3. BÖLÜM

2043 Words
Aurora, eski taş yapının içine yerleştirilmiş, zamanı unutulmuş bir piyanonun başındaydı. Gövdesi çatlamıştı; cilası çoktan solmuş, ahşabı nem ve soğukla koyulaşmıştı. Tuşların bazıları sararmış, bazılarıysa hafifçe eğrilmişti ama hâlâ yerlerindeydiler. Sanki biri, yüzyıllar önce burayı terk ederken piyanoyu özellikle bırakmıştı. Bir hatıra gibi. Ya da bir bekleyiş. Aurora parmaklarını tuşların üzerinde gezdirdi. Dokunuşu tereddütlüydü; sanki en ufak baskıda enstrüman dağılıverecekmiş gibi. Ama ilk notaya bastığında, hava titreşti. Ses kusurluydu, biraz boğuk, biraz çatallıydı ama canlıydı. Mağaranın içindeki taş duvarlara çarpıp geri döndü; yankı, notayı çoğalttı. Aurora gözlerini kapadı. Bu sesi tanıyordu. İnsan olduğu zamanlardan kalma bir sesti bu. Piyano… onu hâlâ çağırıyordu. Viktor, biraz geride, taş bir sütunun dibine oturmuştu. Elinde ince bir kömür kalemi vardı. Önündeki eski defterin sayfaları sararmış, kenarları yıpranmıştı. Bu defteri nadiren çıkarırdı. Sadece bazı gecelerde. Sadece bazı yüzler için. Aurora’nın piyanonun başındaki duruşunu izlerken kalemi hareket etmeye başladı. Önce hızlı, neredeyse düşünmeden çizilmiş çizgiler… sonra yavaşlayan, dikkatle koyulaştırılan gölgeler. Aurora, ikinci notaya bastı. Sonra üçüncüye. Melodi, başlangıçta kırılgandı; sanki ne yöne gideceğini bilmiyordu. Ama birkaç ölçü sonra kendini buldu. Hüzünlüydü bu melodi. Ama umutsuz değildi. Daha çok… kabulleniş gibiydi. Kaybedilen şeylerin yasını tutan ama hâlâ yaşamaya devam eden bir ruhun sesi. Viktor’un bakışları Aurora’nın omuzlarında gezindi. Omuzları gevşekti. Parmakları tuşların üzerinde neredeyse uçarak hareket ediyordu. O an Viktor, Aurora’nın aç olmadığını bir kez daha fark etti. Bu, kanla bastırılmış bir açlık değildi. Bu, müzikle doldurulmuş bir boşluktu. Melodi ilerledikçe, Aurora’nın zihni de açıldı. Hatıralar gelmeye başladı. İnsan olduğu zamanlar… Berlin’de küçük bir daire. Pencere kenarında duran siyah bir piyano. Geceleri komşuları rahatsız etmemek için yavaş çalınan parçalar. Kendisini izleyen kimse yokken bile hissedilen o garip mahremiyet. O zamanlar bu hissin kıymetini bilmemişti. Şimdi biliyordu. Piyanonun sesi mağaradan taşarak ormana yayıldı. Ağaçların arasında yankılandı, yapraklara değdi, toprağa karıştı. Hayvanlar kaçmadı. Aksine… dinlediler. Bir geyik sürüsü açıklığın kenarında durdu. Bir tilki, çalıların arasından başını çıkardı. Müzik, ormanı bölmüyor; onunla uyumlanıyordu. Viktor, çizimine ara verdi. Başını kaldırıp Aurora’ya baktı. Yüzyıllar boyunca gördüğü hiçbir vampir böyle çalmamıştı. Onlar müziği hep bir gösteri olarak kullanmıştı. Güç gösterisi. İhtişam. Ama Aurora’nın çaldığı şey… sessiz bir itiraftı. Kalem yeniden hareket etmeye başladı. Viktor'un eli, kömür kalemin ucunu kağıdın üzerinde nazikçe gezdiriyordu. Her çizgi, bir anıyı, bir duyguyu yakalamak için hesaplanmıştı. Aurora'nın yüz hatlarını dikkatle yakalamaya çalışıyordu. Oturduğu yerden, mağaranın loş ışığında, onun profilini inceliyordu. Aurora'nın gözleri kapalıydı; kirpikleri, hafifçe aşağı doğru kıvrılmış, göz kapaklarının üzerinde gölgeler oluşturuyordu. Kaşları hafifçe çatılmıştı, sanki iç dünyasında bir fırtına kopuyordu ama dışarıya sadece bir esinti sızıyordu. Dudakları neredeyse fark edilmeyecek kadar aralıktı; sanki melodiyle nefes alıyordu, her nota ciğerlerine doluyor ve dışarıya sessiz bir soluk olarak geri dönüyordu. Viktor, çizimde özellikle gözlerin çevresini koyulaştırdı. Çünkü orada bir ağırlık vardı. Ama bu ağırlık karanlıktan değil, bilinçten geliyordu. Göz çukurları, yılların birikmiş hatıralarını taşıyordu; vampir olmanın getirdiği sonsuzlukta kaybolmuş anılar, pişmanlıklar ve unutulmuş hayaller. Kalemini daha da bastırdı, kömürün siyahı kağıda yayıldı, gölgeleri derinleştirdi. Aurora'nın çenesinin hattı, zarif ama güçlüydü; bir heykeltıraşın elinden çıkmış gibi, ama zamanın aşındırdığı bir heykel. Saçları, omuzlarına dökülüyordu, dalgalı teller mağaranın nemli havasında hafifçe kıvrılıyordu. Viktor, bunları da yakalamak istiyordu: Her bir telin özgürlüğünü, karanlığın içinde parlayan o hafif parlaklığı. Mağara, eski bir yeraltı sığınağı gibiydi. Duvarlar, yılların birikmiş tozu ve nemiyle kaplı taşlardan oluşuyordu. Tavan, sarkıtlarla doluydu, bazıları su damlalarını tutuyor ve ara sıra yere düşürüyordu. Zemin, düzensizdi; yer yer çatlaklar, yer yer yosun kaplı taşlar. Piyanoyu buraya getiren her kimse, büyük bir çabayla yapmıştı bunu. Enstrüman, mağaranın ortasında, bir taht gibi duruyordu: Eski, ahşap bir grand piyano, tuşları sararmış, bazıları çatlak. Ama yine de, Aurora'nın dokunuşuyla hayat buluyordu. Viktor, çizimine arka planı eklemeye başladı: Mağaranın karanlığını, piyanonun gölgesini, taş duvarların soğukluğunu. Ama hepsini Aurora'nın etrafında biraz daha yumuşattı. Sanki o, karanlığın içindeki tek net şeydi; bir mum alevi gibi, etrafını aydınlatan ama kendisi de titreyen bir varlık. Aurora bir an duraksadı. Elleri tuşların üzerinde asılı kaldı. Parmakları, ince ve zarif, havada donmuş gibiydi. Sessizlik geri döndü. Ama bu sessizlik boş değildi; müzikten sonra kalan türdendi. Nota kalıntıları, mağaranın duvarlarında yankılanıyor, titreşimler hala havada asılı kalıyordu. Aurora derin bir nefes aldı. Göğsü hafifçe kalktı, omuzları gerildi. Vampir ciğerleri, insanlardan farklı çalışıyordu; nefes almak bir zorunluluk değil, bir alışkanlıktı. Ama bu nefes, duygusal bir ihtiyaçtı. Sonra devam etti. Bu sefer melodi değişti. Daha cesurdu. Daha açık. Sanki bir kapı aralanmıştı. Tuşlara bastıkça, notalar yükseliyordu: Bir akor dizisi, önce yumuşak, sonra giderek güçlenen. Melodi, bir nehir gibi akıyordu; bazen sakin, bazen coşkulu. Aurora'nın parmakları, tuşlar üzerinde dans ediyordu. Bazı tuşlar, yılların ihmalinden dolayı hafifçe cızırdıyordu, ama bu kusurlar melodiye ayrı bir derinlik katıyordu. Sanki hayatın kendisi gibi: Kusursuz değil, ama gerçek. “Bunu nereden biliyorsun?” diye sordu Viktor, sesi alçaktı ama merakı gizlenmiyordu. Kalemi hala kağıtta, ama gözleri Aurora'ya kaymıştı. Sesi, mağaranın sessizliğinde yankılandı, hafif bir yankı yaptı duvarlarda. Merakı, yılların birikmiş sorularından geliyordu. Vampirler, geçmişlerini genellikle gömerlerdi; anılar, acıyı getirirdi. Ama Aurora, müzikle bir bağlantı kurmuştu, sanki eski bir dostuyla yeniden buluşmuş gibi. Aurora çalmayı sürdürürken konuştu. “Bilmiyorum,” dedi. Sesi, melodiye karışıyordu; yumuşak, ama kararlı. “Ama hatırlıyorum.” Kelimeler, notalar arasında süzülüyordu. Hatırlamak... Viktor için bu kelime, bir hançer gibiydi. Vampirler için tehlikeli bir kelimeydi. Çoğu, hatırlamaktan kaçardı. Çünkü hatırlamak, pişmanlığı da beraberinde getirirdi. Geçmiş hayatlar, kaybedilen sevdikler, yapılan hatalar... Sonsuzlukta, bunlar bir yük haline gelirdi. Viktor, kendi anılarını düşündü: Dönüşümünden önceki günler, güneşin altında yürümek, kalbin atışını hissetmek. Ama o anılar, şimdi tozlu raflarda duruyordu. Aurora ise, onları tozundan arındırıyordu. Viktor’un kalemi bir an durdu. Kağıda baktı, çizdiği Aurora'ya. Gözleri, o bilinç ağırlığını taşıyordu. Sonra devam etti. Aurora, melodiyi yükseltti. Parmakları hızlandı. Tuşlara bastıkça piyanonun içindeki teller titreşti; bazıları tam ses vermiyor, bazıları hafifçe cızırdıyordu. Ama Aurora durmadı. Kusurları düzeltmeye çalışmadı. Onları müziğin bir parçası yaptı. Sanki diyordu ki: Kusurlar, bizi biz yapan şeydir. Melodi, artık bir fırtınaya dönüşmüştü; notalar yükseliyor, düşüyor, birbirine çarpıyordu. Mağaranın havası, titreşimlerle doluydu. Viktor, bunu hissediyordu: Göğsünde bir baskı, kulaklarında bir uğultu. Aurora'nın yüzü, odaklanmıştı; kaşları daha da çatılmış, dudakları hafifçe ısırılmış. Saçları, hareketleriyle hafifçe sallanıyordu. Viktor, çizimdeki Aurora’nın saçlarını belirginleştirdi. Dalgalı çizgilerle, her bir kıvrımı dikkatle çizdi. Saç tellerinin arasında, mağaranın ışığı yansıyordu; hafif bir parlaklık, karanlığın içinde. Sonra arka plana geçti. Mağaranın karanlığını, piyanonun gölgesini, taş duvarların soğukluğunu... Duvarlardaki çatlakları, yosun lekelerini, tavandaki sarkıtları. Piyanoyu detaylandırdı: Ahşabın dokusunu, tuşların sararmış rengini, pedalın paslanmış metalini. Ama hepsini Aurora’nın etrafında biraz daha yumuşattı. Onun figürü, net ve parlaktı; etrafındaki her şey, ona göre şekilleniyordu. Sanki Aurora, bu dünyanın merkeziydi; karanlığın efendisi değil, ama ışığın kaynağı. Melodi yavaşladı. Notalar, daha yumuşak, daha uzun aralıklarla geliyordu. Son notalar, mağaranın içinde uzun süre asılı kaldı. Yankılar, duvarlarda dolaşıyor, yavaşça sönüyordu. Aurora ellerini dizlerine indirdi. Parmakları, hafifçe titriyordu; yorgunluk değil, duygusal bir titreşim. Gözlerini açtığında gözleri nemliydi ama ağlamıyordu. Sadece… doluydu. Göz bebekleri, genişlemişti; mağaranın loşluğunda parlıyorlardı. Yüzü, bir huzur ifadesi taşıyordu, ama altında bir fırtına gizliydi. Vampirler ağlamazdı, ama duygular birikir, taşardı. “Bu,” dedi sessizce, sesi hafifçe titreyerek, “açlıktan daha zor.” Kelimeler, mağarada yankılandı. Açlık, fiziksel bir ihtiyaçtı; kanla giderilirdi. Ama bu, ruhsal bir açlıktı: Hatırlamak, hissetmek, var olmak. Viktor başını eğdi. Defterini hala açık tutuyordu. “Evet,” dedi. Sesi, yumuşaktı. “Ama daha gerçek.” Gerçeklik, vampirler için bir lükstü. Sonsuzlukta, her şey bulanıklaşırdı. Ama müzik, çizim, bunlar gerçekliği geri getiriyordu. Viktor, kendi çizimine baktı: Aurora, orada daha canlıydı, daha insandı. Aurora piyanodan kalktı. Yavaşça, zarif bir hareketle. Enstrümana son bir kez baktı. Gözleri, ahşabı tarıyordu; çatlakları, tozları, yılların izlerini. Parmaklarıyla ahşabını okşadı. Dokunuşu, nazikti; sanki eski bir sevgiliye dokunur gibi. “Bunu buraya kim getirdi acaba?” diye mırıldandı. Sesi, merak dolu ama hüzünlüydü. Mağara, terk edilmiş bir yer gibiydi; belki eski bir maden, belki bir sığınak. Piyanoyu buraya getirmek, büyük bir çaba gerektirirdi: Taşımak, merdivenlerden indirmek, tozdan korumak. Kim bilir ne hikayeler gizliydi burada. “Belki biri,” dedi Viktor, sesi düşünceli, “karanlıkta kalmadan önce.” Karanlık, vampirlik demekti; dönüşümden önceki hayat. Belki bir müzisyen, belki bir kaçak. Viktor, bunu hayal etti: Güneşli günlerde, piyanoyu taşıyan eller, müzik dolu bir hayat. Ama şimdi, karanlıkta kalmıştı. Aurora Viktor’a doğru yürüdü. Adımları, hafif ve sessizdi; vampir zarafetiyle. Mağaranın zeminindeki taşlar, ayaklarının altında hafifçe çıtırtı yapıyordu. Viktor defteri kapatmadı. Onun gelmesini bekledi. Aurora deftere baktığında, kendi çizimini gördü. Ama bu, aynada gördüğü Aurora değildi. Aynalar, vampirleri yansıtmazdı; ama bu çizim, bir yansıma gibiydi. Daha sakin. Daha bütün. Yüz hatları, yumuşaktı; gözlerindeki ağırlık, bir güç olarak çizilmişti. Saçları, dalgalı ve özgür. Etrafındaki karanlık, onu sarıyordu ama boğmuyordu. “Beni böyle mi görüyorsun?” diye sordu Aurora, sesi yumuşak ama merak dolu. Gözleri, Viktor'un yüzüne kaymıştı. Orada bir samimiyet arıyordu. Viktor tereddüt etmedi. Gözlerini onunkine dikti. “Evet,” dedi. Kararlı bir sesle. “Ve bu beni korkutuyor.” Korku, değişimden geliyordu. Aurora, vampirliğinin ötesinde bir şey oluyordu: Hatırlayan, hisseden bir varlık. Bu, Viktor'u sarsıyordu; çünkü kendi duvarlarını da yıkıyordu. Aurora gülümsedi. Dudakları, hafifçe kıvrıldı; gözlerinde bir ışıltı. “Beni değil,” dedi. “Değişimi.” Değişim, vampirler için nadir bir şeydi. Sonsuzluk, durağanlıktı. Ama Aurora, bunu kucaklıyordu. Viktor cevap vermedi. Çünkü doğruydu. Sessizlik, aralarında bir köprü gibiydi. O gece, müzikten sonra açlık daha keskin geldi. Aurora bunu hissetti. Göğsünde bir boşluk, damarlarında bir yanma. Vampir açlığı, bir yangın gibiydi; yavaşça başlar, sonra tüketirdi. Ama paniklemedi. Deneyimliydi artık; açlığı kontrol etmeyi öğrenmişti. Viktor'la birlikte ormana çıktılar. Sessizce. Mağaranın girişinden, karanlık ormana. Ay ışığının altında, ağaçlar gümüş gibi parlıyordu. Yapraklar, hafif bir rüzgarda hışırdıyordu. Orman, canlıydı: Gece hayvanlarının sesleri, rüzgarın uğultusu, toprağın kokusu. Viktor önde gidiyordu, adımları sessiz. Aurora arkadan takip ediyordu, duyuları keskinleşmişti. Bir geyik sürüsünü izlediler. Sürü, ay ışığında otluyordu; gölgeleri uzun ve karanlık. Aurora, hasta olanı seçti. Doğal döngüyü bozmayanı. Gözleri, sürüyü taradı: Bir geyik, topallıyordu; yaşlı ve zayıf. Av, merhametli olmalıydı; doğanın dengesini korumalı. Yavaşça yaklaştılar. Aurora'nın kalbi, atmıyordu ama heyecanı damarlarında dolaşıyordu. Viktor, onu izliyordu; hazır olup olmadığını. Sonra saldırdılar. Sessiz ve hızlı. Aurora, geyiğin boynuna atıldı; dişleri, deriyi deldi. Kan, sıcak ve tatlı, ağzına doldu. Açlık, anında yatıştı. Ama beslenme, bir ritüeldi: Yavaşça, saygıyla. Geyik, mücadele etti ama kısa sürdü. Sonra hareketsiz kaldı. Beslendikten sonra Aurora dizlerinin üzerine çöktü. Ellerini toprağa koydu. Toprak, soğuk ve nemliydi; parmakları arasında eziliyordu. Bir an için gözleri karardı ama düşmedi. Baş dönmesi, kanın etkisiydi; yeni vampirler için zorlayıcı. Viktor yanındaydı. Elini omzuna koydu. Dokunuşu, sıcak değildi ama destekleyiciydi. “Bu daha da zorlaşacak,” dedi Viktor. Sesi, endişeli ama gerçekçi. Değişim, açlığı da değiştirecekti; daha yoğun, daha duygusal. Aurora başını kaldırdı. Gözleri, ay ışığında parlıyordu. “Biliyorum,” dedi. “Ama devam edeceğim.” Orman, etraflarında sessizdi; sadece rüzgar ve uzak bir baykuş sesi. Bu gece, bir dönüm noktasıydı: Müzik, çizim, av... Hepsi, yeni bir başlangıcı işaret ediyordu. Viktor, Aurora'yı ayağa kaldırdı. Omzuna yaslandı. Birlikte mağaraya döndüler. Yol boyunca, sessizlikleri konuşuyordu. Mağaraya vardıklarında, piyano hala oradaydı; bir anıt gibi. Aurora, ona baktı. “Yarın 다시 çalacağım,” diye mırıldandı. Viktor gülümsedi. “Ve ben çizeceğim.” Ama o gece, uyku gelmedi. Vampirler uyumazdı, ama dinlenirdi. Aurora, mağaranın bir köşesine kıvrıldı. Gözlerini kapadı, anıları düşündü. Müzik, nereden geliyordu? Çocukluğundan mı? Dönüşümden önceki hayattan mı? Hatırlıyordu: Bir piyano dersi, annesinin elleri tuşlarda. Güneşli bir oda, kahkahalar. Ama şimdi, karanlıkta. Pişmanlık mı? Hayır, sadece özlem. Viktor, defterini açtı. Çizimi inceledi. Aurora'nın yüzü, kağıtta canlanmış gibiydi. Gözlerindeki bilinç, onu rahatsız ediyordu. Çünkü kendisi de hatırlamaya başlıyordu. Kendi geçmişini: Bir sanatçı olarak hayatı, tuvaller, renkler. Dönüşüm, her şeyi siyah beyaza çevirmişti. Ama Aurora, renkleri geri getiriyordu. Sabah yaklaşıyordu. Güneş, vampirler için ölümcüldü. Mağaraya kapandılar. Karanlık, onları sardı. Ama içlerinde, bir ışık yanıyordu. Müzik ve çizim, değişimin tohumlarıydı. Günler geçti. Her gece, aynı ritüel: Müzik, çizim, av. Aurora'nın melodileri, giderek karmaşıklaşıyordu. Bir gün, bir vals çaldı; dans eden çiftleri hayal etti. Viktor, bunu çizdi: Aurora'nın elleri tuşlarda, arka planda hayali dansçılar. Başka bir gece, bir ağıt. Yavaş, hüzünlü. Aurora, gözyaşlarını tutamadı. Vampirler ağlamazdı, ama o, bir damla kan gözyaşı döktü. Viktor, bunu silmedi çiziminden; ekledi. Açlık, zorlaşıyordu. Her av, bir sınavdı. Aurora, sadece hasta hayvanları seçiyordu. Viktor, onu destekliyordu. “Doğru yoldasın,” diyordu. Bir gece, ormanda bir kurt sürüsüyle karşılaştılar. Tehlikeliydi. Ama kaçtılar. Aurora, “Hayat, tehlike dolu,” dedi. Viktor güldü. “Ama biz ölümsüzüz.” Mağarada, piyano hakkında konuşuyorlardı. Belki bir kaçak müzisyen getirmişti. Belki bir savaş sırasında saklanmıştı. Hikayeler uyduruyorlardı. Aurora'nın çizimleri birikiyordu. Viktor, bir defter dolusu. Her biri, Aurora'nın farklı bir yönünü yakalıyordu: Hüzünlü, cesur, sakin. Bir gece, Aurora, “Teşekkür ederim,” dedi. Viktor, “Neden?” Aurora, “Beni gördüğün için.”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD