Bolüm 11

1741 Words
Paul beni oldukça uzakta bir yere götürdü. Yol boyunca pencereden dışarı baktım. Ama hiçbir şey görmedim. Gözüm değil aklım beni yönetiyordu. Tek düşündüğüm annemdi. Dilimde sürekli aynı dua "Lütfen, yaşıyor olsun Tanrım...". Araç durduğunda inmeden önce bekledim "Neden bana yardım ediyorsun?" diye sordum. Paul'un direksiyonu tutan elleri sımsıkıydı. "Çünkü babama ihanet etmek istedim." dediğinde ona baktım. Kafam karışmıştı, Paul'un babası ile ilişkisi iyi değildi evet, ama ona ihanet ettiğini düşünüp bana yardım etmesi değişikti. "Çok garipsin." dedim. Paul sırıttı ve parmağı ile ileride ki yeri işaret etti "Hareket etme zamanı. " dediğinde arabadan indim ve hipnoz olmuş gibi Paul'u takip ettim. Bedenim uyuşuk ve yorgundu. Adımlarım beni zorlarken hızla atan kalbime elimi koydum. Yaklaştıkça görünen uzun, kule gibi binayı gördüğümde şaşkınlıkla ağzımı kapattım." Bu ne! "diye bağırdım. Ev gibi değildi. Daha çok bir hapishaneye benziyordu. Paul cevap vermedi. Kendime durma şansı tanımadım ve onu takip ettim. *** İçeri kolayca girdik. Etrafta beklediğim gibi koruma ya da birileri yoktu. Dönen, yuvarlak merdivenleri çıkarken neredeyse bayılacak gibiydim. Merdiven basamağına takıldığımda geriye doğru sendeledim. "Ah!" kolumu kavrayan ellerle düşmekten kurtulduğumda Paul "Dikkat et." diye uyardı. Sonunda bir kapının önünde durduk. Konuşmuyor, hareket edemiyordum. "Sen gir, ben aşağıda olacağım." dedi ve gitmek için döndü ama ben durdurdum. "Bekle! Korkuyorum..." dedim. Paul şevkatli olması gereken ama şevkatten çok uzak bir bakışla bana bakarken "Korkma, annen içerde söz veriyorum." dedi ve gitti. *** Dakikalar birbirini kovalıyor ve bende kendim ile mücadele ediyordum. Kulağımı kapıya yasladım ama içeride ki saatin 'tik tak' sesleri dışında ses yoktu. Beynim kendi senaryoları yazmaya başladığında kendimi durdurdum. Elimi kapının kulpuna koydum ve derin bir nefes alarak yavaşça açtım. Beni ayakta duran annem karşılamadı. Bir yatak ve yatan bir kadın. Şaşkınlıkla kadını izledim. Annem... Beynim inkar ediyordu. O değildi, olamazdı. Titrek adımlarla ilerledim ve yatağın başında durdum. Annemin meleksi yüzünü gördüğümde sarsıntıyla geri çekildim. "Anne!" diye bağırdım. Sonra tekrar uzandım. Başımı göğsüne bastırdım ve ağlamaya başladım. "Anne... Sensin." düzenli nefesleri kulağıma çarparken geri çekildim. Dağılmış saçlarına dokundum, siyahi tenine ve gözlerine. Kapalı gözleri açılmazken kaşlarımı çattım. "Anne?" bekledim, ses çıkmadı. Omzunu sarstım ama hala ses yoktu. Başımı iki yana salladım "Hayır." telaşla etrafı taradım. Ne arıyordum? Kendimde bilmiyordum. Gözüme çarpan beyaz kağıt güneşin ışığında parlıyordu. Hızla yatağın altına gizlenmiş gibi duran kağıda uzandım ve kağıdı çektim. Titreyen ellerimden kayıp yere düştüğünde aceleyle aldım ve bedenimi duvara yasladım. Üzerinde benim adım yazıyordu. Avana... Gözlerim bulanık görürken, çok iyi tanıdığım el yazısını okumaya başladım. Avana... Nasıl başlamam gerektiğini bilmiyorum. O yüzden sana hep seslendiğim şekilde başlayacağım küçük yıldızım.. Şuan gülümsüyorum, seslice tekrar ediyorum. Küçükken sana böyle seslenmemi ne çok severdin... Hatırlıyor musun? Sırf sana böyle seslendiğim için yıldızlara ilgi duymaya başlamıştın. Her gece çıkan birer ışık parçasına saatlerce bakardın. Her bir yıldızdan bile daha parlaktın, benim küçük yıldızım. " Mektubun çok uzun süre önce yazıldığı belliydi ama kurumuş gözyaşları izi hala buradaydı. Parmağımla dokundum ve benden de birkaç gözyaşı damladı. Gözlerim yatağa değdiğinde boğazımdan bir hıçkırık kaçtı. Saniyeler sonra tekrar kağıda döndüm. "Avana... Bu kağıdı okuduğuna göre şuan yanımdasın. Sana dokunamıyor olacağım, saçlarını sevemeyeceğim. Gözlerine son bir kez bakamayacağım. Tüm bunlar acı verici. Bazen melankolik bir düşünceye kapılıyorum, bu hayata acı çekmeye mi geldim? Ergenler gibi saatlerce gökyüzünü izliyorum, daha sonra sizi hatırlıyorum ve kara bulut gibi beni saran hüzün yok olup gidiyor. Ama gerçekler insanı rahat bırakmaz. Dark o şeytan gibi bir adam. Ondan uzak dur. Her şeyden uzak dur. Bu mektubu okumayı bitirdiğinde kaç ve ailemize sahip çık. Senden son dileğim bu. Beni buldun, nasıl başardın bilmiyorum ama eminim birçok zorluk yaşadın. Sana her şeyi gözlerine bakarak anlatmak, ağladığında sana sarılmak isterdim ama yapamayacağım. Tek başına olacaksın. Ama sen güçlüsün. En başından başlamam gerekirse. Hayatımız oldukça zordu... Size yiyecek tek bir şey veremiyorduk. Baban... Ben Afrikalı olduğum için çoğu onu hain olarak gördü. Hiçbir işe giremedi. Girdiği gündelik işlerde ise toplum baskısından çıkmak zorunda kaldı. O gün yorgunca sokakta dolaşırken bir araç durdu yanımda ve bana dans teklifi etti. Afrikada iken çok dans ederdik. Ama benim düşündüğüm gibi masum bir dans değildi. Seçmelere katıldığımda reddedildim ama müşterilerden biri beni masasına çağırdı. Küçük hareketler ile onu etkiledim, maalesef. Ve patron bunu gördüğünde sinirlendi. Beni yanına çağırdı ve işe aldı. O günden sonra sadece çalışanı değildim... Eziyet ettiği ve aynı anda sevdiği bir oyuncağıydım. Ve ben onun gücüyle savaşamadım. Beni öldü gösterdi. Kaçmaya çalıştım Tanrı şahidim nefes aldığım her saniye o yerden kaçmaya çalıştım ama bilmediğim bir yerdeydim. O kadar güvenlik vardı ki sayılarını bile bilemiyordum. Ve öyle devam etti... Beni bırakmadı. Garip bir şeydi onun ki. Nefret ettiği bir şeyi sevme tutkusu. Beni her gördüğünde gözlerinden nefreti okurdum. Mesela çok küçükken sana bir bebek almıştım. Saçları kıvırcık diye beğenmemiş ve duvara fırlatmıştın. Ama komşu çocuğuna verdiğimde en değerli oyuncağını vermişim gibi ağlamış ve koşarak bebeği geri almıştın. O günden sonra bebeği kucağından hiç bırakmadın. Onun tutkusu da buydu. Tamamiyle nefret ettiği bir duyguya haz duymak. Bu konuları yazmak bana utanç veriyor. Sana bırakabileceğim tek şey burada kapana kısılmışken gizlice aldırdığım araba. İtiraz etme sakın. Kendin için değil kardeşlerin için al. Burada çalışan kadın... Emma yaşlı ve oldukça sevimli bir kadındı. Onunda kaderi benzerdi. Tüm ömrünü buraya harcamak zorunda kalmıştı. Hiç sevmemiş hiç sevilmemişti onun yanında durmak bana garip bir güç veriyordu. Onun benim tersim olduğumu görmek belki de bana iyi gelen şeydi. Ben sevdim, sevildim ve çocuklarım oldu. Bunu büyük bir şans olarak gördüm her daim. Burada geçirdiğim karanlık günlerde sizin ışığınız beni hayatta tuttu. Onunla çok zaman geçirirdim. Onun sahip olmadığı ışık olmaya çalışırdım. Zavallı Emma... Tanıştığımızdan iki yıl sonra vefat etti. Ölü bedenini ben gömmek zorunda kaldım. Aksi takdirde denize atılacaktı. Sanki hiç var olmamış gibi. Tek bir kişi bile cenazede yoktu. Oldukça kalp kırıcı bir sahneydi. Ve bir süre sonra bana daha kötü davranmaya başladı. Benden sıkılmıştı. Bir umut ışığı tekrar alevlendi ama uçacağı zaman bir balon köpüğü gibi söndü. Kapısını dinledim. Beni ilaç ile uyutucağını söyledi. Hiçbir şey hissetmedim. Korkunç ama mutlu bile oldum. Onun yüzünü görmeyecektim ama ölmeme bile izin vermiyordu. Ben uyurken o yanıma gelecek ve beni izleyebilecekti. Bu düşünce kanımı dondurdu. Senden son dileğim var Avana. Bu serumu çıkar ve ölmeme izin ver. Kulağa korkunç geliyor. Sana bunu yaşattığım için kendimden tiksiniyorum ama ölmeme izin ver. O zalim adam ruhumu aldı ama sonsuza kadar bana sahip olmasına izin verme. Sizi çok seviyorum. Bana verilen bu hayatta sizinle geçirdiğim her an bir lütuf. Tekrar dünyaya gelsem yine aynı adamı severim. Size sahip olduğum için dünyanın en şanslı kadınıydım. Lütfen hayattan vazgeçme Avana, ilerle ve sonunda ışığa çıkacaksın. O ışık tüm hayatını aydınlatacak söz veriyorum. Seni tüm ruhuyla seven annen. " Mektubun son cümlesi bitti. Annemin duyacağım son kelimeleri bitti. Sesi kulağımda yankılanmıştı sanki ve şimdi bitti. Sonsuza kadar sesi... bana söyleyeceği kelimeler gitti. Ayağa kalktım. Annemin haraketsiz yatan bedenine dokundum, saçlarına, kapalı gözlerine... Hala nefes alıyordu. Ben bu nefesleri nasıl kesecektim?... Eğildim, yüzümü göğsüne gömdüm ve kalp atışlarını dinledim. Nefes sesi yüzüme çarpıyordu. Geri çekildim ve koluna bağlı seruma dikkat kesildim. Annemi uyutuyordu... Bu yaptığımdan sonra kendimi asla affetmeyecektim. Ama annem için bunu yapacaktım. Ne garipti. Serumu çıkardım, kolu kanamaya başladığında üzerinde ki yorgan ile bastırdım ama boş bir çapaydı. Son süratle uçurumdan yuvarlanan bir aracı yakalamaya çalışmak gibi. Gözyaşlarım koluna düşerken soğuk yanağına eğildim ve öptüm. "Seni seviyorum anne..." ve bir... İki... Üç dakika nefesleri gitti. Artık yüzüme çarpan sıcak nefesleri yoktu. İçimde ki his bir insanı öldürebilecek güçteydi. Tam şuan acıdan ölebilirdim. Bir parçam gitti. Kaybolan yapboz parçamı ararken şimdi tümden kaybetmiştim. Göğsüne eğildim, yatağa atladım ve bedenine sığındım. Ağladım, beni sakinleştiremedi. Elleri ile saçlarımı okşayamadı. Şimdi kalbim yerinden söküldü, ayağımın altında ki dünya kaydı. Düz değil yamuktum artık. Tam değil eksik. Odadan çıkarken döndüm ve huzura kavuşmuş gibi görünen yüzüne baktım. Gülümsedim onun için, çünkü ben şuan ne kadar mutsuzsam o şimdi mutluydu. Bunu biliyordum. Aşağı indim ve nereye gittiğimi bilmeden koştum. Ormanın icinde bilinmez bir yolda koşarken tek dusunebildigim gördüğüm karanlıktı. Hava, ben ve ruhum artık tek bir ışık damlası olmadan kapkaranlıktı. Paul'un aracını gördüğümde durdum ve gözlerimi kapatıp acımı biraz olsun saklamak için güç topladım. Derin nefesler göğsüme batarken yutkundum ve elimi kalbime bastırdım. "Buradasın..." derken gökyüzüne baktım. Artık nerede olduğunu biliyorum anne. Gökyüzüne baktığımda seni görebileceğim. Artık sensiz değilim. Paul aracına yaslanmış bir şekilde dururken geldiğimi görüp ayaklandı. "Nasıldı?" sorusu da kendisi gibiydi. Pervasiz, düşüncesiz. Omzumu silktim. "Gitti." dedim. Paul başını salladı "Üzgünüm." dedi ama sadece nezaketle söylediği belliydi. "Şimdi ne yapacaksın?" "Gideceğim, annemin dediği gibi. Buradan ne kadar uzaklaşabilirsem o kadar uzağa gideceğim." diyerek aracına ilerledim ama eliyle beni durdurdu. Sorgu dolu gözlerimle önce eline sonra yüzüne baktım. Hiçbir şey anlamadım. "Gidiyorsun?" yanıt değil soruydu. Gülümsemeye çalışarak "Üzüldün mü yoksa?" dedim. Paul gülerek başını salladı "Üzülmedim, şaşırdım." "Neden?" "Bilmiyorum." derin bir nefes aldım ve "Lütfen, gidelim." dedim. Tam arkamı dönecekken elini belime koydu ve beni kendine çekerek öptü. Dudaklarıma değen dudakları içimde ki hüznü ortaya çıkardı, ona sarıldım ama aslında sadece kendimi avutuyordum. Beni sertçe öperken dili ile dudaklarımı ısırdı ve ağzımı açtım. Dili ağzımın içine girdiğinde garip bir his beni doldurdu. Bacaklarımı birbirine bastırdım. Dillerimiz bir bütün gibi birbirine dolanıyordu. Paul bedenimi arkaya itti ve kalçam kaputa yaslandı. Nefes nefese "Neden?..." diye sordum ama Paul parmağını dudağıma bastırdı ve "Soru yok." dedi. Ona ayak uydurdum. Onun sıcaklığında hüznümü unutmak istiyordum. Bana her şeyi unuttur Paul... Yalvarırım. Bedenini bana tekrar bastırdı ve beni tekrar öpmeye başladı. Paul dudaklarımdan ayrıldı ve yanağımı, çenemi ve alnımı öptü. Kalbim gümbürtü ile atarken başımı kaldırıp yıldızlara baktım. Öpücükleri nefesimi keserken boynumu öpmesi ile ona yarı açık gözlerle baktım. Paul bacaklarımı beline doladı dudaklarıma sertçe çarpan dudakları ile ilgiliye ona baktım. "İzin verir misin?" başımı salladım. Paul yavaşça neredeyse nezaketli bir şekilde omzumu açtı. Göğüslerime eğildi, dudakları taşan göğsümü ıslatırken eliyle bir diğer göğsümü sıktı, gözlerimi açtım. Kara gökyüzüne gözlerim takıldığında aniden ne yaptığımı fark ettim. Gözlerimiz buluştuğunda kim olduğunu hatırladım. Paul'u durdurdum, bana soru dolu gözlerle bakarken araçtan indim ve ona bakmadan. "Yanlıştı." dedim. Tek kelime etmedi, birkaç saniye durdu. Arkam dönük olduğu için nereye baktığını bilmiyordum. Bedeni yanımdan hızla geçti ve gidip şoför koltuğuna oturdu. Düz bir şekilde yola bakarken başıyla yanında ki koltuğu işaret etti. Sadece birinden duygusal bir destek aramıştım. Ve bu kişi Paul'du. Ama onun bir insana sarılıp rahatlatıcı birkaç şey söyleme ihtimali bile yoktu, değil mi? Ona bakmadan yanına oturdum ve araç hareket etti. Boğucu bir sessizlik ve eşlik eden korkutucu derecede sakin bir hava vardı. Pencereyi araladım, neredeyse rüzgar bile esmeyi bırakmıştı. Sonradan gelecek büyük bir felakete hazırlık yapılıyor gibiydi. Gülümsedim, zaten her berbat şey olmuştu. Yıldızlara baktım. Evimize dönmenin heyecanı ve giden annemin acısı beni yol boyunca bırakmadı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD