Küre, bir an için tamamen hareketsiz kaldı. Zamanın kendisi bile durmuş gibiydi; evrenin ritmi, o küçücük, mor-siyah kabuğun etrafında donup kalmıştı. Nabzı kesilmişti—o derin, uğuldayan titreşim ki, daha önce grubun kemiklerini sızlatmıştı, şimdi yok olmuştu. Sanki kalp atışları, bir sonsuzluk kadar uzun bir nefes tutmuş, bekliyordu. Mor-siyah ışık, kürenin yüzeyinde donmuş bir gölge gibi hareketsizdi; ne parıldıyordu ne de soluyordu, sadece varlığını bir tehdit gibi hissettiriyordu. Havadaki titreşim, keskin bir bıçak gibi asılı kalmıştı—o kadar keskin ki, ciğerlere dolan her nefes, göğüsleri yırtarcasına acıtıyordu. Grup, nefeslerini tuttu; göğüsleri inip kalkmıyordu artık, sadece sessiz bir dua gibi şişip iniyordu. Lena'nın küçük elleri, eteğinin kenarını sıkıca kavramıştı; parmak uçla

