. Bir hafta sonra gelip kararını sorarız." Sonra döndü, diğerleriyle birlikte sendeleyerek uzaklaştı. Reber’in Dilinden… Kendimi bildim bileli Delal’e âşığım. Bir gülüşü, bir bakışı, içimdeki bütün buzları eritmeye yeterdi. Ama o beni değil, kapımızın kölesi Yetim Zinar’ı seçti. "Sen bey oğlusun! İster güzellikle ister zorla elde edersin!" diyerek beni kışkırttılar. Yıllardır Delal’i bana ait hissettirmeye çalışıyorum. Ama kız Ağrı Dağı kadar inatçı çıktı. Bir gün dayanamayıp, "Delal, ya benim olursun ya da kimseye yâr olmazsın!" diye çıkıştım. O ise gözlerimin içine baka baka, "Ölürüm de sana yâr olmam!" dedi. Her reddedilişimde biraz daha öfkelendim. "Senin yüzünden adım çıktı Delal. İtibarım, onurum yerle bir oldu!" Başındaki yazması rüzgârda uçuşurken gizlice onu izlerdim. Zinar’la her buluşmasında peşlerine düşer, her kahkaha sesinde yüreğim sızlar, her bakışlarında kinim büyürdü. Rençper'e, Kasım ile Kazım'a bir kese dolusu altın verdim. Köylülerin diğerlerine de... Her şey planladığım gibi gidiyordu. Komşunun gizlice Delal'in evine girip iç çamaşırını alması, kurduğum tuzağın en riskli adımıydı. Ama hesaba katmadığım tek bir şey vardı: Delal'in inadını. Bilmeliydim ki beni asla kabul etmeyecekti. Alnında kara bir leke taşımayı göze aldı. "İffetsiz", "namussuz" denilmeyi bile kabullendi. Ama yine de beni kabul etmedi. Köy meydanındaki o mağrur duruşuyla beni daha da çok kendine bağladı. Öyle bir tavır takındı ki, suçlanan sanki o değil de bütün köy ve benmişim gibi hissettim. Tek bir an olsun başını eğmedi. Tek bir damla gözyaşı dökmedi. O an anladım ki Delal'i asla zorla elde edemeyecektim. Ama bu gerçek, içimdeki ateşi daha da körükledi. Kazanamayacağımı bile bile savaşmaya devam edecektim. Çünkü şimdi mesele aşk değil, onurunu çiğnediğim bu kadının karşısında kendi onurumu kurtarma çabasıydı. Herkes dağıldıktan sonra Rençper'in kolunu kavrayıp kimsenin göremeyeceği bir köşeye çektim. "Başaramadın Rençper! Aldığın parayı hak etmedin!" diye hışımla çıkıştım, içimdeki zehri kusarcasına. Rençper sinsi bir gülüşle, "Hele bir sabret beyim. Bir hafta süre verdik ya..." dedi. "Delal'in üstündeki baskıyı arttıracağız. Öyle bir hale gelecek ki, seninle evlenmekten başka çaresi kalmayacak." Kolunu kıstırarak sıktım. "Benim derdim Delal'i koynuma almak, mezara gömmek değil!" diye hırladım. Dişlerimi öyle bir sıktım ki çenem ağrıdı. "Ona bir zarar gelirse... Hiçbirinizi yaşatmam!" Rençper'in kirli sarı dişleri arasından sızan o iğrenç sırıtışı midemi bulandırdı. "Mesele şu ki beyim," dedi alçak bir sesle, "senin korkundan kıza kimse dokunamıyor. Bırak bir iki kemiği kırılsın, birkaç gün aç kalsın... O zaman koşa koşa gelir koynuna." Bir an tereddüt ettim. Sonra boğuk bir sesle, "Ne yapacaksan yap artık. Bundan sonrasına karışmam madem öyle diyorsun," dedim. Daha sözüm bitmeden Rençper elini omzuma atıverdi. "Tasalanma beyim, onu öyle bir hale getireceğiz ki-" Aniden kolunu kavrayıp büktüm. "Sakın bir daha bana dokunma!" diye tısladım, yüzüne tükürürcesine. "Yoksa bu pis elini kırarım!" Rençper acıyla inledi: "Ağam, köpeğin olayım, bir daha dokunmam!" Kolunu bıraktım, birkaç adım geriledim. Kendi kendime mırıldandım: "Seni dinlemeyecektim, Rençper... Seni asla dinlememeliydim..." Delal aklımı öyle bir almıştı ki, kendi sesime yabancılaşmıştım. Rençper, sinsi bir tavırla araya girdi: "Aman beyim, beni dinlemezsen ne yapacaktın ki? Kızın ırzına geçersen kan dökülür, bilmez misin?" Birden ona döndüm, öfkeyle: "Şimdi de dökülecek o kan! Delal güzellikle, oyunla bana varmaz. Yıllardır oyun yapıyorum, iyi davranıyorum – ne oldu?" İki elimi yana açtım, çaresizliğimi gösterdim. "Elde var sıfır!" Rençper, leş görmüş sırtlan gibi sırıtıp bir şey diyecekti ki, parmağımı suratına doğru uzattım: "Konuşma! O pis suratını da, iğrenç sesini de duymak istemiyorum!" Hemen ellerini önünde kavuşturdu, başını eğdi. Babamın yaşındaki bu adam, saçı sakalı ağarmış, torunu yaşındaki birinin karşısında el pençe divan duruyordu. Belki de Delal’i bu yüzden seviyordum. Belki Zinar’a bu yüzden nefret duyuyordum. İkisi de dik başlı, ikisi de asi. Bir kez olsun önümde eğilmemişlerdi. "Son sözümü söylüyorum. İyice aklına kazı!" diye hırladım, Rençper'in gözlerinin içine bakarak. "Ya bir hafta içinde Delal'i ikna edersin, ya da onu öyle ya da böyle kaçıracağım. Kan mı istiyor? Kan dökülecek! Güzellikle bana varmıyor mu? Zorla sahip olacağım bu sefer! Bir donla kurtulamayacak. Şimdi yıkıl karşımdan!" Rençper elleri önünde bağlı, başı eğik geri geri giderken, ayaklarının dibine tükürdüm. Ciddiyetimi anlasın diye. O gittikten sonra Kasım ile Kazım'ı çağırttım. İkisi de gece karanlığında titreyerek karşıma dikildi. Kasım, "Ağam, elimizden geleni yaptık," dedi, sesi kısık. Kazım konuşacak oldu, ama onu susturdum. "Bırakın şimdi bunu. Siz iyi oynadınız, aferin size," dediğimde, ikisinin de yüzündeki gerginlik biraz olsun dağıldı. Derin bir nefes aldılar. "Hazırlıklı olun," diye ekledim soğuk soğuk. "Delal bir hafta içinde karar verecek. Eğer yine 'istemiyorum' derse, işte o zaman onu kaçıracağız." Kazım'ın gözleri fal taşı gibi açıldı. "Ağam, bu çok riskli değil mi?" Kasım da atıldı: "Ağam, bir daha düşünün. Bu öyle don meselesine benzemez!" İkisi de karşımda tir tir titriyordu. "Siz ne adamlarsınız oğlum!" diye gürledim. "Kıza iftira atarken korkmuyordunuz da, şimdi mi korkuyorsunuz?" "Ağam, o başka, bu başka..." "Ne başkası lan?!" diye kükredim. "Masum birine iftira atmak, onu öldürmekten daha beter değil mi? Hele hele bu kişi Delal ise!" Kasım ve Kazım ikiz kardeşlerdi - tıpkı iki damla su gibi birbirlerine benziyorlardı. "Benden haber bekleyin," diyerek hızla gönderdim onları. Ellerimi ceplerime sokup, uzakta puslu görünen Ağrı Dağı'na daldım gözlerimle. Zinar'a yıllar önce kurduğum oyun mükemmel işlemişti. O lanet olası günden beri, bir daha dönmemek üzere sırra kadem basmıştı. Ne bir mektup, ne bir haber, ne de en ufak bir iz... Sanki yeryüzünden silinip gitmişti. Köyde, hatta bu civarın tamamında, artık bana karşı koyabilecek tek bir kişi bile kalmamıştı. Delal'in son umudu da yok olmuştu. Şimdi her şey planıma göre ilerliyordu. Ama içimde bir yerlerde, Zinar'ın bir gün geri döneceği korkusu hâlâ canlıydı. O gelmeden... gerçeği öğrenmeden... Delal’e sahip olmalıydım. Biliyordum. Yıllar geçse de Delal hâlâ onu seviyordu. Hâlâ o kayıp adamın yolunu gözlüyordu. Bu düşünce içimi öyle bir yakıyordu ki, nefes almak bile zor geliyordu. Ansızın patlayan öfkemle dağlara, vadilere haykırdım: "Ölü bir adama bile yâr oluyorsun da bana mı olmuyorsun, Delal?!" Sesim kayalıklara çarpıp bana geri döndü. Sanki doğa bile alay ediyordu benimle. "Ol-mu-yor-sun... Ol-mu-yor-sun..." diye yankılandı. Ellerimi yumruk yapıp göğsüme vurdum. "Ben yaşıyorum! Ben buradayım!" diye bağırdım. Ama yankılar sadece kahkahalarla karşılık verdi. Delal’in Zinar’a olan bağlılığı, benim gücümü, servetimi, her şeyimi hiçe sayıyordu. Ölü bir adamın gölgesi, benim gerçek varlığımdan daha ağırdı onun gözünde. Ve biliyordum... Eğer Zinar bir gün dönerse, Delal’in bana ait olduğu yalanı da, bu köyde kurduğum düzen de bir anda yok olacaktı. O yüzden zaman daralıyordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD