79. Bölüm Part:3

4999 Words
"Abla adamlar izin vermez nereye." Hevdem peşimden telaşla gelirken o da çok endişeliydi, kimseye olanı biteni bildiklerimi anlatmamıştım ama herkes iyi şeyler dönmediğinin farkındaydı. "Umrumda değil benim Boran'a ulaşmam lazım hemen!" Diye sinirle çıkıştım ki Pare'de yanıma gelmişti. "Boran hesap kesme zamanı dedi bana gitmeden önce belliki bir şeyler olacak seni buraya koruyalım bir zarar görme diye bıraktı o yüzden gel otur lütfen." Nazik ve yumuşak bir tavırla kolumu tutup geri götürmek istedi. "Abla anlamıyorsun, hiçbiriniz anlamıyorsunuz!" Derken gözlerim yeniden dolmuş dudaklarım titremeye başlamıştı. Uyandığımda ağlama krizi geçirmiş ve kendimi dışarı atmıştım hemen ve son yarım saattir kendimi zor tutuyordum. "Benim Boran'a gitmem lazım." Derken sesim iyice kısılmıştı. Aklıma uyanınca avucumdaki kâğıtta yazanlar geldi, bana giderken ufak bir kağıt ve onun içinde bir kaç cümle bırakmıştı sadece. "Benim kocam ölümüne gitti abla." Bir anda sardı kollarını bana sıkıca. 'Bebeğim, gerçekleri saklamak bana ağır geliyor niyetim de hiç bu değildi şu üç haftada olanı biteni anlatmayı çok istedim ama mutluluğuna düşecek tek bir gölgeye dahi tahammüllüm yoktu... Ancak bu kadar sürdürebildim ve yine benim ailem yüzünden acı çekeceksin. Artık mutlu olmalısın hakettiğin gibi, geri gelirsem bırakmam gelemezsem affet beni... Gece, en başından beri doğduğun ilk günden beri bahtımda da kalbimde de daima sen vardın ölünce de bir tek sen olacaksın. Seni ne kadar sevdiğimi anlatacak bir kelimem yok ama bil diye söylüyorum çok seviyorum seni Gece'm. Bir şey daha buna hakkım yok belki ama benden sonra kimseyi beni sevdiğin gibi sevme olur mu?' Yazdıkları beynimde dönüp dolaşırken gözlerimdeki yaşlar akmak için zorluyor midem sürekli bulanarak beni iyice rahatsız ediyordu. Gerizekalı adam sanki film çekiyoruzda birde benden sonra kimseyi sevme diyordu! Pare'ye sıkıca sarılırken telefonum çalınca hızla ayrılarak baktım arayana Boran'ın beni aramasını beklerken Cahit'i görmek kırsada açtım hemen. "Cahit?" Sesim korka korka çıkmıştı. Boran'ın bana bıraktığı kağıttan sonra konaktan çıkamayacağımı anlayınca Cahit'i arayıp göndermiştim hemen. İstesem burayı birbirine katar giderdim Boran'a ve beni buna zorluyorlardı, şu an tek iyi haber almazsam olacak olan buydu. "Sakin olun Boran Ağamın bir şeyi yok sağdır, ama." Boran iyi dedi ya anında kalbimin üstündeki ağırlık hafifledi. "Bertan Ağa ve Zaza'yı vurmuş babanız, Boran Ağa'mı da vuracakken abinizle Jiyan ağam araya girip engel olmuş şimdi konağa dönüyorlar bende geliyorum hanımım." Ne diyeceğimi bilemez şekilde öylece durdum elimdeki telefonla. Bertan ağayı vurmuştu babam öyle mi? Bunu beklemiyordum. Tamam tahmin ediyordum ama yaşamak ayrı bir histi. Yanlıştı belki ama üzülmüştüm tüm bunlara boyun eğip babasına sesini çıkaramadığı için hâlâ öfkelide olsam bir zamanlar babam yerine koyduğum adamın vurulmuş olması beni iyi etkileyemezdi. Telefonu kulağımdan indirdiğim sıra konağın kapısı açıldı Zehra tarafından. Babam deli fişek misali hızla içeri girerken ardından amcalarım ve abim geldi. Avluda oturanların hepsi merakla kalktı ayağa. Babamla göz göze geldiğim an ürpertici bir his bedenimi hızla sardı istemsizce gözlerim ellerine düştü dakikalar önce can alan dahası benim kocama kalkan elini. Onu öldürmeye niyetlenmişti, abim ve amcam olmasa yapacaktı da öyle mi? "Toplanın hepiniz!" Diye bağırınca irkildim. Zaten herkes avludaydı. Abim Pare'nin yanına geçti hemen, elini belli belirsiz onun beline sarıp kendine çekerken fısıltıyla bir kaç kelime söyledi. Muhtemelen onu yatıştırmak istedi. Abimin birini sevdiğini görmek tuhaf geliyordu hâlâ, hiç gormeyince tabi. "Hepiniz bilin ki bundan böyle Asparşahlar bizim can düşmanımızdır!!" "Sen ne dersin Kalender adam akıllı de hele neler oldu!" Babaannem bastonuyla benim yanımda babamın karşısında durdu. Babam orada hiç çekinmeden tek tek olanı biteni anlattı onun her kelimesinde benimde canım yandı, tek düşünebildiğim bencilce Boran'dı. Şimdi kim bilir ne haldeydi. Pare babasının vurulduğunu daha doğrusu babam onu öldürdüm dedikten sonra sarsıldığı için abim onu sıkıca tutarken herkes farklı bir hâle büründü. "Boşanma davası açılacak o adamla boşanılacak bağlarını kopartacaksın o aşiretle kimsenin bir bağı olmayacak!!" Diye bağırması beni beynimden vurulmuşa çevirdi. "Kim boşanacak ben mi?!" Diye sert çıkışınca abim hızla koluma girip geriletti beni. "Sakin ol gözünü seveyim azıcık hatrım varsa geri dur her yer ateş yeri biraz sakinleşek güzelim." Kolunu karnıma sarıp geri geri götürüyordu beni. "Ne sakinleşmesi abi ben Boran'dan ayrılmayacağım! Kimse alamaz onu benden kimsede dokunamaz yemin ederim öldürürüm ona dokunanı! Babam bile olsa acımam ona bir kurşun gelsin sahibine bin misliyle iade ederim!!" Diye bağırırken abim beni zor tutuyordu. "Densiz!" Diye yükseldi hiddetle babam. "O şerefsiz aşiret senin hayatını hepimizin hayatını yok etti sen hâlâ onları mı savunursun!" "Benim tek savunduğum Boran, ya Allah aşkına onun ne suçu var ailelerimizin ettiklerini daha ne kadar biz çocukları çekeceğiz ha?! Bizi zorla evlendirdiniz ama zorla boşayamayacaksınız! Boran'dan ayrılmam!" Gözlerimi kırpmasamda döküldü yaşlar tek tek. Babam öylece yüzüme bakakaldı bir şey diyemedi ama öfkeden kuduruyordu. "Hayatımızı mahvettiler." Bu sözler deminden beri sesi çıkmayan annemden çıkarken dizlerinin üzerine düşmesiyle abim beni bırakıp bu sefer onun yanında bitti. "Ana sakin ol." "Hayatımızı mahvettiler, evlatlarımdan oldum evimden oldum evliliğimden oldum her şeyimi aldılar benden. Mahvettiler." Burnumu seslice çekerken elimin tersiyle sildim göz yaşlarımı. Babam anında dibimde biterek kolumu sıkıca kavrayarak annemi gösterdi. "Bak anana!" Diye bağırdı. "Bak kadın ne hâlde! Bu kadın Ankara'ya niye gitti biliyor musun sen! Tedavi olmak için gitti, evlatlarıma nasıl ana olurum nasıl beni severler öğreneyim kendimi düzelteyim diye gitti!" Babam bağıra bağıra konuşurken tıpkı abim gibi babama bakakaldık. Ankara'ya gittiğinde benimle vedalaşmamıştı ve dahası tedavi için de ne demekti şimdi. "Bir yığın ilaç kullanıyor bu kadın neden peki sizin için ama siz gidip o aşireti savunuyorsunuz! Yirmi yıldır ayrıyım lan ben karımla!" Diyince yeni bir şok dalgası sardı bedenimizi. "Sen kaçırıldıktan sonra babaannen seni yetiştirecek diye kadına evladını sevme sevmeki güçlü ağlak bir çocuk yetiştirmeyeyim dedi, annen itiraz edince sizden ayırmakla tehdit etti anam sonra bir daha ne yüzüme doğru dürüst baktı ne koca yerine koydu! Aynı oda içinde iki yabancı gibi geçirdik yirmi yılı biz! O piçler olmasaydı ne babaannen canı yana yana seni eğitecekti ne anan evlatlarından olacaktı ne de ben ailemden olacaktım! Sen evlendiğin gün bana boşanmakla geldi bu kadın senden sonra her gün boşanmak için kavga etti benimle lan benim yıllardır tek damla huzurum kalmadı hanemde! Suçum var mı var ama hepsinin sebebi o aşirettir. Ben seni aylarca bekledim doğ diye bir kızım olsun diye kaç gece dua ettim Allah'a o kadar çok istedim seni ama ne oldu kıyamadığım yavrumu sırf ailem zarar görmesin diye kurban etmek zorunda kaldım... Yolunu beklediğim kızım benden ömrü boyunca nefret etti oğlum desen o hiç yok. Söyle ben tüm bunları bir yalan uğruna bir hiç uğruna yaşadığımı yaşadığımızı öğrendikten sonra ne edeyim? Kim verecek bunların hesabını deyin hele kim verecek?" Diyecek belki çok şey vardı ama şu an için sindirmek denilenleri anlamak bile zor geldi. Bedenim zangır zangır titriyordu, sabahtan beri hiçbir şey yememiş üzerine mide bulantıları geçirirken stres ve korkuyu doruklarda yaşıyordum. Belki bencilceydi ama kimse gelipte bana burada maval okumasın. Babamın kolumu tutan elinden göz yaşlarım aksa bile sinirle çektim kolumu. "Ne olursa olsun umrumda bile değil yaşadıklarınız!" Diye bağırdım şiddetle. Hayalkırıklığı ile baktı babam bana annem ise dizlerinin üzerine çökmüş abime tutunurken göz yaşları içinde baktı kızına. "Kimse gelipte size kızınızı sevgisiz büyütün ona köpek gibi davranın demedi, bana gelipte burada drama kesmeyin yok o öyle oldu bu böyle oldu diye! Güçlü yetiştireceğim diye hayatımı mahvettiniz, benim için zerre kadar değeriniz yok sizin şimdi gelipte üzerimde hak iddia etmeyin! Hatta biliyor musunuz iyi bile oldu bunlar pişmanlıktan yanıp kavrulun hepiniz acı çekin benim ettiğim her ahın bedelini bir bir ödeyin!" Sözümün bitişiyle babaannemin bastonu sertçe yere çarptı, ayakta zor dururken geçti karşıma kaya gibi sert suratıyla. Sürmeli gözleri ürkütücü derecede öfkeyle kısılmışken yüzü öfkesinin emarelerini taşırcasına buruşmuştu. "Sen bize laf edeceğine dön bir aynaya kendine bak nefretin kinin nasılda karartmış gözünü gör!" Dedi şiddetle, bastonuna yüklenirken olduğu yere sığamıyor gibiydi. Sertçe yutkundum, şu hayatta ondan çok korktuğum kimse yoktu. "Ben bütün evlatlarımı zorluklar içinde sevgiyle büyütünce ne bok olduğunu gördüm, oğullarımın hepsinin hayatı birbirinden beter! Ben neler yaşadığımı bildim, o aşiretinde sana neler edeceğini gördüm de aldım ananın kucağından! Baban istemedi anan ağladı, yalvardıda vermedim seni, sırf senin canın yanmasın diye bu kadın Ferman'dan bile esirgedi sevgisini! Seni el bebek gül bebek büyütsek sevsek ne aileni bırakırdın ne de o ailenin elinden sağ çıkardın! Bugüne dek yaşadıklarını atlattıysan herkes seni Riva diye bildiyse seni ben büyüttüğüm içindir!.. Yoksa akıbetin ikinci kadın olarak kocanın dizi dibinde suspus bir karı olarak çocuk doğurmak olurdu ancak!" "Tamam." Dedim güçlükle. "İyi ki beni böyle yetiştirdiniz o zaman Allah razı olsun sizden ayaklarınıza mı kapanayım beni affedin diye?" Dudağımı ısırırken yeni yaşlar akmasın diye zor tutuyordum kendimi. "Ayaklarımıza dolanma yeter!" Diye çıkıştı tavrıma babam hiddetle. "O aile bitti artık anla ben bir hiç uğruna yaşadıklarımızı sineye çekmem!" "İyi o hâlde ben artık gideyim en iyisi yoksa asla durulmayacağız." "Lan nereye gidiyorsun sana o aileyle bir bağımız kalmayacak demedik mi, seni onlara kurban ettiysek öyle de alırız neyini anlamıyorsunuz lan!" Omuzlarım düştü, kesinlikle vazgeçmeye niyeti yoktu. Jiyan amcam ve Kubar amcama çevirdim yardım isteyerek ama gözlerini çektiler hemen demek onlarda kabul etmiyordu o aileyi tamam hakları vardı yok değil ama daha fazla kana gerek yoktu kavgaya da dahası benim kocama gitmem lazımdı. Babam kabına sığamaz gibi ellerini saçlarından geçirip volta attı etrafında. Annem hıçkırıklarla abimin göğsüne sinmiş, Pare, Hevdem ve Fisun'da bir ara da korku ve göz yaşları içinde olanları izliyorlardı. Babam aklına gelenlerle şiddetle döndü bana, gözleri kıpkırmızı ve dolu doluydu. Bu görüntüsü içimi acıttı. "O Zaza iti sürekli senin hayatınla tehdit etti beni sen büyüdükçe ben davadan vazgeçmeyeyim diye tehdit edip durdu seni takip etti, ben sırf sana zarar vermesinler diye Ankara'da okuluna gidip gelene kadar ev ile okulun arasına korumalar yığdım her Allah'ın günü izledim seni sen sağ salim git okuluna bir şey olmasın diye ben burada ölüp ölüp dirildim ulan. O insafsızlar beni seni canınla tehdit edip göz dağı verirken ne bok yiyecektim ben ha!" Zelzeleye uğradı adeta bedenim. İki kolumu da tutup sarsmaya başladı beni, "O aile bana bir kız evlat borçlu! Acılar içinde kıvranacaklar hepsi Allah şahidim olsun Gece şu konaktan dışarı adım attığın an bütün adamlarımı kapılarına yığar kan nasıl dökülür gösteririm!!" Sesi konağı sokaktan bile taştı gitti. Kalender Riva asla durulmayacaktı. Kollarımı bıraktı ve arkasına bakmadan çıktı hızla konaktan Jiyan amcam delilik etmesin diye arkasından giderken dizlerim daha fazla beni tutamadı ayakta küt diye düştüm dizlerimin üstüne. Kızlar hızla yanıma gelirken benim göz yaşlarım sicim gibi boşalmaya başladı. Hayatım niye tam yoluna girdi derken yine tepetaklak oluyordu niye bir türlü bitmiyordu bu hayatta ki sınavım? Ne zaman huzura erecektim ben, ölünce mi?! Abim fenalaşan annemi kucaklarken Kubar amcam benim yanımda diz çöktü elleri omzumu sararken göğsüne çekti beni. Hıçkırıklarım artarken nefesimde daralıyordu, berbat bir haldeydim. Zorlukla kaldırmışlardı beni yerden sonra ilacımı getirip elime verdiklerini hatırlıyorum o andan beridir de aralıklı olarak sıkıp duruyordum ilacımı çünkü içim asla ferahlamıyordu. Salonda herkesle iç içe oturuyorduk herkesten bir ses çıkarken ben ayaklarımı kendime çekmiş büzülmüştüm koltukta. Annemi de kendine getirmişlerdi ama hâlâ ağlıyordu. Tamam haklılardı hepsi kendince ciddi manada haklıydı, çok şey yaşamışlardı bizim bilmediğimiz, mesela yirmi yıldır babamla ayrı oldukları gibi oysa dışarıdan hiç öyle görünmüyordu. Zaza pisliği hiç olmasaydı ailem bu hâle asla gelmezdi biliyorum, babamın evliliği bitmişti evlatlarından olmuştu dahası suçsuz günahsız kardeşi ölmüş üzerine iftiralar atılmıştı hatta tüm bunlar olmasa o Agit iti bana hiç zarar vermezdi. En ufak bir şey nelere yol açıyor görüyordum, kimseye kalkıpta ahkâm kesemiyordum zaten bende onları savunmak istiyordum ama Boran'dan uzak tutmaya devam ederlerse beni ciddi manada asıl kargaşa çıkardı. Boranımı çok özlemiştim. Hâlâ daha aramamış dönmemişti bana gerçi bunu beklemiyordum da zaten kim bilir ne haldeydi, babası ve dedesinin ölmüş mü kalmış mı belli değildi, Lalezar anne olayları duymuş muydu duyduysa birde onunla uğraşmak zorundaydı dahası tüm Mardin olayları öğrenmişti bile. Berbat bir durumda olduğunu iliklerime kadar hissediyordum. Herkes kendi derdine düşmüş iken dışarı çıkıp Boran'ı tekrar arayacaktım en azından iyi ya da kötü sesini duymalıydım yoksa ilerisini düşünmeden birde ben kargaşa çıkarıp gidecektim kocamın yanına. Tam ayaklarımı sarkıtmıştım ki telefonum titreyince açtım hemen. Mesaj gelmişti ve Boran'dandı. Kalbim heyecanla hızlanırken açtım hemen mesajı. "Meraklanma yavrum iyiyim ben ama kafam kalabalık aklım sende kalmasın bir şeyler ye dikkat et kendine." Sadece bunu yazmıştı bu bile yeterdi bana, bu hâldeyken bile beni düşünüp kendinden haberdar etmesi yeterliydi. Merakta bırakıp öldürmemişti ya yeterdi. Durumlar bu kadar berbatken de her şeyi iyice karıştırmak istemiyordum zaten bende. Ona beni merak etmemesini asıl kendine dikkat etmesini belirten bir mesaj atıp gönderdikten sonra Pare'nin dediğiyle dikkatim anında ona döndü. "Orada neler oldu tam olarak Ferman her şeyi anlatın bizimde bilmeye hakkımız var." Babası ne yapmış olursa olsun babaydı ve kolayca ölümünü kimse kaldıramazdı kimse. Sırf ayıp olmasın diye kendini sıkıyordu ağlamamak için ama gözünün akı bile kırmızıya dönmek üzereydi. Abim annemin yanında oturmuş onun başını okşarken Pare'nin yüzüne bakamadı bu da beni tedirgin etti anında. Bilmediğimiz ne olabilirdi ki daha fazla. İşte tam da bu noktada abimi zorlayınca döküldü ve olanı biteni anlattı. Pare abisi Melkan'ı ve yengesi Işıl'ın aslında trafik kazası değilde dedesinin öldürdüğünü öğrenince şoka girmiş ardından daha fazla kendini tutamayarak acıyla haykırmıştı. Ben ve diğerleri dehşetle karşılamıştı bunları. Boran nasıl dayanabiliyordu hâlâ? Ben bile ayakta duracak gücü bulamazken onca acıyı, derdi ve en yakınlarından yediği darbelerden sonra birde abisini ve yengesini öldüreninde dedesi olduğunu öğrendikten sonra nasıl hâlâ ayakta kalabiliyordu. İçim kıyıldı, yüreğim sızladı amansız bir şefkatle sarmak istedim Boran'ı. Canının nasıl yandığını şimdi daha iyi hissediyordum işte. Saatler geçti. Babam ve Jiyan amcam eve döndü ama odamdan çıkmadım ben sırf Boran o kadar olayın içinde bana bir seyler ye dediği için çorba içmiştim o kadar dahasını midem almamıştı. Saat gece yarısını geçeli epey oluyordu, gözüme bir gram uyku girmezken aklımı dağıtmak ve biraz rahatlamak için yatağımda oturmuş sırtımı yatak başlığına yaslamıştım. Dizlerime koyduğum defterime yumuşak uçlu kalemimle kara kalem çalışması yapıyordum. Çizmek rahatlatıyordu, zihnimi berraklaştırıyordu yalan yok bundan önce Allah'a sığınmıştım, namaz kılarken tüm sıkıntılarım uçup gidiyordu fakat bittikten sonra gerçek dünyaya dönünce yine daralıyordum bu sebeple hem içimden dua edip hem çiziyordum. Ancak midem yine yanınca derinden bir hisle derin bir nefes aldım elimdeki kalemi sertçe defterime vurarak. Defteri yanıma bırakarak midemi tuttum, hayır kusmuyordum da sadece öylece bulanıyor ve yanıyor bana uyarı verip duruyordu. "Salak değilim!" Diye söylendim sinirle. Gözlerimi sabahtan beri kaçındığım şeyi yaparak karnıma indirdim. "Orada mısın yok musun bilmiyorum ama zaten kötü bir durumdayken en nefret ettiğim şeyi yaparak beni çıldırtma midemin bulanmasından nefret ediyorum anlıyor musun?" Karnımı okşadım hafifçe. "Yarın kontrol edeceğim seni, bu yüzden lütfen bedenimin içinde kargaşa yaratmayı kes inan bana dışarısı o kadar da iyi bir yer değil." Hislerime güveniyordum ve eğer haklıysam hamileydim, değilsem de deliriyorum demekti bu. Karnımın üzerindeki elim titremeye başladı. Şu an bir netlik olmadığı için rahattım ama eğer cidden hamileysem... Düşüncesi bile nefesimi kesiyordu. Böyle bir kaosun ortasında ortaya çıkması tamamen mucize gibi bir şey olurdu. "Her neyse!" Dedim elimi karnımdan hızla çekerek. "Her türlü koruruz seni korkmana gerek yok sonuçta benim gibi bir kadının bebeği olacağın için gurur duymalısın-" Çalan telefonumla lafım kesildi iyi ki de kesilmişti çünkü hamile değilsem kesinlikle üzülürdüm mal gibi karnımla konuştuğum için. Telefonuma bakar bakmaz Boran'ın aradığını görünce dikleştim anında. Kulağıma yasladım telefonu hemen, "Boran." Dedim hasretle. O kadar özlemiştim ki bir kaç saatte nefes almak bile ağır gelmişti ki bir kutu astım ilacı bitirmiştim. Derin bir iç çekiş gelince gözlerimi kapadım, "Gece'm." Dedi boğuk bir tınıda. Sertçe yutkunduğunu buradan bile duyabilmiştim. "Sana çok ihtiyacım var." O sesi öyle muhtaç bir çocuğun acizliği gibi çıkmıştı ya bitmişti benim için. "Neredesin?" Dedim hemen. Yataktan inip terliklerimi giydim. Yine sesli bir iç çekti. "Konağın bir sokak gerisinde... Geleyim mi?" Öyle çekinerek soruyordu ki hayır desem ölecek gibi sanki. "Konağın arkasına gel kimseye görünmeden ben alacağım seni." Dedim sadece düz bir şekilde. Telefonu bir şey demesine bırakmadan kapatıp cebime atarak çıktım odadan. Arka tarafta adamlarımız fazla yoktu olanlarda Boran'ın adamlarıydı bu sebeple arka tarafa gelmesini istemiştim. Babam onun adamlarını göndermek istesede abim kabul etmemişti çünkü Boran güvende olduğumu hissetmese beni burada bırakmazdı abim için de güvenliğim önemliydi bu sebeple babama dokundurtmamıştı. Üzerimde pijama takımım vardı burada kalanlardan giymiştim. Konakta bütün ısıklar sönmüş bir iki avlunun ısığı yanıyordu onun dışında ışık olmadığı gibi herkes uyumuştu. O kadar yorucu ve berbat bir gündü ki kimse uyanık kalamazdı kolay kolay. Arka bahçeye girip anahtarla çevirdim kapının kilidini. Anahtarlar her zaman mutfakta aynı yerde buzdolabın üzerine koyulurdu bu sebeple bulurken zorlanmamıştım. Kapıyı gıcırdamasını istemeyerek yavasça açtım. Tam karşımda gördüğüm bedenle rahat bir nefes koyverdim gözlerindeki mahçubiyet canımı sıksada göz arda ederek elini tutarak içeri çekmiş ardından kapıyı tekrar kapatıp kilitledikten sonra elini tutarak, "Sesini çıkarma olur mu?" Dedim kısıkça. Usulca onaylamıştı başıyla. Elini bırakmadan odama gitmeye başladım. Çok şükür ki kimse yakalanmamıştık bir kaosunda daha göbeğinde olmak istemiyordum. Odama girince kapıyı da ne olur ne olmaz diye kilitledim. Boran'a dönünce sıkıntıyla nefeslendim. Gözlerini bana değdirmemek için eğmişti başını ona sabah beni bayıltmasını ve bu olanların hesabını sormak istesemde onun bunu kaldırabilecek hâlde olmadığını görüyordum. Sevdiğim adam ne hâle gelmişti böyle daha neler yaşayacaktı bu adam aile aile değil düşmandı sanki. Elini bırakmamıştım hâlâ, yaklaştım ona, "Karnın aç mı?" Diye sordum sıcak bir gülümsemeyle. Gözleri dudaklarıma kayınca hafif bir iç çekmişti. "Değilim." Dedi sadece. Bir çocuk gibi, "Uyusak olur mu?" Diyince içim gitmişti. "Olur." Cevabımla omuzları gevsemişti. "Ama yatağım tek kişilik sığamayız." Gözleri yatağıma değdi önce sonra bana döndü ve süzdü baştan aşağı. "Bu gece göğsünde yatmak istiyorum." Diyince afalladım. Göğsümde mi uyumak istiyordu. Şimdiye kadar elbette bunu sıkça yapmıştı ama şimdi dile getiriş şekli ve isteği şaşırtmıştı. "Yatağa sığarız böylece." Sığmayı bahane ediyor gibiydi. Sanki ona yatma göğsümde diyecektim. Bir şey demeden gömleğinin düğmesini tutup açtım iliğini, sonra devam edip hepsini tek tek açtıktan sonra omuzlarından sıyırdım, yerle buluştu gömleği. Parmaklarım kemerini kavrayıp açtı pantolonunu çözdükten sonra çıkaran o oldu. Ben yatağa ilerleyip ince battaniyemi açarak içine yerleşince o da ayakkabılarını çıkarıyordu. Saçlarımı yastığın gerisine attım, yatağım tek kişilikti ama bana büyüktü, tam ortasına sırt üstü uzanmış, kollarımı da onun için açmıştım. Kehribarları açılan kollarıma oradan yüzüme tırmandı, alt dudağını dişledi bir an için. Gözleri yoğun bir aşkla parlarken adımları sabırsızca bitti yanımda sadece boxserıyla duruyordu zaten genelde de böyle yatardı hem kocamdı ne olacak. Bacaklarımın arasına girdi, örtüyü tutup sırtına attıktan sonra koca gövdesini üzerime bıraktı, yatağım içeri göçtü resmen. Dudaklarıma eğildi ve sıcak bir öpücük bıraktı, "Canın yanarsa rahatsız olursan uyandır tamam mı bebeğim." Yanağını okşadım gözlerimle olur verdim ona hemen ardından biraz aşağı kayarak başını göğsüme yasladı. Bedeninin dörtte üçü bacaklarımın arasından yataktaydı bu sebeple pek rahatsız olmazdım ağırlığından, olsamda sesimi çıkarmazdım bu kadar acı verici bir günün sonunda uyumak istediği yer göğsümse bunu ondan esirgiyeceğime ölmeyi yeğlerdim. Kolları koltuk altlarımdan uzanıp biri omzuma tutundu biri saçlarımı avucuna topladı bir yastıkmışım gibi sarmıştı elleri, bacağının birini dizinden kırıp kendine çekince bacağımı bacağının üzerine atmak zorunda kaldım. İyice rahat bir pozisyona girmiş olmalı ki sesli bir nefes bıraktı rahatlayıcı. "İşte huzur." Diye mırıldanışını hissedince gülümsemem büyüdü. Ellerimi dibimdeki saçlarına yerleştirerek okşamak yerine ovmaya hafif hafif masaj yapmaya başlayınca bir tıslama döküldü dudaklarından, daha sıkı sardı beni. Gözlerinin içi kıpkırmızı olmuştu, odaya ilk girdiğinde farketmiştim anında. Ağladığını pek düşünmüyordum bu sebeple migreninin tuttuğunu anlamıştım. O kadar derdin içinde bu ağrı ölüm gibi olmalıydı, çok değil birazdan mayışıp uykuya dalardı. Öyle de oldu. On dakikaya kalmadan daldı uykuya, masaj yapan parmaklarım baskısını ağırca azalttı ancak bu sefer usul usul okşadı saçlarını. Kıyamıyordum ona, bunu yapanları çıplak elle gebertmek istiyordum üzerine. O pislik dedesi Boran'ın hayatına resmen sıçmıştı hırsları yüzünden. Abisini öldürmüştü ya bundan ötesi var mıydı benim Renas'ımı annesiz babasız bırakmıştı da yüzü ne kızarmış ne vicdan yapmıştı. Utanmadan durmak yerine daha da beter karışmaya başlamıştı aileye. Boran'ın yerinde olsam ciddi anlamda çıldırırdım ama Boran hâlâ ayakta durabiliyordu. İmreniyordum ona. Üzülmekten de alamıyordum kendimi ayakta bile ailesi için duruyordu. Okşadığım saçlarına doğru, "Allah'ım, n'olur daha fazla acı çektirme." Diye fısıldadım. Ne yapıp ne edip bir şekilde babamı durultmam sakinleştirmem lazımdı çünkü rahat durmayacaktı ve tuhaftır ki herkes kendince haklıydı. Bir şekilde tarih tekerrür etmemeli ve kan dökülmemeliydi. Zaza pisliği ve Bertan Ağa'ya olanlar sadece yaptıklarının bedeliydi onlara bir şey diyemezdim benim için önemli olan bu noktadan sonra olacaklardı. 🔗🗝️🔗 Sabah uyandığımda Boran yoktu, erkenden kalkıp gitmişti bana bir not bırakarak. Yine kendime dikkat etmemi söylüyordu gitmeden önce hayal meyal yüzümün her noktasını öptüğünü hatırlıyordum mesela, "Ne yaşarsam yaşayayım günün sonunda senin kollarında uyuyup huzur bulacaksam her şeye katlanırım. Sen her şeye değersin Gece'm." Demişti. Bunu da hatırlıyordum. Erkenden gitmesi bir noktada iyiydi elbette çünkü babam görürse neler olabileceğini kestiremiyordum. Gidip abimle konuşup neler olduğunu öğrenmeliydim en son yoğun bakımdaydı Bertan Ağa şimdi hâli neydi en iyi o bilirdi. Zaza pisliğini de soracaktım ama temennim gebermesi yönündeydi. Üzerime beyaz düz bir elbise geçirip saçlarımı sıkı bir at kuyruğu yapmış uzamış kahküllerimi de saçıma karıştırıp geriye yatırdığım için yüzüm olduğu gibi temizce ortadaydı. Abimin odası olduğum katta olduğundan oraya ilerledim, kapısına yaklaşacağım an Devran'ı kapının önündeki koltukta oturduğunu gördüm. Şu üç hafta da onunla ilgili haberleri bizzat abimden almıştım ama şimdi görünce daha iyi anlıyordum bedenen toparlanmış canlanmıştı yavrum. Geldiğimi farkederek başını bana çevirince sallandırdığı ayakları durdu, o güzelim gözlerini kıstı ardından kaşlarını da çattı. Yahu sen kaş çatmayı nereden öğrendin? Ayrıca bir dakika bu banamı çatmıştı kaşları? Ama ayıptı canım bu kadarda hala düşmanı olunmaz. Hâlâ mı korkuyordu benden acaba derken abimin sesini duyunca odasının kapısının önünde olduğumu farkettim. Kapısı aralıktı ve Pare ile onu gördüm. "Güzelim." Dedi abim kadının başını göğsüne bastırırken, "Ağlama kurban olayım çözeceğim ben bu işi tek damla göz yaşına değmez kimse, yapma bunu." Derken ki acısını hissetmiştim abimin, Pare'nin hıçkırışını duydum abimin beline sarılışı sıkılaşmıştı. Onları dikizlemem doğru değildi ama abimlede konuşmam gerekiyordu yani ne yapabilirim. "Ne olursa olsun babamdı o benim o sadece pislik babasının kurbanıydı ona çok kızgınım kırgındımda ama beni dizine oturtup saçlarımı okşayan yemeklerimi bile kendi yediren bir adamdı ben bütün o güzel şeyleri nasıl yok sayayım tamam hataları var ama ölmesinde Ferman yaşasın yine de, kızma bana n'olur." Gözlerim anında dolmuştu onun sesiyle. Abim saçlarının tepesinden öptü kadını, "Niye kızayım güzelim babadır bu ne yaparsa yapsın insan kolayca vazgeçemez üzülme kurban olayım iyileşecek o bir daha da kimse zarar vermeyecek korkma." "Ama baban-" "Halledeceğim." Dedi abim hemen. "Öfkesi dinecek elbet." Pare başını hafifçe kaldıp baktı alttan alttan abime, "Ama babanda haklı o da çok acı çekmiş o kadar, hatta hepiniz." "Hatun ben sana yetişemiyorum." Dedi abim anında. "Herkese merhamet besleyip acı çekmesin istiyorsun ama intikamda alsımlar diyorsun ne yapayım kadın ben şimdi." Pare hemen ayrıldı abimden, omzuna düşen siyah salını saçlarının üzerine çekti. "Ben öyle mi diyorum Ferman?" Derken bile sesi ağladığı için boğuktu. "Ya ne diyorsun güzelim? Babam ölmesin ama babanda haklı şimdi diyorsun iyisimi verelim herkesin eline bir silah rastgele ateş etsinler kim ölüyorsa ölsün kim kalıyorsa kalsın başlarım kan davalarına da olaylarına da olan olmuş sikmişler hayatımızı bu saatten sonra düzeltmek varken iyice içine mi sıçsınlar. Huzur istiyorum kadın ben artık." "Haklısın." Dedi Pare mırıldanırcasına, "Ama abimi ve yengemi öldürdü o pislik dedem bırakalım da kendi kendine mi ölsün!" Diye çıkışınca abimin ağzı hayretle açıldı. "Güzelim deden zaten hakkın rahmetine kavuştu mekanı cehennem olsun inşallah." Dedi bir şeyi hatırlatmak ister gibi Pare'ye. Demek ölmüştü o pislik gerçekten bu kadar çabuk gidişi üzmüştü beni daha fazla acı çekmeliydi oysa. "Evet öldü biliyorum ama daha çok acı çekmeliydi iki kurşunla gitti öteki tarafa." Abim bir anda kadının yüzünü avuçlarının arasına aldı, "Ateşin falan mı var senin harbi iyi değilsin ha, bir ölsün diyorsun sonra zaten öldü acı çekseydi diyorsun. İyi misin güzelim sen?" Pare cevap verecekti ki bacaklarımın yanından kapıya vurup ses çıkararak içeri giren Devran'la ikisi de bana döndü. Ulan Devran intikam gibi çocuksun biz sana vicdan yapıp üzülelim sen bizi rezil et! Devran Pare'nin yanına gidince oğlunu kucağına aldı hemen şefkatle. Gözlerindeki yaşı silmişti çaktırmadan. "Size bakmak istemiştim." Dedim zorlukla. Abim yanıma gelince odanın dışına çıktık. Elini omzuma atıp kendine çekmişti. "Pare nasıl abi?" Diye sordum sanki az önceki hâlini görmemiş gibi. Sıkıntıyla baktı bana, "Abisini dedesinin öldürdüğünü öğrenen bir kadın nasılsa öyle işte görmedin mi? Daha kaç yara alacak bilmiyorum bunu durduramıyorum da." Destek olmak isterdim ama bende iyi değildim ki. "Abi bu kavgayı bitirmek zorundayız babamı ikna etmeliyiz Boran beni burada bırakmaz babam da bedel diye tutturursa işler iyice sarpa sarar n'olur yardım et ikna et babamı." Yüzünü sıvazladı sertçe. Biliyorum üzerine gidiyordum ama yapacak bir şey yoktu. "Farkındaysan sırf sen istedin diye senin hatrına konaktan çıkmıyorum ama bu iş uzarsa beni burada tutamazsınız." "Gece." Dedi sinirle. "Tehdit etme beni." "Etmiyorum sadece olacakları söylüyorum. Bu aşiretin Ağası sen değil misin koy tavrını ortaya zaten Zaza şerefsizini öldürdünüz Bertan Ağa'yı da vurup kan döktünüz en âlâsından Mardin değil tüm doğu sizi konuşuyor. Bundan sonrakiler masum abi bedel diye hepimizi yakmasına izin verme." Abimin merhametine inancım tamdı sevdiğine zarar verenin canını alırdı ama suçsuzlara dokunamazdı asla bu kan davaları işi onluk değildi zaten ağalıktan da nefret ederdi de zor kabul etmişti başa geçmeyi. Şimdi merhametini, vicdanını konuşturup asıl aşiret ağası nasıl olur göstermeliydi. İç çektim derinden, "Boran sizi haklı görüyor bu yüzden ona kurşun sıksanız ah demez-" "Yanılıyorsun." Diyerek kesti lafımı abim. "Boran bizi haklı görüyor evet ama asıl durmasının en büyük sebebi sen ve çektiklerin yaşadıklarından kendilerini sorumlu tuttuğu için onlara ne yapsak susacak hâlde." O böyle diyince daha bi aydınlandım. "Haklı olabilirsin. Bak Lalezar annemin bana şimdiye kadar iğne ucu kadar bir zararı olmadı keza Zara ve Merih'in de öyle Mara'yı es geçiyorum bu kişilerin Zaza pisliğinin kötülüklerinin bedelini ödemek hak mı abi onlar neden acı çeksin zamanında amcam yüzünden beni verdiniz de ne oldu mesela tüm aile yandık şimdi aynı şeyi yapmayalım istiyorum." Ona yaklaşıp koluna koydum elimi. "Bugün yapacaklarımız ileride bizim çocuklarımızı bulacak abi, ben onlarında canı yansın istemiyorum." Dediklerim doğruydu daha fazla bir döngüde dolanmak istemiyordum çocuklarımızda bizim günahlarımızın bedelini ödeyemezdi buna izin veremezdim. Gün ilerlerken babamı konakta hiç göremedim aynı zamanda amcalarımı da sabahın köründe kalkıp gitmişlerdi. Öğrendiklerime göre de Bertan Ağa hâlâ yoğun bakımdaydı, zaten kalp krizi geçirirken vurmuştu babam onu ve kalbi iki kere durmuş anjiyo yapmışlardı durumu hiç iyi değildi Zaza Ağa ise o çok daha beterdi çünkü Boran kanamasını durdurmaları dışında hiçbir müdahalede bulunmalarına izin vermememişti doktorların. Doktorlar hipokrat yeminleri nedeniyle müdahele etmek isteselerde Boran Ağa'ya karşı gelemeyip sadece kanamayı zorlukla durdurup Zaza Ağa kendi kendine ölene dek bırakmışlardı. Acılar içinde inim inim inleyerek başında tek bir seveni olmadan sabaha karşı geberip gitmişti. Boran ciddi anlamda acımasız olması gerektiği an da tam acımasız oluyordu. Mutfaktan kucağındaki kızının ellerini silerek çıkan Leyla yengemi görünce merdivenleri daha hızlı indim. "Kızım sana ben öğretemedim mi yemek nasıl yenilir diye? Zaten iyice derdimiz var." Jiyan amcam bu hamile haliyle Rona'yı taşıdığını görse ağzına geleni sayardı muhtemelen. "Yenge." Diye seslenince Rona'yı indirdi yere. Elini beline yerleştirip yaklaştı bana doğru. Annem ve babaannem odalarından çıkmamışlardı bugün, annem yatakta aldığını yeni öğrendiğim antideprasanları yüzünden uyuyordu babaannem de köşesine çekilmiş tesbih çekiyordu. Anneme üzüleceğimde hiç aklıma gelmezdi ama hâlâ yanına çıkıp tek kelime etmemiştim... İçimden gelmiyordu bu beni vicdansız kötü birimi yapardı bilmiyordum ama öyle bir haldeydim ki ne yapacağımı bilmiyordum. "Söyle kuzum ne oldu?" "Benim odama çıksak olur mu biraz özel bir şey konuşmamız lazım." Diyince gözlerini merakla kıstı. "Olur tabi çıkalım hem diyeceğim vardı sana." Diyince merdivenlere yöneldik. "Zehra Rona'ya göz kulak ol kuzum." Mutfağa doğru seslenmişti. Zehra anında seslenmişti mutfaktan, tamam diyerek. Odama çıkınca yatağıma oturdu hemen karnını tutarak, o kadar merdiven çıkınca normaldi tabi. Beni süzdü kısa bir an, makyaj masamın sandalyesini çekip oturarak. "Ne diyecektim bak, bu Kiraz doğum yapmış dün gece nur topu gibi oğulları olmuş." Ciddi manada Kiraz'ın hamile olduğu aklımdan çıkmıştı. "Allah analı babalı büyütsün yenge ne diyeyim o çocuk onlara mutluluğu getirir inşallah." "Aman bize ilişmesinlerde gerisi umurumda değil vallahi." Diyince göz devirmemek için zor tuttum kendimi. "Kaç aylık oldu?" Diye sordum merakla. Okşadı sevgiyle karnını. "Beş aylık olacağız iki haftaya." Diyince gülümsedim. "Cinsiyetini öğrenmemekte kararlısın galiba hâlâ." "Öyle, doğumda öğreneceğiz cinsiyeti sürpriz olsun tabi Jiyan kuduruyor ama söz hakkı benim!" "Sence ne olacak peki?" "Ben oğlan hissediyorum Jiyan bir kız daha olsun diyor daha Rona'yla baş edemiyor anam bu bela istiyor başına." Gülümsedim yine. "Yasmin de yedi aylık oldu iki aya bebeğini alacak kucağına maşallah sırayla doğuracağız galiba." Bakışları kısıldı iyice birden. Dilimi ısırdım kırdığım potla. Aslında anlaşılacak bir şey demesemde kolayca nem kapan yengem o kelimeyi cımbızla çekip çıkarırdı cümleden. Yutkundum sertçe. "Doğuracağız derken güzelim ben bir şey kaçırmıyorumdur inşallah." İma dolu sesiyle sıcak bastı bir anda reddetmedim onu karşı da çıkmayınca ellerini dizine vurdu, "Kız ben doğru mu düşünüyorum sen hamile misin yoksa!" Diye çığırınca, "Yenge bağırma!" Dedim sinirle. Kıstı hızla sesini kalktı yataktan dibimde bitti hamile haliyle. Çenemi tutup kaldırınca, sandalyede dikleştim. "Korkma anlat güzelim ne oluyor yoksa az kaldı zılgıtı patlatacağım konağın orta yerine." Elini çenemden ittim sabırla. "Hamile miyim değil miyim bilmiyorum şüpheleniyorum sadece seni de buraya bana test aldır diye çağırdım anlamam ben o işlerden birileri de duysun görsün istemiyorum yenge anlıyor musun beni gizli olmalı önce ben bilmeliyim." "Tamam kuzum anlıyorum seni test işi bende sıkıntı değil." Dedi hemen olayı kavrayarak. "De sen bana ne kadar oldu gecikeli?" Yanaklarımı şişirdim havayla sonra bıraktım seslice. "Gecikme yok daha bir hafta önce adet oldum." "Kız neyden şüphe ediyon o zaman sen hamile değilsin." Diyince kalbim kırıldı bir anda. Hamile değilsem değilimdir niye üzülüyordum ki daha olduğu bile net değildi. "Öyle değil yenge bende senin gibi düşünüyordum ama değil işte." Derin bir nefes aldım. "Ben hasta oldum ama hiç kanamam olmadı neredeyse öyle üç günde leke leke göründü bitti. Şu son günlerde bulantım çok var hâlâ daha var başımda döndü bir kere hâl böyle olunca kontrol etmek istiyorum işte." Yengemin gözleri az önce ki heyecanına geri kavuşunca içten içe rahatladım. Neden bilmem sadece hamile olmamak üzecekti beni oysa bu şu durumda saçmaydı. "Kız tamam o zaman ben hemen gidip alıp geleyim bi koşu eczaneden sen kal burada." "Yenge acele etme bu halinle." Dediysemde odadan çıkmıştı bile. Yüzümü yelledim serinlemek için iyi değildim kesinlikle bunalmıştım en başından. Odada geçen yarım saatte durmadan volta atıp sürekli bir şeylerle uğraşmış tuhaf bir heyecanla yengemi beklemiş ve yarım saatin sonunda hanımefendi gelebilmişti. Elindeki poşetle içeri girip kapıyı kapatmış ardından poşeti ters cevirip dökmüştü içindekileri. Dört farklı test düşmüştü yatağıma. "Niye dört tane alma gereği duydun?" "Garanti olsun diye dört farklı markadan aldım birer tane. Al şimdi bunları git kullan gel bak buraya damlatsan yeter tamam mı kuzum hadi." Banyoya ittirip kapıyı çekmişti hemen. Elim titriyordu, testler parmaklarımın arasındaydı. Şimdi bunlar bana hamile olup olmadığımı mı söyleyecekti cidden? Tamam sakinim. Yapabilirim kolaydı. Beş dakika kadar sonra dört testi de kullanarak çıktım banyodan. Şimdi ise masamın üzerine bıraktığım yan yana duran testlere bakıyorduk yengemle.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD