79. Bölüm Part:4

4917 Words
"Ne zamana belli olacak bunlar patlayacağım meraktan!" Diye söylendim boynumu ovarak. "Kız bi dur belli olur bir kaç dakikaya." Beni azarlamasını göz arda ederek gözlerimi testlerden ayırmadım. "Ama var ya hamileysen Boran Ağamızı düşünemiyorum yeminle ilaç gibi gelecek bu bebek bize." Ellerini açtı yukarı doğru. "Allah'ım sen nasip et kurban olayım." Mırıldanırcasına amin dedim. Boran için ciddi anlamda bir mucize olurdu daha doğrusu hepimiz için. "Bana bak istiyor musun sen bebeği?" Tuhafça baktım ona. "O ne demek yenge Allah vermişse istememek olur mu?" Saçlarının üzerindeki şalını düzeltti her hangi bir aynaya bakmadan, maşallahı vardı tabi bir şeyin kötü durması imkansızdı. "Ne bileyim canım belki şimdi beklemiyorsundur baksana olaylara bir anda nasıl böyle olduk onu da anlamadım ama hakkın yani istememekte ne bileyim." "İstemesemde aldıracak değilim ayrıca istiyorum bilerek ertesi gün hapı almayı bırakmıştım beklediğim bir şeydi ama bu kadar çabukta beklemiyordum o ayrı." "Bak sen demek bekliyordun ha vallahi doğrusu ben siz evlenir evlenmez Boran Ağa bırakır diyordum seni hamile ama sen adama bile aylar sonra zor verdin bebeğe ikna olman bile şaşırtıcı." Gözlerimi kıstım kötü kötü bakarak. "Az biraz terbiyeli ol ayıp." Dedim onu kınayarak. "Ne var kız terbiyemde ayıbı bana diyene de bak bendim sanki elalemin banyosunda işi pişiren." Diyince utançla irileşti gözlerim. "Ya bir unut şunu be!" "Hah ölsem umutmam." Sabır dilenerek başımı çevirdiğim an testlerle bakıştım ve o an dona kaldım. Yengem de beni farkederek testlere döndü hemen aldı birini eline. "Kız!" Dedi yüksek sesle. Ben de birini alarak baktım sonra diğer ikisini de alıp baktım. Parmaklarım tir tir titriyordu. "Yenge." Dedim korkarak. Gözlerim hâlâ testlerdeki çizgilerdeydi. "Altı çizgi ne anlama geliyor?" "Tebrik ederim kuzum hamilesin hayırlı olsun." Elindeki testi masaya fırlatıp kapıya doğru koştuğu an hızla kendime gelip arkasından kostum. "Yenge hayır!" Diye bağırdım ama o hamile haliyle bana mısın demeden fırladı odadan. "Yeminle kabız olurum!" Diye bağırdı o da bana. Merdivenlere ulaşmadan kolundan tuttuğum gibi yakalamıştım neyseki onu. Nefes nefese kalmıştık ikimizde iki adımlık yolda. "Sakın." Dedim hızla. "Sakın amcam dahi tek birine tek laf etme yoksa yemin Kur'an çarpsın konuşmam yenge seninle." Duygusala geçiş yaptı hemen. "Ama ben hamileyim içimde tutamam hazımsızlık yapar vallahi, bari amcana deyim kız nolcak kimseye demez o." "Hayır dedim yenge demeyeceksin!" "Bok mu vardı da bana dedin o zaman nasıl yaşayacağım ben şimdi!" Diye çıkışınca şaşkınca bakakaldım. "Son sözümü dedim tek bir kişiye dahi demeyeceğin yoksa dediğimi yaparım ne kadar ciddi olduğumu biliyorsun!" Ters ters baktı bana, "Çok saklama bari!" Dedi. "Merak etme uzun sürmeyecek." "Ne uzun sürmeyecek?" Hevdem'in sesiyle irkilsemde topladım hemen kendimi. Yengem gözleriyle Hevdem'e de mi der gibi bakınca kaşlarımı kaldırarak ona da denmeyecek dedim sözsüzce. Sert bir nefes verdi huysuzca. Hevdem yanımıza gelmişti o sırada. "Bir şey yok bu olaylardan bahsediyorduk uzun sürmeyecek kavga diyordum." Gözlerini umutsuzca kaçırdı moreli herkes gibi bozuktu tabi. "Hiç zannetmiyorum. Herkesin hayatını mahvetti o Asparşahlar." Diyince yengem ve ben anında ona fokuslandık. Yengem Merih'i bilmiyordu bilse yerinde duramazdı asla ama Hevdem'in bu deyişiyle yine Merih ile aralarını açar mı diye düşünmeden edemedim. Merih'i aramıştım ama telefonumu cevaplamamıştı hâli ne bilmiyordum ama tahmin etmek zor değildi. "Öyle deme." Dedim. "Ne diyeyim peki abla? Anneme çıkıpta baksana bir kere kadın yirmi yıldır kocasıyla ayrı yaşadı sırf babaannem seni sevmesine izin vermedi diye, kadın sizden uzak tutula tutula buna iyice alıştı önünde bir engel olmamasına rağmen evlatlarını nasıl seveceğini kendini nasıl affettireceğini bilmediği için doktora gidiyor abla doktora! Babam peki ona ne diyelim sırf ailesinden kimse ölmesin diye aylarca yolunu gözlediği kızını kurban etti diye ailesini geçtim aşireti bile ona sırtını dönüp nefret etti. Yıllarca ensesinden inmediler babamın seninle tehdit edip durdular birde utanmadan bize karışıp durdular adamın resmen hayatı kaydı farkında mısınız!" Göz yaşları akmaya başlamıştı bile yanaklarından hıçkırdı, kendini tutmaya çalışsada göz yaşları ustaca dökülüyordu. "Babaanneme bak bir de kadın torunu ezilmesin kimse onun yaşadıklarını yaşatmasın diye ailenin en kötü rolünü üstlendi! Onlar olmasa bu yalanı kurmasaydı nasıl olurdu düşünebiliyor musunuz? Çok daha mutlu olabilirdik! Şimdi kalkıp sakın O aileyi savunmayın başlı başına her şeyin en kötüsünü hakediyorlar!" Yengem tek kelime edemedi çünkü Hevdem haklıydı. Gözlerimdeki yaşları tuttum onun aksine. "Babam Boran'dan boşanmamı istiyor Hevdem gidip sevdiğim adamdan tüm bu olanlardan haberi olmayan günahsız olan kocamdan ayrılayım mı yani Hevdem?" Sakince sorduğum soruyla ağlarken başını iki yana salladı. Elinin tersiyle yaşlarını silip durdu. O, ben ve abimin aksine annem ve babama en yakın olandı bu sebeple bizden çok düşünüyor ve üzülüyordu, mesela Hevdem'i öldürseler ne babama ne anneme asla karşı gelmezdi ciddi anlamda. "Ben suçlu olanlar affedilsin demiyorum ama suçsuz olanları da yakmayalım istiyorum. Şu saatten sonra olanları geri alamayız olan oldu biten bitti giden gitti. Bu dava başlamadan bitmek zorunda yani!" Gözlerim Hevdem yanımıza geldiğinden beri merdivenlerin alt tarafında duran babam, amcalarım ve abime kaydı ancak babamda takıldı uzun süre. "Sonuçta bana göre kimse annem ve babama kızınızı sevginizden, ilginizden mahrum bırakın diye tehdit etmedi etmişlerse de umurumda değil hiçbir bahane yaşadıklarımın ve zamanında hissettiklerimin açıklaması olamaz." Yutkunuşunu gözlerini kaçırışını an be an izlerken sert bir nefes alarak geri dönüp odama gittim. Önceden olsa o Asparşah aşiretini yakar yıkardım tıpkı Hevdem gibi hissederek ancak durumlar farklıydı şimdi. Babamlara önceden olsa anında yanaşır affederdim mesela ama şimdi Boran yüzünden bunu yapmıyordum çünkü nasıl açıklanır bilmiyorum ama artık ne annemin sevgisine ne de babamın sevgisine zerre kadar ihtiyaç duymadığım gibi merakta etmiyordum. Boran bana sevginin her türlüsünü öyle bir hissettirmişti ki artık kimseye ihtiyacımın olmadığını hissediyordum ve bu konuda ona asla kızamazdım. Ben ailemi ölsemde affetmezdim, barışırdık ama affetmezdim. Akşama kadar odamdan çıkmadım yine, sindirmem gereken ufak bir bebek problemi daha doğrusu mucizesi vardı. Bu ciddi anlamda bir mucizeydi çünkü tam zamanında gelmiş belli etmişti kendini. Testleri kaldırıp saklamıştım kimse bir süre bilmeyecekti doğru zaman şimdiki zaman değildi yüreğim deli gibi çarpıp Boran'a söylememi fısıldasa da yapmayacaktım şimdi çünkü öğrenirse beni burada bırakmaz babam da gitmeme izin vermezdi. Ortalığı karıştırmadan halledecektim yarın bu işi konuşacaktım ciddi ciddi babamla. Ya olacaktı ya olacaktı. "Bebeğim." Diye seslendim kısıkça karnımı okşayarak. Onu daha iyi hissetmek ister gibi çıplak ve düz karnıma dokunuyordum birde görmemiş gibi. Gerçi niye görmemiş olayım ki içim içime sığmıyordu millet ne hâlde bilmiyorum ama ben çok fazla mutluydum. Karnımda Boran'dan, sevdiğim adamdan bir parça taşıyordum. Mutluluktan dolan gözlerimi kırpıştırdım tavana bakarak. "Çok korkuyorum." Dedim bir anda karnımı okşarken neden bilmiyorum beni hissettiğini ve duyduğunu düşünüyordum dahası dün varlığından emin olmadan bile bana huzur getiren bebeğim şimdide onunla konuşurken huzur veriyordu. Büyüleyiciydi. "Korkuyorum çünkü sana gerçek bir anne olamazsam sana annem ve babaannem gibi davranacak olursam ölürüm ben... Seni çok sevmek istiyorum her şeyinle hayatın boyunca tek bir acı yaşama istiyorum... Yetersiz ve berbat bir anne olmaktan daha şimdiden ölesiye korkuyorum." Gözlerim dolunca kendimi toplamam gerektiğini hissettim sonuçta kötü olursam hissederdi bebeğim. "Ama merak etme senin annen Gece Riva o bugüne kadar neyi layıkıyla yapmadı ki analıkta neymiş!" Derken salak gibi güldüm kendime. Saat yine gece yarısını geçince gelmişti Boran arka tarafa. Yine inip onu almış ve yukarı çıkarmıştım kimseye yakalanmadan. Şu düştüğümüz duruma inanamıyordum sadece iki gün önce tatilde mutluluktan havalara uçuyordum ben şimdi ise diplerdeyim. Tek dayanağım Boran ve henüz varlığından habersiz olan bebeğimizdi. Odama girince kapıyı yine kilitledim. Arkamı dönemeden karnıma sarılan kollarla sırtım göğsüyle buluştu. Başını boynuma gömüp derin derin soludu kokumu, "Çok özledim seni." Sıcak bir öpücük bıraktı boynuma. Saçlarım hâlâ at kuyruğu olduğundan boynum olduğu gibi onundu. Bedenimi kendine çevirince yüzümü avuçları arasına aldı, "İyisin değil mi bir tanem?" Diye sorunca içtenlikle gülümsedim. Sorusu bile içimi nasıl böyle titretebiliyordu. Bileğini okşadım, "İyiyim merak etme." Gözlerini kısarak süzdü yüzümü, baş parmağı usulca okşadı yanağımı. "Gerçektende beklediğimin aksine iyi görünüyorsun." Derken bir işkillenmişti. "Bebeğimiz olacak Boran!!" Diye bağırmak istesemde zor tutuyordum şu bedenimin içindeki kadını. Az biraz uslu dur bu adam bu bebeği burada öğrense taşın üzerinde taş bırakmazdı sevinçten. "Sana olan güvenim ve sevgimden böyle iyi görünüyorum ama tabiki o kadar da iyi değilim." Eğilip öptü yumuşakça dudaklarımdan. Uzaklaşınca baş parmağı ile okşadı alt dudağımı. "Benimde tek sebebim sensin be yavrum sen olmasam durur muydum hiç böyle sağlam." Şimdi bir sebep daha patlatmak vardı da... Yengeme kalmadan ben diyecektim önüme gelene. Kollarımı boynuna dolayarak sıkıca sarıldım sevgilime. Sıcak bedeni cigerlerime bayram havası veren o güzel kokusunu onun gibi kokladım. "Çok özlüyorum Boran seni ne zaman bitecek bunlar." Sırtımı sıvazlıyordu ufak ufak hareketlerle. "Merak etme halledeceğim bir şekilde ama seni yarın alacağım bebeğim buradan ne olursa olsun yerin benim yanım böyle gizli gizli daha ne kadar geleceğim buraya?" Kollarımı boynunda çözerek uzaklaştım hafif. "Yerim yanındı da niye bayıltıp üzerine buraya bırakıp gittin!" Diyerek geç kalınmış hesabı sordum. "Hemde berbat bir notla!" Diye çıkıştım dişlerimin arasından. Yutkunarak geri adım attı ufakça. Kaçardı tabi. "Niyetim iyi ve güvende olmandı benim ne olacağım belli değildi." "Bu bir sebep değil Boran!" Bağırmamak için zor tuttum kendimi. "Ne kadar kötü oldum biliyor musun sen nasıl için el verdi beni ardında bırakmaya hiç mi anlamıyorsun sen ölürsen benim kolayca hayatıma devam edemeyeceğimi? Ben o bombalı evde seni getirmeseler sen ölmüş olsaydın bile bile intihar edecektim!" "Öyle söyleme." Dedi acıyla. Bana dokunmak isteyince uzaklaştım sinirle. "Öyle ama!" Kapının önünde ki poşeti farkedince oraya ilerledim konuşmamızı unutarak. "Bu ne?" Diye sordum tersçe ama. Arkamdan yaklaştı çekinerek. "Tatlı getirdim sen seversin diye." Poşetin içindeki kutuyu açınca vişneli cheesecake karşıladı beni. Kocam benim biliyordu ne sevdiğimi. İçinde çatalda olduğundan ona bakmadan masamın yanına giderek paketi açıp yemeye başladım. Tatlı olduğundan mı bilmem sinirlerim gevşemişti. "Yer misin?" Diyerek çatal uzattım ama, "Yok yavrum sen ye sana aldım." Dedi. Omuz silktim. Tatlımı yerken onu süzmeye başladım. Beyfendi bize bakmadan üzerindeki gömleğini çıkarmaya başladı. Derin bir nefes aldım sıkıntıyla, "Baban nasıl Boran?" Diye sorunca yutkundu sertçe, kehribarları bana zorlukla çıktı. Hayatımızı karartan Zaza'nın maşası olan ve onun yalanlarını örtüp yardım eden babasını sormamı beklemiyor olmalıydı. "Hayati tehlikeyi atlattı normal odaya aldılar bir saat önce." Konuşurken bile titriyordu sesi. "Anladım." Diyebildim sadece geçmiş olsun diyemedim. O adamı affetmeyecektim onu da Allah affetsin. Yanıma geldi. Sandalyemin önünde diz çökünce ağzımdaki çatalı yutkunarak çektim ve masaya bıraktım. Ellerini dizlerime yerleştirdiğinde sürahiden su doldurduğum koca bardağı içtim kana kana çünkü ciddi bir şeyler geliyordu. "Özür dilerim Gece." Adımı söylüyorsa ciddi olduğunu gösterirdi. Haklıydım işte. "Ailem adına özür dilerim ne sana ne ailene bunları yaşatmamalılardı inan çok önceden bilseydim durdurmak için elimden geleni ardıma koymazdım... Gerçi abim bile engel olamadı." O abisinden bahsedince yanan canının acısı gözlerine yansıdı. Dizlerimdeki ellerinin üzerine koydum ellerimi destek olmak ister gibi. Anne ve babayı bilmezdim ama şu hayatta bir tek kardeş acısına isim verilmemişti. Abim ölüm döşeğindeyken ne hâle geldiğimi o acının ne olduğunu iliklerime kadar hissetmiştim. Boran dağ gibi abisini ve bir tanecik yengesini kaybetmişti aynı gün içinde bu acıyı hangi ilaç dindirirdi. Yanağını okşadım, üzerine eğilip alnına yasladım alnımı, "Kocam benim, ne benden ne de ailemden özür dilemek sana düşmedi olan hiçbir şey de senin suçun yok aksine senin acın bizimkinden büyükken kimse daha fazla ne sana ne de ailene dokunamaz... Yarın babamla konuşucağım ve halledeceğim bu durumu tetikte durmanıza gerek olmayacak suçlular zaten cezasını ödedi masumlara dokundurtmayacağım sende öyle yapacaksın ve sana bir zarar vermelerine izin vermeyeceksin." Yoğun bir ifadeyle gözlerimin içine bakarken derin bir iç çektim. "Bundan sonra bana öncesinde olduğundan da daha fazla lazımsın çünkü." Konuşmasını beklerken dudaklarıma kapanınca gülümsedim, dudakları dudaklarımın üzerindeyken. Usulca derinleştirdi yoğun öpüşmemizi, elimi ensesine kaydırınca bir anda kucağına alınca sarıldım ona. Sırtım yatağımla buluşunca gerildim anında. Dudakları çeneme, oradan boynuma kayınca dudağımı ısırdım sertçe, "Ölürüm sana ben şu hayattaki tek iyikimsin Gece teksin." Sıcak nefesi tenimi yaktı beni mahvetti. "Sana karışmam gerek kokun, sıcak tenin huzur veriyor teninse aklımı başımdan alıyor her şeyi unutmak istiyorum." Elleri elbisemin eteklerini toplayıp altına sızınca, panikle, "Boran dur." Dedim. Bacağımın içine sızan eli durdu hemen. Sorgularcasına baktı nefes nefese kalan yüzüme. "Kendimi o kadar iyi hissetmiyorum bugün yapmasak olur mu?" Dedim iyice kısılan sesimle oysa bedenim daima onun için hazırdı ama bu ilişki bebek için tehlikeli olabilirdi. Doktora gitmeden buna izin veremezdim. Doğruldu hemen üstümde, "Neyin var bebeğim?" Diye sordu hemen endişeyle. Kollarına tutundum. "Kötü bir şeyim yok sadece uyumak istiyorum seninle o kadar, özür dilerim." Kaşlarını iyice çattı. "Bunun için özür dileme yavrum istemiyorsan söylemen yeterli." Bana iyi hissettirmek için yüzüme eğilerek burnunu burnuma sürttü, "Tabi bunu çok sık yapma bizde ki de can yavrum." Diyince gülerek sarıldım ona. Bir kaç dakika sonra ikimizde yatmak için hazır bir şekilde yatağımın içindeydik ancak tek farkla bu sefer üstte olan bendim. Bedenim tamamen onun üzerindeydi ve aşırı derecede rahat olması dışında bir sorun yoktu. Başımı göğsünden kaldırıp yanağına uzanarak öptüm sıkıca. Onu yarım bırakmak içime dert olmuştu. "Merih nasıl?" Diye sordum birden aklıma gelince. Saçlarımı okşuyan eli durdu bir iki saniye sonra tekrar okşamaya devam etti. Sıkıntıyla derin bir nefes alınca göğsü şişti sonra alçaldı. "İyi değil olanlar bir yana artık Hevdem'e asla kavuşamayacağını söylüyor baban asla izin vermez onlara kahroldu işte ne yapsın." Üzerimden kalkıp gitti ve ışığı kapatarak tekrar üzerime geldi ve bizi ters çevirerek beni üzerine aldı. "Onlar birlikte olsun diye her şeyi yaparım ben." Dedim hemen. "Söyle Merih'e içini ferah tutsun üzülmesin. Ben aradım ama açmadı." "Yavrum üzülme." Dedi yanağımı koca avucuna alarak. "Olacakları varsa zaten olurlar biz zaten onların yanındayız." "Öyle de ne bileyim herkes artık mutlu olsun istiyorum." Başımın tepesinde hissettim dudaklarını örtüyü boğazıma kadar çekmiş bedeninin üzerinde sıkıca sarmalamıştı beni birde bebeğimizi. Penceremden yansıyan ay ışığı karanlık odamızı hafifçe aydınlatıyor direkt bize vuruyordu. Aklıma gelen anıyla güldüm çok kısıktan tabi Boran bunu farkedince, "Neye gülüyorsun sen?" Diye sordu. Başımı göğsüne sürttüm, bacağımı dizimden kendime hafifçe çektiğim için karnının üzerinde duruyordu, dedim ya tamamiyle onun üzerinde yüzüstü yatıyordum. "Aklıma odama gizlice girdiğin ilk gün geldi... Boğazına kör bıçağı yaslamıştım ya hani o anki şaşkınlığın afallayışın çok komikti. Birde şimdiye bak kocamı kendime yatak yapıp o yatağın üzerinde yatıyoruz." Altta alttan ona hafifçe bakınca dudaklarının kıvrıldığını gördüm hafifçe, günler sonra ilk kez kıvrılmıştı dudakları. Bir iç çekişle süsledi dudaklarını, "O bıçağı boynuma dayama şekline bile ayrı aşık olduğumu söylesem." Kıkırdadım dediğiyle. "İnanırım Vallahi sen benim her hareketime ayrı aşıksın." Keyifle söylediklerimle belimdeki kolları sıkılaştı. "Gece." Dedi ciddiyetle. "Sen böyle keyiflisin ve gülüyorsun ya hani yemin ederim içim ferahlıyor yok böyle bir şey." Tamam bu dedikleri utandırdı. Başımı göğsüne iyice saklayıp eğince, "Ah Gecem Ah." Diye söylendi kısıktan. Sıcaklık biraz mayıştırınca sessizliğe gömüldüm zaten saatte epey geç olmuştu ve sabah erken kalkmıştık. Boran'ın düzenli nefes alış verişi ile başımı yavaşça kaldırıp baktım. Uyumuştu. Parmağımı hafifçe gezdirdim çıplak göğsünde. Şimdi bir tarafında ben yatarken öbür tarafında da bebeğimiz mi yatacaktı? Hayali bile nefes kesici şekilde harikaydı hele birde Boran'ı bir kız çocuğuyla hayal etmek kalbimi aşırı derecede hızlandırıyordu keza oğlan çocuğu da. Hâlâ daha inanmıyordum hamile olduğuma bunu hiç hayal etmemiştim ki bir iki ay öncesine kadar. "O parmaklarına sahip çık yavrum zor zaptediyorum kendimi uyandırma beni." Uykusunu bölmeden mırıldanarak dedikleriyle güldüm kısıkça ardından elime sahip çıkıp kalbinin üzerine yasladım, kalp atışları avuçlarımı doldurdu. İşte huzurlu bir uyku bir kaç saatte olsa bizim olabilirdi. 🗝️🔗🗝️ Ben vazgeçebiliyor muydum acaba hamilelikten ya da daha doğrusu şu mideyi dokuz aylığına aldırsakta bulantılardan kurtulsak? Nefret ediyordum kusma hissinden kusura bakmasın kimse. Son beş dakikadır midem bulanıyordu ama inatla sıcak bedene daha bir sarılıp sığınarak uykumu bölmeye üşeniyordum. Boran'da kıpırdanınca homurdanarak bedenimde ki kollarını sıkılaştırdığı an hemen kalktım üzerinden çünkü her an üzerine kusabilirdim. Uyanmamasına sevinirken lavaboya girdim hemen, midem durulunca sabırla yumdum gözlerimi dalga mı geçiryordu lan bu benimle. Kapıyı kilitleyip lavaboya yönelip ihtiyaçlarımı giderdikten sonra elimi yüzümü yıkadım, banyodan çıkmak için hareketlenince yine çalkalanan midem yüzünden hemen eğildim yanımdaki lavaboya. Üst üste boşu boşuna öğürdükten sonra sonunda kusmaya başladım midemde boşaltacağım çok bir şey yoktu ama öğürmekten alamıyordum kendimi, lavobonun kenarlarına tutunurken bir elimle mideme baskı uyguladım. Boğazım ağrımaya başlamıştı ve bitmiyordu bu. Banyonun kapısı zorlandı açılmak için önce, "Gece?!" Boran'ın endişeli sesi kulağıma doldu hemen sonra. "Kapıyı niye kilitliyorsun nefret ediyorum şu huyundan!" Endişeli sesine öfkesi karıştı, kapının kulpunu kıracakmış gibi indirip durdu şüphesiz biraz daha zorlasa kulup elinde kalacaktı. "Yavrum sakin ol." Diye soludu endişeyle birde. Biraz daha bağırsa sesini birileri duyabilirdi ama umurunda gibi durmuyordu. Sonunda öğürmelerim bitince hemen suyu açıp ağzımı çalkaladım midem tekrar bulanmasın diye. "İyiyim Boran bekle biraz." Diye seslendim tahriş olan boğazım yüzünden kısıkça. Birazdan kendine gelirdi şüphesiz boğazım. "Tamam bebeğim aç kapıyı hadi." Sabırsız sesine karşın derin bir nefes aldım kendimi toplamak için. Doğrulunca hemen lavaboyu temizledim suyla önce ardından ağzıma üst üste su çalkaladıktan sonra yüzüme de su vurarak doğrulup kapıyı açtım. Anında içeri girerek yüzümü avuçladı, "Bembeyaz olmuşsun yavrum, neyin var üşüttün mü yoksa?" Elini tutarak gülümsemeye zorladım kendimi. "İyiyim normal bir şey bu ya- yani evet galiba gece geç saatte tatlıyı fazla yiyince rahatsız oldum." Yutkundum ağırca ona çaktırmamaya çalışarak. Kaşları düzelmezken okşadı yanaklarımı, "Süt kaynatalım sana midene iyi gelir o zaman." Bu defa sıcak bir şekilde gülümsedim. "İçerim merak etme sen." "O pek mümkün değil." Gözleri banyoda gezinince kaşlarını iyice çattı. "Ben sana kaç kere kapıları kilitleme dedim niyetin beni çıldırtmak mı?!" Sabırla, "Boran." Dedim. "İhtiyaçlarımı gideriyordum kapıyı pat diye açmanı istemedim herhalde." "Hatun, sen benim karımsın aramızda ayıp mı kaldı artık." Diyince ittim yüzümdeki ellerini hemen. "Azıcık mahremiyet be adam azıcık bu kadarda olmaz lavaboda bile mi ya!" Sırıttı. "Ben sen rahat ol diye dedim." "Tamam sus!" Diye çıkıştım. "Tuvalet tartışmasına girmeyeceğim bu iğrenç konuyu kapat hemen yoksa yine kusucağım şimdi." Dudaklarını kapattı hemen, ardından lavaboya yönelip yüzünü yıkadı hızla. Yataktan nasıl kalktıysa hâlâ boxserıyla duruyordu ve güzelim kasları ortadaydı. Havluyla yüzünü kuruladıktan sonra üzerime doğru gelince onu süzmeden alamıyordum kendimi. Ancak beni kucağına da almasını beklemediğimden şaşırarak, "Niye aldın ki?" Diye sordum. "Miden iyi değil betin benzinde düzelmedi, yatağına geri sokuyorum seni." Derken yatağıma yatırmıştı bile beni. Saçlarımı okşayarak geri çekti yüzümden, üzerime eğilerek yanağımdan öpünce ensesine sardım parmaklarımı, çıplak kolumu okşadı hafifçe. Kehribarları şefkatle gözlerime tutununca içim sıcacık oldu. "Şimdi gidip konağa üzerimi değiştireceğim sonrada hemen geri geleceğim ve seni alacağım hastaneye gideceğiz." Dedikleriyle gülümsemem dondu suratımda. "Ne, hayır Boran gerek yok gerçekten iyiyim uyuyacağım zaten basit bir mide sorunu yüzünden doktora gidecek değilim üstelik geçti bile bir şeyim yok." Kaşlarını çatmıştı halime. "Babamla konuşacaklarım var her şeyi olaysız halletme peşindeyim lütfen buraya gelip öfkesini doğrudan üzerine çekme azıcık hatrım varsa dayan." Ofladı benden uzaklaşarak, doğruldum hemen yatakta. Yüzünü sıvazladı sertçe. "Gece senden daha fazla uzak kalmak istemiyorum babanda ne yapacaksa yapsın ama seninle aramıza girsin istemiyorum, yanımda ol istiyorum." İhtiyaçla bana dönen bakışlarına içtenlikle gülümsedim. Sakallı yanağını okşadım, "Hiç kimsenin ne haddine ne de gücü yeter aramıza girmeye sıkma canını. Git konağa sen annenlerle ilgilen bende burayla tamam mı?" Elbette zor olsa da ikna edip henüz kimse uyanmamışken göndermiştim onu o da sürekli arayıp durumumu yoklaması şartıyla. İyi görünmezsem anında buraya damlayacaktı. Boran'ı sorunsuz gönderdikten sonra tekrar yatınca gözlerimi öğlene doğru açınca şaşırmıştım. Üzerime rahat olmak için siyah yüksek bel İspanyol paça kumaş pantolon giymiştim. Üstümde siyah sporcu atletim vardı, üzerine olur diye beyaz düğmesiz göbek kısmından bağlanmalı gömlek giyip kollarını dirseklerine kadar katladım. Bu sıcak havada oldukça serin hissettirirdi. Siyah sitilettolarımı pantolonun altına giyince ucu ancak görünüyor olsada hoş durmuştu. Kendimi güçlü hissetmek için önce güzel giyinmeliydim bence en azından kendimi iyi hissetmeliydim. Saçlarımı güzelce tarayıp salınca kalçalarımı örtüyordu artık, beni bunaltmaması için taçlarımdan birini de takınca tastamam olarak çıktım odamdan. Babamların odasına inerken merdivenlerin başında bir an için gözüm karardı, çok kısa bir an. Korkuluğa tutundum sıkıca, "Anladım." Diye mırıldandım karnıma bakarak. "Kendine özen verdiğin kadar beni de besle yoksa al aşağı ederim seni diyorsun yani? Haklısın. Babamdan önce karnımızı doyurmalıyız o zaman." Mutfağa inince avluda kimseyi göremedim ölü gibiydi konak resmen herkesi toparlamak şarttı işte bu yüzden doğru kararlar almalıydı babam yoksa bu konak bu sessizlikten asla kurtulamazdı. "Hanımım aç mısınız hazırlayayım hemen kahvaltınızı." Diyince Zehra gülümsedim masaya geçip sandalyemi çekip oturdum. "Vallahi çok iyi olur Zehra ama kahvaltı istemiyorum dün akşamdan kalan cacık duruyor mu hâlâ?" "Hee duruyordu bir tabak kadar." "Çok iyi! Sen onu birde ekmeği ver bana yeter." "Ama hanımım sabah sabah şimdi hiç olur mu?" Tereddütle bakması doğaldı daha önce hiç böyle yapmışlığım yoktu ama şu an için de hiç kahvaltılık çekmiyordu canım. Soğuk ve sulu yiyecekler istiyordum. Diretince el mecbur getirdi yiyecekleri önüme. Ben yemeğimi yerken Cansu abla girdi mutfağa eli belinde, beni görünce gülümsedi halime. "Afiyet olsun kızım." Diyince başımı eğdim hafif sağ ol diyerekten. "Zehra bir çay koy tüpe Kalender Ağam çalışma odasına geçti ister şimdi." Demek babam çalışma odasındaydı. Konakta olması işime gelmişti. Yemeğimi hemen yiyip kalktım ve çıktım mutfaktan. Çalışma odasının önüne gelince sesi kapısı kapalı olsada dışarı taşmıştı, "Banane lan o evrak o konağa gidecek!" Ardından bir şeylerin devrilme sesi gelince korkup geri gitmek istesemde yapmadım. Bu işi bugün halletmeliydim çünkü daha fazla bebeğimizi Boran'dan saklayamazdım hemen söylemek ve paylaşmak istiyordum onunla. Kapısını tıklatacaktım ki açılınca geri adım attım, babam beni beklemediğinden saşırsada eski sert ifadesine geri döndü. "Konuşabilir miyiz biraz?" "Ne konuşacağız sen benimle konuşmazsın!" Ters tavrına karşın sakin kalmaya çalıştım. "Lütfen... Konuşalım biraz ciddi ciddi." Ciddiyetimi farkedince balkonun önündeki sedirleri gösterdi, "Odam pek müdait değil geç." Göz ucuyla bakınca darma dağınık olduğunu farketmiştim zaten. Ben oturunca hemen çaprazıma oturdu o da. "Konuş hadi benden çekinmek senin lügatında yok." Diyince başımı eğdiğim için kaldırdım sesli bir nefesle ona. Şu üç günde hiç olmadığı kadar öfkeli ve yorgun görmüştüm onu. "Sıkıldım artık bu durumdan kocamın yanına dönmek istiyorum." Diye pat diye konuşunca içten içe sövdüm kendime. Babamın yüzü öfkeyle daha bir sertleşince dilimi ısırdım. Berbat bir nontadan başlamıştım lanet olsun ki. "Lütfen hiddetlenmeden önce dinle, hayatın boyunca yapmadın ama şimdi yap ve dinle beni." Dizlerinin üzerindeki elini nasıl sıktığını görünce yutkundum. Sakin olmalıydım, korkmamalıydım. "İçimdeki bebiş cesaretimi sakın sömürneye kalkma olur mu?" Diye geçirdim içimde mal gibi. "Olanlar kabul edilir değil ve ne yapsan az kalır haklısın ama o pislik adam gibi olupta masumları da yakmanın neresi doğru baba, söylesene bana. Hatta burada sorunu birazda kendinde aramalısın..." Kaşlarını iyice çattı, bu biraz korkutsa da belli etmeyerek dikleştim. "Annem seninle çocuklarının arasına girdin diye bozdu evliliğinizi, istemedi seni ve cezalandırdı bunca yıl. Sen ve babaannem eğer böyle saçma sebeplerin arkasına sığınmasaydınız annem evlatlarından olmaz sende ne sevdiğin karından ne de evlatlarından olurdun. Şimdi kalkıp bizde sana bunun hesabını soralım mı?" "Onunla bu bir değil onlar sadece bizi değil aşiretimizi kandırdı bizi suçlu ettiler herkes bizim katilliğimizi konuştu durdu abin bile Nefes ile evlenecekken ailesi sürekli bundan dem vurup laf atıp durmadı mı?! Bu noktadan sonra hiçbir şey onları rahat bırakmamı yeniden barış sağlamama yetemez!!" Diye bağırınca sabırla yumdum gözlerimi. "Şu hayatta bir kere olsun babam olduğunu bana hissettiremez misin?" Duraksadı bakışları sekteye uğradı. "Bana baba bile demeyen biri için mi?" Mustafa olayı patlak verdiği günden beri onları sildiğimden ne anneme anne ne de babama baba diyordum. Sadece şimdi baba demiştim bir iki kere o da onun suyuna gitmek içindi ama farkındaydı demek ki. Gözlerimi kaçırmamak için zor durdum, "Sizi affetmem çok zor, dürüst olmam gerekirse ben sizi ölsemde affetmem ama barışabiliriz baba. Eğer bir kez olsun beni, kızını önemseyip onun hatrına bu kavgayı bitirirsen yemin ederim bende sizinle olan kavgamı bitiririm." Yumuşamaya başladığını hissedince yaklaşıp elini tuttum, bu his bile öyle yabancı geliyorsu ki bana... "Kızının hatrına yap bunu baba senin için iğne ucu kadar değerim varsa uzatma bu işi çünkü ben ne olursa olsun Boran'dan vazgeçmem ona gelecek en ufak bir zararı da affetmem." Çaresizlik, korku, endişe en çokta pişmanlık çökmüştü, ne yapacağına karar veremiyormuş gibi. Ellerimin arasına aldığım eli titriyordu, gözlerini benden kaçırıp yere indirdi. En ufak bir değerim varsa demiştim ya yemin ederim buradan da dönerse ve benni umursamazsa Asparşah'ların tarafına geçipte en alâsından düşman olmayanı ne yapsınlar! "Sana hesap sorma demiyorum ama masumlara da dokunma sen bu değilsin Kalender Ağa senin vicdanın var." Ama bana yoktu diyemezdim artık, neticede adamı benimle tehdit etmişti hep o pislik adam. Ciddi anlamda kime bilensem haklı bir tarafı çıkıyordu. Elimi sıkınca benimde yere kayan bakışlarım babamın gözleriyle buluştu, "Annen ile konuşmamışsın hiç." Anında gerildi bedenim bunu o da farketti ve yüzü düştü. "Bu kavgayı bitirsem ananı da affedecek misin?" "Affetmek değil baba barışmak dedim." Yüzü iyice düşerken kasıldı, "Çok yaktık demi canını." Bir cevap vermedim zaten belliydi cevap. "Yemin olsun hiçbir haltı isteyerek yapmadık." Sesi titriyordu koskoca adamın ama bu saatten sonrada yapılacak pek bir şey yoktu ki. Suratıma patlattığı tokat hâlâ yerindeydi. "Ananlada barışacaksan onunla konuşup anan sayarsan bitiririm bu kavgayı hatta beni yok saymaya devam et ama ananı affetmesende affet gibi yap." Sertçe yutkundu gözlerime bakarken elimi kendi elleri arasına alıp sıktı yumuşakça. "Dedin ya iğne ucu kadar değerim varsa affet diye senin için bu saatten sonra yapmayacağım hiçbir şey yok. Bu yaşına kadar bir zarar görme diye yaşadım kalan ömrüm de sana feda olsun." Gözlerim dolmuştu, dudaklarım da titremeye başlarken, "Gerçekten mi?" Diye sordun çocuk gibi. Bu kadar çabuk kabul edeceğini de düşünmemiştim asla. Ben kavga ederiz ve yine ayrı düşeriz sanmıştım oysa. Dudakları kıvrıldı güven vermek istercesine, "Senin baban şimdiye dek ne dedi de yapmadı? Kavga bitti dediysem bitti hemen şimdi salarım aşirete haberi hepsi geri çekilir Asparşah'ların üzerinden." Diyince gözlerim iyice dolmuştu. "Teşekkür ederim." Dedim yine titrekçe. Elimi bırakıp kaşlarını çattı. "Hani barışacaktık ben senin için onca olanı siliyorum kızımız sarılmıyor bile bu kadar belli etme sevmediğini, yalandan sev bari." Gözlerimden bir yaş firar ederken açtığı kollarına koltukta yanına kayarak girdim hemen. Hep istediğim gibi en sıcağından bir sarılışla sımsıkı karşıladı beni. İstemsizce döküldü gözümden yaşlar ve omzundaki ceketini ıslattı. Saçlarımı okşadı ardından yanağımdan öpünce içimdeki kıpırtılar heyecandandı. "Evimin ışığı babasının tek huzuru. Kurban olurum sana ben." Öyle içten söylüyordu ki istemsizce daha sıkı sarılıyordum. Sanki zincirlerinden kurtulmuş gibi bir hâli vardı. Zaza Asparşah bana bir anne birde baba borçluydu, dilerim Allah bile affetmezdi onu kulu diye. "Senden esirgediğimiz her şey için affet diye her şeyi yapacağım." İnatla kurduğu cümleyle güldüm gözlerimdeki yaşlarla. Kollarından hafifçe ayrılırken parmaklarıyla sildi ilgiyle göz yaşlarımı, burnumu çektim seslice. "Benden ve abimden esirgediniz ama torunlarınızdan esirgemezseniz eğer bizi de sevmiş kadar olursunuz." Kaşlarını çattı en ters şekilde. "Abini nasıl sevek kızım senin gibi değil ki en ufak temasta midesi kalkıyor ulan karısına dokundurtmasa insanlara alerjisi var diyeceğim!" Diyince gülüşüm büyüdü. "Ama torunda haklısın Devran'ımın maşallahı var hele birde görsen aynı babaannesi gibi sabahın köründe herkesten önce kalkıyor sonra mutfağa inip karnını da doyuruyor beklemiyorda öyle kimseyi." O minik kerata kesinlikle bu aileye gelen en iyi şeydi. "Sevdin yani torununu?" Diye sordum iyice durulunca. "Çocuk sevilmez mi kızım hele de torun, Vallahi evladının evladı insana baldan farksız gelirmiş derlerdide inanmazdım." Dudaklarımı ıslattım hafifçe ve heyecanımı bastırmak amaçlı kısa ancak derin bir nefes çektim içime. Kısık ve dehşet derecede utanarak, "Bir toruna daha hayır demezsin o zaman?" Diyince kaşları anlamazca çatıldı. "Ulan o şerefsiz hemen mi yaptı ikinciyi ben bile yıllar sonra niyet ettiydim." Bir an için göz devirip kendine gel demek istedim. "Abim değil baba!" Diyince o kaşlar en derininden çatıldı, "Kim o za-" lafını tamamlayamadan düşmüş olmalıydı ki jetonu gözleri irileşti gözlerimin içine bakarken. Benden bir red cevabı da almayınca titreşti gözbebekleri, "Şaka ediyon değil?" İki yana salladım başımı hafifçe. "Kimse bilmiyor çok yeni daha." Derken sesim zorlukla çıktı. Utançtan kıpkırmızı olmuştum kesinlikle. "İlk bana mı dedin babana mı dedin ilk önce." Başımı aşağı yukarı sallayarak tasdikledim teorik olarak öğrenen ilk kişiydi çünkü yengemde benimle birlikte test ederken öğrenmişti o sayılmazdı, sayılıyorsa da babama söylememe gerek yoktu çünkü sırf bu detay için bile ortalığı ayağa kaldıracak hâli vardı. Kolumdan tutup kendine yeniden yaklaştırdı, yaşlarla dolu gözleriyle gözlerimin içine bakarken alnımdan öptü yüzümü iki yandan tutarak. "Benim kızım o kadar mı büyümüş." Dedi saçımı okşayarak ardından kendine çekip sıkıca sarıldı yeniden. Gözlerimdeki yaşlarla bir ağlama krizine bu defa mutluluktan girmemek için zor tuttum kendimi. "Zamanında sen doğdun bu belaların içine durdurdun kavgayı şimdide senden bir bebek geliyor böyle bir kavganın içine ama bu defa kurban falan edilmeyecek o boku bir daha yemek ölsem yok." Beni daha da duygulandırıyordu, zaten artık iki kişi olarak fazladan yaşayacaktım her şeyi biraz anlayış olsa ne olurdu. Bir anda beni geri çekince ne olduğunu şaşırsamda babamın ciddi ve endişeli ifadesiyle karşılaştım. "Hastaneye gittin mi nasıldır bebek, sağlığınız iyi midir?" Soruları afallatsada içtenlikle gülümsedim. "Gitmedim daha hiç, ama iyiyim." "Yok öyle o zaman kalk gidek hemen rahat etmem ben. Hem ne diye demedin önceden sen kaç gündür doğru dürüstte yemezsin yemeğini o kocan olacak adam bir öğrense tek başına yeter hepimize!" Babamın hâl ve tavırları anında çok hoşuma gidip alıştırmasına mı şaşırsam dediklerine cevap mı yetişsirsem bilemedim. Aman neyse en büyük sorunu çözmüştük ya daha bir başka bir şey istemezdim ben. Allah belamı dilime vurmadan direkt içimden geçirince bile veriyordu. Sokakta sert acı bir fren sesi yankılandı, kalbimi korku dolu bir sancı saplanırken aynı anda ayağa kalktık babamla, balkondan dışarı bakacaktım ki konağın kapısı gürültüyle çalmaya başladı. "Açın lan kapıyı!" Ne! Bu Boran'dı! Anında merdivenlere yönelirken babamın ağzının içinden mırıldandığı küfrü işitmiştim. Aynı anda konaktakilerde bir bir çıkıyordu dışarı. Jiyan amcam herkesten önce kapıya ulaşıp kapıyı açar açmaz burun buruna geldiği silahın namlusuyla ellerini havaya kaldırıp geri adımladı, "Yavaş gel aslan parçası." Diye de uyardı ancak Boran öyle öfkeliydi ki gözünün kimseyi görmediğine emindim. Silahı anında havaya kaldırıp ateşleyince art arda kulaklarımı kapattım sağır eden bu ses yüzünden. Amcamın küfrederek geri çekilişini görmüştüm. Silah sesleri kesilince, "Sen kim oluyorsun da benim konağıma boşanma evrakları gönderirisin Kalender Ağa ben sana bana ne edersen et ama karımla arama girme girersen hiçbirinizi tanımam demedim mi!!" Diye öyle bir bağırdı ki bir kükremeden farksızdı. Boran'ın dedikleriyle herkes tam arkamdaki adama yani babama döndü iyi halt ettin dercesine. Kalan merdivenleri hızla indim, aynı şekilde babam oldukça rahat bir tavırla indi merdivenleri ve avlunun ortasında durdu ellerini belinde birleştirerek. Bu ne rahatlıktı adamı çıra gibi yakıp birde karşısına mı geçiyordu. Abimler ve kızlar hepsi bize bakarken hepsi korkuyla duruyorlardı. "Boran sakin ol." Demiştim ki öyle bir baktı ki kesti anında sesimi. Babamla konuşmasaydım eğer en az onun kadar öfkeli olurdum, zaten babamda muhtemelen bugün göndertmişti evrakları onu duyduğumda da böyle bir şeyden bahsediyordu telefonda. "Buraya gel Gece hemen gidiyoruz buradan yoksa yemin ederim babandır demem sıkarım çekinmeden kafasına!" Bana bakmadan doğrudan babama fokuslanmışken bağırmıştı hiddetle.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD