79. Bölüm Part:2

4953 Words
Neye uğradığını şasırsada anında karşılık verdi deli gibi sevdiği adama. Dudakları dans eder gibi birbirlerine karışırken kadının dudağını zevkle emdi Ferman, elinin birini kadının başına koyup şalı ağırca çekerek omuzlarına indirdi sonra durmadı ve tutarak yere attı şalı. Parmakları ensesindeki saçları kavrayarak kendine daha da bastırdı kadının dudaklarını, yılların acısını çıkarmak istercesine emiyor, dişleyerek çekiyor ve yalıyordu dudaklarını kadının. Pare ise kendini hunharca tüketen dudaklara olabilecek en iyi şekilde içinden geldiği gibi karşılık veriyordu. Kollarını adamın boynuna sararak bedenlerinin birbirine yaslanmasına sebep oldu iyice. Gözle görülen bir yangının içinde gibilerdi birbirleri için çıldırıyorlardı ve ateş sönmek yerine daha da harlanıyordu ikisi için. "Çok özledim seni defalarca kez kendime yenilip hayal ettim seni böyle." Tekrar birleşince, Ferman başını hafifçe yana eğerek karşılık verirken kadının dişlerine çarptı ve kavradı alttan dişleri, durmak yerine daha sert karşılık vererek dilini kadının ağzının içine ittiği an ensesinde hissettiği tırnaklar daha da harladı Ferman'ı. Bir kolunu kadının beline sarıp bedenine sertçe çekerek bir kaç adımda odanın kapısına yasladı yumuşakça kadının sırtını. Öpüşmeye ara vermeden kadının bileklerini ensesinden çözerek kapıya yaslayarak bastırdı bileklerini başının üzerinden. Titredi baştan aşağı, en son Ferman ile birlikte olduğu gün hissettiği o şiddetli kasık ağrısı şimdide baş göstermişti. Bedeni bu adamı istiyordu hep olduğu gibi ama buna hazır değildi Pare, bedenindeki o iğrenç izleri henüz görmesini istemiyordu Ferman'ın. Hiç istemese de nefes nefese ayrıldı kadının dudaklarından, kızarmış ışlak ne kıpkırmızı olan dudaklarına bakarken dayanamayarak sertçe öptü yine. Sonunda ise kadının bileklerini bırakarak boynuna soktu başını derin derin soluyarak. Ellerini adamın saçlarına yerleştirerek okşadı Pare hâlâ düzensiz nefesler alırken. "Bekleyeceğim seni Pare ama dudaklarına artık dokunmak serbest bunu bil, ayrıca yarın doktora gideceğiz profesyonel destek almanı istiyorum sakın yok mok deme sağlığın her şeyden önemli." Duymayı bekledikleri bunlar değildi fakat itirazda etmedi aksine tekrar aşık oldu bu adama. Hâlâ bekleyeceğim seni diyordu oysa şimdi dokunsa asla dur diyemezdi Pare belki de bu yüzden bekleyeceğim diyordu. Devran arada olmadan ilk defa tamamiyle birlikte yatacaklardı bugün. Biraz buruk olsalarda buna ihtiyaçları vardı ikisininde. Öyle de oldu Ferman kadına öyle bir sarılmıştı ki ona değmeyen tek uzvu kalmamıştı ve sabaha kadar da bırakmamıştı bir an olsun kadını. Pare'ye ise hava hoştu üzerinde olduğu beden sevdiği adama aitti kalp atışları da öyle. 🔗🗝️🔗 Araba Riva konağının önünde durduğunda dikiz aynasından arkada baygın bir hâlde yatan karısına baktı Boran. Onu bayıltmıştı, verdiği ilaç tesirliydi evet ancak ona zarar verecek kadar değildi sadece kısa süreli bilinç kaybına neden olmuştu o kadar. Buna mecburdu çünkü ona engel olmaya kalkışacak dahası bu işlerin içine girip kendine zarar verebilirdi. Silahlar patlayacak ve kan dökülecekti onun zarar görmesine ölse de izin vermeyecekti... Bu gidişle görecek gibiydi zaten. Derin bir nefes alarak indi arabadan Boran. Riva konağın kapısında adam bulunmuyordu o kadar az düşmanları vardı ki korumaya bile ihtiyaç duymuyorlardı kolay kolay. İleride birlikte sohbet eden konak adamları onu farkeder etmez yanında biterek önlerini iliklediler. "Ağam hosgemişsin buyur." Diyerek konağın kapısını çaldı içeriden açsınlar diye adam. Düz bir ifadeyle bakarken, "Söyle adamlarına eğsinler başlarını!" Dedi sertçe. Sesiyle duraksasa da sorgulamadan yanında duran dört adama dönerek gözleriyle işaret verdi. Arabanın arka kapısını açıp dikkatle aldı karısını kucağıma, eteği dizinin altındaydı ama alırken yine de dikkat etti. Başı omzuna yaslanırken saçları omuzundan aşağı doğru döküldü su misali. Kokusunu onu ayakta tutabilsin diye derince solurken döndü arkasını, az önce adamlara neden başlarını eğmelerini istediğini şimdi anlayan yaşlı adam da başını eğerken evin çalışan kızı tarafından açılan kapıyı iterek ona yol verdi bunu yaparken merak içerisindeydi adam. "Hoşgelmişsin ağam." Diyen kız tedirgince geri çekilirken merakla kucağındaki kadına bakıyordu. Uzayan kahkülleri yüzüne dökülmüş verdiği nefesler yüzünden hareketlenip duruyordu. Kapıdan içeri adım attığı an avludaki sedirlerde oturanlarla da karşı karşıya kalmıştı. Boran kucağındaki kızı sıkıca tutarken onu ondan alabilecek olurlarsa ne yapacağını düşündü bir an fakat sonra silkeledi aklındakileri çünkü o sağ olduğu müddetçe Gece istemediği sürece kimse ayıramazlardı onları. Baskın adımlarla avlunun ortasına ilerlerken sedirde oturanlarda kaşlarını çatarak ağırca kalkmışlardı ayağa. Ferman, Kalender Ağa, Sultan hanım ve Hevdem ayaklanırken kucağındaki oğlunu mutfaktan çıkarak onlara doğru gelen Pare'ye verdi Ferman. Buke hanım ise çatık kaşları altında bakıyordu Boran Ağa ve kucağındaki torununa. Hepsi şaşkındı haklı olarak, üç haftadır tatilde olduklarını bildikleri ikili bir anda bu şekilde karşılarına çıkmışlardı. "Hayırdır Boran bir sorun mu var?" Diyerek öne çıkan Ferman oldu. Adamın sert çehresi tek bir ifade göstermezken tek bildikleri Gece'ye kötü bir şey olmadığından emin olduklarıydı çünkü Boran asla bu kadar sakin duracak adam değildi ama uyuyor olsa bile gündüz vakti böyle kucağında gezdirmezdide. "Gece'nin bir şeyi yok değil mi?" Diye sordu hemen. "Yok." Dedi tek düze bir sesle Boran. Ardından sert bir nefes aldı, "Sadece bayıldı o kadar." Diyince gözleri irileşti endişeyle hepsinin. "Niye bayıldı lan konuşsana kerpetenlemi alacağız lafları!" Derken kardeşinin yüzüne dokundu elinin tersiyle. Kalender Ağa da endişeyle bitmişti bile yanında. "Ben bayılttım uyuması gerekiyordu." Diyince Boran, duyan herkes kısa bir an dondu, duyduklarını sorguladılar. Ferman anında gerilirken çehresi sertleşti, "Bizimle taşşak mı geçiyorsun Boran Ağa!" Diye yükseldiği an kadınları hatırlayınca dişlerini sıktı. Ferman'ın gözlerine hissizce baksada onu anlayabiliyordu bu sebeple kendisine edilen küfrü sineye çekebilirdi şimdilik. "Uyutmam gerekiyordu bende yaptım. Şimdi bana onu yatıracağım bir oda göster olanı biteni anlatacağım." Burnundan sert bir nefes bırakırken Gece'yi almak için kollarını uzatmıştı ki bir adım geriledi Boran anında. "Karımı ben taşırım Ferman Ağa." Dedi dişleri arasından. Oldukça gergin olan ortamdan kimseden ses çıkmazken Kalender Ağa girdi araya bariton bir ifadeyle. "Hevdem, girişteki odalardan birini açın şimdilik." Boran Ağa kucağındaki karısı ile Hevdem'i takip ederek girişteki odalardan birine girdiklerinde tekli yatağa dikkatle yatırdı Gece'yi. "Ablam iyi değil mi?" Hevdem'in kısık sesiyle ona bakınca bakışları yumuşadı istemsizce. Ayaklarındaki ayakkabılarını çıkarıp üzerine ince örtüyü örttü, doğrulunca Hevdem'in omzunu sıktı yumuşakça. "Korkma bir saate kalmaz uyanır." Ardından sertçe yutkundu. "Hevdem ona göz kulak ol olur mu iyi bak." Sözleri kızı iyice korkuttu hâlbuki ama yinede başıyla onayladı titrekçe bakarken Hevdem. "İki dakika izin verir misin?" Diyince, Hevdem karışık bir ifadeyle çıktı odadan. Boran tek kalınca yataktaki boş kısıma oturup kızın elini avucuna aldı ve yumuşakça öptü. "Seninle birinci yılımız doldu günler önce." Yutkundu ağırca kalbi sıkışıyordu ağrıyla. "Ama kutlamadık ikimizde, kutlanılacak tek bir yanı yoktu. Sen benimle evlenmek istemedin haklı olarak, düğün günü en büyük kabusun tekrarlandı ölümün kıyısından döndün ve evli bir adamla evlenmiştin... O günün kutlanılacak tek tarafı yoktu." Sesi gittikçe zor çıkıyordu çünkü korkuyordu. Korkuyordu karısına bir zarar gelir diye kendisine bir şey olursa Gece buna dayanamazdı dahası peşindeki piçi bile bulamamışken onu gözü kapalı babasına bile emanet edemezken şimdi büyük bir tehlikenin göbeğindeydi. "Ben ölürsem seni kim koruyacak, bebeğim." Fısıltısı can alıcıydı ancak bilmiyordu ki ölecek olursa taş üstünde taş bırakmazdı Gece. "Ama gerçeklerinde ortaya çıkması gerekiyor, şimdiye kadar hayatım boyunca tek bir yanlış yapmamak için her şeyi yaptım yavrum, şimdide yapmalıyım ailenizin üstündeki lekeyi neye mal olursa olsun kaldırmalıyım, suçlusu benim öz babam ve dedem olsa bile. Ne Pare'nin ahını ne ufak bebeğinin çektiklerini ne senin yaşamak zorunda bırakıldıklarını ne abinin yaşadığı sevda acısının üzerini öylece örtüp görmemezlikten gelemem vicdanım buna izin vermez." Üzerine eğildi kadının, sıcak boynuna yaklaştırdı burnunu. Saçları yüzüne değip tatlı bir dokunuş bırakırken derince kokladı aşık olduğu kokusunu. "Herkes yaptığının bedelini ödeyecek ama neden hep acı çekenler biz oluyoruz?" Sesi boğuklaşmış gözleri dolmuştu. Babam dediği adam babasının boyunduruğu altında onun pisliklerini örtmüş ona alet olmuştu ve dede dediği adamda bizzat onu tehdit etmişti. Tehditlere boyun eğecek bir adam asla olmamıştı ama artık kaldıramıyordu o da olanları tek istediği karısıyla birlikte tüm bu kaosların olmadığı huzurlu bir hayattı. Gözleri doldu koca adamın yinede kendini sıktı. Boynuna baskılı bir öpücük bıraktı kadının ardından yanağına ve sonra son durak olarak dudağına dokundurdu dudaklarını. Yavaş ve yumuşakça bolca aşkla öptü baygın kadını. Sıcak nefesini içine çekerek ayrıldığında alnından öptü son kez. Elinin tersiyle uzamış perçemlerini kenara iterek yüzünü açığa çıkardı, ona dokunmaya bile kıyamıyor dokunurken bile incitmemek için elinden geleni yapıyordu ve şimdi yaşanmış güzel günlerin ardından ona acıyı yaşatmak zorunda kalacaktı. En çokta bundan nefret ediyordu. Ailesinin vebalini evlatları ödememeliydi! Daha fazla durmak istemedi çünkü durdukça gidişi çok daha zor olacaktı. Cebindeki ufak dörde katlanmış kâğıdı kızın avucuna sıkıştırarak ayağa kalktı. Boğazı acı ile düğüm düğüm olmuştu, dayanamadı ve eğilip yine öptü boynundan çünkü kokusu en yoğun orada vardı. "Seni, seviyorum fikrimin ince gülü. Yaktın kızım sen beni hemde çok fena." Dudaklarında buruk bir tebessümle doğruldu ellerinin ikisininde avuç içinden öptü sonra çıktı odadan hızla. Odadan çıkar çıkmaz kapının kenarına tutundu ardından kalbine yasladı boştaki elini, yüreği içerideydi ve sıkışıyordu. Son bir dirayetle dikleşti. "Ne olacaksa olsun!" Baskın adımlarla avluya geri girdiğinde herkesin onu beklediğini gördü. Ağırca ilerledi yanlarına. Buraya gelmeden önce tüm mal varlığını Gece'nin üzerine bırakmış şirketteki vekaletini ona vermişti neler olur bilmiyordu ancak onu güvene almalıydı o zaten ailesini yalnız bırakmazdı. Merih'e elbette güvenirdi ancak onunda başına bir şey gelmesi mümkündü çünkü aşiretin erkek evladıydı ve onunda kanını dökebilirlerdi bunun olmaması için Bahoz ve Özgür onu zaptedip koruyacaklardı. Merih'in tüm bu olacaklardan haberi bile yoktu üstelik. "Boran kötü bir şey mi var ne oluyor?" Diye sordu Pare Boran'ın yanında biterek. Oğlunu odasına çıkarıp oyuncaklarıyla bırakmıştı ve yanına da çalışanlardan Zehra'yı bırakmış inmişti hızla aşağı. Boran'ı azıcık tanıyorsa iyi şeyler dönmediğini biliyordu. Boran hafifçe gülümsedi ancak bu gözlerine yansımadı. Pare'nin yüzünü avuçları arasına aldı, alnına bastırdı dudaklarını şefkatle. "Korkma benim güzeller güzeli Pare'm." Ardından kızın kulağına eğildi hafifçe. "Sana bunu yaşatanların hesabı kesilecek sadece o kadar." Dedi buz gibi bir sesle. Pare donup kalırken dehşetle baktı Boran'ın gözlerine, "Babam mı?" Diye sordu titrekçe. "Dedem de." Diyerek onu onaylayınca tüm tüyleri diken diken oldu. Boran kızın korkusunu görsede yanağını hafifçe okşayarak geri çekilip kendisine bakan Kalender Ağa ve Ferman'a döndü, Serkan geri dönmüştü annesi ve abisinin yanına aksi hâlde onu da burada isteyebilirdi fakat olmaması da işine gelmişti. Genç erkeklerin bu tür olaylara karışıp başlarını yakma taraftarı değildi. "Az önce aile meclisini topladım konağımıza Kalender Ağa sende sizdekileri topla bizim konağa gidelim söyle hepsi dolu gelsin biz boş olacağız görülmesi gereken hesabımız var." Boran'ın dedikleri buz gibi sesiyle konağın ortasına bomba etkisinde düşmüştü. "Sen ne hesabından bahsedersin!" Dedi öfkeyle Kalender Ağa. "Yıllar önceki Neçırvan Riva cinayetine ne dersin?" Dediği an buz kesti hepsi. "Kardeşim ne alaka ulan şimdi!" Diyerek gürledi sinirle. "Ne iş olduğunu konağa geçince anlatacağım zaten şimdi boşa vakit kaybetmeyelim topla adamlarını ailendeki büyükleri gidelim, burada konuşalacak konu değil!" Derken kadınları işaret etti ki o sıra sert bir baston sesi girdi araya. Buke Riva ağır adımlarla yaklaştı onlara. "Ölmüş oğlumu yıllar sonra konu etmenizin sebebi nedir Boran Ağa, bil ki yeni bir olay daha çıkaracak olursa kan davası diye aşiretin, o zaman geri durmayız bilesiniz!" Yaşlı kadının gözlerine direkt bakarken kırpmadı bile gözlerini Boran, "Merak etmeyin bu sefer olan bize olacak en başında olması gerektiği gibi." Kadın kaşlarını ağırca çatarken Boran bir kez daha bakmadan arkasını dönüp çıktı konaktan. Sokaktaki adamları görünce kendi adamlarının geldiklerini anladı. Otuza yakın adam konağın etrafını sarmasını ve Gece dahil kimsenin çıkmasına izin vermemeleri gerektiğini emretmişti. Dakikalar sonra konağa girdiğinde Boran Ağa, avlunun ortasına genişçe yuvarlak bir şekilde dizilmiş sandalyeleri gördü tam ortada ise geniş bir sehpa duruyor üzerinde ise küllük ve çay bardakları vardı. Bir kaç büyük akrabası buradaydı aile meclisi için. Yıllar önce Agit tarafından öldürülen Giray'ın babası, Bertan Ağa'nın erkek kardeşi yani Civan'ın babası sonra bir kaç büyük akraba ile toplamda dokuz aile büyüğü vardı avluda Bertan ve Zaza dahil. Sadece Mardin'de ve yakın olanlar gelebilmişti yoksa bu kadarla sınırlı olmazı Asparşah'lar. Zaza Asparşah herkesin başında oturuyormuş gibi gerinerek otururken hemen yanındaki sandalyede Bertan Ağa oturuyordu ancak öyle mutlu falan değil çökmüş ve olduğu yerden hoşnutsuzdu. Zaza Ağa Boran'ın kendisini yeniden yüceltip aşiretinin başına geçirecek zannediyordu. Boran'ın da babası gibi ona boyun eğdiğini sanıyordu... Ancak Boran'da tıpkı abisi Melkan Asparşah gibi bu adama boyun eğmeyecekti. "Hoşgelmişsin torunum gel hele otur dedenin karşısına." Diye keyifle konuşunca Zaza Ağa, Boran'ın dudakları kıvrıldı. Avluya doğru bir adım daha attığında arkasından konağa girenlerle yüzü kireç kesildi Zaza Asparşah'ın. Kalender Ağa Boran'ın bir tarafına Jiyan öbür tarafına geçerken yanına Ferman ve Kubar ile birlikte beş aile büyüğüde geçmişti Riva'lardan. "Umarım misafirperversindir Zaza Ağa." Dedi Jiyan beyaz gömleğinin kollarını katlarken. Hiçbiri bir şey bilmiyordu tek bildikleri Pare'ye yapılanlardı bu sebeple hepsi hesap kesmek istiyordu. Ferman yumruklarını sıkarken, "Amca." Diye seslendi Boran'ın sağ tarafında ve babasının yanındaki adama bakmadan. Gözleri avludaki Zaza Ağa'nın üzerindeydi tüm ölümcül sahneler ile. "Söyle yeğenim." Diye seslendi herkesin duyacağı şekilde Jiyan. "Misafirperver mi değil mi diye kontrol etme mi ister misin?" Güldü alayla Jiyan. "Kalite kontrol diyon yani?" "He ya tam da ondan bir pervane takmama izin vermezsen bu herife seni amcalıktan men ederim yeminim olsun." "Ayıp ediyorsun Ferman'ım sen şimdiye dek ne istedin de yapmadı amcan?" Herkes aval aval onları dinlerken Boran'ın keyfi oldukça yerindeydi. Zaza Ağa sandığı gibi olmayacağını anladı anında hiçbir şeyin ve kalkıp kaçamadığı gibi silahsızdı da çünkü konağa girenlerle birlikte içeridekilerinde silahlarını aldırtmıştı Boran gelmeden önce. "İyi o hâlde şimdide senden ricam yeğenin için buradakileri zaptedip beni rahatsız etmelerini engellemen!" Kollarını sıyırdı dikkatle, gözleri kararmıştı iyice. "O iş bende yeğenim sen git keyifine bak ben sana dokunanı imha ederim uzaktan." Diyince Jiyan, keyifle sırıttı Ferman sonra yan bir bakışla yanındaki en büyük amcasına baktı. "Kubar amca senin şimdi yapmayın evladım konuşarak çözelim nutuklarına girmen gerekmiyor mu?" Dediğinde hafif bir saşkınlık vardı üstünde. Kubar amcası ters bir bakış attı yeğenine, "Sanki desem duracaksınız. Yürü git ulan şu piçe hakettiğini vermeden dönersen benim gibi bir amcan yok daha da bilesin!" Hafif bir şaşkınlık yaşasa da sırıttı keyifle. "Ulan abi şu herife gösterdiğiniz kadar bana tölarans göstermediniz beni niye sürekli eve bağlamaya çalışıyordunuz!" Kubar sabır dilercesine tesbih çekerken, "Her Allah'ın günü bir Asparşah'ı hastanelik etmesen kabahati kendimizde bulacağım da nerede!" "Ben sadece bizden kız almak kolay değildir az nazımızı çeksinler diye niyetlenmiştim sonuçta evimizin hanımını alacaklardı bir kaç kişiyi komalık etmişsem ne var bunda az bile yaptım!" Diye rahatça konuşunca Jiyan sabırla çekmeye devam etti tesbihini. "He ya senin yaptığını saklayacağam diye evin yolunu unutmuştum ulan! Çocuklarımdan çok senin peşinde koştum dengesiz herif!" Derken, Ferman ve Jiyan bıyık altından sırıtıyordu. "Ben hastane yerine direkt mezarlık edelim demiştim amca." Diyince Ferman, Kubar hızla ona döndü. "Sende mi ona yardım ediyordun?" Derken hayret içerisindeydi. Ferman başını eğdiğinde bir küfür savurdu ve o kolay kolay küfretmeyen mülayim gibi bir adamdı. Jiyan açık açık gülerken ona baktı sertçe Kubar, "Bana bak burada geri durmasını bil Jiyan özellikle de yüzünü iyi koru karın bu defada seni evden kovarsa yeminle almam konağa!" Evine alınmadığı zamanlarda içmediği hâlde akşamları sokağa sarhoş gibi kucağındaki Rona ile düşüp avaz avaz bağırıp arabesk söylerken arabasındaki müzik sesini de son ses açıp rezil rüsva ediyordu kendilerini millete. "Susun ulan artık!" Diye sonunda bağırarak bir adım öne çıkan Kalender Ağa oldu. "Hepiniz rahat duracaksınız önce bir olanları konuşalım, Boran Ağa hangi hesaptan bahsediyor öğrenelim! Hiçbiriniz benden habersiz adım dahi atmayacak!" Derken bellerindeki silahları ima ediyordu. "Ne konuşacağız baba ben bu adamı gebertmeden dönmeyeceğim eve!" Ferman'ın öfkesine karşın sabırla nefes aldı aralarındaki tek aklı başında olan Kalender'di bu sebeple onlara gözleri ile uyarısını verdi ve elbette Ferman, Jiyan ve Kubar'da dahil memnuniyetsizce kıpırdandılar yerlerinde. Ne olursa olsun her olayda sakin kalmasını bilen anında öldürmeye gitmeyen silahına davranmayan tek kişiydi Kalender Ağa. Öfke kontrolünü ailesindeki herkesten en iyi şekilde sağlayabilen de tek kişiydi. "Sen bu aşiretin ağası oldun artık Ferman verdiğin kararlara ve hareketlerine dikkat etmek zorundasın. Artık evlisin ve bir oğlun var unutma." Uyarısını alttan verdiğinde Ferman duruldu biraz, karısı ve oğlu ona hatırlatıldığı an sakinleşiyordu. Öğrenmişlerdi şu üç hafta da. "Geçelim yerlerimize." Diyerek herkesi oturması için sandalyelere yönlendirince Boran Ağa herkes ona uydu ve sandalyelere geçtiler. Boran tam dedesinin karşısındaydı ve adamdan çıt bile çıkmıyor put misali taş kesilmiş gibi duruyordu karşısında. "Şu hayatta bi' karım birde ben tehditlere asla gelemiyoruz boyun eğmek fıtratımızda yok." Diyince imayla kimse anlamasada Zaza ve Bertan anlamıştı. Bertan Ağa memnundu, oğlunun dedesine boyun eğmemesi hoşuna gitmişti. "Gelelim hepinizi buraya toplama amacıma öyle uzatmayacağım hiçbir şeyi sizde ağzımdan çıkan her sözün doğru olduğunu bilin sorgulamaya kalkmayın!" Diyince Boran Ağa, sert sesiyle dikleşti herkes. "Konumuz yıllar önce başlayan kan davasıdır." Herkes gerildi. "Daha üç hafta önce kan davasında işlenen cinayetlerin nedenini en iyi şekilde öğrendim şu üç hafta da beklememin tek nedeni hem olayları iyice öğrenmek hem de gelişen olaylar yüzünden iyi olmayan karımın toparlanmasıydı. Bunu neden söylüyorum çünkü bilin ki üç hafta önce anlatsaydım bu sefer yakmak ve bir taraflarımıza bomba takmak dışında ne yapar bilmediğimden, kendisi fazlasıyla zeki ve hırslı biridir tek bir yanlışı dahi affetmez." Boran gerildiklerini ve Gece'den çekindiklerini alenen gözlerde görünce sevindi bu demekti ki kimse ona dokunmaya cüret etmeyecekti. Öte yandan konağın ilk katından balkondan seyrediyordu onları Gurbet Asparşah. Boran özel olarak onu getirtmiş ve olanları dinlemesini istemişti çünkü ölen sevdiği nişanlısı Giray'ın nasıl öldüğünü öğrenmeli ve Gece'den uzak durmalıydı artık. Bir şey yapamazdı da kadın milletiydi işte onların yapacakları şeytanın aklına bile gelmezdi. Herkes tek kelime etmeden dikkatle dinlerken derin bir nefes alarak yutkundu sertçe. Şu üç hafta da öğrendikleri yüzünden uyku bile uyuyamamıştı. Her şey kan davası ile sınırlı değildi. Orta da birde üstü kapanan bir cinayet vardı ki onun detaylarını daha bu sabah öğrenmişti. Yere oturup çocuk gibi ağlamamak için zor duruyordu koskoca adam. "Her şeyin başına dönmemiz gerekirse Neçırvan Riva ve Bahtiyar Asparşah kardeş diyilecek kadar yakın dostlardı. Amcamız Bahtiyar Neçırvan Riva'nın sevdiği kadına göz koyup onu kaçırıp zorla sahip oluyor bir uçurum kenarında. Neçırvan ise son anda yetişse de henüz on sekizinde olan sevdiği gözleri önünde uçurumdan atlayarak intihar ediyor." Durmadı durursa her an karışırdı ortalık bu sebeple devam etti herkesin kanının çekildiğini farketsede. "Tecavüzcü piçin teki olan Bahtiyar amcamızı tam da sevdiği kadına dokunduğu noktada öldürüyor hakkı olarak! Acı icinde olacakları sindirmeye çalışırkende Giray geliyor olay yerine, tabi o bir haltı bilmediğinden sadece Neçirvan'ın Bahtiyar'ı öldürdüğünü sanıp arkasından vurarak öldürüyor Riva'yı... Sonradan gerçeği anlasada geç oluyor onun için ilk haber verdiği de dedem oluyor tabi. Tabi dedem namusunu ve soyadına leke gelmesin kimse kan davası diye kapısına dayanmasın diye olayı kendi lehine çevirip ölen kızı hiç olmamış gibi yok ediyor ve Riva'ların kapısına dayanıyor kan davasıdır diye, tüm bu olanları kendi lehine çevirmek isteyen Agit Riva da kalkıp Giray'ı öldürüyor. Bundan sonra film kopuyor zaten biliyorsunuz kan dökülmesin diye karımı doğar doğmaz kurban ediyorlar." "Sen- sen ne dediğinin farkındasın Boran?" Diye sormuştu zorlukla Kalender Ağa. Diğer herkes duyduklarını sindirmekle meşguldü. Ağırca salladı başını Boran. "Her kelimem doğrudur dahası vardır, dedem olacak piç babamı bastırıp onu da yalanlarına alet etmiş ve bu ikisi tüm gerçekleri bile bile susmuşlar bunca yıl, üç hafta önce Pare'ye olanların hesabını sormak için dedemi istedim babamdan o da dedemle telefonla konuşturdu beni. Orada beni tehdit etti bunlarla dedem, onu aşiretin başına ve konağa getirmezsem her şeyi anlatıp Gece ve aramızı sonsuza dek bozacağım diye tehdit etti, ben daha duyduklarımı gerçekleri sindiremezken tehdit edişi beni iyice yıktı. Bir insanın güvendiği sırtını yasladığı duvarlar yıkılınca nasıl hisseder o an çok iyi anladım. Babam da bilipte susmuş ya ağzımı açıpta tek kelime edemedim." Derken babasından çekmedi gözlerini. Onun hakkaniyetli babası göz göre göre bunlara ses çıkarmaması ağrına gidiyordu. Ya gece ölseydi o gün ne yapacaktı? Bir hiç uğruna gidecekti karısı. Nezir Ağa'nın evine ölümüne gittiği günden çıkamıyordu. Daha beterleri geliyordu oysa. "Sustur oğlunu artık Bertan görmez misin babanı nasıl suçladığını!" Diye sonunda konusabilmişti dedesi yüzsüz gibi. Bertan Ağa manidar bir gülümseme ile, "Daha ne istiyorsun benden sen? Boran dediği her kelimesinde haklıdır şimdi bize ne etse olduğu gibi! Kes artık sesini!" Diyince, Zaza şaşkınca bakakaldı oğlu ilk defa kes sesini demişti ona. Şu hayatta bastırabildiği, dediği her şeyi yaptırabildiği tek oğluydu oysa. "Bunun bedeli ağır olur Boran Ağa yıllar sonra ortaya çıkanlar azımsanacak şeyler değil." Dedi dişleri arasından zorlukla konuşan Kalender Ağa. Tüm Riva Aşireti konuşma hakkını Kalender'e vermişken tek söz etmiyordu ancak işlerine geliyordu çünkü hepsi duyduklarını henüz sindirebilmiş değildi. "Hepinizin kanını aha da bu avluya akıtmamam için bana tek bir şey söyle." Derken her an patlayacak bir bombadan farksızdı Kalender Ağa oysa silahta kan dökmekte onun için en son kullanılacaklar arasındaydı. "Az daha sabret Kalender Ağa anlatacağım az bir şey daha kaldı." Diyince Boran, Zaza Ağa kalpten gidecek şekildeydi. Üst kattaki Gurbet'te duyduklarını sindirmeye çalışırken daha fazla burada durmaya dayanamayarak geri adım atacaktı ki Boran'ın dedikleriyle çakıldı olduğu yere. "Bu olanları iyice araştırırken ölen kızın annesine ulaşmaya çalışıyordum ve sonunda bu sabah ulaştım... Beş yıl önce ölen abim Melkan Asparşah Gece ve beni mecburi bu evliliğe sürüklememek için bu olayın detayına inmeye karar verince bir gün babam ve dedemi duymuş, babam sözde dedeme bunu saklamak istemediğinden bahsetmiş her neyse abim olayların gerçekliğini öğrenmek için gitmiş kızın annesine ulaşmış ondan Menekşe ve Neçırvan'ın aşkının doğru olduğunu Bahtiyar pisliğinin kızını öldürdüğünü anlatmış... Benim şerefsiz dedem kadını tehditleriyle bastırmış tabi bunca zaman. Her neyse abim tüm bu gerçekleri öğrendikten sonra dedemin üzerine giderek onun tüm pisliğini ortaya dökeceğini söylemiş ama dedem durur mu? O gün arabasının frenini kesmiş." Bu noktada sertçe yutkundu. "Hastaneye Renas için kontrole karısıyla birlikte giderken ise kaza yapmışlar... Abimi karısıyla birlikte gencecik yaşta mezara sokup torununu hem anasız hem babasız bırakmış birde utanmadan onların yasını tutarken pisliklerine devam etmiş... Söylesene hiç mi canın acımadı hiç mi yanmadı ciğerin onca insanın kanına girerken Zaza Ağa?" Bembeyaz kesilmişti adam bu kadarını öğrenmelerini beklemiyordu. Ciğeri yanıyordu Boran'ın bu yangın öyle büyüktü ki her bir yanını sarmıştı. Abisi onu bu evlilikten kurtarmak isterken öldürülmüştü dedesi tarafından. Gencecik bir kadında onunla birlikte ölmüştü ama bu adam hiç mi suçlamamıştı kendini. Bertan Ağa dehşetle babasına dönerken başını yapmamış ol dercesine iki yana salladı başını. "Bu kadarını yapmadım de baba bu kadar ileri gitmedim de torunumu öldürmedim de." Derken yalvarır gibi bakıyordu yüzüne. Bir baba babasına oğlumu da öldürmemiş ol diyordu resmen. Zaza Ağa ise artık kaçacak bir noktası olmadığı için geri durmak yerine saldırmayı seçmişti. "Yaptım lan!" Diye bağırdı oğlunun yüzüne. "Hiçbiriniz bir halta yaramıyordunuz oğlunda senin gibi ataya itaat etmek nedir bilmedi! Uyardım onu dinlemedi gitti bende çektim ipini bir gramda üzülmedim! Senden ne hayır gördümde oğlundan ne görecektim zaten! Melkan'ı geberttim karısıyla, Pare'yi de bile bile verdim o herife çünkü Riva aşireti olmasaydı oğullarım arasında benim gibi olan tek oğlumu Bahtiyar'ımı kaybetmeyecektim! O olsaydı ben şimdi bu hâlde olmazdım evlatlarımda torunlarımda hiçbiriniz onun tırnağı bile olamazdınız bende onun bedelini ödetmek için elime geçen her fırsatı değerlendirdim, Pare'yi göz göre göre bunlara yar eder miydim hiç, asla! Sırf kızlarını alıp Boran'a karı yapmak Gece'yi de kuma yaparak aşiretlerinin onurunu ayaklar altına almak istedim hepiniz acı çekin istedim!.. Ama daha Mardin'e adım atar atmaz konaklarımızı yakıp beni sürgün edip bir kulubeye mahkûm etti! Sende kalkıp bana yardım edeceğine oğlum bilir eder diyerek beni orada bıraktın Bertan! Sizi doğdunuz gün gebertseydim bütün bunlar başıma gelmezdi hepiniz birbirinizden beter birer hiçsiniz ulan evlat olsanız sevilmezdiniz lan! Sevmedim bende suçlu mu olduk az bile yaptım size benden oğlumu almanın bedelini ödetecektim elbette, ödettim de!!" Bertan Ağa duydukları ile elini kalbine atmıştı kimse farketmese de alışıktı o babası tarafından aşağılanmaya bir hiç gibi davranılmasına şimdiye kadar ona boyun eğmişse de evlatları ve ailesine dokunmasın yeter diyeydi fakat şimdi ilk göz ağrını bir tanecik oğlunu öldürdüğünü rahatça söylüyordu. "Keşke Riva'nız doğduğu gün beşik kertmesi yerine bir kurşunla gebertseydim!" Dedi kin dolu bir ifadeyle Kalender Ağa'ya bakarak. Boran parmaklarını kıracak kadar sıkıyordu şimdi. Kalender Ağa bir hışımla ayağa kalkınca Zaza Ağa dahil herkeste onun gibi kalktı sandalyelerinden. "Kararda hükümdü sizindir buradaki kimse size karşılık vermeyecek gelen Asparşah'ların hepsi sizin vereceğiniz kararı onaylamakla mükelleftirler." Dedi Boran buz gibi bir sesle. Zaten kimse Zaza gibi bir pisliği savunacak değildi hele de ailenin en büyüğü diye onu koruyacak hiç değillerdi. Ortada masumca katledilmiş insanlar vardı dahası torununu öldürmüştü bu adam. Kalender Ağa belindeki silahı çıkarttı hızla ve doğrulttu Zaza Asparşah'a. Olayın ciddiyetinin ve dahası gebereceğini hissederek korkuyla titrerken az önce ettiği tüm sözler için pişman oldu. Ölüm fermanını kendi kendine imzalamıştı. Yanında ayakta zorlukla duran oğluna döndü hemen, "Bertan bir şey et hemen görmez misin öldürecekler beni!" Diyerek utanmazca birde yardım istedi. Kalbine eliyle baskı yaparken nefes almakta güçlense de baktı babasına. "İşe yaramaz bir hiç olan oğlundan mı istiyorsun yardımı? Sen benim oğlumu aldın bunun affı olur mu sanırsın? Hayatımı karartın baba ne bu dünya da ne de öbür dünyada affın olmaz." Diyince bittiğini anlamıştı Zaza. Boran ise başını kaldırıpta bakamadı ne babasına ne dedesine. "Benim kızımın hayatını kararttın ailemi darma duman ettin daha da bu aşiret ölümüne düşmanımızdır bizim!" Diye öyle bir bağırdı ki Kalender konak inledi adeta. "Her şeyi sineye çekerim kardeşimin ölümünü bile ama kızımın yaşadıklarını ona doğduğundan beri çektirdiklerinizi sineye çekmem!! Zamanında kanınız için kapımıza dayandığınızda beklemeden asıl benim canımı almalıydın Zaza Ağa çünkü bugün bu konakta yaptıklarınızın bedelini ben sizin kanınızı akıtarak alacağım hemde hiç beklemeden!!" Diye haykırdıktan sonra silahının emniyetini açmış Zaza Ağa'nın gözlerinin içine baka baka göğsüne iki el ateş etmişti. Herkes olduğu yerden kıpırdamazken acı içinde devrildi sırt üstü adam. "Acı neymiş hepiniz göreceksiniz!" Diye bağırarak bu sefer Bertan'a çevirdi namlunun ucunu. Boran başını hâlâ kaldırmazken sertçe yutkundu. Herkes Kalenderin silaha davranacak son insan olarak beklerken asıl onun kan dökmesine hayretle bakarken donmuşlardı. Durmadı ve tek bir elde Bertan'ın tam göğsüne ateş etti. Bertan Ağa kalbini tutmaya devam ederken önce dizleri üzerine düştü sonra yüzüstü devrildi. Asparşah'ların diğer üyeleri kanları donmuş şekilde bakakalırken müdahele bile edemiyorladı çünkü silahsızlardı ve Kalender Ağa tek tek indirmeye meyilliydi, adam haklıydı. Boran babasının düşüşünü hissederken gözlerini yumdu sertçe, silahın namlusu bu sefer Boran'a çevirdi Kalender Ağa. "Soyunuzu kurutmak haktır bana!" Diye kükredi adeta. "Abi!" Diyerek konağa giren Merih ile açtı gözlerini dehşetle Boran. Onun burada olmaması gerekiyordu tıpkı Renas gibi o da bu ailenin erkek evladıydı ve öldürülmeleri gerekirken Boran onları güvene aldığını sanıyordu. Ufak bir çocuğu öldürecek kadar ileri gitmezdi Kalender ağa ama gözünü hırs ve kan bürümüş bir başka adam bunu pekâlâ yapardı. Hızla kapının önündeki tetikte bekleyen adamlarına işaret edince Merih'i tuttular hızla. Her şeyi öğrenen ve yerdeki babası ve dedesini gören Merih acıyla haykırdı, "Abi yalvarırım izin verme seni öldürmelerine!" Kendini tutan yedi adamdan kurtulmaya çalışırken, "Beni alın içinizi soğutacaksa beni alın abime dokunmayın!" Diye bağırsa da Kalender Ağa namlunun ucunu Boran'dan çekmedi. "Hayır!" Dedi sertçe Boran Ağa. "Sakın kardeşime ve yeğenime dokunmaya kalkmayın aksi hâlde hepinizi ben ölsem bile yeryüzünden silecek kadar adamım tetikte bekliyor!" Merih iyice çırpınırken yerde kanlar içinde yatan babasından ses çıkmazken, Zaza acılar içinde inleyip yardım isteyip duruyordu. "Bunun bedelini ödemek zorundasınız!" Diye bağırdı Kalender, tetiğe baskı uygulamıştı ki aynı anda Jiyan abisinin elini tutarak havaya kaldırınca kurşun havaya gitti. Ferman ise Boran'ın önüne geçerek kendini siper etti babası tekrar ateş etmesin diye. "Çekilin lan! Şimdiye kadar acıdıkta ne oldu hayatımızı kararttılar daha da kimseye merhamet etmem ben!" Diyerek gürledi adeta Kalender Ağa. "Abi, hesap sormak hakkımızdır ancak masuma dokunmak ondan çıkarmakta bizlik değil! Boran'ın suçu nedir adam olacakları bile bile anlatmayı göze aldı saklamadı babasını vurdun sesini çıkarmadı ama fazlası olmaz artık dur Allah rızası için!" Normalde coşan ve durdurulması gereken kişi Jiyan ve Ferman iken tam tersine dönmüştü iş çünkü Kubar amcası bile silahını doğrultmuştu Asparşah'lara. Kubar Riva, "Onlar kapımıza dayanıp suçsuz bir bebeği kurban diye seçerken masum diye ayırt etmediler ama! Suçsuz yere bizi öldürmek istediklerinde masum mu değil mi diye bakmamışlardı bile!" Diye bağırınca sabırla nefes alan Ferman oldu. "Lan bizle onlar bir miyiz! İndirin silahları buna sebep olanlar yerdeler ama Boran'a dokunacak olursanız Gece ne eder hiç mi düşünmezsiniz!" Diye sertçe konuştuktuktan sonra arkasına dönerek Boran'a baktı öfkeyle. "Konuşsana lan sende ben mi savunacağım seni Gece hepimizi ipten geçirir bir halt olursa sana bilmiyor musun!" Diye dişleri arasından onu uyardı ancak Boran'ın keskin ifadesi bozulmadı. "Hakkınızdır sesimi çıkarmam." Demişti ruhsuz bir sesle sadece. Sabır dileyerek önüne döndü Ferman. "Çekil önümden Jiyan!" "Abi kendine gel!" Diye bağırdı çıldırmış gibi. "Adam aşiret ağası haklı olsan bile öldüremezsin hepimizi nereye sürüklediğinin farkında mısın?! Adam suçlu da değil! Ulan sen ona bir kurşun sıksan Gece babam yapmış demez on katını sana iade eder bilmiyor musun?! Kızını iyice kaybetmek mi istiyorsun yaşayamaz ulan o bu şerefsize bir şey olsa!! İndirin şu silahlarınızı hepiniz!" Kalender Jiyan'ın dedikleriyle düşünmeye başlarken cebindeki telefonu çıkarıp gösterdi abisine Jiyan, "Al bak arıyor bile ne diyeceğiz!" Dedi öfkeyle. Arayan Gece'nin kendisiydi. Boran'ın gözlerinin içine baktı Kalender orada öfke ve kin hiç bir şey yoktu o derece hissiz bakıyordu Boran. "Sülaleni silmeye suçlu suçsuz bakmadan senden başlamıyorsam tek sebebi Gece'dir! Tek biriniz bile kapıma gelmeyeceksiniz, barış falan yok!! Kardeşimi kalleşçe sırtından vurup üstüne kızımı aldınız ben bunun hesabını öylece bırakmam!! Kan davası asıl şimdi başlamıştır bilin ki biz kimseye benzemeyiz kapıma tek bir Asparşah gelecek olursa ölümünü kabullenmiş olur!" Herkes sus pus bir şekilde korku içinde adamı dinlerken Boran'ın gözlerine keskin bir ifadeyle baktı Kalender Ağa. "Kızımdan boşanacaksın Boran Ağa sende, bir daha hiçbirinizin eli uzanamayacak kızıma!" İşte yerde kanlar içinde yatan ve tek bir hareket bile etmeyen babası, hâlâ acıyla inleyen ancak gittikçe ölen dedesi ve tehditlere bile sesini çıkarmayan Boran tam da bu noktada konuştu. "Değil sen tüm doğu karşıma geçsede Gece istemediği sürece kimse karımı benden alamaz!" Dedi net ve ölüm gibi bir ürkütücülükle. "Öyleyse karını almayı dene Boran Ağa ben dediklerimin arkasındayım, konağıma gelde sözümü nasıl tutup indirdiğimi gör seni!" Tükürdü yere sertçe. "Bu da Kalender yemini olsun!" Arkasını döndü ve hem ailesindekilere hem de adamlarına, "Yürüyün gidiyoruz!" Diye emir verdikten sonra konağı terk etti hızla. Dişlerini kıracak kadar sıktı Boran, "Öleceğimi bilsemde geleceğim!" Dedi tıslayarak, Ferman duydu ve döndü ona hemen. "Sakın yapma, bekle biraz siniri azalsın mantıklı düşünmeye başlasın zaten Gece izin vermez buna ama sen sakın kapıya dayanmaya kalkma Boran!" Diye uyardı konaktan çıkmadan hemen önce. Ortalık şimdi kaostan halliceyken herkes bir yere koştururken Boran olduğu noktadan kıpırdayamadı bile. 🔗🗝️🔗 Bir oraya bir buraya derken avluyu turlayıp durmuştum stresten çünkü herkes anlaşmış gibi telefonlarımı açmıyordu. Boran'ı yine aradım ama yine açmadı. O kadar çok korkuyordum ki iki saniye dursam düşüp bayılacaktım biliyordum. "Kızım otur artık şuraya bizi de iyice deli ettin!" Diyen annemdi ancak yine dinlemedim. Saçlarımı çekiştirdim sinirle. Boran'a ulaşmalıydım burada meraktan ölürken o şu an ne hâlde bilmiyordum dahası ona zarar vermiş olabilmeleri bunun ihtimali öldürüyordu beni. "Yok ben dayanamıyorum!" Diye yükseldim öfkeyle. Konağın kapısına ilerledim hızla, uyanır uyanmaz Boran'ın beni bayıltmasını ve babamın evine getimesini bile hazmedemezken birde bir yığın adam tarafından kesin emirle konağa hapsedilmiştim. Şaka mıydı bu?!
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD